Motun’un ilk yılları – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

-
_______20.01.2019_______

Motun’un ilk yılları

Konuralp Ercilasun
Motun’u destanlaştıracak bir kahraman yapan olgu, gösterdiği liderlik ve birkaç yıl içerisinde topraklarını dört bir yönde genişleterek halka büyük bir gurur yaşatmasıdır. Böylece Hunlar, dünya hâkimi olmuşlardır.
Motun’u destanlaştıracak bir kahraman yapan olgu, gösterdiği liderlik ve birkaç yıl içerisinde topraklarını dört bir yönde genişleterek halka büyük bir gurur yaşatmasıdır. Böylece Hunlar, dünya hâkimi olmuşlardır.

Yazarın Hunlarla ilgili hazırladığı

kitaptan küçük bir bölüm…

Motun başa geçtiğinde Hunlar, muhtemelen Orhun bölgesi merkez olmak üzere Ordos’un kuzeyinde kalan sahadaydılar. Çünkü kısa bir süre önce Ordos’tan çekilmek zorunda kalmışlardı. Batılarında Yüe-cı’lar, doğularında Dong-hu’lar, güneyde de Çin bulunuyordu. Kaynakların aktardığına göre Dong-hu’lar o dönem güçlü idi ve muhtemelen Motun’u denemek için art arda isteklerde bulunmaya başlamışlardı.

Önce Motun’un şahsi atını istediler.[1] Motun, beylerin karşı çıkmasına rağmen iyi komşuluk ilişkileri düşüncesiyle atını verdi. Bu durum Dong-hu’larca korkaklık olarak değerlendirildi. Bu sefer, Motun’un eşlerinden birini istediler. Hun beyleri burnundan soluyarak “terbiyesizlik” dediler ve Dong-hu’lara saldırmak istediler. Motun yine iyi komşuluk düşüncesiyle eşlerinden birini verdi. Dong-hu’lar, artık Motun’un aciz biri olduğuna inanmışlardı.

İki ülke arasında yaklaşık 500 kilometre uzunluğunda bir toprak parçası vardı. İki halk bu boş toprak parçasının doğu ve batısında oturuyorlardı. Her ikisi de bu boş alana bir diğerinin tecavüzünü önlemek için sınırlarda gözetleme yerleri kurmuşlardı. Kaynaklar gözetleme yerleri için “ou-tou” kelimesini kullanıyor ki Ögel bu kelimeyi ordu olarak restore etmiştir.[2] İşte Dong-hu hükümdarı bu boş toprakları işgal ederek Hunların artık buraya giremeyeceğini ilan etti. Motun, beylere sorunca bazıları buranın önemsiz bir parça olduğunu ve verilebileceğini söyledi. Motun kızarak “toprak devletin temelidir, nasıl olur da verilebilir!” diyerek verilebileceğini söyleyenleri idam ettirdi. Hızla atlanarak akına çıktı. Akına katılmakta geç kalmanın cezası da idamdı. Bu sırada Dong-hu’lar, önceki tecrübelerin ışığında Motun’un kendilerinden korktuğunu düşünüyorlardı. Savaş çıkabileceği gibi bir şey akıllarına gelmiyordu. Böyle bir durumda Motun’un akını bir baskın sefer oldu ve Dong-hu’lar büyük bir yenilgiye uğradı. Bu şekilde Dong-hu’ları itaat altına aldıktan sonra Motun durmayarak batıya döndü ve Yüe-cı’ları sürdü. Güneyde de Sarı Nehir güneyindeki toprakları ele geçirdi. Bununla babası zamanında kaybedilmiş olan Ordos’u geri almış oluyordu. Burada üslenerek Çin topraklarına da akınlar yaptı. Kaynaklarımıza göre Motun’un ordusu üç yüz binden fazlaydı.[3] Bundan sonra kısa bir süre içinde de bozkırdaki Hun-yü, Çü-şı, Ding-ling, Gı-kun ve Şin-li boylarını hâkimiyeti altına aldı.[4]

Bu hikâyedeki önemli unsurlara baktığımızda Motun’da net bir şekilde özel mülk ve kamu mülkü ayrımı bulunduğu anlaşılmaktadır. Motun, atı ve eşi özel mülk; tampon bölgeyi ise kamu mülkü olarak değerlendirdi. Özel mülk üzerindeki karar hakkı kendi şahsındaydı; halbuki tampon bölge üzerinde bütün bir halkın hakkı vardı. Bu yüzden verilemezdi. Yine Motun’un bakış açısından vatan kavramı çok net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Terk edilmiş bir toprak olsa bile buranın başkasına verilemeyeceği yönündeki karar, bize gelişmiş bir vatan anlayışını gösterir. Yani MÖ 209 gibi erken bir tarihte yüksek bir vatan anlayışı mevcuttur.[5]

Diğer bir unsur, uluslararası ilişkilerin bir karşılıklılık ilkesine sahip olduğu ve uluslararası arenada mülayim hareket etmenin muhataplar tarafından çekingenlik ve haklarını savunamamak olarak yanlış anlaşılacağı ve bunun da bir savaşa sebep olacağının anlatımıdır. Bu da yine erken bir tarihte Hunların bu karşılıklılık ilkesini tecrübeyle öğrendiklerini gösterir.

Burada dikkat çeken başka bir durum da Motun’la beylerin zıtlığıdır. Anlatımda ilk iki seferde Motun beylerin hepsiyle, üçüncü seferde ise bazılarıyla ters düşmüş görünmektedir. Bu durum toprak konusunda beylerin bir kısmının kendisiyle hemfikir olduğunu gösterdiği gibi, Motun’un liderlik vasfının öne çıkarıldığı bir anlatım tarzı da söz konusu olabilir.

Hun-yü, Çü-şı, Ding-ling, Gı-kun ve Şin-li boylarına bakıldığında bunların genellikle daha kuzeyde oturan konargöçerler olduğu görülür. Golden, kuzeye doğru yapılan bu akının bir amacının da değerli maden yataklarına ulaşmak olabileceğini düşünür.[6]

Motun’un ilk yıllarını anlatan bu metin ile hemen önceki başa geçiş macerası bir arada değerlendirilmelidir. Bu metinlerin yer aldığı kaynakların ilki MÖ 91’de yazımı tamamlanmış olan Tarihçinin Kayıtları (Şı Ci) kitabıdır.[7] Çinliler Motun’un hayatıyla ilgili bu bilgileri demek ki Motun’un ölümünden yüz yıl geçmeden yazıya dökmüşlerdir. Hatta Çinlilerin bu tür kaynakları çoğunlukla önceden de yazılmış bir takım daha geniş kayıtlara dayanır. Dolayısıyla Çinlilerin bu metni daha önce yazıya geçirmiş olma ihtimalleri de vardır; zaten kaynağın yazımı da uzun yıllara dayanmakta olup MÖ 91 ancak onun bitiriliş tarihidir. Şüphesiz ki bu bilgileri Çinliler, Hunlardan duydular. Hunlar ise bu tip olayları yazıyla değil, sözle aktarıyorlardı. Bu aktarımlar, zaman geçtikçe Motun’un liderliğini övmek için bir takım abartılarla süslenmiş olabilir. Bu abartılar, yazıya geçme zamanının da yakın olmasından dolayı çok uçuk noktalara gitmemiştir. Yani Motun, henüz insan üstü özellikler kazanmamışsa da destanlaşma yolundadır.

Motun’u destanlaştıracak bir kahraman yapan olgu, gösterdiği liderlik ve birkaç yıl içerisinde topraklarını dört bir yönde genişleterek halka büyük bir gurur yaşatmasıdır.[8] Böylece Hunlar, dünya hâkimi olmuşlardır. Nitekim o zamana kadar Hunlar hakkında bölük pörçük bilgiler veren komşu Çin kaynakları, ondan sonra düzenli bilgi vermeye başlamıştır.[9]

 

[1] Bozkır medeniyetindeki atın önemi Motun’un başa geçiş ve ilk yıllarını anlatan bu belgelerde görünmektedir. Motun, Yüe-cı’ların cins bir atına binerek onlardan kaçmıştı. Burada da Dong-hu’lar Motun’un özel atını istiyorlar. Bu at Çince olarak “çien li ma” şeklinde yazılmıştır ki kelime tercümesi ile “bin li at”tır. Li, Çinlilerin uzunluk ölçüsü olup o dönem için yarım km.den biraz daha az bir uzunluğu ifade eder. Çoğunlukla “bin li koşabilen at” şeklinde tercüme edilmiştir. Pulat Otkan ise bu konuda diğerlerinden farklı bir yaklaşım getirerek “çien-li”nin ses değeri olduğunu düşünmekte ve kelimeyi Tengri olarak restore etmektedir. Bu şekilde Fergana’nın “tien ma” yani “Tengri at”larıyla da bağlantı kurar. Çince metinlerde Tengri’nin ses değeri olarak “çıng-li” ve “çi-lien” gibi farklı ifadeler bulunmaktadır. Hatta bizatihi “tien” kelimesi dahi muhtemelen yine Tengri’nin ses değeridir. Çince kaynaklar, aynı dönemde aynı yabancı kelime için aynı ses ve şekilleri kullanmakta hassastır. Hatta çok başarılı olmasa da zaman zaman bunu hece düzeyinde de uygulamaya çalışır. Ama farklı dönemler düşünüldüğünde verilen ses değerleri çok değişir. Bu sebeple mesela tarihöncesi dönemde Hunlar için birçok farklı ses değeri görürüz. Burada da Tengri anlamında olduğu bilinen “çıng-li” ve “çi-lien” kelimeleri aynı kaynakta yazılmış olmalarına rağmen farklı zamanlarda duyulup farklı şekillerde yerleşmiş olabilir. Aynı durum “çien-li” kelimesi için de düşünülebilir. “Tien” ise tarihöncesi dönemlerde gök kültü inancındaki bozkırlıların Çin’e hâkim olmasının bir kalıntısı olabilir. Otkan’ın restorasyonu bugüne kadar başka yerde kullanılmadıysa da üzerinde düşünülmeye değer. Bu konuda bk. Otkan, age, 2018, 17; Ögel, age, 1981, I, 222; Onat vd. 108; Kafesoğlu, age, 1997, 250-251.

[2] Ögel, age, 1981, I, 223-230. Anlaşılıyor ki bu ordu adı verilen gözetleme yerleri Hunlarla Çinliler arasında da bulunuyordu. Çünkü ilerde karşımıza Hun-Çin sınırında bir Ordu Beyi çıkacaktır. Metinden ve bu açıklamalardan topluca anlaşılan o dönemde Hunlarla doğu komşuları arasında boş bir toprak parçası olduğudur. Bugün alıştığımızın hilafına iki ülkenin sınırı birbirinin çok uzağından geçer. Bu da oldukça büyük bir alanın boş bırakılması demektir. Bu alanın iki ucunda Dong-hu’lar ve Hunlar, gözetleme yerleri kurmuşlardı. Dong-hu’lar, bu boş alanı işgal ederek “Hunlar, ordu’larının ilerisine geçemez” demişlerdi.

[3] ŞC 2889-2890; 3750; Onat vd. 6-7.

[4] ŞC 2893; 3753; Onat vd. 9. Golden, Ding-ling’lerin daha sonraki Ogurlar olabileceğini belirtiyor. Pulat Otkan ise Ding-ling’lerin bazı Çinli ressamlarca yarı at yarı insan şeklinde çizildiklerini yazar. Peter Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş, çev. Osman Karatay, Ankara: Karam Yayınları, 2002, 49; Pulat Otkan, age, 2018, 13. Ding-ling’lerin Çinliler tarafından resmedilişleri, bozkırdaki atın öneminin Çin sanatına yansımasını gösteriyor.

[5] Kullanılmıyor bile olsa bir toprağın verilemeyeceği düşüncesi yüzyıllar içerisinde evrilerek günümüzde kendisini “vatan toprağından bir çakıl taşının dahi terk edilemeyeceği” ifadesinde gösterir.

[6] Golden, age, 2002, 49.

[7] Sema Orsoy, Çin’in Resmî Hanedanlık Kayıtlarında Türk Kavimlerine Ait Monografiler, Türkler, I, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002, 554.

[8] Kaynaktaki ifade için bk. ŞC 2893; 3753; Onat vd. 9.

[9] Kaynaktaki ifade için bk. ŞC 2890; 3751; Onat vd. 7.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları