25.09.2021

Orta Asya’daki çatışmaların sebebi: Su ve enerji

Orta Asya ülkelerinin tükenen su kaynaklarından fazla pay alma ve enerjilerini paylaşmama sebebiyle aralarındaki rekabet artmıştır. Su ve enerji krizi kaynaklı rekabet bölge ülkelerini çatışmaya sürüklemektedir.


 

Geçtiğimiz günlerde, Orta Asya ülkelerinden Kırgızistan ile Tacikistan arasındaki gerginlik sıcak çatışmaya dönüşmüştü. İki taraf arasındaki çatışmalar ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanmış hatta Kırgızistan’ın sınırındaki birçok köy yakılıp yıkılmıştı. Şu an herhangi bir sıcak çatışma söz konusu olmasa da bölgedeki gerginlik her zaman olacaktır. Bölgedeki çatışmaların başlıca sebebi Sovyetler tarafından bilinçli şekilde çizilen ve etnik çatışmaya davet çıkaran sınırlar gibi gözükse de ülkemiz kamuoyu tarafından gözden kaçırılan önemli bir sebep su ve enerji kaynaklarındaki uyuşmazlıktır.

Anlaşmazlık Sovyetler Dönemindeki sistemin SSCB dağıldıktan sonra yıkılmasıyla başladı. Orta Asya ülkeleri arasında sistemden çıkan ilk ülke Özbekistan oldu. Aslında anlaşmazlık her zaman vardı fakat Moskova’nın kılıcı bölgede çatışmaya mahal vermiyordu. Kazakistan Türkü siyaset bilimci Rasul Jumali, “Anlaşmazlık her zaman mevcuttu” diyor. “Ancak anlaşmazlıklar her zaman Moskova tarafından çözüldü.”[1] Sovyetlerin sistemi basitti ve paylaşıma dayalıydı. Orta Asya iki bölüm olarak incelenmektedir: Aşağı havza ve yukarı havza. Aşağı havza ülkeleri enerji kaynakları bakımından zengin olan Türkmenistan, Kazakistan ve Özbekistan’dır. Yukarı havza ülkeleri ise enerji kaynakları bakımından fakir olan ve yükseltileri sebebiyle su tutma kapasitesi yüksek Kırgızistan ve Tacikistan’dır. Sovyet sistemine göre aşağı havza ülkeleri enerjilerini, yukarı havza ülkeleri de barajlarındaki sularını paylaşacaktı. Buna karşılık yukarı havza ülkeleri de su kaynaklarını bu üç cumhuriyete açacaktı. Rus siyaset bilimci Andrey Kazantsev, bu sistemi “Aşağı havza ülkeleri için gıda güvenliği, yukarı havzadaki ülkeler için enerji güvenliği” olarak özetliyor. SSCB’nin dağılmasından sonra ise zaten işleyemeyen sistem yıkıldı ve bölge ülkeleri arasındaki rekabet iyice kızıştı. Bölge ülkeleri çözüm olarak bir komisyon kurdu.

1992’de kurulan Ülkelerarası Su Koordinasyon Komisyonu (ICWC), değişen siyasi ve ekonomik ilişkileri hesaba katmakta başarısız oldu. Komisyon şeffaflığı az olan hükümetler arası bir organ olup neredeyse yalnızca suyun bölünmesine odaklandı. Sadece hükümet temsilcilerinin bulunduğu komisyonda endüstriyel tüketicilerden, sivil toplum kuruluşlarından veya diğer taraflardan herhangi bir temsil bulunmuyordu. Yönetime Özbekistanlı yetkililer hâkimdi ve bu da ülkelerinin ulusal çıkarlarını desteklediğine dair şüphelere yol açmaktaydı. Bu, diğer ülkelerin komisyona siyasi bağlılık eksikliğine katkıda bulunarak ciddi bir fon sıkıntısına yol açtı. Bu arada, Batılı bağışçılar, Uluslararası Aral Gölünü Kurtarma Fonu (IFAS) ile koordineli olarak Küresel Çevre Fonu (GEF) programı gibi diğer yönetim sistemlerini geliştirmeye başladılar. Orta Asya Ekonomileri için BM destekli Özel Program (SPECA) da su yönetimi üzerinde çalışmaya başladı. Bununla birlikte, bu girişimlerin hiçbiri, temel siyasi engellerle, özellikle de devletlerin işbirliği yapma isteksizliğiyle başa çıkmada fazla ilerleme kaydetmedi.

Aşağı havza ülkelerinin her birinin bağımsızlık sonrası enerji kaynaklarını kârlı şekilde farklı ülkelere pazarlamaları yukarı havza ülkelerinin enerjisiz kalmalarına sebep oldu. Kırgızistan ve Tacikistan ise su kaynaklarını kısarak veya baraj kapaklarını zamansız açıp diğer ülkeleri sel altında bırakarak intikamlarını aldı. Su kaynakları hızla tükenirken her ülke daha fazla pay almak için mücadele etmeye başladı. Bölge ülkelerinin tarımlarının temelini oluşturan pamuk ve tahıl üretimi için su vazgeçilmez bir kaynaktı. Tarımda hızla gelişen ve sanayileşen aşağı havza ülkeleri (Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan) bu kaynaklardan daha fazla pay almak için kendi aralarında da rekabete girdiler. Fakat çürüyen altyapı, plansız sulama ve ilkel yöntemler sebebiyle zaten az olan su kaynakları hoyratça kullanılıyor. Kontrol ve yaptırım mekanizmaları artık işlemiyor ve çeşitli ülkeler artık sık sık birbirlerini kotaları aşmakla suçluyor. Türkmenistan, Özbekistan aleyhine çok fazla su kullanıyor ve bu da Kazakistan tarafından kendi payından fazlasını almakla suçlanmasına sebep oluyor. Kırgızistan ve Tacikistan, üç aşağı havza ülkesinin hepsinin kotaları aştığını söylüyor. Özbekistan içinde bile, şehirler birbirlerini çok fazla su kullanmakla suçluyorlar. Hâl böyle olunca gerilimin merkezinde de Orta Asya’nın can damarı olan Seyhun ve Ceyhun Nehirleri ile Fergana Vadisi yer alıyor. Fergana Vadisi genel itibariyle Özbekistan’ın kontrolünde bulunuyor. Nehirlerdeyse doğal olarak tek bir hakimiyet söz konusu değil.

Su ve enerji konusundaki gerilimler, Orta Asya’da genel olarak huzursuz bir siyasi ortama katkıda bulunuyor. Ülkeler sadece düşmanca kışkırtma eğiliminde değiller, aynı zamanda ülkelerin çıkarlarını gerekirse zorla savunmaya istekli olduklarına dair eğilimlere de sahipler. Özbekistan, Toktogul Rezervuarı’nı ele geçirme hazırlığı gibi görünen bir dizi tatbikat gerçekleştirdi. Özbekistan ve Kırgızistan’da gaz kıtlığı gaz kıtlığına sebep olurken Kırgızistan da baraj kapaklarını açarak Özbekistan’da kış sellerine sebep olarak intikamını almaktadır. Bu durum vatandaşları doğrudan etkilemekte ve Fergana Vadisi’ndeki etnik gerilimleri alevlendirme potansiyelini arttırmaktadır.

Orta Asya su kaynakları

Kırgızistan ve Tacikistan aşağı havza ülkelerine karşı enerji kaynağı mücadelesi verirken, ayrıca kendi sınırlarında su kaynaklarını paylaşamamaları sebebiyle etnik bir rekabete tutuşmuş durumdalar. Bütün bu rekabetin içinde enerji kaynağı bulmak ve bağımsızlıklarını temin etmek için de birçok hidroelektrik santrali inşa etmekteler. Bu ise diğer ülkelerin baskısına sebep olmaktadır. Özbekistan’ın bir önceki Cumhurbaşkanı Kerimov, sinirlerine hâkim olamadığı 2012’deki bir toplantıda “Aşağı havza ülkelerinde yaşayanlara ne olacak, nehirlere bu bariyerleri inşa ederlerse yarın ne kadar suyumuz olacak? Bu bölgesel çatışmaya ve hatta savaşa yol açabilir.”[2] Diyerek tepkisini dile getirmişti. Kerimov’un bu çıkışı Kazakistan ve Türkmenistan’dan destek görmüştü. Ekonomisinin büyük kısmını pamuk endüstrisinin oluşturduğu Özbekistan, su rekabetindeki en keskin ülke konumundayken Kırgızistan ve Tacikistan ile de en fazla gerginliği yaşayan ülke durumundadır.

Tüm bu anlatılanlar ışığında, ülkeler kendi aralarında barışçıl ve medeni bir çözüm yolu bulup anlaşmaya varamazlarsa Orta Asya’daki su kaynaklarının birçoğunun sonu Aral Gölü gibi kurumak olacaktır. Ülkelerin bu kızışan rekabet sebebiyle küçük çaplı daha birçok çatışmaya gireceği de aşikardır. Temennim odur ki tarihsel ve kök olarak kardeşimiz olan bu ülkeler bir an önce barış ortamı sağlayıp bölgesel olarak kalkınmanın yolunu bulurlar ve dış etkilere karşı daha dik durabilirler.

Kaynakça

1)International Crisis Group,  Central Asia: Water and Conflict, https://www.crisisgroup.org/europe-central-asia/central-asia/uzbekistan/central-asia-water-and-conflict, Erişim Tarihi: 18.05.2021

2)https://www.bbc.com/news/magazine-37755985

3)Aygün Agayeva, Orta Asya’da Su Sorunu: Havzalar ve Barajlar, Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Dergisi, 2017, s.35/62

[1] https://www.bbc.com/news/magazine-37755985

[2] https://www.bbc.com/news/magazine-37755985

Yazar

Mete Korkmaz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.