Kültürel soykırımın ortasında Uygur kültürünün ve sanatının korunması – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______20.05.2020_______

Kültürel soykırımın ortasında Uygur kültürünün ve sanatının korunması

Mete Korkmaz

Devlet şiddeti kurbanları ya da dehşetine tanık olanlar için, nasıl yardım edileceğini ve ileriye giden bir yolu nasıl hayal edeceğini bilmek en acil görev olabilir. Bunu göz önünde bulundurarak, Doğu Türkistan’da Çin Hükümeti yönetimi tarafından inşa edilen ve yönetilen mevcut devlet şiddeti ve toplama kamplarını eleştirmek için Camp Album’un yaratıcısı olan Yi Şiaosuo, görüşlerini aktardı.

Özellikle, sanat ve kültürün neden baskı ve şiddete karşı itici araçlar olabileceğinden bahsediyoruz.  Yi, “ Çok uzun zamandır özgürlükleri ellerinden alınmış azınlık nüfusları için, sanat kendilerini ifade ve temsil etmenin bir yoldur.” diyor.

“En zorlu koşullarda bile, sanatın insanların zorluklarla başa çıkmasına yardımcı olmak ve azaltmak gibi bir etkisi bulunuyor. Ayrıca gücü ve otoriteyi azaltmak ve baskılara karşı direnmek içinde kuvvetli bir silahtır.”

Matt Dagher-Margosian: Bize geçmişiniz hakkında ne söyleyebilirsiniz? Web sitenizi kurmaya nasıl karar verdiniz?

Yi Şiaosuo: Doğu Türkistan’daki  Türk etnik azınlık gruplarından birine mensubum. Doğu Türkistan’daki durum 2016-2017’den sonra kötüleştiğinde Kuzey Amerika’da okuldaydım ve o zamandan beri asla eve dönmedim. Yi Şiaosuo, ismim olarak kimliğime yazılmış, “küçük grup” anlamına gelmektedir. Çin Komünist Partisi sık sık bu terimi muhalifleri aşağılamak için şiddetli bir şekilde ezilmeyi hak eden bir “azınlık” olduklarını belirtmek için yeni doğan çocuklara bu ismi verdirtiyor. Şimdi bu ismi azınlıkların seslerini yükseltmek için geri alıyorum.

Bu koşullar altında kendiliğinden sürgün edildim, önce çizim ve yazma yoluyla stres ve endişe ile başa çıktım. Sonunda yalnız olmadığımı fark ettim, bu yüzden topluluğumun sıkıntılarla başa çıkması için kolektif deneyimini belgelemeye karar verdim. Umarım bu proje daha fazla insana ulaşabilir ve Doğu Türkistan’daki insan hakları krizi ve kültürel soykırım konusunda farkındalık yaratabilir.

Doğu Türkistan
Yukarıdaki eskiz eve dönemeyen çoğumuz için bayramımızı sevgili ailelerimizle kutlamak için: Duvarların arkasında sıkışıp kalanlar ve ailelerinin sesini duyamayanlar için, telefonla konuşmak kolay değil, telefon yüzlerinde bir gülümseme olan ama içeride kan ağlayanları hükümete sunan casus bir cihaz.

Doğu Türkistan’daki Uygur halkına yönelik ırkçılık ve şiddet konusunda (kişisel olarak veya arkadaşlarınızla) deneyiminiz neydi? Bu şiddet ve ırkçılık neye benziyor?

Doğu Türkistan’da kişinin etnik kökeni, cinsiyeti, hane halkı kaydı, Çin’in, ona nasıl davranılacağının belirlenmesinde rol oynar. Son yıllarda Çin kültürü ve demografisi Doğu Türkistan’da daha baskın hale geldiğinden, Uygur ve Kazak gibi etnik azınlıklara karşı artan Çin ırkçılığı her geçen gün şiddetlendi; örneğin, istihdam ayrımcılığı, eşitsiz ekonomik kalkınma, pasaport başvurusu ve yenileme güçlükleri, ayrıca etnik turizm ve kültürel uyumun toplumsal uyum biçiminde ayrımcılık aracına dönüşmesi vb.

Şahsen, birçok arkadaşıma ve bana, Çin’in iç bölgelerinde bir işe başvurmamam gerektiği söylendi. Mazeret olarak helal yiyecek sağlanmayacağı söylendi. Pasaport ve evrak işlerinde veya herhangi bir devlet dairesine işimiz düştüğünde dilimizden, dinimizden, görünüşümüzden ve etnik kimliğimizden ötürü ayrımcılığı her şekilde hissettik, hissettirildik.

Doğu Türkistan’da yaşayan Çinliler size uygulanan şiddet ve baskıya nasıl tepki verdiler? Çin’in şiddet ve gözetim politikasına karşı konuşmanın ne gibi sonuçları var?

Çinliler çok farklı grupları içlerinde barındırıyorlar. Bu yüzden genelleme yapmayacağım. Fakat birçoğu Uygurlara yapılan baskı ve şiddete karşı kayıtsızlar. Yapılan zulmün terörle mücadele için yapıldığına inanıyorlar. Hükümetin anlatılarına inanıyorlar çünkü Çin’de çok az alternatif bilgi kaynağı var. Kamplar yaygınlaşmaya başlamadan önce birçok Çinli, azınlıkların medeniyet olarak geride olduğuna, eğitime ihtiyaç duyduklarına ve kampların kaliteyi yükselteceğine inanıyordu. Çin Hükümeti kamplarla ilgili şeffaf bilgi sağlayan tüm gazetecileri cezalandırdı. Son zamanlarda ise Çin Komünist Partisi içinden bilgiler sızdırılmaya başladı.

Doğu Türkistan
Badiucao tarafından çizilen toplama kampları

Konuştuğunuz Uygurlar, Çin Halkıyla veya Çin Komünist Partisiyle mücadele halinde olduklarını düşünüyorlar mı?

Geçtiğimiz on yıllar boyunca yapılan kalkınma projeleri ile Uygurların ve Kazakların geçim kaynakları dönüştürülmek istendi. Fakat bu sırada devlet ile olan gerilim etnik gruplar arasında yaşanmaya başladı. Kültürel gelenekler, tabular ve dini uygulamalar gibi sosyal farklılıklar toplulukların kimliklerini pekiştirmek için sınır haline geldi. Başka bir deyişle, Uygurlar ve Kazakların güçlü kültürel ve dini kimlikleri bir ölçüde farklılıklarını güçlendiren adaletsiz sosyal politikaların bir ürünüdür.

Doğu Türkistan’daki geleneksel kültür ve geleneksel Uygur sanat ve zanaatından biraz bahsedebilir misiniz? Uygur halkını ve tarihini anlamak için güzel, hareketli veya önemli bulduğunuz bazı geleneksel sanatlar veya el sanatları nelerdir?

Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler Doğu Türkistan’da homojen ve içsel bir biçimde Türk kültürünü paylaşmaktadır. Orada camiler gibi mimari eserlere, duvara asılan halılara veya oyma işçilik gibi maddi kültür açısından Orta Asya İslam sanatlarına çok alışkınız.  2016-2017 yılındaki baskı başlamadan önce, şehir pazarlarında, Kuzeybatı Çin’in farklı yerlerinde çok çeşitli moda butik dükkânlarından ve restoranlarından etrafa duyulan çeşitli Türk lehçelerindeki pop şarkılarının sesleri arasında dolaşabilirdiniz. Daha küçük kırsal kasaba ve ilçelerde, yerel nitelikteki bıçak işçilikleri, oyma eserler ve müzik aletleri kendini göstermeye başlayacaktır. Zengin edebi kültürü de eklemek gerekir. Birçok kitapçı yerel veya ünlü şair ve yazarların eserleriyle doludur. Evlerde veya kütüphanelerde, 1980’lerden beri yayınlanan antolojiler ve edebiyat dergileri bulmak zor değildir. Doğu Türkistan’da en büyüleyici bulduğum şey, yıllardır devlet kontrolüne rağmen kültürel dayanıklılığı ve çeşitliliğidir.

Şiddetli baskı ve polis gözetimi öncesinde modern Doğu Türkistan ve Uygur kültürü nasıldı? Teknoloji, küreselleşme ve modern sanat nasıl yeni etkiler yarattı?

2016-2017 öncesinde de şiddetli baskı ve polis gözetimi vardı. Çünkü Çin, 1950’den beri yerel direnişten oldukça korkuyor. Reform döneminde birçok sanat ve edebiyat gelişti, ancak devlet projeleri azınlıkların tarihini ve kültürünü de folklorize etti ve yeniden yazdı, özellikle de bunların İslami ve milliyetçi bileşenlerini en aza indirdi.

Örneğin, devletin ulusal somut olmayan kültürel mirası projesi, toplumdan bazı geleneksel sanat türlerinin çıkarılmasında da rol oynamıştır. Proje, Çin’in kültürel çeşitliliğini ve kültürünü yaymak için bir araç olarak kullanıldı.

Teknoloji gerçekten insanlara kolaylık getirdi, ancak gizlilik pahasına. Örneğin, Çinliler, bazı hizmetlerin rahatlığı için WeChat’e büyük ölçüde güveniyor, ancak bu uygulamanın çevrimiçi olarak İslami ifadeleri nedeniyle birçok Uygur’u “yeniden eğitim kamplarına” süpürmenin ne kadar etkili olduğunu çok az biliyorlar.

Doğu Türkistan
Çin’de izin verilen nadir iletişim uygulamalarından biri olan WeChat, Çin hükümetinin talebi halinde kullanıcılarının bilgilerini ifşa edebileceğini açıkladığı için uygulamanın kullanımı tehlikeli hale geldi. İnsanların konumlarını, konuşmalarını ve aktivitelerini takip eden, oldukça kullanışlı bir gözetim aracı oldu.

Bazı uzmanlar, Uygur halkının Çinlilerin içine çekilmesinin bağımsız kültürlerini(sanat, inanç ve el sanatları) sildiğini ve Çin’in bu politikasını kültürel soykırım olarak adlandırdılar. Bunun doğru bir tanım olduğunu düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse “kültürel soykırım” hakkında ne anlamalıyız?

Soykırım Sözleşmesinin 2. Maddesi bu iki unsur dahil olmak üzere soykırım suçunu tanımlar: “Ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu kısmen veya tamamen yok etme niyeti”; “grubun üyelerini öldürmek, grubun üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar vermek, kasıtlı olarak fiziksel yıkımını tamamen veya kısmen ortaya çıkarmak için hesaplanan yaşam koşullarına kasıtlı olarak, grup içindeki doğumları zorlayarak grubun çocuklarını başka bir gruba zorla aktarmak.”

Birçok kurban ifadelerinde Doğu Türkistan kamplarında tecavüz, işkence ve zorunlu sterilizasyondan bahsediyor. Sızan hükümet belgeleri, gözaltında tutulan ebeveynlerin çocuklarına toplu tutuklamalar yapıldığı ve çocuklarda psikolojik zararlar olduğunu gösteriyor. Devlet destekli yetimhaneler, cami yıkımı, mezarların yok edilmesi, aydınların kaybolması, Uygur ve Kazak kitaplarının evlerden el konması vb. Devletin Uygur ve Kazak kültür kurumlarını ve geleceklerini yok etme niyetini açıkça göstermektedir. Doğu Türkistan’da olan şey, zorla asimilasyon şeklinde kültürel soykırımı da içeren dar soykırım tanımına uyacaktır.

Doğu Türkistan’da geçmiş yıllarda kademeli şekilde yapılan kültürel asimilasyon ve arazilerin Uygurların elinden alınmasından farklı olarak, mevcut rejim ulusal aidiyet dediği şeyleri aşılamada oldukça baskıcı tutum sergilemekle beraber etnik ve dini farklılıklara ise hiç tolerans göstermemektedir. Uygur ve Kazak perspektifinden bakıldığında kültürlerinin, dillerinin ve tarihlerinin tehlikede olduğunu ve Doğu Türkistan’daki toplulukların yanı sıra diaspora topluluklarının da psikolojik travma yaşadıklarını düşünmektedirler.

Uluslararası sanatçıların Doğu Türkistan’daki şiddet ve baskıya tepkileri nedir? Uluslararası dayanışma sergilediğini düşündüğünüz eserler nelerdir?

Birçok uluslararası sanatçı Doğu Türkistan’daki şiddet ve baskıyı etkili bir şekilde görselleştirdi. Mesela Shimizu Tomomi, toplama kampından kurtulan Mihrigul Tursun’un ifadesini dinledi ve Japonca mangaya dönüştürdü. Çalışmaları çevrimiçi olarak popüler hale geldi ve Kongre duruşmasında ilk tanıklıktan sonra daha fazla kişiye ulaştı.

Badiucao, Çin’de siyaset, insan hakları ve Hong Kong’da demokrasi üzerine çok üretken ve eleştirel bir karikatürcüdür. Çalışmaları genellikle zamanında ve doğrudur; örneğin, 5 Temmuz 2009’daki Urumçi Katliamı’nın 10. yıldönümünü Doğu Türkistan Auschwitz(Nazilerin Yahudileri katlettiği kamp) isimli bir çalışma ile gündeme getirmiştir. Bu çalışma önemlidir, çünkü günümüzde Doğu Türkistan’da olup bitenler hakkında bir bağlam sunmaktadır. Bir diğeri, “Çin’in Ölüm Doktoru”isimli çalışmadır. Doğu Türkistan’daki Lop ilçesinde bulunan kamptan sızdırılmış bir fotoğrafa dayanıyor. Sistematik politik öğretiyi doğrudan Çin’deki Xí Jìnpíng’in diktatörlüğüne bağlar.

Kazakistan merkezli bazı sanatçılar gözetim teknolojisi altında ulusun geleceği için sınır politikalarını, diaspora kimliğini ve kaygı politikasını araştıran çalışmalara imza attılar. Eski nesillerin 1960’larda Çin’den çıkmasıyla ilgili kolektif bellek hala tazedir, şimdi Doğu Türkistan’daki Müslüman baskısı bağlamında yeni bir anlam verilmiştir.

Bu sanatçılar genç ve kozmopolittir, Kazakistan’ın çeşitli kültürel manzaralarına dalmışlardır, bu nedenle geleneksel semboller kullanma ve insan hakları ve demokratikleşme gibi mesajları teşvik etme konusunda çok beceriklidirler.

Kazakistan
Bu çalışmada Kazakistan başkanı Kasım-Jomart Tokayev, başı bir gözetim kamerasına benzeyen bir akbaba tutuyor. Sanatçı, Kazakların iyi bildiği şahin sembolünü taklit ediyor. Şahincilik, Orta Asya’daki Kazak ve Kırgızların en yüceltilmiş ulusal geleneklerinden biridir. Son yıllarda, bu gelenek UNESCO’nun somut olmayan kültürel mirası üzerinde listelenmiş ve göçebe kültür geçmişleri olan ülkeler arasında kültürel gururlarını artırmıştır. Kasım-Jomart Tokayev, gözleri şahinlerden bile daha keskin olan bir yaratıkla mı oynuyor? Kazakistan’a hükmetmek için bu iktidar aracını Çin’den ödünç alıyor mu? Kendisi veya Kazakistan da Çin tarafından mı izleniyor?

Soykırım döneminde (kültürel, ölümlü veya her ikisi de) sanat neden önemlidir?

Art Spiegelman’ın Maus ve Marjane Satrapi’in Persepolis gibi eserlerini hep sevdim. Eserleri yoluyla, siyasi kargaşanın kişisel, ailesel veya psikolojik düzeyde neler yapabileceğini anlıyorum, ancak en zorlu koşullarda bile sanatın, insanların başa çıkmasına yardımcı olmak ve baskıyla otoriteyi azaltmak gibi bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Sanatın insan deneyimini belgelemek, dayanıklılıklarını ve umutlarını göstermek için mükemmel bir unsur olduğunu düşünüyorum.

Tarihte soykırımlar genellikle olayların farklı versiyonları üzerinde farklı taraflar tarafından şiddetle tartışılmaktadır, bu da dokümantasyonu çok önemli ve acil bir görev haline getirmektedir. Sanat, siyasi ortamın sürekli değişen bağlamlarında derin bir konuma sahiptir, bu nedenle, zaman içinde, belirli tarihsel gerçekler için yeri doldurulamaz bir havuz oluştururlar.

Doğu Türkistan’daki sistemik baskı ve şiddet ile ilgili olarak “insan nitelikleri”(su-cı), sosyal üreme ve neoliberal kapitalizm arasındaki bağlantıları açıklayabilir misiniz?

“İnsan kalitesi”, Çin’in kırsal ve etnik azınlık popülasyonlarını hedefleyen modernizasyon projesinde bir söylemdir. Bu siyasi vizyon altında, her insanın değeri, genellikle kentsel Çinliler tarafından temsil edilen medeniyet ideolojisi  altında ölçülür. Su-cı (“kültür” veya “medeniyet” olarak tercüme edilir) söylemi aynı zamanda bireyin politik temsilini ve ekonomik değerlerini de belirler; örneğin, kırsal kesim ve azınlık nüfusu “düşük kalite” olarak temsil edilmektedir – yoksullukları kültürlerine bağlıdır.

Bu güçlü söylem Çin’de gerçek olarak kabul ediliyor ve şimdi Şi Cinping ‘in 2020 yılına kadar “Hedeflenen Yoksullukla Mücadele” hedefini içeriyor. 2019’dan bu yana, birçok kamp mahkumu asgari ücret altında toplama kamplarının yakınındaki tekstil fabrikalarında çalışmak için sözleşmeler imzalamak zorunda kaldı. . İşçilerin belirlenen işleri bırakma, kamplardan ayrılma ve ailelerine ve topluluklarına dönme özgürlüğü yoktur. Devlet medyası bunun bir tür yoksulluğun hafifletilmesi olduğunu ve su-cı’lerini geliştirebileceğini iddia ediyor. Bu durumda,  su-cı  devletin insanları ekonomik kalkınma ve ideolojik kontrol için boyun eğdirmek için kullandığı bir araç haline geldi.

Özellikle kadınlar Çin devleti tarafından nasıl hedefleniyor ve Uygur kadınlarının kimliği, üremesi ve hatta evliliği devlet tarafından kontrol edilip yönetilmek isteniyor. Çin’in bu tutumunu anlatır mısınız?

Çin’de “Doğu Türkistan kadınları” nın popüler temsili genellikle Müslüman azınlık kadınları şeklindedir. Nadir de olsa Çinli kadınlar da akla gelmektedir. Fakat Çinli kadınlar moderniteyi temsil ederken azınlığa mensup kadınlar geri ve gelişime ihtiyaç duyan kadınları temsil eder.  Uygur kadınlarına gelince, genellikle arzu nesneleri olarak tasvir edilirler ve televizyondaki turizm reklamlarında oryantalize olurlar. Bu arada, Çin devleti, Doğu Türkistan’daki İslamcılığı Azaltma çalışmalarında ABD’nin “Teröre Karşı Savaş” oyun kitabındaki Müslüman kadınları kurtar söylemini sıkça kullanmaktadır. Son yıllarda Uygur ve Kazak kadınlarının daha fazla resmedilip obje olarak sunulması onları İslami ataerkil kültürün hedefleri haline de getirmektedir. Devlet önderliğindeki kampanyalar onları daha kısa etek giymeye, makyaj yapmaya, fabrikalarda çalışmaya ve Çinli erkeklerle evlendirmeye yönlendiriyor.

Çinli-Uygur gerginliği son on yıllarda arttıkça, Uygur kadınları gerçekten de direniş ve kimlik açısından sembol haline geldi. Ancak, Çin hükümeti şimdi bu sembolü Uygur topluluğunu daha da kırmak için kullanıyor.

Doğu Türkistan
Bu çalışmada, yüz tanıma kamerası, iki Uygur dansçısının yüzlerine odaklanarak kilitleniyor, yüzlerini Çin’in geniş veritabanı ve Entegre Ortak Operasyonlar Platformu ile sıralıyor, arşivliyor ve analiz ediyor. Sistem kişilerin suçluluklarını teşhis etmeye hazır.

Çin Doğu Türkistan’da işlediği suçları ört bas etmek ve gerek bölge ülkelerinin (Kazakistan gibi) gerek Kuşak Yol Projesindeki ülkelerin görmezden gelmesini sağlamak için bu ülkelere ne tür ekonomik teşvikler vermektedir?

Orta Asya ve Kuşak Yol Projesindeki ülkelerin arasında petrol endüstrisi olarak en büyük ülke Kazakistan’dır. Muhtemelen Kuşak Yol Projesi nedeniyle en fazla tehlike altında olan ülke de Kazakistan’dır. Çin, Kazakistan’ın altyapı, doğal gaz ve kimya endüstrisi, dijital teknolojiler, enerji santralleri gibi çok çeşitli sektörlerine yatırım yaptı.  Kazakistan ayrıca Orta Asya’da ekonomik güç olarak liderliğini korumak için Çin’den milyarlarca kredi aldı. Khorgos limanı, komşu ülkeler arasındaki en büyük iç limanlardan biridir. Ancak bu, Kazakistan’ın Çin’in ekonomisindeki artan etkisine karşı dikkatli olmadığı anlamına gelmez. Doğu Türkistan’daki durum kötüleştikçe Kazakistan’da vatandaş hoşnutsuzluğu artıyor.  Halk, Kazakistan hükümetinin artık görmezden gelemeyeceği kadar ses yükseltmeye başladı.

Tüm insanlara ekonomik olarak değer biçen ve etnik olarak ayrımcılığa tutan bir sistemle nasıl savaşılır? Neler yapılmasını önerirsiniz?

Bu çok önemli bir soru! Çin’in devlet şiddetinden doğrudan etkilenen bir birey olarak ilk önce hiçbir zaman anlayamayacağım kadar büyük siyasi ve ekonomik gücün karşısında olmak beni çok bunaltmış hissettirdi. Ancak çabalarımızda asla yalnız olmadığımızı anlamak önemlidir.

Sadece bireysel projelerimiz üzerinde çalışıyormuş gibi hissetsek de, vahşeti sona erdirmek için ortak bir hedef doğrultusunda çalışan sayısız aktivist, akademisyen, avukat, gazeteci ve film yapımcısı var.

Geçtiğimiz üç yıl içinde, Doğu Türkistan’da eşi görülmemiş bir baskıya tanık olsak da, farkındalığı artırma, belgeleme, hakikat bulma ve çeşitli eylemlerden geçme konusunda da önemli ilerlemeler kaydedildi.

Çin, Doğu Türkistan’da işlediği suçları gizlemek için bölgeye batılı gazetecilerin girmesini yasakladı fakat birçok gazeteci hayatlarını riske atarak zulmü raporladı. Çin interneti sansürleyip tüm kanıtları yok etmeye çalıştı. Fakat daha sonra yok ettiklerinden daha fazla belge sızdırıldı. Daha fazla Uygur ve Kazak tutuklanıp uzun hapis cezası verildiğinde, yurtdışında daha fazla aile üyesi her zamankinden daha fazla ifade vermeye başladı. Rust Cohle’un True Detective dizisinin son bölümündeki bir cümleyi alıntılayıp bitirmek istiyorum: Bir kez sadece karanlık vardı; bana sorarsan ışık kazanıyor.

Çeviri Kaynağı: https://supchina.com/2020/05/05/preserving-uyghur-art-and-culture-amid-cultural-genocide/

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları