01.08.2021

Türk tarih tezi

Protestanlığı kuran Luther, “Türklere Кarşı Savaş” adlı kitabında Türkleri deccal ilân ediyor; bir gün gelip bütün Hıristiyanları kesecekleri propagandasını yaparak nefretini ve kinini halka yayıyordu.


Türk, tarih, medeniyet

“Tarih, hayal mahsulü olmaz. Tarih yazarken gerçek olayları bulmaya çalışmalıyız. Eğer bunları bulamazsak,  meçhuliyeti ve bu noktadan cehlimizi itiraf etmekten çekinmeyelim. Biz, daima hakikat arayan ve buldukça, bulduğumuza konu oldukça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar  mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir hâl alır. Büyük devletler  kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe  ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu, ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için  kendinde kuvvet bulacaktır.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Sunum

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarihine ilişkin “Türk Tarih Tezi” ortaya koymuştur.

Türk Tarih Tezinin ortaya konulmasının birçok sebebi olmakla birlikte, tezin dayandığı temel fikir şu olmuştu:

Türklerin sarı ırktan gösterilmesinin bir neticesi olarak medenî kabiliyet ve istidattan mahrum bulundukları da kabul edilmekte idi. Yakın çağlarda, Osmanlı İmparatorluğunda yapılan ıslahat hareketlerini beğenmeyen birçok Avrupa tarihçisi ve siyasisi, Türkleri anlayışsızlık ve kabiliyetsizlikle itham ettikten başka; hiçbir medeni eser yaratmadıklarını, Avrupa’ da ordu kurmuş bir insan topluluğu mahiyetinde olduklarını ileri sürmüşlerdir. Hatta, Türkiye’ de ara sıra patlak veren siyasî buhranlar sebebiyle, Türklerin Avrupa’ dan Asya’ ya kovulması icap eden barbarlar olduğu bile söylenmiş ve yazılmıştı.

Bu anlayış ve inançta olan Avrupalı bir kısım tarihçiler ve siyasîler, aslında Türk tarihini Türk tarihçilerinden kat be kat fazlasıyla incelemişler, araştırmışlar ve bu konuda eserler de yazmışlardır ki biz Türkler, kendi tarihimizi bile bunların yaptıkları araştırma ve incelemelerinden öğreniyoruz. [1]

Türklerin barbar, medeniyetsiz ve anlayışsız oldukları yönündeki iftiralarla dolu düşünceleri ve propagandaları ile yetinmeyerek; Anadolu’nun Türklere bırakılmayacak kadar güzel olduğunu ve bu nedenle geldikleri yere ( Kafkasların arkasına, Orta Asya’ ya ) gönderilmeleri gerektiğini; Çanakkale Savaşları sırasında kimyasal silâh kullanmak istediklerinde itiraz edenlere “ Türklerin insan olmadığını ve böcek gibi ezilmeleri gerektiğini ”  yüksek sesle seslendirerek,  işitmeyenlere de duyurmaya çalıştıklarını biliyoruz.

1071′ den 783 yıl sonra, 1854′ te Kardinal Newmann, biz Türkler için bakınız neler söylemekteydi:

“- Vizigotlardan Sarafenlere değin Hıristiyanlık dini ile temasa ge­çen bütün ırklar ve kavimler er geç Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Bu genel kuralın tek istisnası Türklerdir. Türkler, Hıristiyanlığı kabul et­mek şöyle dursun, onu ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Onun için Türklerle sa­vaşmak, onları yok etmek zorundayız.” [2]

Bu kinin, nefretin ve hatta düşmanlığın kaynağı ve sebebi nedir? Önce buna bakmak gerek.

Kısaca, Türk Medeniyet Tezinin ortaya konulmasının esas sebebi; Türk Tarih Tezini genişletmek ve kuvvetlendirmek üzere Avrupalı pek çok tarihçinin ve siyaset adamının “Türklerin anlayışsız, kabiliyetsiz olduğu bu nedenle de hiçbir medenî eser yaratamadıkları anlayış, iddia ve inançlarına” bir cevap vermek olmuştur.

Sebepler: Unutmadıkları 

  1. Avrupa haçlı ve Hıristiyan düşmanlık anlayışının ilk sebebi Hun Türk İmparatoru Attila’ nın Roma İmparatorluğundan birçok yeri fethetmesi ve son olarak da Roma İmparatorluğunu, Katalon (Po)Ovası’ nda ( M.S. 452 )mağlup etmesi ve başkenti olan Roma’ yı kuşatması; sonrasında da Papanın Attila’ nın önünde diz çökerek ricası ve ağır vergileri kabul etmeleri üzerine kuşatmanın kaldırılması. [3]
  2. Düşmanlıklarının başka bir sebebi de defalarca yaptıkları Haçlı (Ehl-i Salip) Seferlerinin önemli bir kısmında Selçuklu Türklerine yenilmeleridir. Kudüs Haçlı adında kurdukları devletin Selâhattin Eyyubi tarafından yıkılıp fethedilmesi de bu kindarlıklarına önemli katkı yapmıştır.

Haçlı Seferleri (1095- 1272) arasında yapılmış olsa da Osmanlı Türk İmparatorluğunun Avrupa içlerine ilerlemesi üzerine yeniden başlamıştır. Varna, Kosova gibi birçok meydan ve kale savaşlarında önemli toprak kaybetmişler; İstanbul’ un fethi ile şaşkına dönmüşler; Preveze deniz savaşı ve Mohaç’ ta ise en büyük yenilgilerinden birini almışlardır.

Türk ordusu Viyana önüne kadar ilerlemiş ve bu şehri iki defa kuşatmış ancak fethetmeyi başaramamıştır (1683).

  1. Türk ordusunun ilk defa geri çekilmesi ile Avrupalı devletler taktik değiştirmiştir.

Daha önce birleşik ordular hâlinde Türklerle savaşırken bundan sonra İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya birbiri ardına, âdeta sıra ile ve dinlenerek savaşa girmiş; ardı arkası kesilmeyen bu savaşlarda Türk devleti her defasında hem asker kaybetmiş hem de ekonomik olarak ciddi sıkıntıya girmiş ve barış dönemlerinde borç almak zorunda kalmıştır. [4]

  1. Unutamadıkları bir husus da Türklerin Almanların yanında Birinci Dünya Savaşına girip, savaş kaybedildiğinde imzalattıkları “Sevr” denilen anlaşmaya göre Anadolu’yu fethetmek üzere gönderdikleri son haçlı ordusunun ((50-60 yıl önce Türk İmparatorluğundan ayrılmış olan, Avrupa ülkeleri destekli Yunanlılar) İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da “komutanlarının Türklere esir düşerek” ve İzmir’de denize dökülerek hezimete uğraması sonucu Lozan’da dize geldikleridir.
  2. Bu kin, nefret ve düşmanlıklarının Haçlı anlayışıyla 21. Yüzyılda da devam ettiğini görüyoruz. Bu nefret ve kinlerini hem askerî açıdan hem de ekonomik ve kültürel açıdan devam ettirmektedirler.

Hatta ABD 2003 yılında Irak Savaşını başlatırken, ABD başkanı bunun bir “Haçlı Seferi” olduğunu söylemiştir. Aynı zamanlarda Fransız cumhurbaşkanı da kendilerinin “Bizans’ın torunu” olduğunu ifade etmiştir. [5]

Bu kin ve nefretin başlangıcı 

Savaş alanındaki yenilgilerden doğan kin ve nefret, daha sonra topluma da yayılmak üzere fikrî alanda da olmuştur.

Avrupalılar, Haçlı Seferlerinden başlayarak Müslüman Türklerle doğrudan muhatap olmuşlardır. Bu nedenle Müslüman ve Türk sözlerini birbirinin yerine de kullanmaya başlamışlardır. Zira Avrupalılar, savaş anlamında Araplarla karşılaşmamıştır. [6]  

Henüz Haçlı Seferlerinin sona erdiği yıllarda, Dante tarafından yazılan İlahî Komedya adlı kitapta, Müslüman Türklerin inandığı ve iman ettiği Peygamber Hz. Muhammed ile Hz. Ali ve İbn-i Sina gibi şahsiyetleri aşağılamak için kinli duygularla onları Arafat’ ta ve Cehennem’ in en alt katında göstermiştir.

Daha sonra, Protestanlığı kuran Luther, “Türklere Кarşı Savaş” adlı kitabında Türkleri deccal ilân ediyor; bir gün gelip bütün Hıristiyanları kesecekleri propagandasını yaparak nefretini ve kinini halka yayıyordu. [7]

Kazandıkları bazı zaferleri kutsamak ve kutlamak için, kin ve nefretlerini daimi kılmak ve unutulmasını önlemek için şehir meydanlarına yaptıkları anıtları ve heykelleri Türk düşmanlığını yansıtan figürlerle süslediler. Bazı heykellerde kahramanlarının atlarının altına Türk başı figürü koyarak, o başı ezdiklerini ifade etmek istemişlerdir. [8]

Bu öyle bir hâl aldı ki kadınlar çocuklarını “Türkler geliyor, sizi kesecek!” diye korkutmaya başladılar. Çocuklarını bu korkuyla büyüttüler.

Bu anlayış, verimini 1800’ lü yıllardan itibaren vermeye başladı.

Eski Yunanların ve Romalıların kölelerle farklı ırktan olan insanları yani Roma vatandaşı olmayanları aşağılamak için kullandığı “barbar” sıfatını, Türkleri aşağılamak için kullanmaya başladılar ve günümüzde de fırsat buldukça kullanmaya devam ediyorlar.

Siyasî tarihe son olarak düşürmek istedikleri bir not da Ruslarla savaşan Türk ordusunu arkadan vurmak isteyen Ermenilerin tehcirinin (zorunlu göçünün), Ermeni soy kırımı olarak propaganda edilerek, Türkleri soy kırımcı ilân etme çabasıdır.

Oysa Türk topraklarında ve Türklerle bir arada barış ve huzur içinde yaşayan, ticaretle uğraşan ve zenginleşen Ermeniler, Osmanlı Türk devletinin zayıflamasından hareketle ülkenin pek çok yerinde dışarıdan aldıkları desteklerle silâhsız Türk köylerini basmışlar ve öyle mezalime girişmişler ki hamile kadınların karınlarını yarıp ceninleri bile süngülemişlerdir. Tarih, bu mezalimlerle doludur. [9]

İnsanlık tarihi içinde Türklerin utanacağı, mahcup olacağı hiç bir olayı yoktur.

[1] İlk çağlara ilişkin Asya tarihimizle ilgili bilgileri Çin; Anadolu ve Kuzey Karadeniz tarihimizle ilgili kaynakları Homeros gibi ilk çağ yazarlarından; arkeoloji ve etnoloji araştırmalarına dayalı olarak da Alman kaynaklarından alıyoruz. Taş kitabeler (Orhon yazıtları vb.) o günün olaylarına ilişkin bilgi vermektedir. Medeniyet ve Pedagoji Tarihini yazarken yaptığım araştırmalarda Rus, Kazak, Türkmenistan gibi ülkelerin tarihçilerinden Türk siyasî ve medeniyet tarihi ile ilgili öğreneceğimiz çok şeyler olduğunu gördüm. Bu nedenle Türk tarihçilerini, hızla, Rusça ve diğer Türk lehçeleri ile yazılmış tarih kitap ve kitabelerini inceleyecek derecede bu dil ve lehçelere hâkim bilim insanları olarak yetiştirmek zorundayız.

Türk tarihini detayları ile yazmak zor, medeniyet tarihini yazmak ise daha zor. (Bu konuyu başka bir makalede ele alacağım.)

[2] Hasan Demir, Yeniçağ Gazetesi.

[3] Roma şehri başka hiçbir zaman kuşatılmamış ve bu denli tehlike ile karşı karşıya kalmamıştır.

[4] Bunlar savaş tarihinin konusu olduğundan ayrıntıya girilmemiştir.

[5] Günümüzde Haçlı seferleri biraz yön değiştirmiş, kültür ve ekonomi saldırıları ile iftiralar şekline dönüşmüştür.

[6] Ancak Emeviler ve Abbasiler İstanbul’u kuşatmış ise de bir sonuç alamamışlardır.

Petrolün büyük bir zenginlik kaynağı olduğunu ve bunun da Arap topraklarında bulunduğunu öğrendiklerinden itibaren, Türk hâkimiyetinde barış içinde yaşayan, Arapları Türkler aleyhine kışkırtmak üzere ilişkileri olmuştur.

[7] Deccal, Hıristiyanlıkta ve Yahudilikte, İsa’nın tekrar dünyaya gelmesinden önce insanları doğru yoldan ayıran şeytani yaratık.

[8] Oysa Türk tarihinde zaferler için hiçbir zaman bu gibi uygulamalar yoktur. Yunanlıların İzmir’de denize dökülmesinden sonra savaşın muzaffer başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk ayaklarının altına serilen Yunan bayrağını “Bayrak bir milletin namusudur.” diyerek bayrağı tepelememiş, aksine katlayarak kaldırtmıştır. Bu, Avrupa’nın en asil bilinen sınıfında bile görülmeyen medenî bir davranışın en somut örneğidir. Bu öyle bir örnek davranıştır ki Avrupalılar bu milleti barbarlıkla itham etmektedirler.

[9] Oysa Kars ve Erzurum taraflarında yaşayan Ermeniler, zorunlu göçe tabi tutulmuş ve yine o zaman Osmanlı toprağı olan Suriye ve Irak taraflarına iskân edilmiştir.

Özellikle Kahramanmaraş’ta, Zeytin Ilıcasında öldürdükleri bebeklerin ve kadınların köprüden canice attıklarının pek çok örneği anlatılmıştır.

 (Yalçın Özalp, Ermeni Patırtısı, İst. 1982.)

 

Yazar

Nusret Alperen

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.