Hint-Avrupalı denen toplulukların bölgemize gelişleri ve yayılmaları fikri – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______19.02.2019_______

Hint-Avrupalı denen toplulukların bölgemize gelişleri ve yayılmaları fikri

Rahim Cavadbeyli
Sözde Aryen halklar haritası
Sözde Aryen halklar haritası

Fars bölgesine, yarı vahşi göçebe olarak gelmişler ve Elam Türkleri’nin izniyle orada yerleşmişlerdir

Kürtlerin, Hint-Avrupalı topluluklardan olduğunu belirten tarihçilere göre: Hint-Avrupalı boylarla beraber, MÖ 8. ve 9. yüzyıllarda, Hindistan’ın kuzeyinden, daha doğrusu günümüz Afganistan’ı üzerinden İran iç sahrasına, şimdiki Kirman ve günümüz Fars bölgesine, yarı vahşi göçebe olarak gelmişler ve Elam Türkleri’nin izniyle orada yerleşmişlerdir.

Prof. Dr. M. T. Zehtabi (Kirişçi) eserinde, Hint-Avrupalı denilen bu toplulukların, bölgemize gelişini şu sözlerle ifade ediyor: “Kesin bilimsel verilerle kanıtlanmış ki, Hint-Avrupa dilli bu halklar, on boydan oluşarak MÖ 900 yıllarında, İran topraklarına gelmişlerdir. Elam Şehzadeleri’nin hükümranlığı altında, çağdaş Kirman ve Fars bölgesini, Elam devletinin izniyle yurt edip yerleşmişlerdir. Türkler, onlardan yaklaşık 3500 yıl önce bu İran denilen topraklarda büyük uygarlıklar ve devletler kurmuşlardır.”[24]

MÖ. 900 yıllarda üçü yerleşik, yedisi göçebe 10 boydan oluşan Hint-Avrupalı denilen bu topluluklar; ‘Pasargad’ boyunun önderliğiyle doğudan İran’a gelmişlerdi. Bunların yerleşik üç boyu, şimdiki Fars bölgesinde ve yedi boydan oluşan göçebeler ise Kirman’da yerleşmişlerdir.

Hint-Avrupalılar bölgeye geldiklerinde tam bir ilkel hayat yaşıyorlardı

Bu 10 boydan oluşan Hint-Avrupa dilli denilen topluluk, Abul Kasim Firdevsi’nin ‘Şahname’ eserinde gösterdiği gibi bölgeye geldiklerinde, tam ilkel hayat yaşamaktaydılar. İran’da yurt edindikten sonra ülkenin gelişmiş yüksek uygarlığını yaşatan yerel Elam, Kassi, Ellipi, gibi Türklerin asırlarca egemenlikleri altında yaşayarak eğitilmişler ve kültür, ileri hayat tarzı, elifba, yazı vb. öğrenmişlerdir. Hint-Avrupalı topluluğun ülkemize gelişinden itibaren, MÖ 550 yılında Ahamenidlerin egemen oldukları döneme kadar Manna hükümranlığı devam etmiştir.[25]   MÖ 673 tarihinde ise Med isyaniyle Med İmparatorluğu kurulmuş ve Manna hükümranlığı da onun egemenliği altına alınmıştır.

Kürt göçebelerinin asıl vatan edindikleri topraklar, günümüz İran’ın iç sahralıklarıdır

Bu topluluklar, Sasaniler dönemine kadar Kirman ve kısmen Fars bölgesinde yaşamışlardır. Kısacası Fars, Lor, Mazeni, Gilek, Simnanlı ve konumuz olan Kürt göçebelerinin asıl vatan edindikleri topraklar, günümüz İran’ın iç sahralıkları olmuştur. MÖ 900’de, Elam Türklerinin izniyle o bölgeyi, vatan edinmişlerdir. Türklerin, ağırlıkla İran’ın en yeşil, yaşanır verimli topraklarında yaşamaları da bölgenin, ilk halkları olmalarından kaynaklanıyordu. Azerbaycan, Batı İran, güney Hazar ve Horasan bölgesi, İran’ın iklim olarak en yaşanır bölgeleridir. Bu bölgeler, İslamiyet’in hâkim olduğu döneme kadar Türklerin asıl yurdu olmuştur. Hint-Avrupalı denen bu topluluklar; defalarca bu verimli ve mümbit topraklara yerleşmek istemişlerse de Türkler tarafından geri püskürtülmüştür. İslam’dan sonra çoğunlukla göçebelerden oluşan bu 10 boy, İran’ın mümbit bölgelerine dağılmaya başlamışlardır. Maalesef bu dağılım tarzı ve zamanları üzerinde, şimdiye kadar doğru, akademik ve bilimsel çalışmalar yok denilecek kadar azdır.

Ahamenid ve Sasani İmparatorluklarının, bu sahralıktan başkaldırmış oldukları kaydedilmektedir. Sasaniler, Arsak (Arşak – Aşkan – Part) Türk İmparatorluğunu yenerek, günümüz İran’ı ve çevre bölgelerini işgal etmiş; egemenliğini, işgal ettiği topraklara ve esir aldığı halklara dayatmıştır. Bu İmparatorluk, 224’den 651’e kadar, egemenliğini ve işgallerini acımasızca ve vahşi biçimde devam ettirmiştir. Sasani İmparatorluğu, 6. yüzyılın başlarında, iki büyük akınla karşı karşıya kalmıştır.

Hint-Avrupa kökenli topluluklar Azerbaycan, Kafkasya ve Hazar yerleştiriliyor

Bu imparatorluğu tehdit eden akınların biri, kuzeyden art arda gelen göçebe Türklerle güçlenen yerleşik Türkler ve diğer taraftan günümüz Irak’ından doğuya, kendi topraklarını genişleten Araplardı. Sasaniler, işgal ettikleri Türk topraklarını ellerinde tutmak ve bu akınlara karşı Hindistan kökenli toplulukların bir kısmını tedbir amacı ile Azerbaycan, Kafkasya ve Hazar çevresine, diğer bir kısmını ise günümüz Irak’ına yerleştirmeye çalışmıştır.

Azerbaycan ve Kafkasya’ya yerleştirilmiş kısmı, büyük çoğunlukla Türkler içinde erimiş ise de Hazar’ın güney kıyısına yerleştirilmiş olanlar -büyük olasılıkla- 10. yüzyıldan itibaren Hindistan’dan sevk ettirilen gruplarla sayılarını artırmışlar ve günümüze kadar varlıklarını sürdüre gelmişlerdir. Şimdilerde, Gilek ve Mazeni toplulukları olarak, Horasan’la Azerbaycan Türklüğü arasında, fiziksel bağı zorlamaktadırlar. Kaydetmemiz gerekiyor ki, Güney Hazar kıyılarına sevkettirilen Gilek ve Mazeni diye adlanan ve belirgin bir kısmı Çingenelerden oluşan toplulukların, ne zaman bu bölgeye geldiklerine yönelik, bilimsel bir akademik çalışma günümüze kadar yapılamamıştır.

Gilekçede çoğu Türkçe Slavca ve Yunanca sözcükler de bulunmaktadır

Mazeni ve Gileklerin, bu bölgeye Hindistan’ın kuzeyinden gelip yerleşmeleri de büyük ihtimaldir. Diğer bir konu da adı geçen bölgede, İskender’in işgalinden sonra egemenliklerini sürdüren Selevkoslar sonrasında, egemenliği ellerine alan Arşaklar (Partlar) döneminde, (MÖ 146) Atena’nın, Rum İmparatorluğu tarafından işgaliyle bazı Yunan kökenlilerin bölgemize mülteci olarak göçtükleridir. Bu Yunan kökenli mülteciler, 3. yüzyıla kadar bu bölgede yaşamışlar ve 3. yüzyılın ortalarında, Yunan ve Makedonya’ya geri dönmüşlerse de az sayıdaki kısmı, güney Hazar bölgesinde yerli halklarla beraber kalmayı tercih etmişlerdir.[26]  Bu kesimi de içinde bulunduran topluluğun, günümüzde konuştukları Gilekçede çoğu Türkçe sözcükler bulunmakla birlikte, Slavca ve Yunanca sözcükler de bulunmaktadır. Bu, araştırılması gereken bir konudur.

Gilek ve Mazeni’lerden önce o bölgede yaşayan Teberis’ lilerin (Teberiz – Teberistan – Teburz), yerli Tebriz Türkleri ile aynı dili ve kültürü paylaştıkları kanısı, bize göre daha gerçekçidir. Güney Hazar kıyısında bulunan eski Teberis, Gürcistan’ın başkenti Tiflis (Tiblis, Gürcü dilinde ise Tibilisi), Türkiye’nin Trabzon (b, z, yer değişimi ile eski Türkçemizin “an” ekini kabul ederek “Tebrizan”) ve Toros Dağları ve Tahran’ın temel bölgelerinden biri olan Tefriş gibi eski yer adları, doğrudan eski Tebriz Türkleri ile aynı kökeni paylaşmışlardı. Etimolojik çözümlemeler de bu yer adlarının aynı kökten olmalarını ispat etmektedir.

Bölge adlarının etimolojik incelemesi yapılmalı mıdır?

Etimoloji ve mitoloji araştırmacılarının, kaydedilen adların ve tesbit etmediğimiz birçok diğer eski bölge adlarının, etimolojisi üzerine çalışmaları gerekmektedir. Diğer taraftan, İran’ın ‘Kaşan’, ‘Kazirun’ ve Rusya Tataristan Federatif Bölgesi‘nin başkenti ‘Kazan’ isimlerinin etimolojik çözürlülüğü aynı toplum ve Türk uygarlığının varoluşunu ispat etmektedir. Bununla beraber İran’ın Kerec (Kereç), Türkiye’nin Kars (Kers, Kerc veya kerec) ve Ukrayna’ya bağlı Kırım adasının Keriç Limanı (Türkiye’de Kerç olarak tanımlanıyor) aynı Türk dil ve kültürünün açık göstergeleridir. Bunlar, konumuz olmadığından daha fazla üzerinde durmayı uygun bulmuyoruz.

Kürt toplulukları bölgemize nasıl ve ne zaman göç ettiler?

Gelelim asıl konumuz olan Kürt topluluklarının bölgemize nasıl ve ne zaman göç ettiklerine: Sasaniler’in, günümüz Irak üzerinden genişlemeye başlayan Araplara karşı koymak amacıyla Kirman bölgesinde yaşayan bazı aşiretleri, bu bölgeye göç ettirdiği bilinir. Bu aşiretler, zamanla Kuzey Musul dağlarına sıkıştırılmış ve orayı, vatan edinmek zorunda kalmışlardır. Bunlar, Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminden itibaren, Kürt olarak anılmaya başlanmışlardı. Ondan önce, çeşitli aşiret isimleri ve geldikleri yer adına bağlı isimlerle anılmışlardı. Önce değindiğimiz gibi Kirman kenti, Hint-Avrupalı denen toplulukların göçebe kısmının yerleştiği ve vatan edindikleri bölge olmuş-tur. Yani Kirman sahralığı, bu göçebelerin ilk vatan edindikleri bölge olmuştur. Sasanilerin o bölgeye göç ettirdiği ilk Kürt aşiretleri -bize göre- günümüzde İzedi-Yezidi olarak anılan, oldukça az sayıdaki aşiretler olmuştur. Hamza İsfahani ve Firdevsi’ye göre sayıları, 12 bin kişidir. (Bu konulara yeri geldiğinde tekrar değineceğiz.)

Kürt Tarihi’ adlı eser, bu göçü şu sözlerle ifade ediyor: “Sasani şahları döneminde ardı ardına devam eden zaferlerle ‘toplum göçü’ olarak karakterize edebileceğimiz bir şekilde Kürtler, ülkenin (İran’ın) kuzey batı -günümüz kuzey Irak- bölgesine göç ederek yerleşmişlerdir.”[27]

8. ve 9. yüzyılda yaşamış, Bağdat doğumlu ünlü tarihçi ‘Ahmet İbn-i Yahya Belazeri’ ‘Futuh-ül-Beldan’ eserinde, gelecekte Kürt olarak adlanacak toplumu, ‘dağlılar’ olarak kaydeder. O, fikrini şu sözlerle ifade ediyor:[28] “H. 20 / M. 641 tarihinde Atabe İbn-i Ferged Urmiye’yi fethettikten sonra, Musul’u ve çevresindeki dağlıları yendi.”

Belazeri, Teberi gibi ünlü Müslüman tarihçilerinin verdikleri bilgilere göre[29] sonraları Kürt olarak adlandırılacak olan toplulukların, çoğunlukla Botan ırmağının doğu kıyıları,[30]  Kuzey Dicle ve İbn Ömer adasının (Gazarta, Ceziretüşşeref, Cizre) güneyinde yaşadıkları bildirilir.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminden itibaren Kürt adı yaygınlaşır

12. yüzyılda yaşamış, Kuzey Musul kökenli İbn Al Asir eserinde, Kürtlerin, Musul çevresinde olduklarını kaydeder. Görül-düğü gibi Selçuklu Devleti’ne kadar günümüzde Kürt diye hitap ettiğimiz topluluğun adı İslami kaynaklarda Kürt olarak geçmez; Dağlılar, dağda yaşayan göçebeler, bazen aşiretlerinin ismi, bazen ise mülhit, yanı dinsiz olarak geçer; diye kaydedilmiştir. Ama Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminden itibaren, Kuzey Musul dağlarında yaşayan topluluklar için Kürt adının kullanılması yaygınlaşmıştır.[31]

12. yüzyılda, birçok batılı tarihçi, Kürtlerle ilgili Yunan kökenli yazıtlarda veya taş tabletlerde benzer isimler bulmaya çalışmışlardır. Bunun için ‘Kordien, Kordoen, Kordçikh ve benzer isimlerin günümüz Kürtlerinin eski prototip adları olduğunu iddia etmişlerdir. Bunlar, iddia olarak kalmıştır ve belgelerle kanıtlanmamıştır. Kanıtlanması da mümkün değil. Çünkü siyasi amaçlar için uydurulmuş tarihi yalandan başka bir şey değildi.

Yine İngiliz tarihçi Guy Le Strange, (1854-1933) 1905 tarihinde yazmış olduğu ‘Doğu Hilafeti’ eserinde, veri tabanını göstermeksizin, belirsiz bir rivayete dayanarak şu iddiada bulunmuştur. “1117-1128 tarihinde Selçuklu Sultanı Sencer Han, Batı Zagros dağlarının eteğinde yerleşen[32] batı Kirmanşah ilçelerinden birini ‘Kürdistan’ diye adlandırarak, kendi kardeşi Süleyman Şahı oranın valisi yapmıştır.” Maalesef Strange’nin, bu belirsiz rivayete dayanan iddiası, şimdi ‘Kürdistan’ adının, ilgili en temel kaynağını oluşturmaktadır.[33]

Kürtçü Dr. Alırza Khani araştırmasında, Strange’nin fikirlerine dayanarak; bunu, şu sözlerle ifade ediyor: “Görünen şu ki, ‘Kürdistan’ adı, terminoloji olarak ilk kez, 1117-1128 tarihinde, Selçuklu padişahı Sencer Han tarafından Kirmanşah’ ın batı ilçelerinden birine verilmiştir. Kürdistan diye adlandırılan ilçe, Azerbaycan’la Loristan arasında ve batı Zagros dağlık vilayetlerinin ortasında bulunuyordu. O günden itibaren bu bölge, Kürdistan olarak adlandırılmıştır.[34]

Guy Le Strange’in tarihi çarpıtan iddiaları

Fayeg Şeriat Panah, Strange’ın bu iddiasını kendi eserinde şu sözlerle ifade ediyor:[35]  “Rivayet edildiği gibi, Kürdistan ismi ilk kez Selçuklu döneminde Azerbaycan’la Loristan ve Kirmanşah’a yakın bir bölgeye verilmiş isimdir.’’ F. Ş. Panah, Strange’nin bu kökü belirsiz iddiasına dayanarak, bölgeye Kürdistan adının verildiğini ileri sürmektedir. Aslında ise Strange, 1905 tarihinde, (İran’da ilk Eyalet ve Vilayet Kanununun kabul edilişinden iki yıl önce) bu eserini yazarken, bu bölge devlet belgelerinde, fiili ve yasal olarak Azerbaycan memleketlerinin Iraki Ecem bölgesi olarak geçer. Strange’nin kendisi bile bölgenin Azerbaycan memleketlerine ait olduğunu anlayarak “Azerbaycan ile Loristan” ifadesini değil, aksine “Batı Kirmanşa’ın bir ilçesi” olarak kaydetmiştir. Bir kere hangi ilçeye Kürdistan isminin verildiği de belli değildir. Bu iddia kökünden çarpıtılmıştır. O dönemde, ne Loristan ne de Kürdistan diye adlanan bir bölge olmuştur. Anuşirevan döneminde o bölgede, Kürt aşiretlerinin Iraki-Arab’a sevki zamanında, bazı Kürt obalarının yerleşmesi olasılığı olsa da orada yaşayanların çoğunluğunu, yerli Türkler oluşturuyordu. İslamiyet’in kabulünden sonra Kirman ve doğu Şiraz aşiretlerinden sayılan Lor ve Kürtlerin bir kısmı, o bölgeye göç etmişlerdi; azınlık olarak orada yaşıyorlardı. Resmi belgelerde bölge: ‘Iraki-Acem’ kaydedilerek, Azerbaycan memleketleri sayılıyordu.

Guy Le Strange’in amacı neydi?

Guy Le Strange’nin, 1905 tarihinde böyle kökü belirsiz iddiaya dayanarak, siyasi coğrafi terminoloji olarak ‘Kürdistan’ ismini gündeme taşımasının esas gayesini biz, şimdi daha iyi anlıyoruz. Strange, Selçuklu Türk Hanedanı tarafından Kirmanşah’ın batı ilçelerinden birine ‘Kürdistan’ isminin verildiğini iddia ederken, çökmekte olan Kaçar ve Osmanlı Türk devletlerinin bitişik sınırlarında, yeni bir etnik savaşın tohumlarının ekilmesine, teorik zemin hazırlamıştır.

Bu verilere dayanarak kesin olarak şunu söyleyebiliriz ki Yezdiler-İzediler ilk önce 6. yüzyıldan itibaren göçebe olarak, kuzey Musul, güney Cizre ve doğu Mardin’in dağlarına sevk ettirilmişlerdir. Ferdevsi ve Hamze İsfahani bunların sayısını kendi dönemlerinde 12 bin olarak bildirmişlerdi. İkincisi, Strange’ın bu belirsiz rivayete dayanan iddiasına göre Zagros dağlarının batısında, Kirmanşah ilçelerinden birine ‘Kürdistan’ adının verilmesiyle Kürtlerin bir kısmı (Kirmanci’ler), o dönem Selçuklu İmparatorluğu tarafından bu bölgeye yerleştirilmiştir. Aslında söz konusu ‘Kürdistan’ adı değil, Sultan Sencer tarafından 12. yüzyılda bir kısım aşiretlerin, Kirman ve Doğu Şiraz sahralıklarından, Kuzey İlam-Batı Kirmanşah- Doğu Kasr-ı Şirin üçgeninde, dağlık bölgeye göç ettirerek yerleştirilmesidir.

1117-1128 tarihinde, Selçuklu Sultanı büyük Sencer Han, Kirman sahralıklarında bulunan aşiretlerin bir kısmını, günümüz Kirmanşah, Kasr-ı Şirin, İlam üçgenine yerleştirmiştir. Amacı ise 1095-1291 yılları arasındaki Haçlı seferlerine karşı koyabilmekti. Anuşirevan, İzedi aşiretlerini, Araplara karşı kullanmak için 6. yüzyılda Irak’i-Arab’a sevketmiştir. Büyük Selçuklu İmparatorluğu ise Kirman’da bulunan bazı aşiretleri, Haçlı yürüyüşlerine karşı İslamiyet’in korunması adına Kirmanşah vadisine göç ettirmiştir.

Kürdistan adlandırması tarihi gerçeklere aykırıdır

Selçuklu Sencer Han’ın, aşiretlerin bir kısmını Kirman’dan alıp, batı Kirmanşah vadisine yerleştirmesini, bölgenin ‘Kürdistan’ adlandırılması gibi yorumlanması gerçek dışı iddiaların ötesine geçmez. Zaten, 12. yüzyılda Kirman’dan sevkettirilen aşiretlerin yerleştiği bölgeye sonraları, Kirman Selçuklularının kurucusunun İranşah, Turanşah ve Kirmanşah adlı oğullarından birisinin adına atfen Selçuklu Şahzadesi Kirmanşah’ın ismi verilmiştir. Strange, bu isimlendirmeği tahrif ederek Kürdistan olarak kaydetmiştir.

Guy Le Strange, 1905 tarihinde, ‘Kürdistan’ iddiasını ileri sürmesini, belirsiz bir rivayete dayandırsa da, biz bu rivayetin biricik esas kaynağının ‘Neh’zet’ül-Gulub’ eserinin yazarı Hamdullah Mostofi olduğunu iyi biliyoruz. Bu konuya, Mostofi değinmiştir ve bu iddia, ona aittir. Hiçbir İslami kaynak, bu iddiayı onaylamamaktadır. Ama Kürtlerin, Kirman’dan sevkiyle ilgili geniş bilgi bulunmaktadır.  H. Mostofi bu eserini, 1340 tarihinde yazmıştır. H. Mostofi’nin 230 yıl öncesine ait Kürt denilen aşiretlerle ilgili vermiş olduğu bu bilgileri, doğru okumamız gerekiyor.

Bölgenin asıl adı: Kirmanşah

Mostofi ve diğer İslam tarihçilerinin o döneme ait vermiş oldukları bilgilere göre Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Haçlı yürüyüşlerine karşı güçlü savunmayı oluşturmak için Kirman ve diğer bazı bölgelerde bulunan aşiretleri, Kasr-ı Şirin, İlam, Batı Kirmanşah bölgesine yerleştirmiştir. Kürt topluluklarının, İzedi-Yezidilerden başka bölgemize ilk gelişleri, bu sevketmekle başlar. Kısaca söyleyelim ki 12. yüzyılın başlarında, Sencer Han tarafından, Kürt topluluklarının bir kısmı, kaydedilen bölgeye sevkettirilmiştir. Sonra Kirman Selçuklularının kurucusunun Kirmanşah adlı oğlu o bölgeye hakim olarak gönderilmiştir. Selçuklu Kirmanşah’ın bölgeye yönetici olarak atanmasıyla bölge, onun onuruna Kirmanşah olarak adlandırılmıştır. Bölgenin Kürdistan olarak adlandırılması, yersiz iddiadan başka bir şey değildir.

Demek ki Kürt adı altında birleştirilen aşiretlerin bir kısmı – İzediler 6. yüzyıldan itibaren Kuzey Musul dağlarını ve diğer bir kısmı ise 12. yüzyıldan beri batı Kirmanşah bölgesini vatan edinerek yaşamışlar ve Safeviler dönemine kadar bu, böyle devam etmiştir. Osmanlı-Safevi arasında, Şii-Sünni eksenli savaş başlarken bu topluluklar, göçebe olarak güç dengelerine uygun biçimde, diğer bölgelere yayılmaya başlamışlar. Bazı Kürt aşiretleri, Birinci Şah Abbas’ın tarafında savaşa katılırken, diğer bazı aşiretler de Osmanlı tarafında savaşa girmişlerdi. Nitekim siyasi otoritelere bağlı, çeşitli bölgelere dağılmışlardır. Güneydoğu Anadolu’da 1. Yavuz Sultan Selim’in ovalıklardaki yerli Şii Türklere karşı Sünni Kürtleri bölgeye yerleştirmesi, dayatması ve egemen kılması, bölgede zamanla Kürtlerin ağır basmasına ve Türklerin ezilmesine ve asimile edilmesine neden olmuştur.

Kürt aşiretlerinin üçüncü yurt edinişleri, Birinci Şah Abbas (1587-1629) döneminde vuku bulmuştur. Şah Abbas, Osmanlılarla savaşta, kuzey Irak ve günümüz Kirmanşah’da bulunan göçebe Kürtlerin bir kısmını yanına alarak, savaşlarda yararlanmıştır. 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması‘ndan sonra bu Kürt aşiretleri, Safeviler tarafından, günümüz Kasr-ı Şirin, Senendec, Bana (Bane) üçgenine yerleştirilmişler. Bu göçebe Kürtler o dönem, bölgedeki yerleşik Türkler’le beraber yaşamışlar. Bunların az bir kısmı, zaman-zaman yerleşik hayata geçmişlerdi.

Değineceğimiz diğer önemli bir konu da İslam sonrası, Hindistan kökenli aşiretlerin bölgemize devamlı göç ettirilmesinin Gazneli, özellikle Selçuklu İmparatorlukları döneminden itibaren, devlet siyaseti olarak uygulanmasıdır.

Türklerin İslamı kabulü ve Anadolu’yu yurt edinmesiyle değişen güç dengeleri

İslamiyetin kabulü ve Türklerin egemenliği döneminden itibaren, bölgede kurulan düzen ve sağlanan gelişim, kalkınma, Haçlı savaşları ve Anadolu’nun yeniden fethedilmesi gibi evrensel güç dengelerinin değişimine neden olan büyük oluşumlar, nüfus artırımına ihtiyaç doğurmuştur. Bu Hindistan’a yönelik, devamlı şekilde yapılan askeri seferlerden güdülen temel iki amaç, Hindistan’dan elde edecekleri maddi servetle ilgili olmamış, aksine İslamiyet’in oralara götürülmesi ve insan kaynaklarına olan ihtiyacın giderilmesi olmuştur. Hindistan kökenli bu aşiretler, ilk aşamada Kirman, Yezd ve diğer sahralık bölgelerine yerleştiriliyor ve uygunlaştırma sürecinden sonra İran, Kafkasya, Irak, Suriye ve kısmen de Anadolu bölgesinde yerleştirilmeleri sağlanılıyordu. Bu siyaset, 15. yüzyılın sonlarına kadar -daha net söylemek gerekirse- İstanbul’un Sultan Fatih tarafından fethedilmesi, ardınca günümüz İran’da Safevi Şii Türk devletinin kurulduğu döneme kadar, Türk-İslam egemenliğinin batı Hıristiyan güçlerine karşı devlet siyaseti olarak uygulanmıştır. Zaman zaman gereksinim duyulduğunda, Hindistan’da oldukça geri ve ağır şartlarda yaşayanlar alınıp, Kirman ve Yezd bölgesinde yerleştirilip, uygunlaştırma sürecinden sonra gerekli bölgelere gönderiliyorlardı.

Bölgenin etnik yapısını bozan Britanya ve Katolik kilisesidir

Britanya güçlerinin, Hindistan’da etkin oldukları dönemden ve Osmanlı – Safevi karşı durmalarından sonra, Hindistan üzerinden yapılan insan sevkiyatı siyaseti, Türk-İslam karşıtı Batı Katolik kilisesinin kontrölüne geçmiştir. Batılılar, özellikle İngilizler, Hindistan’da etkinlikleri artıkça Hindistan’dan yapılan sevkiyatı, Türk egemenlikleri tarafından kontrol edilemez bir biçimde uygulamıştır. Uzun süre Türk İslam egemenliğinin güçlenmesine yönelik yapılan bu insan göçü siyaseti, kaydedilen tarihlerden itibaren, Türk İslam egemenliğinin büsbütün orta-dan kaldırılması istikametinde Kilise tarafından kullanılmıştır. Büyük Britanya ile Kilise, 16. yüzyıldan itibaren, bazı Hindistan aşiretlerini, İran başta olmak üzere, Ortadoğu ve Anadolu’ya sürekli sevk etmekle bölgenin etnik yapısını bozmuş ve Türk-İslam egemenliğinin aleyhine kullanılması için de oldukça vahim cinayetlere el atmıştı.

İran, Anadolu ve kısmen Ortadoğu’ya sevk ettirilenlerin büyük çoğunluğu, egemen Türk toplumlarıyla değil, esasen küçük aşiret ve kırsal bölge toplulukları ile uyum sağlamışlardı. Hindistan’dan sevk ettirilen gruplar, ezici çoğunlukla İran’da Fars dilliler, Kürtler, Lor ve Gileklerle kaynayıp karışmışlardır. Irak, Suriye ve Türkiye’de ise çoğunlukla Kürtler ile iç içe kaynayıp karışmışlardır.

Bu şaşırtıcı gerçekler şu ana kadar hiçbir ciddi araştırmada ele alınmamıştır

İlginç olan şu ki bu şaşırtıcı gerçekleri şu ana kadar her hangi bir tarihsel araştırmada, köklü bir biçimde ele alındığını görmedik. Biz maalesef, kendi tarihimizi hep batılıları kaynak göstererek yazmaya çalıştık. İster batılı ister doğulu olsun, hiçbir oryantalist bu konuya asla değinmemiştir. Jeopolitik açıdan en önemli dört Müslüman ülke olan İran, Irak, Suriye ve Türkiye’de bulunan Kürt topluluklarının kökeninin, nerden ve nasıl geldiklerine yönelik kesin tarihsel verilere dayanan bir tespit yoktur. Çoğu Batılı oryantalistler, hiçbir doğru tarihi veriye dayanmaksızın, Kürtleri, Hint Avrupalı olarak adlandırmaya çalışmakla birlikte, onları Med, Elam ve diğer ırmaklar arası uygarlığın devamcıları olarak göstermeye çalışmışlardır.

Bir kere, Hint-Avrupalı denen etnik yapının, tarihsel verilere dayanan, bir bilimsel yanı olmamıştır. Bir Hintli ile bir Avrupalının ne tipolojik ne etimolojik ne genetik ne de ki mitolojik benzer yanı olmuştur. Bunu, yeni araştırmalar da tespit etmektedir.

Ari Irk”, Hint-Avrupa dillerini kullanan, Hindistan‘dan Batı Avrupa‘ya kadar olan bölgede yaşayan halkların çoğunu, ortak bir ırk kabul eden kavramdır. Ari ırk teorisine göre Avrupalı olan bu kavim, tarih çağlarının başında, Hindistan’ı istila etmiş ve bugün Hindistan’daki kast sistemi ve yerel din, bu istila sonucu ortaya çıkmıştır. Ancak, 2009 yılında sonuçlanan ve Harvard, MIT gibi ABD’nin önde giden üniversiteleri tarafından yürütülen ortak bir genetik araştırma sonucunda, bu sosyal gruplar arasında, genetik büyük farklar saptamanın imkânsız olduğu, dolayısiyle de kast sisteminin böyle bir istilanın ürünü olmadığı anlaşılmıştır.”[36]

Hindistan, tarihen asla ve asla tek dilli ve tek kültürlü bir yarımada değildir

Sanskritçeye geldiğimizde ise kaydetmem gerekiyor ki bu dillerde ortak harflerin varoluşu, aldatıcı olmamalıdır. Bu dillerin kök ve diğer fonetik benzerliklerinin, yeniden tarafsız tarihçiler tarafından ele alınması ve incelenmesi gerekmektedir. Burada, kurgulanan büyük bir yalan vardır. Hindistan, tarihen asla ve asla tek dilli ve tek kültürlü bir yarımada olmamıştır. Orada hâlâ konuşulan, binin üzerinde dil ve lehçe bulun-maktadır. Şimdi, bunlardan 14’ü, yasal zeminde resmi ve hukuki statüye sahiptir. Sanskritçenin üzerinde çalışan tarihçilerin, ortak kanaatleri şöyledir: “Hint-Ari koluna bağlı en eski lisan. Sanskrit, kelime olarak cilalanmış, düzenlenmiş, kusursuzlaştırılmış manalarını taşır. Tarihçiler, Sanskritçeyi ilk konuşanların ve Ortadoğu’ya kadar yayılan çok geniş bir topluluk olduğunu öne sürerlerken; bazıları da bu lisanın, hiçbir zaman dini ve ilmi çevre sınırlarını aşıp, halk tarafından kullanılmadığını iddia etmektedirler. Sanskritçe, asla konuşulmuyor, sadece tarihçiler tarafından tarihi metinlerin okunması için öğrenilir.”[37]

Toplumun konuşmadığı bir dil, niçin üretilir?

Toplumun konuşmadığı bir dil, niçin üretilir? Üretilen ve bin yıllarca yazılan, yöneticiler tarafından kullanılan bir dil, niye unutulur? Egemen sınıf tarafından desteklenmeyen, kitlelerin konuştukları diller, nasıl egemen sınıfın desteklediği dili ortadan kaldırabilir ki?

Avrupalılar, özellikle Britanya, Hindistan’ı kendi etkisi altına aldıktan sonra Katolik Kilisesi’ne bağlı tarihçiler, bu konuya tamamen siyasal amaçlarla yaklaşmışlar ve Doğu’da İslam egemenliğinin ortadan kaldırılması için toplumlararası ihtilaf kaynakları oluşturmayı ve var olan ihtilafları, artırmayı hedeflemişlerdir. 17. yüzyılın ortalarında, batılı papazın ileri sürdüğü Hint-Avrupalı tezi, bu siyasete hizmet etmiş ve hiçbir ilmi-tarihi yanı olmamıştır.

Bunları söylemekten temel amacımız, eski tarih üzerine odaklanmak değil, sadece Hint-Avrupalı dil ve soy birlikteliğinin tarihen mevcut olmadığı fikrinin doğruluğunu belirtmek ve bölgedeki halkların, bazı istisnalar hariç, yerli olmalarına vurgu yapmak içindir. İran başta olmak üzere Türkiye, Irak ve Suriye’de bulunan Kürt ve diğer bazı grupların büyük bir kısmı, İslam sonrası Türk-İslam egemenliğinin sebebiyet verdiği gelişim ve kalkınmadan dolayı bölgedeki nüfus azlığının ortadan kaldırılması amacıyla yüzyıllarca Hindistan’dan yapılan göçlerden oluşmaktadır.

Burada, sözde dünyanın büyük bir kısmını yöneten İran Pers İmparatorlukları’nın, nasıl ortadan kalktığına ve ikincisi, bölgedeki nüfus azlığının nedenleri gibi iki konuya, açıklık getirilmesi gerekmektedir.

Büyük Pers Uygarlığı yalanları

Batı, Türk-İslam egemenliğinin Doğu’da ortadan kaldırılması için 17. yüzyıldan itibaren, hâlâ bizim için tam aydınlatılmamış eski tarih üzerinden, Hint-Avrupa birlikteliği fikrini ileri sürerek, sözde Pers Uygarlığı iddiaları, bir büyük kumpas olarak kurgulamıştır. MÖ 550 yıllarından M. 6. yüzyıla, yani İslam’a kadarki 1200 yıllık dönem, büyük Pers uygarlığı yalanlarıyla donatılmıştır. Nitekim bu, dünyanın en eski ve zengin Irmaklar arası “Mezopotamya” uygarlığını arka plana itmiş ve Doğu tarihinin MÖ 550 yıllarında sözde büyük, ama aslında vahşi Ahamenidlerle başladığı fikrini dünyaya dikta etmişlerdir. Son dönem tarihi çalışmalar bu fikrin ne kadar siyasal ve düşmancasına üretilmiş bir kumpas olduğunu ortaya koymaktadır. Bu 1200 yıllık tarihi süreç, Doğu’nun uygarlık dönemi değil, aksine vahşiliğin, yerli halklara karşı yapılan amansız ve yırtıcı soykırımların, geriliğin ve durgunluğun egemen olduğu bir dönem olmuştur. Kısacası MÖ 550 yılından itibaren, karanlığa gömülen ve soykırımlara maruz bırakılan tutsak Ortadoğu halkları, M. 6. yüzyıldan itibaren İslamiyet’le müşşerref olarak, yeniden özgürlüğüne kavuşarak, canlanmaya başlamıştır. Rahmetli Nasir Purpirar’ın 16 ciltlik “İran Tarihinin Temelleri Üzerine Düşünceler” adlı kitabı tam razılaşmasam da konuyla ilgili oldukça büyük önem arz etmektedir.

Nasir Purpirar, 1200 yıllık bu dönemi, yerli olmayan kuzey stepli vahşi kavimlerin, saldırısı sonucunda kurulan, yerli halkların soykırımlarıyla devam ettirilen, Ortadoğu uygarlığını mahveden, gelişimden yoksun bırakan, her şeyi geriye götüren, bölgeyi karanlıklara gömen bir vahşi ve vahim Tiranlık dönemi olarak karakterize ediyor. Ama diğer çoğu çağdaş tarihçilere göre Nasir Purpirar’ın bu değerli fikirleri, Ahamenidler ve Sasaniler için geçerlidir.  Yani MÖ 550 yılından MÖ 350 yılına kadarki Ahamenidleri ve M. 230. yıldan, İslam’a kadarki Sasani vahşiliklerini kapsıyor. Diğer 600 yılın ilk 150 yılı, İskender’in devamcıları tarafından diğer 400 yılı ise Arşak Türkleri tarafından yönetilmiştir ki, bu iki döneme ait değerli maddi servetler de bunu ispat etmektedir. Bu, temel konumuz olmadığından uzatmayı uygun görmüyoruz. Fakat konuyla ilgilenenler, www.devlet.com.tr sitesindeki İran’la ilgili araştırmalarımızı takip edebilirler.

Kürtlerin kökeni Medler değildir

Vladimir Minorsky, -yukarıda belirttiğimiz gibi- “Geçmiş ünlü tarihçilerin kanaatine göre Kürtler, Medler’in torunlarıdır. Kürtler, Medler’in torunu değilse bu koskoca büyük ve eski Med devletinin ve halkının akıbeti ne olmuştur ve bu kadar çeşitli, farklı İran dilini konuşan Kürtler, nerden gelmişler?” Sorusunu ileri sürerek, Kürtleri, Medler’e bağlamaya çalışmıştır. Ama gerçek şu ki, Kürt kardeşlerimiz Medler’in torunu değildir. Hâlâ taşımakta oldukları boy ve aşiret adları ve hatta konuştukları dil ve lehçelerin isimleri bile İran sahrasıyla ve Hindistan’da bulunan yer isimleriyle doğrudan ilgilidir. Örnek olarak:

Birincisi, “Kirmançi” diye adlandırılan ağız, günümüz İran’ın Kirman kentiyle ilgilidır.

İkincisi, Kürtlerin yöresel giysilerinin Hindistan’dan sevk edilen toplulukların giysileriyle aynını teşkil etmekte olmasıdır.

Üçüncüsü, milattan önce Hindistan’dan Avrupa’ya olan göçlerin etkisiyle Avrupalı dillerin Sanskritçeden etkilenmesi ve birçok Hint kökenli sözcüklerin, o diller tarafından benimsenmesi büyük ihtimaldir.

Dördüncüsü, Çingeneler İran’da, Farsça “Kuli” olarak tanımlanıyor. İran Arapları ise Kuli’lere, “Kut” diyor. Doğu Pakistan ve Batı Hindistan’da “Kut” adıyla bilinen büyük bir bölge vardır. “Kut”. O bölgenin çoğu aşiretleri tarafından, soyadlarına ek olarak eklenmektedir. O bölgeden geldiklerine dair inandırıcı kanaat mevcuttur.

Kürtlerde ve Hindistan’da aşiret adları

Beşincisi, kayıtlara alınmış bu Hindistan aşiretlerinin adlarının, günümüz Kürt aşiretlerinin adlarıyla ya benzer ya da aynı olmasıdır.[38]   Hindistan’da aşiret isimleri:

Kulilayi, Gurani, Suran, Kharat, Sur, Cat, Kaveli, Karaçi, Ghaderiya, Khani vb.

Kürtlerde aşiret adları: Kuliayi, Gurani, Surani, Kharat, Zur, Caf, Kaviani, Kirmançi, Ghaderi, Khani vb.

Göründüğü gibi isimler aynıdır, fakat bazen Arapça köken (mensubiyet) eki ‘i’ eklenmiştir. Bu aşiretlerin adları, Hindistan’da çoğu yer ve bölge adlarıdır. Örnek olarak:

Kulila”, Hindistan’ın “Racastan” bölgesinde çeşitli “kent, bölge ve köy” adlarıdır. Kulilayi’ler İran’da Farsça ve Kürtçe konuşuyorlar.

Kharat”, Hindistan’ın “Ottar Pradeş ve Maharaştra” eyaletlerinde kent ve bölge ismi olarak geçer.

İran’da bulunan Kharatlar, Senendec ve Kirmanşah’da yaşıyorlar ve kendilerini Kürt ve Kuli olarak adlandırıyorlar.

İran’ın Loristan bölgesinde “Sur” adlı aşiret yaşıyor. İlginçtir aynı isimde “Zur” diğer bir Kürt aşireti Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentine yakın bölgede yaşıyor. Dilleri, ağızları, giysileri tamamen aynıdır. Sur, Suran, Suriya, Surana, Surani isimleri, Hindistan’ın Racastan Eyaleti’nde çeşitli toplulukların, bölge ve köylerin ismi olarak geçer.

Guran”, Hindistan’ın Racastan, Orissa, Himaçal Pradeş, Bihar eyaletlerinde ve denetimi altında bulunan Keşmir’de çeşitli toplulukların, bölge, köy ve kentlerin ismi olarak geçer. Şimdi o bölge insanlarına “Gurani”  denir, İran ve Türkiye’de bulunan Guranilerin kökleri, o bölgeden gelmedir.

Hindistan’ın “Maharaştra” eyaletinde “Ardal ve Ardalan” adlarında çeşitli topluluklar ve bölgeler bulunmaktadır. Ardalanilerin kökeni, o bölgeden gelmedir. Kuzey Irak ve batı İran’da bu aşiretler yaşıyorlar. İran’ın Bahtiyari bölgesinde “Ardal” adlı kent bile bulunmaktadır.

Khani”, Hindistan’ın “Himaçal Pradeş ve Maharaştra” eyaletlerinde, büyük bir boyun adıdır. Bunların bir kısmı Hindistan’da, diğer büyük kısmı ise İran, Türkiye ve Kuzey Irak’ta yaşamaktadırlar.

Cat”, Hindistan’ın en kalabalık aşiretlerinden birinin adıdır. “Zet veya Zat” aşireti de “Cat”ların bir koludur. Şimdi Hindistan ve Pakistan’ın bazı bölgelerinde yaşamaktadırlar. Cat aşireti, önce Kuzey Irak’ta yaşıyordu. Rıza Şah döneminde, İran’a göç ederek, Kirmanşah’a yerleşmişlerdir. Bu aşiretin diğer bir alt kolu olan “Zet ve ya Zat” aşireti ise İran’ın İlam eyaletinde yaşamaktadırlar. İran’ın Yezd kenttindeki Fars dillilerin, Karabağ’daki Yezidilerin, Kuzey Irak ve Suriye’deki İzedilerin (yanlış olarak Yezidiler denilen) de bu boydan olmaları da büyük ihtimaldir.

Ghaderiya” aşireti, Hindistan’ın en kalabalık aşiretlerinden birisidir. Hindistan’ın Karnataka eyaletinde yaşamaktadırlar. Ghaderiya aşiretleri, şimdi çoğunlukla Batı Azerbaycan’ın (İran’da) Mahabat denen Soğuk Bulak kentinde yaşamaktadırlar. Muhammed Gazi ailesi, Gürcistan kökenli mültecilerden olmasına rağmen bu aşirettendir. Bu aşiret mensupları, “Ghaderiya” soyadını “Ghaderi” olarak değiştirmişlerdir. “Ghaderiya” Sanskritçe “koyun” demektir.

Suran, Surana, Surani, Suriya”, Hindistan’ın “Racastan” eyaletinde çeşitli bölge, kent ve köy isimleri olarak geçer. Onlara “Surani” denir. Surani aşiretleri zamanımızda, Kuzey Irak, Türkiye, Suriye ve İran’da yaşamaktadırlar.[39]

Prof. Dr. Abdulhaluk M. Çay araştırmasında da bu konuya az da olsa değinmiştir. O, konuyla ilgili şunu yazıyor: “Bu, Kürt adı verilen toplulukların heterojen yapısını ortaya çıkarmaktadır. Pek çok aşiretin reisi, ya yabancı kökenlidir ya da pek çok aşiret reisi, menşeleri birbirinden farklı gruplara hâkimdir. Tarihi olayların sebep olduğu bölgedeki bu ‘sınır toplumu’; Kürtleşme vetiresini izah etmektedir. M. R. İzady, bu ırki yapıyı, daha net bir şekilde vurgulamaktadır: ‘Kürtlerin genetik yönden homojenleşmesi hiçbir zaman mümkün olmamıştır…  Etnik Kürt halkı hakkında belirtilmesi gereken en önemli nokta, orijinlerinin birden fazla olmasıdır”.

I. Dünya Savaşı yıllarında neler oldu?

Özellikle Birinci Dünya Şavaşı yılları ve sonrasında, bu türden Kürtleşme olayı büyük oranda meydana gelmiştir. Hakkâri bölgesinde, birçok Nasturi grubu, zaman içinde Kürtleşmiştir. Varto bölgesinde, Frödin adlı Ermeni grubu, Teyyan aşireti içinde, 1950’li yıllarda asimile olmuştur. Tur Abidin dağlarında yaşayan Hewerkanlar ile çok sayıda Yakubi/Süryani unsuru, tamamen karışmıştır. Şırnak bölgesindeki güçlü aşiret reislerinden birisi, ‘Geraçi (Qaraçı-karaçı- Pakistan’ın Keraçi kenti. Ya-zardan), Motrib denilen gruptandır. Varto, Çatak, Siirt, Şırnak, Tunceli, Eruh vb. gibi daha birçok bölgede aşiretler arasına, Ermeni unsurlar dâhil olmuş ve onlarla kaynaşmışlardır.”[40]

Diğer önemli bir konu da Anuşirevan döneminde (6. yy.), Kuzey Irak’a sevkedilen ilk Kürt denilen topluluğun (büyük olasılıkla İzedilerin), sayısıyla ilgili elde edilen bilgilerdir. Hamza İsfahani, onların sayısını 12 bin olarak kaydetmiştir. Firdevsi eserinde bu konuya değinerek, onların sayısını yine 12 bin olarak belirtmiştir.[41]


Gazneli İmparatorluğu’ndan beri İran, Kafkasya, Türkiye, Irak ve Suriye’ye sevkettirilmiş Kürt topluluklarının ve Fars dillilerin büyük bir kısmının Hindistan’daki anayurtlarına dair bilgiler Tablosu (1)

Gazneli İmparatorluğundan beri İran, Kafkasya, Türkiye, Irak ve Suriye’ye sevkettirilmiş Kürt topluluklarının ve Fars dillilerin büyük bir kısmının Hindistan’daki anayurtlarına dair bilgiler Tablosu (2)

İkinci tablodan da göründüğü gibi Kuzey Irak’daki Duhok, Zakho (Zahu), Şeladiz, Akra bölgeleri, adlarını Hindistan’ın Madya Pradeş, Maharaştra, Uttar Pradeş, Batı Bengal, Racastan, Pencap, Himaçal Pradeş, Cemmu Keşmir, Jharkhand ve Bihar Bölgelerindeki topluluklardan ve bölgelerden almıştır.

Yine 2. tablodan göründüğü gibi İran’ın Yezd kenti, ismini Hindistan’ın ‘Zat, Zet, Cat’ boylarından alması büyük muhte-meldir. Yezd ve Güney Horasan’daki ‘Dihuk’ adlı köy, dağ ve bölge; isimlerini, Hindistan’ın aynı isimli eyaletlerindeki yer ve topluluklardan almışlardı.

Birinci tabloda göründüğü gibi İran’ın Kirman kenti adını, Hin-distan’ın ‘Maharaştra Eyaleti’ ndeki ‘Khirman-Kirman’ bölgesin-den alması muhtemeldir. İran’ın Kirman eyaleti ve Kürt toplu-luklarının bir kısmının konuştuğu ‘Kirmancı’ dilinin adı da bu bölgeden esinlenmiştir.

İran’ın Kirman eyaletinin ‘Raver’ ve ‘Bam-Bem’ kentleri, Sistan Belucistan eyaletinin ‘Zahu’ bölgesi de adlarını Hindis-tan’ın Maharaştra, Racastan, Pencap, Uttar Pradeş ve Himaçal Pradeş eyaletlerindeki aynı adlardan almışlardı.

Hindistan kökenli yer ve boy adlarının kökenleri

Burada üzerinde durduğumuz Hindistan kökenli boy ve yer adlarının etimolojik yorumlanmasını, uzman arkadaşımızdan istedik; ilgili yorumlarını, aşağıda veriyoruz:

  1. Kelila, Khaleel, Kolila: Hindistan’da bu isimde olan bir bölgeden gelen Hintli aşiretin adı, İbrani bir isimdir ve lau-ra/defne yapraklarından yapılan taç anlamını taşır. Farsça sözlüklerde taç anlamında Eklil olarak aktarılmıştır. Kelile ve Dimne kitabının isminden gelmiştir. Xalil (Halil) sözüyle ilişkili olabilir. Kuli, (Çingene) anlamında kullanılan sözün kökenidir.

Given Name KELILA GENDER: Feminine USAGE: Hebrew OTHER SCRIPTS: כְּלִילָה (Hebrew) Means “crown of laurel” in Hebrew. [42]
  1. Goron/Goran: Qara (Kara) sözünden geldiğini varsayanlar, büyükler olarak anlamlandırır. Kor sözünden gelenler; ateşle anlamlandırır. Gar sözünden türediğini varsayanlar; dağ/mağara adamı olarak düşünürler. Gilan (İran’da Bölge ismi) sözüyle de ilişkilidir (L harfinin R harfine dönüşmesi).

İngilizce sözlüklerde dağ adamı olarak anlamlandırılması yaygındır.

Given Name GORAN

GENDER: Masculine

USAGE: Croatian, Serbian, Slovene, Macedonian

Means “mountain man”, derived from South Slavic gora “mountain”.[43]

  1. Soran: Suren, zoran, Soran, Surani, şoran/Şiran olarak da telaffuz edilir. Suriye gibi ülke isimleriyle de ilişkilidir. Dilciler bu sözü, Zor sözüyle ilişkilendirerek güçlü anlamında olduğunu varsayıyorlar. Zor sözünün fiil kökü yor+olmak (yorulmak)tır. Y harfinin z ve T/D ye dönüşmesi Türkçenin özelliğidir.

Bu ismin başka dillerdeki telaffuzu:

Saeram, Sayram, Seirian (Welsh), Shahram (Farsça), Sharma (Indian), Sharman (English), Shermain, Shermaine, Sherman (English), Shermen, Shermie, Shermy, Serwan, Sherwenn, Sherwenne, Sherwin (English).[44]

  1. Sor: Sur, Tur, Dur olarak da telaffuz edilir. Soran sözüyle aynı anlamda ve köktendir.
  2. Harat: Harta, Hart, Harita,

T harfi İbranice, Arapça ve Moğolcada olduğu gibi Eski Türkçede de çoğul eki olarak halk isimi olarak kullanılmıştır.[45]

Harat (Dağlar, Mağaralar),

Noun (İsim) harat: Plural of hara  (Haralar)

Given Name: HARTA GENDER: Masculine (Erkek) USAGE: Indonesian PRONOUNCED: HAHR-tah Means “treasure, pro-perty” in Indonesian.[46]

  1. Cat: Zatt, Gat, Zod, Gut, Zut (İng: Jatt) olarak tellafuz edilir. Yezt (Yezd, İran’da il ismi), İzed (Kuzey Suriye’de, Kafkasya’da topluluk ismi), Cudi dağı adıyla ilgili olabilir. God sözüyle bağlı çünkü çok saygınlığı olan bu grup, kendilerini yarı tanrı olarak görürler. Zade, Türkiye’de asil anlamında kullanılır. İran’da Farsça soyadların sonunda zad ve zade bu sözden gelir.

Cat halkı (Hindi: जाट Jāṭ, Punjabi: ਜੱਟ Jaṭṭ) bir etnik grup olarak Hindistan kuzeyinden İran’a doğru göç etmişler. Bu etnik grubun Hindistan’da yaşadığı yerler, Racastan ve Haryana eyaletleridir. Hindistan’da diğer etnik gruplar catları, “Jut” (Bollywood), “Jaat” (Haryana), “Whaat” (Bihar), “Sikh” veya “Humble follower” (Pencap), “Gadha”  (Jataka) olarak da ad-landırmışlardır.[47]

  1. Ardal: 1. kızgın 2. Kartal anlamındadır. Türkçedeki Kar-tal sözüyle ilgilidir (K+artal). İran’da Çaharmahal-i Bahtiyari ilinde, bir ilçe adıdır.[48]
  2. Ardalan: Ardal sözünün ekli versiyonudur. Batı İran’da bir ilçenin ismidir.[49]
  3. Kavali: Kavel, Kuval, Keval, Kuvalai telaffuzları da vardır. Kabil sözünün kökenidir. Name Kaval generally means Nivala or Kodiyo, is of Indian origin, Name Kaval is a Masculine (or Boy) name. Person with name Kaval are mainly Hindu by religion. Name Kaval belongs to rashi Mithun (Gemini) and Nakshatra (stars) Sravana, Mrigashiras.[50]
  4. Karaçi (Karachi): Qaraçı, Karas, olarak da telaffuz edilir.
  5. Kadria: Kadri, Kadari, Khadir, Qadiri olarak da telaffuz edilir.
  6. Khani (Farsça, (خانی) German/Jewish (Kahn): Türkiye’de Hani olarak telaffuz edilen Hint kökenli bu aşiretin geldiği yer, kuzey Hindistan’dır (Haritada belirtilmiştir). Türkçedeki Han, Kaan, Hakan sözleriyle ilişkilidir. Soyadı olarak Hindistan ve İran’da kullanılmaktadır.[51]

Rafael Blaga, İran topluluklarının kökeniyle ilgili takdire layik bilimsel araştırmasında, İran topluluklarının, özellikle İran’ın güney ve kısmen merkezi bölgesindeki Fars dillilerin, Lor’ların, Lar’ların, Lek’lerin, Arap’ların, Beluc’ların Hindistan kökenli göçebelerle tamamen iç içe karıştığına dair değerli bilgiler vermektedir. O, yazıyor: ‘’Romlar, bütün İran halklarını, onlarda eriyerek etkilemişlerdir. Bu etki özellikle güney İran halkları, Beluc, Fars, Lar, Lor ve Arap’larda daha belirgindir. Bu etkileşim ve karışımı, fiziksel, dilsel ve yaşam tarzlarındaki mevcut benzerlikler daha da kolaylaştırmıştır.’’[52]

Konuyla ilgili diğer bir tespit de benim başka bir araştırmamda kendini göstermiştir. Fars dilli edebiyatla ilgili çalışmamda rastladığım ilginç mesele, Fars dilli edebiyatta, Fars dilini ve yakın ağızlarını konuşanların ‘Hintli’ olarak adlandırılmalarıdır. Örnek olarak Genceli Nizami, Nesim Gilani ve Mevlana Hazretlerinin şiirlerinde bu konuya daha çok rastlıyoruz. Burada kısa bir bölümünü veriyorum:

Nesim Gilani:

ز خارستان هندم تنگدل بختم به ایران بر

که وقف سایه گل کرده ام ایام جوانی را

Hindistan dikenliğindenim, sıla hasretindeyim, beni İran’a götür.

Çiçeğin gölgesine zamanımı harcadım gençlik yıllarımı.

تو ترک صادق و عاض ز بوالهوس نشناسی

در کیش تو هزاران یکی شهید برآید

Sen sadık ve şerefli bir Türk’ü sapık insandan ayıramazsın,

Senin yolunda bin adamdan ancak biri şehit olur.

Mevlana Hazretleri, şu konuya kendi şiirinde şöyle değiniyor:

بیگانه مگوئید مرا زین کویم،

در شهر شما خانه‌ی خود می‌جویم.

دشمن نی‌ام ار چند که دشمن رویم

اصلم ترک است اگر چه هندی گویم.

Beni yabancı sanmayın, ben de bu diyardanım,

Sizin şehrinizde kendime yurt arıyorum,

Düşman değilim, gerçi onlara benzerim,

Köküm Türk’tür, olsun ki Hindu (Hintçe) söylüyorum.

Veya:

خمش کن کز ملامت او بدان ماند که می‌گوید،

زبان تو نمی‌دانم، که من ترکم، تو هندویی.

Sitem etmeyi bırak, o söylediği gibidir,

Senin dilini bilmiyorum. Çünkü ben Türk’üm, sen bir Hindu.

Genceli Nizami kendi eserinde bu konuya şu satırlarla değinmektedir:

دولت ترکان که بلندی گرفت

مملکت از داد پسندی گرفت

چونکه تو بیدادگری پروری

ترک نه ای هندوی غارتگری

Türklerin devleti yükselmeye başladığı andan,

Ülkede adalet beğenilmeye başladı.

Çünkü sen zalimsin ve zalim besleyensin

Sen Türk değilsin, yağmacı Hindu’sun (Hintlisin)…[53]

Dökülen ve akıtılan kardeş kanından Kürt aydınları sorumludur

Göründüğü gibi Kürt topluluklarının çoğu aşiretlerinin, Hindistan kökenli olmaları, hem Boy adlarıyla hem giysileriyle hem Biyotipoloji biçimleriyle hem de yaşam tarzlarıyla büyük oranda tespit edilmektedir. Bu konunun, derinliğine incelenmesi amacıyla bilimsel grup halinde Hindistan Haritasında gösterilen bölgelere yönelik geniş bilimsel alan çalışması yapılmalıdır. Oryantalistler; özelikle Britanya’ya bağlı tarihçiler, asırlarca Hindistan’da bulunmalarına rağmen, birçok Kürt kökenli aşiretlerin, Hindistan menşeli olduğunu bilmelerine ve onların son sevkiyatlarında büyük rol üstlenmelerine rağmen, bu konuyu, daima gizli tutmaya çalışmışlardır. Kürt denen toplulukları, bölgenin asıl unsurlarından biri olarak, mevcut devletlere daya-tarak; İran, Türkiye, Irak ve Suriye’de, etnik yapılı büyük çatışmalara teorik zemin hazırlamışlardır. Zamanımızda “Kürt sorunu” adı verilen konunun teorik kökeni, bu kasıtlı yalan ve uyduruk tarih anlayışından kaynaklanıyor. Kürt aydınları, birçok oryantalistin söyledikleri uyduruk tarihlere inanarak, asırlarca kardeşcesine yaşadıkları milletlere, nefret kusmaya başladılar. Bu nefret kusmaların sonucuysa dökülen ve akıtılan kardeş kanıdır.

Burada, Kürtlerin (büyük çoğunlukta), Lorların (kısmen), Gilek ve Mazeni denen toplulukların (belirli bir kısmı) ve Fars dillilerin (ortalama yarısı) Hindistan’daki aşiretlerle aynı kökten olmaları ve kesin çoğunlukla İslamiyet’ten sonra Türk Devletleri tarafından bu bölgelere sevk edilmeleri tespit edilir niteliğindedir. Bu çalışma sadece, tarihi verilerle üzerine gidilmemiş konuların, araştırılmasına yönelik gösterilen bilimsel bir çabadır.

Yazara göre; Türk, Kürt, Fars dilli, Arap, Lor, Gilek, Çingene ve başkaları bireysel olarak tam eşit haklara sahiptir. Yaşadığımız bölgede eşit ve kardeşcesine beraber ve hoşgörü ile yaşamak hepimizin vazgeçilmez insani, dini ve millî görevidir.

 

24 Prof. Dr. Mahammad Tagi Zehtabi (Kirişçi), ‘İran Türklerinin Eski Tarihi’, birinci cilt, İran, Tebriz, Akhter yayınevi, 1377 / 1998, s. 1- 2.

25 A.g.e. s. 3.

26 Rahmetli Nasir Purpirar da eski İran tarihiyle ilgili 16 ciltlik değerli eserinde konumuza değinmiştir. Geniş bilgi için: Nasir Purpirar, “12 Yüzyıl Suskunluk”, Birinci kitap, 2. bölüm Arsaklar, Tahran 1381 (2002), s. 257 – 267

27  ‘Tarikh’e Kordha’ 10. Ocak 2015 tarihinde buradan alınmıştır: www.wikipedia.org/wiki/تاریخ-کردها

28 ‘Kürt ve İslam’ Makalesi, 10 Ocak 2015 tarihinde bu linklerden alınmıştır: www.historykurd.Persianblog.ir/post/36 ve

http://lib.ahlolbait.com/parvan/resource/

29 ‘Tarikhçeye Kord’ makalesi, 10 Ocak 2015 tarihinde bu linkten alınmıştır: www.kurdiiran.blogfa.com/post-1.aspx

‘İbn Ömer adası’ de-nilen yer, günümüz Mardin ve Cizre’nin güney bölgeleridir.

30 ‘Kürt ve İslam’ Makalesi, 10 Ocak 2015 tarihinde bu linklerden alınmıştır:  www.historykurd.Persianblog.ir/post/36 ve

http://fa.wikipedia.org/wiki/

31 Fayeg Şariet Panah, ‘Kordestan’ makalesi, hicri 1391/2012, 10 Ocak 2015 tarihinde bu linkten alınmıştır: http://www.medie.blogfa.com/post/29

32 Guy Le Strange , ‘ketabe Coğrafiyay Tarikhi Serzeminhaye Khelafate Sharghi’, 1905,

33 Dr. Alırza Khani, Gozari Gutah Bar Tarikhe Kord, Golhar, Eyvan ve Shake va Khan Mansur, Makalesi, 1392/2013, 10 Ocak 2015 tarihinde bu linkten alınmıştır: http://www.balout.ir/articles/1392_11/001236.php ve Fayeg Şariet Panah, ‘Kordestan’ makalesi, 1391/2012, 10 Ocak 2015 tarihinde bu linkten alınmıştır:

http://www.medie.blogfa.com/post/29

34 Dr. Alırza Khani, aynı makale, 10 Ocak 2015 tarihinde bu linkten alınmıştır: http://www.balout.ir/articles/1392_11/001236.php

35 Fayeg Şeriet panah,  aynı makale, 10 Ocak 2015 tarihinde bu linkten alınmıştır: http://www.medie.blogfa.com/post/29

36 Geniş bilgi için: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ari_%C4%B1rk

37 Geniş bilgi için: http://www.turkcebilgi.com/sanskrit%C3%A7e

38 Arsalan Kaşkayi’nin “Kordha Az Tabbar Kulihaye Hendi hastand” adlı araştırmasından eklemeler yapılmıştır.  Geniş bilgi için:

http://magifa.com/detail/1808413/article/5  http://azoh.net/index.php?option=com  http://www.gunaz.tv/?id=4&vmode=1&sID=3042&lang=2

Burada kaytetmem gerekiyor ki, sayın Arsalan Kaşkayi’nin Kürtleri Çingenelere bağlaması fikrini doğru bulmuyorum. Kürt denilen toplu-lukların ezici çoğunluğunun İslamsonrası, özellikle Gazneli ve Selçuklular döneminden itibaren bölgeye Hindistan’dan sevkedildiklerini ve köken Hindistanlı olmalarını daha çok inandırıcı ve bilimsel verilerle tespit edilir olduğunu düşünüyorum.

39 Arsalan Kaşkayi’nin “Kordha Az Tabbar Kulihaye Hendi hastand” adlı araştırmasından eklemeler yapılmıştır.  Geniş bilgi için:

http://magifa.com/detail/1808413/article/5 http://azoh.net/index.php?option=com con-tent&view=article&id=28016:1394-07-05-14-20-27&catid=7:12&Itemid=16 http://vestidosdenoviachile.com http://www.gunaz.tv/?id=4&vmode=1&sID=3042&lang=2

40 Prof. Dr. Abdulhaluk M. Çay, “Her Yönüyle Kürt Dosyası”, Ankara 2008, s. 359-360

41 Arsalan Kaşkayi, a. g. e

42 http://www.behindthename.com/name/kelila

43 http://www.behindthename.com/name/goran

44 http://www.babynamespedia.com/meaning/Soran

45 http://www.wordsense.eu/harat/

46 http://www.behindthename.com/name/Harat

47 Bayly, C. A. (1989). Indian Society and the Making of the British Empire. Cambridge University Press. pp.  190–. ISBN 978-0-521-38650-0. Retrieved 15 October 2011.

48 https://en.wikipedia.org/wiki/Ardal

49 https://en.wikipedia.org/wiki/Ardalan

50 http://www.indiachildnames.com/name.aspx?name=Kaval

51 The Anglo-Indian Dictionary, https://books.google.com.tr/

books?id=rcjmiBm8hHQC&printsec=frontcover&dq=The+Anglo Indian+Dictionary&redir_esc=y#v=onepage&q=khan&f=false

52 Rafael Blaga, İran Halkları El Kitabı – Handbook of İranian Peoples, Birinci Baskı, 1997, İSBN 975-94641-0-1, s. 253.

53 Geniş bilgi için: R. Cavadbeyli’nin ‘Göç ve Açlık Etmenlerinin İran’da Türk Egemenliğinin Kaybındaki Rolü’, başlıklı çalışmasına bakılsın.

http://www.devlet.com.tr/makaleler/yazi/

 

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları