Eski Türklerde savaşçılık kültürü – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______04.05.2019_______

Eski Türklerde savaşçılık kültürü

Burak Demir
Orta Asya Kültür Merkezleri
Orta Asya Kültür Merkezleri

Giriş

Günümüzde bir Orta Asya tarifi yapmaya kalktığımızda ilk aklımıza gelen uçsuz bucaksız, hiç sonu gelmeyecek hissi uyandıran bozkırdır. Diğer taraftan dünyanın en eski kıtası tarihi ve coğrafi olarak beş kısma ayrılmıştır: a) Kuzey Asya, b) Doğu Asya, c) Güney Asya, d) Ön Asya ve Orta Asya. Ön-Türk diye adlandırabileceğimiz kavimlerin Anav , Kelteminar, Andronova gibi kültürlerin hareket alanı olmuştur. Tarihte Türklerin tek bayrak altında toplanması ile birlikte kurulan Asya Hun Devleti günümüze kadar gelmekte olan kültürün savaşçı ve askeri yönünü göstermektedir.

Eski Türkler açısından denizden uzak ve tarım için düşük verimli topraklar üzerine kurulu konar-göçer yaşam onların her zaman dış tehditlere karşı tetikte olmasını gerektiren bir durum oluşturmuştur. Bozkır kültürünün bağlayıcı unsuru ise Orhun Yazıtlarında kendini gösteren oguş (aile), urug (aileler birliği) ,bod (boy, kabile), bodun (boylar birliği) sıralamasındaki sosyal teşkilatlanmadır. Coğrafya ve dış tehlike olgusunun getirdiği sosyal-dinamizm, Türkler için sürekli bir hız ve hareket meydana getirmiştir. ‘’Yüksek Arabalılar’’ Çinliler, Türklere bu adı vermiştir.[1] Sosyal dinamizmi oluşturan töre, eğitim , inanç, disiplin , dayanışma gibi kavramlar bozkır kültürünün getirdiği sabır ile birleştiğinde temel savaş kültürünü oluşturuyor. Çocukların iyi birer binici olması için koçlara bindirilmesi, gençlerin yemeğin en yağlı ve güzel yerlerinden yedirilmesi, ileride ayrıntılı olarak açıklayacağımız Osmanlı döneminde “çavuş oku” olarak bilinen Mete’nin ıslıklı oku icadı ile birlikte askerlerini hedefe doğru ok atmalarına yönelten katı disiplin bunun örneğidir.

I- Yazılı ve Sözlü Kültürde Tipler

İslam öncesi ve sonrası Türk Destan ve menkıbelerini incelediğimizde a) bilge , b) alp kişi olma özelliği toplumun öncülüğü üstlenebilmek için aranan iki şarttır. Aşık Paşa- Garipname’si alp kişilik tarifi için yeterli beyitleri sunmaktadır.

Bâzular kuvvet dutar alplık gelür / Ol eserden gâziler alplık kılur [2]

Hem bahâdurlık dahı kırka degin / Alplık içre kimseye virmez egin [3]

Kanı ol kim ister alplık adını / Almag ister düşmanından dadını [4]

Alp erende kuvvet olmak yaraşur / Zîra çok kuvvetlülerle urışur

Bâzuda kuvvet gerekdür elde güç / Yagrını muhkem ola vü bilde güç

Alp eren güçlü gerek kim armaya / Güçsüz olsa alplıgı başarmaya

Çünki kuvvet oldı cisminde tamâm / Bildi anuñ güçlüligin hâs u ‘âm [5]

İslamiyet sonrası alp-eren veya alp-gazi tipi

İslamiyet sonrası alp-eren veya alp-gazi gibi ek unvanlar alması yiğitliğe dinsel motif yüklemiştir ancak özünü bozmamıştır. Oğuz Kağan ve Manas Destanlarındaki tipleme ile Köroğlu Destanındaki tipleme alplik açısından benzerdir. Alp , olgun ve güçlü ve yiğitlik göstermesiyle ad alır. Kişilik olarak cömert, cesur, hünerli , erdem gibi özellikleri taşımalıdır. Bilge kişilik tarifi ise aynı şekilde İslamiyet öncesi ve sonrası olarak farklılık gösterse de öz itibariyle aynıdır.

“lrkıl Oyun, Oğuz destanlarının bazılarında ‘lrkıl Ata’ veya ‘lrkıl Hoca’ olarak da geçmektedir. Reşiddettin’in kaleme aldığı Oğuzname’de, onunla ilgili şu cümle yer alıyor: Türle töre ve âyinlerinin temelini atan bilge, lrkıl Hoca olmuştur. Ebülgazi ise Türk Şeceresi” adlı eserinde, lrkıl Ata’nın bir Türk bilgesi olduğunu yazıyor.’’[6]

“ULUK TÜRÜK (ULU TÜRK): Eski Türk düşüncesi bakımından ilk şaman motifini kendinde canlandıran en büyük koruyucu ruhlardan biri. Şaman ruhu ve atalar ruhu olarak da bilinen bir varlık. Uygur ‘Oğuzname’sinde, Oğuz Kağan’ın yanında bulunan ak saçlı, ak sakallı ve bilgili rüya yorumcusu Uluk Türük adında bir ihtiyardan söz edilir. O da Korkut Ata gibi, görünmeyenler dünyasından haber verir.’’[7]

II-Gelenek

Coğrafyanın oluşturduğu sosyal dinamizm temel bir siyasal akıl oluştururken diğer yandan yoksunluğuna rağmen geçmiş dönem Asya coğrafyası etnik unsurların birer kaynaşma havzasıydı[8]   Savaş ve askerlik kültürü doğal olarak bu kaynaşma unsurunun bağlayıcı unsurudur. İslam sonrası Türk devletlerinde gördüğümüz bağımsızlık alametlerinden sayılan askeri bando takımının öncülüğünü Asya Türk devletlerinde görmekteyiz.

Türklerde askerî bando

Kağanlık timsâli olan askerî mûsikî takımı kağanların maiyetinde giderdi. Bunların baş âleti olan davula türkçe «kobürge», «kübrüg», bazen da «tuğ» denmekdedir (tuğun davula takıldığı metinlerden anlaşılır). Çin kaynakları, Türk hükümdârlarının mûsikî takımında, borulardan da (türkçe «borguy») bahs ederler. Tabarî Türgiş kağanının sanc (türkçesi çarîg) takımının da mevcûdiyetini kaydeder. Türkçe «çımguk» ve «çıngırçak» denen zil gibi âletlere de, sanc adının teşmîl edildiğini Fârâbî’den öğrenmekdeyiz. Doğu Kûmlarında olduğu gibi, Türgiş’lerde de, ordunun hareketleri askerî mûsikî ile idâre edilirdi. Hun ordusu, davullar vurulunca ok atar ve ziller çalınca, dururdu.[9] [kalınlaştırma bize ait]

Savaş adabına ilişkin verilerden biri olarak Hun ordusu, davullar vurulunca ok atması ve ziller çalınca durması benzer şekilde sonraki Türk Devletlerinde devam ederken Göktürk Devletinde  ayın  on beşinde savaşa çıkmaları uğurlu sayılırdı. Genel savaş işareti olarak;  en yaşlı ve mertebe olarak yüksek üç Türk beyi ata biner ve  davula vururdu.  Beçkem (perçem) denen tüyler veya  ipek kurdeleler, savaş işareti olarak Alplere ve atlara takılırdı. Savaş atlarının kuyrukları geriye dönük ok atma kolaylaşsın diye düğümlenirdi.  Savaşlarda ölen Alp mezarlarında ise ‘’balbal’’ adı verilen düşman ruhlarını simgeleyen kaya parçaları veya tahta yontular bulunurdu.[10] Mezardaki taşların sayısı, ölenin hayattayken (savaşta) öldürdüğü adamlar kadardır (balbal denen bu ruhlar ve kurban edilen hayvanların ruhları, öbür dünyada, ölene hizmet edecekti)[11]

Türklerde savaş adabı askeri disipline dayanır

Savaş adabını oluşturan temel olgu ise disiplindir. Sofi Tram Semen’in Atalarımız Hunlar kitabında Mete’nin babası Teoman’ı öldürmesi şöyle anlatılır: Mode askerlerine, “ben nereye ok atarsam siz de oraya ok atacaksınız” der ve kendi karısını oklar. Fakat Hun şerefine göre kadın öldürmenin utanç olduğunu belleğine kazımış erlerden bazıları, bunu yapamaz ve ahlak taraftarları emre uymamanın bedelini canlarıyla öder .Bu dersten sonra erler, artık düşünmeden komutanın dediğini yapmaya başlamışlardır ve Tuuman’ın av sırasında vurulması olayı da böyle gerçekleşmiştir. Mode babasına nişan alınca erleri de aynısını yapmış ve Tuuman Şanüy öldürülmüştür.’’  Aynı kitapta yine Mode yani Mete’nin askerlik işine dair kanun çıkardığı yorumuna varılıyor. Mete öncesi askerlik hayvancılık işinden kalan bir uğraşken artık temel uğraştır. Diğer yandan ise savaş ganimetleri eskiden Soy’un ortak kullanımında iken artık askerin kendi mülkü olmuştur. Türk tarihi açısından Mete ve Ordu kelimesi eş anlamlıdır diyebiliriz çünkü günümüzde bildiğimiz tüm savaş taktiklerini temel kökü onu göstermektedir.

– Sahte kaçış: Düşman gücünü gereken yere çekmek için ve yedek orduyla yok etmek.

– Sahte dönme: Az güçlerin ölümcül savaşa girmesi, düşmanı meşgul ederek, kendi ordusunun saldırı örgütlemesini sağlamak.

– Sahte yenilgi ve yeni güçlerle düşmanı basarken içten onlara katılma: Düşmana zafer rahatlamasını yaşatarak dikkatini zayıflatma ve yeni güçlerle saldırarak, sahte esirlerin gelen güçlerle birleşmesi.

– Hızlı hareketle düşmanı yorma ve sonra esir alma.

– Atla koşarken uzaktan oklama.

– Çember şeklinde sahte korkaklık kaçışı ve düşman güçlerini dağıtma sonra vurma vb.[12]

Sahte dönme ve pusu taktiklerinden anlaşılacağı üzere bunun için a) hafif süvariye sahip olmak, b) iyi ok atmak, c) uzak muharebe kabiliyetine sahip olmak gerekmektedir. Türk savaş stratejinin temel anahtarları buradadır. Bunun için eğitimin sürekli ve ömür boyu olması gerekmektedir. ‘’Türk insanı, barış zamanında savaş hazırlıklarını sürdürürdü. Sürek avları veya Cirit oyunu, birer idman veya oyun değil, aynı zamanda Türk insanını savaşa hazırlamakta idi. Çocuklar koçlara bindirilerek ve ellerine tahta kılıç verilerek, küçük yaştan itibaren savaşçı olarak yetiştirilirdi.’’[13]   …ellerine de ok ve yay vererek kuşlara, gelincik ve farelere nişan attırırlardı, böylece çocuklar büyüdükleri zaman daha ciddi nişan almasını öğrenmiş bulunurlardı.[14] Moğolların ‘’Yurt Oyunu’’ adını verdiklerini Türklerde ise  Hilal, Turan ve Kurt Kapanı olarak geçen taktik sahte dönme ve pusu taktiğinin uygulanmasıdır. Farklı başka bir örnekse M.Ö 90 yılında Çin Ordusu ile yapılan savaşta, Çin ordusunun önüne geceleyin hendek kazdırılıp, gündüz ise arkadan ani baskın yapılmıştır.

Her Türk asker doğar

Asya’nın  kalpgah bölümü olan Orta-Asya bozkırları Türk kavmi içi çevre soyların yaşama arzusu daha baskın çıkmıştır. Bundan dolayı askerlik yaşamın birinci vazifesi olmuştur Bir dönemin popüler söylemi olan ‘’Her Türk asker doğar.’’ belki bugün için değil ama İslam öncesi Türk kavmi için kesin doğruydu.

Erken dönemde Türkler tarih boyunca çeşitli devletlere ücretli askerlik yapmışlar ancak ücretli bir ordu kurmaktan uzak durmuşlardır. Her doğanın doğal asker olduğu için daimi ordulardı. Temel olarak süvari gücüne dayanmakla birlikte yaya faaliyeti de yer kaplamaktadır. Başlıca silahları ok ve yaydı bundan dolayı günümüzde gerilla savaşı diğer adıyla gayr-i nizami harp koşullarında savaşmaktan gocunmamışlardır. Osmanlı döneminde Akıncılar olarak bildiğimiz keşif seferleri bu dönemlerde de yapılmaktadır. İstihbarat, bilgi toplamak için ateş kuleleri olarak bilinen kurgular inşa ederler böylece sınır bölgelerinde düşman hareketliliği hakkında bilgi sahibi olurlardı.

Bronz Kılıç

“Uzun süreden beri Vizigotların kralı olan ve bugünkü Romanya’nın bulunduğu bölgeye yerleşen Athanarik, Ostrogotların mağlup edilmesi, Hunların ilerlemesi karşısında ülkesini savunmaya karar verdi. Athanarik’in, ülkesinin düzlük alanda kurulu olması ve ordusunun şöhreti böyle bir kararı almasında etkili oldu. Çünkü, Doğu Roma ordularına karşı yıllarca başarıyla süren ayaklanmanın üzerinden daha kısa bir süre geçmişti. Athanarik Vizigotların ordusuyla hemen ülkesinin doğu sınırına, Dinyester’in dik kıyılarına çekilerek orada savunma yeri hazırladı. Karargah, araba ve çukurlarla iyice tahkim edildi. Athanarik emniyette olduğunu zannediyordu. Yalnızca nehirle korunma altında değildi. Nehrin önüne koydurttuğu 30 km’lik alanda güçlü bir öncü kuvveti de vardı. Yani iyice hazırlıklı olarak tanınmayan düşmanını bekliyor ve hiçbir sürprizden korkmuyordu. Böylece günler geçti. Fakat günün birinde sabahın çok erken saatinde, ansızın oklar karargahı sarsmaya başladı. Uzakta, Gotların atış alanlarının dışında, disiplinli süvari gurupları dolanıyor ve yabancı bir dilde kumanda sözcüğüyle, aynı anda, korkuyla karşılarında duran Vizigotların üzerine oklarını fırlatıyorlardı. Güneş doğduğunda karargahta yalnızca ölüler vardı. Sağ kalanlar çözülmüş ve dağılmışlardı. Büyük kısmı güneye, Athanarik ve maiyeti batıya Karpatlar’a kaçmıştı’’[15]  Türklerle ilk defa karşılaşan uluslar genelde bu şoku yaşıyordu. Çünkü karşılarında kendi savaş kültüründe olduğu gibi savaşan bir kavim bekliyordu. Avrupa’da Erken Dönem ağır zırhlı piyade; silah olarak kısa kılıç, mızrak ve kargı kullanımı yaygın olduğu için yakın muharebe yapılıyordu ancak Hunların göçü ile birlikte savaş kültürlerini değişmek zorunda kaldı.

Türk tipi at
Türk tipi at

Sonuç

Tarih boyunca Türklerin kurduğu devletler ve hareket alanları onları sürekli bir iç hatlar stratejisi uygulamak zorunda kalmıştır.[16]  Eski çağlarda savaş düşman toprağını ele geçirmek, başkent veya kralın etkisiz hale getirilmesi ile sonuçlanırdı. Muharebe ise düşmanla bir göğüs göğse mücadele iken Türkler ise günümüzde ‘’dolaylı tutum’’ diye adlandırılan düşmana cepheden bir koçbaşı gibi taarruzun yerine kuşatma ve çevirme ile etkisiz hale getirilmesidir.  Bozkırda konar-göçer vaziyette yaşayan bir topluluğun bir av partisi düzenlediğini hayal ettiğimizde avlarına karşı doğrudan saldırmak yerine onu kuşatmak ve öncelikle yıpratmak, yormak isterler bu onların doğadan öğrendiği kültürü içinde yaşattığı bir stratejidir. Türkler, stratejilerini oluştururken kendi kültür ögelerine dikkat ediyorlardı. Avrupa Hun Devleti’nin vergisini verdiği sürece yerleşik ve gelişkin bir kültür olan Roma İmparatorluğuna problem çıkarmıyorlardı. Bu durumun bir benzeri ise Orta Asya bölgesinde kurulan Türk devletlerinin Çin ile olan ilişkilerine benzemektedir.

 

[1] Ögel, Bahaeddin , Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yayınları, 2001, sf:39

[2] Yavuz, Kemal, Aşık Paşa –Garipname, İstanbul, 2000, sf:235 (pdf)

[3] Age, sf:274

[4] Age, sf:430

[5] Age.sf:430

[6] Beydilli , Celal , Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Yurt Kitap Yayın , Ankara, 2005 sf: 14-15

[7] Age, sf:578

[8] Gumilev, Lev Nikolayeviç Eski Türkler, Selenge Yayınları, sf:105

[9] Esin, Emel ,İslamiyet Öncesi Türk Kültür Tarihi ve İslama Giriş, İstanbul Edebiyat Fakültesi Matbaası,1978, sf:98

[10] Esin ,Emel, Türk Kültür Tarihi: İç Asya’daki Erken  Safhalar, Atatürk Kültür Merkezi, 1985,sf:4

[11] Esin, Emel, Türk Kozmolojisine Giriş, Kabalcı Yayınevi,sf:167

[12] Semen, Sofi Tram , Atalarımız Hunlar, Kaynak Yayınları,sf:247-248

[13] Baykara, Tuncer, Türk Kültür Tarihine Bakışlar, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, sf:171

[14] Ligeti, Louis, Bilinmeyen İç Asya, Türk Dil Kurumu Yayınları,sf:47

[15] Ahmetbeyoğlu, Ali, Avrupa Hun İmparatorluğu, Türk Tarih Kurumu,sf:30,-31

[16] Turan, Oğuz, Türklerde Stratejik Düşünce ve Taktik Düşünceler, Belge Yayınları,sf:54

İç Hatlar Stratejisi: Mutasavver bir çevrenin merkezi tarafında yer alan bir ordu ‘iç’ durumdadır. İç durumda bulunan bir ordu, dış durumdan birinden ayrı ayrı gruplar halinde bulunan düşman ordusunun önce bir grubuna karşı hızlıca taarruz eder. Burada galibiyet elde ettikten sonra düşmanın diğer grubuna hücum eder. İç Hatlar kullanmakta başarılı olmanın şartı, düşman grupları birleşmeden süratle birine taarruz etmektir Bugün Türk Ordusu’nun uyguladığı “cep hareketi” adı verilen, düşman cephesine farklı kollardan sızarak harekât üsleri oluşturduktan sonra bu cepleri birleştirmek stratejisinin tarihi kökenlerinde İç Hatlar Stratejisi’nin görmek mümkündür.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları