Görünmez savaş: Ağlar ve paranın gücü – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______28.07.2020_______

Görünmez savaş: Ağlar ve paranın gücü

İskender Öksüz, ABD’li Çin uzmanı General Robert Spalding’in Stealth War-Görünmez Savaş kitabını yorumlamaya devam ediyor. 5G’den Konfüçyüs Enstitülerine, Çin Komünist Partisi tarafından izlenen Çinli öğrencilere Çin İstihbaratı…

İskender Öksüz
Sosyal ağlar

ABD’li Çin uzmanı General Robert Spalding’in Stealth War-
Görünmez Savaş kitabını yorumlamaya devam ediyorum.

Ağlar

Çin ateş seddi

Spalding’in kitabının beşinci bölümünün başlığı, Siber Savaş. İlginç bir tabirle başlıyor: Çin’in Büyük Ateş Duvarı. Bizim “Çin Seddi” dediğimize, İngilizce’de “Çin’in Büyük Duvarı” derler. Ateş duvarı- Firewall terimi de bilgisayarları dışardan gelen saldırılara karşı koruyan yazılım-donanım sistemlerinin adıdır. Böylece Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) kendi vatandaşlarının sosyal medyaya ulaşmasını önleyen önlemlerin bütünü, Çin Ateş Seddi oluyor. Türkçesi daha güzel oturdu.

Çin’de sosyal medyada sansür ve yasak hâkim. Bunlara bir miktar Gulyabanilikte İyi Para Var yazımda temas etmiştim. Google’ın millî ve yerli alternatifi, Baidu. Mesajlaşmada WeChat kullanıyorlar.

Tabiî ki sosyal medya “Kısıtsız Savaş“ın bir cephesi ve savaşta hem Çin Ateş Seddi gibi savunma hem de saldırı sistemleri olacaktır. Siber harbi doğrudan doğruya Halk Kurtuluş Ordusu (HKO) yürütüyor. HKO, tam millî ordu sayılmaz. Resmen ÇKP’nin güvenlik kanadı. Partili devletin ve partili liderliğin askerî kanadı. HKO’nun 6139 numaralı birimi siber harp bölümü. Spalding şöyle tarif ediyor: “…ordunun devasa siber savaş bölümü siyasetçe kutsanmış saldırgan bir askerî güçtür. Her gün Batı’ya akın yapmak üzere tasarlanmıştır.”

Yakın zamanda Twitter’e ve ondan da bizim basınımıza yansıyan bir haber vardı. Twitter yönetimi, Çin’e ait ve Twitter’i siyasî platform olarak kullanan, birbirine bağlı 23 750 çekirdek hesabı ve çekirdek hesapların yayımladığı mesajları yaymakla görevli 150 000 destek hesabını kapattı. Aynı gerekçeyle bazı Türk ve Rus hesapları da kapatıldı. Fakat Türk ve Rusların sayıları Çin’in yanında küçüktü: Türkiye, 7 340 Ak Partili trol hesabıyla ikinci, Rusya da 1 152 hesapla üçüncü geliyordu. Tabi bin kişiye düşen trol sayısını esas alırsanız, Türkiye trol sayısında o kadar da geride değil. .

General Spalding heyecanla bunları anlatıyor ama kavramlar Pentagon için de Beyaz Saray için de yabancı değil. Siber savaş her ikisinin de gündeminde yıllardır mevcut[i]. ABD bilgi savaşının yapıldığı mekâna noosfer, bilgi küresi diyor. Yeryüzüne litosfer, havaya atmosfer, denize hidrosfer denildiği gibi. Karada, havada, denizde ve noosferde!…

Twitter’in açıklamasına göre Türkiye’deki sahte hesaplar Türkiye’nin iç politikasına yönelikti. Rusya ve Çin’inkiler daha ziyade dışarıya dönük. Rusya’nın ABD seçimlerine Trump lehine müdahale ettiği dedikodusu epey yaygındı.

HKO/ 6139 boş durmuyor.

Spalding’ten alıyorum: “Kathleen M. Carley sosyal siber güvenlikte öncü bir akademisyen. Carnegie Mellon Üniversitesi onu önce sosyoloji profesörü olarak işe aldı, ama şimdi aynı üniversitenin Bilgisayar Okulu’nun Yazılım Araştırma Enstitüsü’nde çalışıyor. Geniş anlamda konusu, bilgisayar, örgütler ve toplum. Carley’in asıl öncülük yaptığı uzmanlık alanı, sosyal siber savaş. Twitter, Facebook, Reddit, Instagram ve benzeri platformlar… Kötü niyetlilerin bunları kullanıcıları manipüle etmek, siyasî programların propagandasını yapmak, siyasî gündemi etkilemek, dezenformasyon kampanyaları yürütmek ve ayrışma ve çatışma tohumları ekmek için nasıl kullandıklarını inceliyor.” Carley’in, Carnegie Mellon Enstitüsü’nden önceki akademik geçmişinde MIT ve Harvard’ın da bulunduğunu ekleyeyim.

Carley, Filipinler ve Endonezya’ya yapılan operasyonları incelemiş. Spalding anlatıyor:

Filipin Başkanı Rodrigo Duterte, ülkenin alt yapısını yenilemek için Çin’den 24 milyar dolar tutarında yatırım ve borç temin etti. Anlaşma 2016’da yürürlüğe girdi. Aynı yıl seçim vardı. Duterte aşırı vaadlerde bulunup fiiliyatta bir şey yapmıyor diye eleştiriliyordu. Çin’in onu aldattığı söyleniyordu. Carley’e göre, 2016 seçimlerinde alt yapı yatırımlarını, Çin firmalarıyla yapılan kontratları ve Rodrigo Duterte’yi savunan bot faaliyeti birden arttı.”

İnternet’te siteleri ve bilhassa sosyal medya sitelerini manipüle etmek için kullanılan programlara robot kelimesinden türetilmiş, “bot”, deniyor.

Endonezya’da Twitter son derece popüler. Ülkenin sosyal medyasını incelediğimizde, mevcut Başkan Joko (Jokowi) Widodo ve hempalarının makamını korumaya yönelik bot faaliyeti gözledik diyor Carley.

Widodo, dünyanın en büyük nüfuslu Müslüman milletinin başında. Buna rağmen Çin’in Müslüman Uygurlara uyguladığı baskı ve zulme sessiz kalması dikkat çekici. Başkan aslında hiç çekingen değil. Çin başkanı Şi ile beş kez buluşurken ve Çin yatırımlarını teşvik ederken gayet girişken. (Hong Kong gazetesi) This Week In Asia’ya göre, Endonezya’da Çin yatırımları 2015-2016 arasında %300 arttı.

Carley, Çin’in ülkelere yaklaşımının Rusya’nınkinden çok farklı olduğunu söylüyor. ‘Kamuoyuna çok yumuşak girerler. Verdikleri mesaj şudur: Biz iyi insanlarız. Bizi sevmelisiniz. Bizim yaklaşımımızdan hoşlanmalısınız. Bizim yaklaşımımız daha iyi çalışır.’

Bir örüntü beliriyor: Kredi veriyorsun, alt yapı yatırımı yapacağım diyorsun, sonra sana boyun eğmekten başka seçeneği kalmayan iktidarı siyasette de destekliyorsun. Neyle? “Evden çalışarak!” İyi bir siber-savaş organizasyonun varsa, hayat eve sığıyor.

Çin aleyhine bir şey yazarken dikkatli olun!

Çin sosyal medya üzerinden ülkenin seçimini etkilemeğe çalıştığı gibi bazen de tek tek insanları hedef alıyor.

2018 Ocağında 49 yaşında Roy Jones adlı bir Marriott görevlisi, otel zincirinin Omaha’daki müşteri ilişkileri ofisinde çalışıyordu. Şirketin Twitter sayfasına bakarken Tibet’in bağımsızlığını savunan bir grubun, Tibet’i Çin’den ayrı bir ülke olarak listelediği için Marriott’u övdüğünü gördü ve önünde açık duran Marriott’un hesabından Tweet’i beğendi. Sen misin beğenen! Belli ki Çin’de bir görevli olup biteni izliyordu.

Olanlar derhal Şanghay Belediyesi Turizm Yönetimi’ne bildirildi, Belediye Marriott temsilcilerini buldu. The Washington Post’un haberine göre Belediye, Marriott’un açıkça özür dilemesini ve tweeti beğenen çalışanını işten çıkarmasını talep etti. Üç gün sonra, 14 Ocak 2018’de Marriott, Jones’i kovdu.

5G

Spalding, “Konu güvenin istismarıysa gezegenimizde 5G’den büyük bir oyun yok” diyor.

5G ile şu anda mevcut 4G sistemini karşılaştırıyor. 5G, bir kilometre karede aynı anda bir milyon cihazla iletişim kurabiliyor. Bizim 4,5G dediğimiz 4G-LTE sisteminin kapasitesi, kilometre karede dört bin cihazın altında. Bu demektir ki, diyor Spalding, büyük bir futbol maçında, ağ, bütün seyircilerin telefonlarına ilaveten çevredeki bütün araçları, stadyuma gönderilebilecek bütün İHA’ları, sensörleri, kameraları, kısaca her şeyi kontrol edebilecek. Bu kontrolde bir gecikme, bir zaman kayması yok. Cihazı, mesela İnsansız Hava Aracını uzaktan kontrol eden, sanki cihazın içindeymiş gibi görüntü ve ses alabilecek, cihaza komuta edebilecek. Kaldı ki 5G insanları bir birine veya cihazlara bağlamaktan ziyade cihazları cihazlara bağlayan bir ağ. 5G ağını kontrol eden ülkeyi kontrol eder.

Bir uçağın önüne düzinelerle İHA çıktığını düşünün diyor. Veya çok soğuk bir günde bütün bilgisayar kontrollü ısıtıcıların aynı anda kapandığını! Ekleyeyim: Önemli bir operasyona kalkıştığınız anda bütün komuta kontrol sisteminizin donduğunu.

Kısıtsız Savaş’ta yazarlar, Çöl Fırtınası’nda ABD hava kuvvetlerinin her gün 4000 hedefi vurabildiğini ballandıra ballandıra anlatıyordu. Öyle görünüyor ki 5G ile bu bir günde değil dakikalar içinde mümkün ve sisteme bağlı cihazlar, kendi aralarında konuşup hedefleri de kendileri seçebilecek. Bu hedeflerin öyle devasa şeyler olması da gerekmez. Araba, tank ve hatta tek tek insanlar… Bir kilometre kare içinde tek tek insanları hedef alabilen binlerce İHA düşünün!

O ABD gemilerini sayı çokluğu ve hızıyla avlayacak Çin füzeleri şimdi bir birleriyle haberleşip akıllı arı sürüleri gibi saldırabilir, savunmanın nerede zayıf, nerede yoğun olduğu bilgisini bir birlerine iletip kendileri vurulmadan hedefi vurabilirler. O sisteme sızan bir düşman kuvvet de operasyonun tamamını sabote edebilir. Harbi bir yana bırakın, şöförsüz arabaların trafiğe çıktığı yakın gelecekte şehirlerinizin trafiğini kilitleyebilir.

Çin şu anda bir milyar kamera ile vatandaşlarını izliyor. Bilgilerini kaydediyor. Taze bir gazete haberi, dünyada bin kişiye düşen kamera sayısında birinci ve ikinci şehirlerin Çin’in Taiyuan ve Wuxi kentleri olduğunu bildiriyor. Her kişinin ne yapıp ettiği ve o yapıp ettiğinden dolayı verilen sosyal kredi notu, 5G ile tam çalışır hâle gelecek. Tersi de var. Herhangi bir ülkenin 5G sistemine sızarsanız, o ülkedeki herkesi izler, herkes hakkında bilgi toplayıp ona göre hareket edebilirsiniz. Yine Kısıtsız Savaş’taki örneği düşünün: Rusya, bir cep telefonunu izleyerek Dudayev’i öldürmüştü. Şimdi bütün cep telefonlarımız izlenebilir. Spalding’ten doğrudan alayım:

Açık söyleyelim: Güvensiz bir 5G ağına bağlı her şey potansiyel bir silahtır ve jeopolitik etki ve kontrol elde etmekte kullanılabilir. Çin bir 5G ağını kontrol etse, şehirlerin tamamında veya ülkenin tamamında ağa bağlı teknolojiyi silah haline getirebilir. O şehir veya ülke onun merhametine kalır.

Şecaat arz ederken

Spalding ağlara, sistemlere sızılarak neler yapılabileceğini ABD’nin kendi yaptıklarından biliyor. Bunlardan birini de kitabın 5G bölümünde değil, ekonomi bölümünde anlatmış. Ben onu buraya daha uygun gördüm.

1980 yılında ABD istihbaratı, Fransız istihbaratıyla da işbirliği yaparak, Sovyetler’in Amerikan teknolojisinden en çok ne almak istediklerini soruşturur. KGB’nin en çok arzulanan teknolojiler listesini ele geçirirler. Listenin tepesinde, Rus Trans-Sibirya petrol ve doğal gaz boru hatlarının bakım ve kontrolünü otomatik hâle getirecek cihazlar vardır. O günlerde, Sovyet ekonomisi krize gidiyordu. Rusya bu boru hattıyla Batı Avrupa’nın enerji ihtiyacının %70’ini karşılayacak ve sağlayacağı dövizle boşalan kasasını dolduracaktı. Başta Chase Manhattan olmak üzere, ABD bankalarının istihbaratı ve CIA’nin hazırladığı fantastik plana Reagan yönetimi olur verdi. ABD, KGB’nin o çok arzu ettiği kontrol sistemlerini Sovyetler’e sattı. Fakat cihazları üretirken içlerine de birer Truva Atı yerleştirmeyi ihmal etmedi. Truva Atları, bir süre kendini belli etmeden sessiz bekleyen veya sadece bilgi göndermekle yetinen, fakat zamanı gelince de sistemi sabote eden bir cins bilgisayar virüsüdür.

Ruslar sistemleri hatta yerleştirdi. Hat güzel güzel çalışıyordu. 1982 yaz aylarında balayı sona erdi ve boru hattı durup dururken infilak etti. Patlama, nükleer patlamaların hâricinde ABD uydularının uzaydan görüntüleyebildikleri ikinci hadiseydi. Bu sabotajı birkaç başka operasyon izledi. Suudî Arabistan’ın petrol üretimini arttırarak petrol fiyatlarının düşmesi sağlandı. Sonuçta 1991 yılında SSCB 91 milyar dolar dış borçta temerrüde düştü. İki gün sonra da devlet çöktü.

Bu, ABD ve İsrail’in İran’a karşı birlikte gerçekleştirdikleri başka bir operasyonu hatırlatıyor. 2010 yılında Stuxnet denilen bir bilgisayar virüsü İran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesislerindeki bilgisayarlara ve zenginleştirme santifrüjlerine bulaşıyor. Virüsün İran’ın santifrüjlerinin beşte birini kullanılmaz hâle getirdiği anlaşılıyor. Stuxnet, Natanz’da çeşitli mahallere unutulmuş gibi bırakılan flaş belleklere yerleştirilmiş. Plan şu: Burada çok teknik adam, çok akademisyen var. Bellekler onların eline geçince, mutlaka içinde ne var diye merak eder, bilgisayarlarına takıp denerler. Ve öyle de olmuş.

5G’de sonuç

Bugüne kadarki iletişim sistemleriyle 5G’nin dünyadaki ağların ana taşıyıcısı olacağı gelecek arasında önemli bir fark var. Artık nesneler bir biriyle konuşmaya başladı. Nesnelerin İnternet’i, yani cihazların bir biriyle iletişimi, geleceğin teknolojisinin temel taşı. Artık sabotaj için birilerine özel kontrol sistemleri satmanız veya şehirde sağa sola flaş bellek bırakmanız gerekmez. 5G’yi nereden aldığınıza ve nasıl denetlediğinize bağlı olarak Truva Atı cebinize kadar girebilir. Cebiniz önemli değil. Trafiğinizi kontrol eder. Yalnız trafiğinizi değil, uçaklarınızı, tanklarınızı, gemilerinizi, fabrikalarınızı…

S-400 füze savunma sisteminin kopardığı gürültü, aslında onun bir ağ oluşundandır. Radarlarıyla, komuta-kontrol sistemiyle ve füzeleriyle o da ağdır, Patriot da bir ağdır. F-35 karmaşık bir ağa bağlı bir silah sistemidir.

Nesnelerin bir birine ağ içinde bağlı olduğu bir dünyada her şey ağdır. Telefonunuz ağdadır. Şirket ağdadır. Fabrika ağdadır. Taşıtlar ağdadır. Uçaklar ağdadır. Gemiler ağdadır. Ordu ağdadır. İnsanların bütün davranışları ağdadır. Para ve bankalar ağdadır. Ve bu ağ 5G üzerinden işlemek zorundadır. 5G’yi kontrol eden her şeyi kontrol eder.

S-400’ü, F-35’i ve en önemlisi iletişim alt yapınızı teşkil edecek 5G’yi kim imal etmişse ağlar ona açıktır. Bütün ağlara, o ağı kuran devlet sızabilir, gerektiğinde ağı kontrol altına alabilir.

Paranın gücü

Üniversite harçlarıyla sızma harekâtı

Spalding, 2017 yılında ABD üniversitelerine 350 000 Çinli öğrencinin kayıtlı olduğunu belirtiyor. ABD’de toplam 1,08 milyon yabancı üniversite öğrencisi var. Çinli öğrenciler yabancıların %32,5’i. ABD üniversitelerinin ortalama yıllık harcını 30 000 dolar kabul edip, tahmini bir ev kirası, geçinme masrafı da eklendiğinde, Çinli üniversite öğrencilerinin ABD üniversiteleri ve çevresine yılda 15-20 milyar dolar bıraktığı anlaşılır. Amerika’nın en iyi üniversiteleri Harvard, Yale, MIT, Stanford gibi özel üniversitelerin sadece öğrenci harçları ve bir miktar bağışla ayakta durduğu düşünülürse bu meblağın önemi daha iyi anlaşılır.

ABD dünyanın en kaliteli yüksek öğreniminin verildiği ülke. Dolayısıyla öğrencilerini orada okutmak Çin’in çıkarına. Bu teknoloji ithali için de güzel bir yol. Çinli diplomatlar ve firma yöneticileri yurt dışına gönderdikleri öğrencilere yararlı teknolojilerle dönmelerini telkin ediyor.

Ya üniversitelerin özerkliği, hocaların fikir hürriyeti?

Şimdi, şöyle bir senaryo düşünün:

Çinli öğrencilerin en çok tercih ettikleri okullardan biri New York Üniversitesi’dir (NYU). Diyelim ki NYU, hoca kadrosuna Çinli bir muhalifi veya Çin’in Uygurlara yaptığını tenkit eden bir hocayı almaya kalktı. Çin buna misilleme olarak üniversitedeki öğrencilerini çekerse, bu yılda, öğrenci başına 47 000 dolardan 141 milyon dolarlık bir harç kaybı demektir. Barınma ve yaşama için harcanan miktarlar da daha milyonlarca dolar tutar. Şimdi soralım: Çin, falan profesörü istemiyoruz derse, sizce üniversite bu şikâyeti ciddiye alır mı? “İşte”, diyor Spalding, “tam da bu senaryo, ABD’de birçok üniversitede oynandı ve her seferinde Çin’in istediği oldu.

Spalding devam ediyor:

Kalifornia Üniversitesi Berkeley kampüsü, Çinli öğrenci nüfusunda ABD’de ikinci sırada. O okulun profesörlerinden biri Çin konsolosunu bir gün okulda görmüş. Bana anlattı. Burada ne yapıyorsunuz diye sormuş.

“Ha, hiç”, cevabını almış.

Profesör merak etmiş ve memuru izlemiş. Konsolos, Çinli öğrencilerin toplantısına girmiş. Onlara, nereden geldiklerini unutmamalarını söylemiş: “Sizi izliyoruz. Akıllı davranın. Çin’e sadık olun.”

Çinli öğrencileri ABD’ye getirmenin, söz, din ve siyaset hürriyetlerinin, baskılanmak şöyle dursun, kutsandığı liberal kültür içinde yaşamalarını sağlamanın; memleketlerinde ÇKP yönetimine muhalefet yaratmanın ilk adımıdır diye düşünebilirsiniz. Fakat görülüyor ki, siyasî görevlilerin ağzından duyulan böyle uyarılar Amerikan üniversitelerinin niçin demokrasi aşığı Çin muhalifleri üretmediğini açıklıyor. Çinli öğrencilere Amerikan öğrencilerle faza içli dışlı olmamaları, diğer Çinli öğrencilerle yakın temasta bulunmaları talimatı veriliyor. Çin hükümetinin tek tek kişilerin davranışlarını izlemeye ne kadar meraklı olduğunu hatırlarsanız, öğrencilerden arkadaşlarını rapor etmelerinin istediği de kesindir.  Böylece bu öğrenciler, söz hürriyeti veya toplantı hürriyeti gibi temel Amerikan haklarının keyfini falan sürmüyor. Aksine, her an, anavatanlarının otoriter kurallarının tehdidini hissediyor. Çin’de vatandaşları izleyen ve toplanan veriye göre bir sosyal kredi skoru oluşturup buna göre ceza ve ödül dağıtan sistem yeni uygulamaya konuldu. Sayısal gözlem her yere erişiyor. Bu sistemlerle öğrencinin yurt dışındaki serbest davranışları memleketlerindeki aile fertlerini cezalandırma veya burslarını kesme gerekçesi olabilir.

Yumuşak güç- Konfüçyüs Enstitüleri

Çin’in dünyadaki yükseköğrenimle ilişkisi öğrenci göndermekten ibaret değil. Çin dilini ve kültürünü öğretmek için de Konfüçyüs Enstitüleri açıyor. 2020’de dünyada 548, ABD’de 103 Konfüçyüs Enstitüsü var. Türkiye’de ODTÜ, Boğaziçi, Okan Üniversitesi ve Yedi Tepe Üniversitesi’nde açılmış.

Spalding’e göre Konfüçyüs Enstitüleri programını Çin 2004’te başlatmış. Enstitüleri, yarı-hükümet kuruluşu Uluslararası Çin Dil Konseyi Dairesi finanse ediyor. Bu dairenin kısa ismi Hanban. Hanban’ın başında Politbüro üyesi ve Başbakan Yardımcısı Liu Yandong var. Liu daha önce Birleşik Cephe İş Dairesi’nin başındaymış. Hanban’ı yüksek rütbeli devlet ve parti mensupları yönetiyor. Hanban’a üye veren başlıca kuruluşlar, Dış İşleri Bakanlığı, Eğitim ve Devlet Enformasyon Konseyi (diğer adıyla “Yabancı Propaganda Ofisi“). Şikago Üniversitesi hocalarından Marshall Sahlins, Hanban’a, “uluslararası pedagoji örgütü olarak çalışan parti-devleti aleti” diyor.

Kısa bir süre Spalding’ten ayrılıp, Görünmez Savaş’ın yayınlanmasından sonra ortaya çıkan bir Konfüçyüs Enstitüsü hikâyesine bakalım:

2019’da, Brüksel’deki Vrije Üniversitesi’ndeki (VUB) Konfüçyüs Enstitüsü Müdürü Profesör Song Xinning, Belçika mahkemesince casuslukla suçlandı ve Şengen ülkelerine girişi yasaklandı. Song yasaklama kararına karşı açtığı davayı kazandı. Ancak kazandığı vize yasağı davasıdır. Casusluk suçlaması kaldırılmadı. Belçika Devleti, Song’un Çin istihbarat servisleri adına Belçika’daki Çinli öğrenci ve iş çevrelerinden adam devşirdiğini iddia ediyor.

Çin’de sivil veya devlet kuruluşlarının, şirketlerin, fertlerin tamamı, Çin Komünist Partisi’nin yönetimi altındadır. Bu gizlenen bir gerçek değil. Şöyle de ifade edebiliriz: Çin’de “sivil” diye bir şey yoktur. Devlet istihbaratı bir şey talep ettiğinde vatandaşların bu isteği yerine getirmeleri kanunun emridir. Dolayısıyla bir Çin Kurumu Çin devleti için mi çalışıyor sorusu, saçmadır. Kurumlar da fertler de devlete, daha doğrusu ÇKP’ye çalışır.

Ben bir not düşeyim: Spalding ve Batılı kaynaklar Çin’in Konfüçyüs Enstitüleri’ni istihbarat görevleri için kullandığını anlatırken, birçok masum görünüşlü batı kurumunun da benzer faaliyetlerde bulunduğundan bahsetmiyor. Almanya’nın stiftungları, ABD’nin National Endowment for Democracy vakfı, renkli devrimlerin komuta-kontrol merkezi Soros’un vakfı, soğuk harp boyunca ABD’nin USIS (Birleşik Devletler Enformasyon Servisi) ve mesela Türk-Amerikan dernekleri ve kütüphaneleri Konfüçyüs Enstitüleri’nden daha masum değildir. Batı GONGO’larının (Hükümetlerce Teşkilatlandırılan Hükümet Dışı Teşkilatlar) yapıp ettikleri kendi kalemlerince anlatılır. Türk’üm Özür Dilerim’in GONGO’lar bahsinde bunların ayrıntısına girmiştim[ii].

Ancak arada bir fark var: Çin’de “Hükümet Dışı”, daha doğrusu ÇKP dışı diye teşkilatlı bir eylem olamaz. Ve hiçbir Çinli size, Batılıların kendi ülkelerinin faaliyetini anlattığı gibi, biz böyle böyle yaptık, yapıyoruz diye anlatmaz

[i] John Arquilla ve David F. Ronfeldt The Emergence of Noopolitik: Toward an American Information Strategy (Noopolitiğin Doğuşu: Bir Amerikan Enformasyon Stratejisine Doğru), Rand Corporation,1999.   Kapak sayfasında şöyle bir not da var: Bu raporda anlatılan araştırma, Savunma Bakanlığı tarafından desteklenmiştir. Araştırma, RAND’ın Savunma Bakanlığı, Genel Kurmay ve Birleşik Komutanlıklar ve savunma ajanslarınca desteklenen ve federal hükümetten fonlanan Millî Savunma Araştırma Enstitisü’nde yapılmıştır DASW01-95-C-0059 sayılı kontratla yapılmıştır.  İskender Öksüz, Türk’üm Özür Dilerim, Sayfa 107, “Noosferde fikir savaşları”, Panama Yayınları, 2016.

[ii] İskender Öksüz, Türk’üm Özür Dilerim, Panama Yayıncılık, Sayfa 85 ve devamı.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları