Medeniyet-uygarlık – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______15.12.2019_______

Medeniyet-uygarlık

Nusret Alperen
Orta Asya Türk kültürü
Medeniyetin başladığı yer-Türkistan

 

Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur.
Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Medeniyet ve uygarlık eş anlamlı kavramlar olmakla birlikte bu konuda yazılmış kitaplar genel olarak “Medeniyet” kavramı ile yazılmıştır. Kökeni itibarı ile Arapça olsa da Türkçeleştirilmiştir. Bu nedenlerle “medeniyet” sözünü tercih ettim.

Sözlüklerde “medeniyet” sözcüğünün eş anlamı da “uygarlık” olarak gösterilmiştir. Aşağıda uzman sözlüklerde uygarlık kavramının tanımlarına yer verilmiştir.

Bu makalede sözlükteki tanımlar açıklanmayacaktır. Okuyucunun bu konuda sözlükteki anlamlarına ulaşmasına kolaylık sağlamak için bu tanımlara yer verilmiştir:

uygarlık-ğı: a. 1. Uygar olma durumu, medeniyet, medenilik. 2. Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü, medeniyet: Gerçekten, uygarlık nimetlerinin gençlere bir faydası oldu ama daha çok bundan büyükler istifade ediyor. -H. E. Adıvar. Güncel Türkçe Sözlük

uygarlık İng. civilization: (Lat. civis = yurttaş, kentli): 1. (Sözcük anlamı) Barbarlık durumundan çıkıp törelere bağlı olarak belirli bir yurt içinde birlikte yaşama. 2. (Sonradan kazandığı anlam) Bilim ve tekniğin ilerlemesi ile yaratılan yaşama koşulları ve bunun sonucu ortaya çıkan yaşamada kolaylık sağlama, usçullaşma ve yetkinleşme, yaşama biçimlerinin daha bir incelmesi durumu. 3. (Daha geniş olarak kültür durumu anlamına) Geniş bir toplumun bütün bölümlerinde ortak olan dinsel, ahlaksal, estetik, teknik ve bilimsel nitelikteki toplumsal olayların bir bütünü. BSTS /Felsefe Terimleri Sözlüğü 1975

uygarlık İng. civilization: Gelişmiş teknik kaynaklarla bilim ve sanatın yarattığı düşünsel başarılardan oluşan, büyük yayılma alanlı kültür düzeni, bk. eskil uygarlık, krş. kültür, halk kültürü. BSTS / Halkbilim Terimleri Sözlüğü 1978

uygarlık İng. Civilisation: İnsanların daha iyi bir yaşayışa kavuşmaları ve doğaya egemen olabilmeleri için gösterdikleri çabalardan çıkan sonuçlar olup teknik, bilim ve kültür olarak belirir.  BSTS / Tarih Terimleri Sözlüğü 1974

uygarlık İng. civilization: 1. İnsanlığın elde ettiği uygulayımsal, düşünsel, sanatsal ve tinsel başarıların belli bir zaman noktasındaki düzeyi. 2. Belli bir toplumun özelliği olan uygulamalar, düşünceler, bilgiler, ürünler, tutum ve davranışlar düzeni, bk. ekin. BSTS / Toplumbilim Terimleri 1975

Medeniyet adam olmaktır

Vatandaşa, “Medeniyet nedir?” diye sormuşlar, cevap olarak; “Adam olmaktır.” demiş. Bu sözü taaa tarih öncesi çağlardan bugüne kadar olan süreç içinde düşünmek gerek.

Medeniyet, insanca yaşamanın hem felsefesi hem de pratiğidir. İnsanca yaşamak; insanların hem kendisiyle hem toplumla barışık, ahlâklı, adaletli, eşit, dengeli ve huzur içinde olmak ve hayvansal güdülerin yerine bu gibi yüksek değer ve duyguları koymak demektir. Herkesin birbirinden emin olduğu bir ortamda, güven ve saygı içinde sanat, bilim ve teknolojinin sağladığı imkânları kullanıp hayatını kolaylaştırmak için çaba harcayarak yaşama sanatıdır, medeniyet.

Ve medenî yaşamanın kurucusu ve sigortası ise pedagoji yani eğitimdir. (Pedagoji ve eğitim, ayrı bir inceleme konusudur.)

Medeniyetin temeli bilinmeyen tarih öncesi çağlara dayanır

Ateşin, giysinin, ayakkabının; bakırın, demirin, tuncun keşfinde ve icadında, benzer yaşayışları olan insanların bir araya gelerek topluluk veya millet hâline gelmesine kadar dünyanın muhtelif yerlerinde bulunan arkeolojik kazılarda elde edilen kalıntılarda ve mağara resimlerinde belirli bir kavmin veya milletin adı söz konusu değildir.

Tarih öncesi bilinmeyen çağlarda gerek tecrübelerle gerek tesadüflerle ve gerekse zihnin bir unsuru olarak düşünce ve akıl yürütme ile elde edilen gelişmeler, her ne kadar meçhul bir kişi tarafından keşfedilmiş, icat edilmiş ise de neticede insanlığın ortak eseridir. Kısaca tarih öncesi çağlardaki bu buluş ve keşifler hiçbir millete veya ırka ait değildir. Başka bir söyleyişle medeniyetin temeli bilinmeyen tarih öncesi çağlarda ve adı bilinmeyen topluluklar tarafından atılmaya başlamıştır. Bu nedenle medeniyet anonimdir. Ve medeniyetin sahibi hem yoktur hem de herkestir.

Ancak herhangi bir toplumdur ki bu keşiflerden veya icatlardan birini yaparak kendine özgü bir yaşayış biçimi denilen kültürü oluşturmuştur. Oluşturulan bu kültür hem nesillere (geleceğin derinliğine) hem de çağdaşı diğer toplumlar arasında (genişliğine) yayılmıştır. Genişliğine ve derinliğine yaygınlaşan bu yaşayış biçimine hem tarih öncesindeki toplumlar hem de tarih sonrasında isim almış milletler hem çağdaşı milletler hem de sonraki nesiller birtakım eklemeler, çıkarmalar, düzeltmeler yapmışlar ve yine derinliğine ve genişliğine doğru gelişmeler olmuştur. Buna göre insanlık âleminde önce çevreye özgü kültür unsurları sonra medeniyet oluşmaya başlamıştır. Medeniyet unsurları başlangıcından günümüze kadar geldiği hâlde kültür unsurlarının önemli bir kısmı toplumların tarih sahnesinden çekilmesiyle kayıp olmuştur veya değişerek sonraki milletlere naklolmuştur.

Kültür unsurlarının özellikle başlangıçta giyinmek, barınmak ve beslenmeye yönelik oluşumlarla başlayan gelişmeler, giderek hayatı kolaylaştırıcı buluş ve keşiflerle beslenmiştir. Örneğin ihtimal ki daha uzak bir yerde bulunan suyu kaplarla kendi yerleşim bölgesine taşımaya başlamış olan bir toplum, komşusunda gördüğü arklarla sonra künklerle daha sonra topraktan yaptıkları borularla, daha sonra maden ve nihayet günümüzde ise plâstik borularla taşımayı görüp bunu benimsemiş ve kendi de kullanmaya başlamıştır. Bu gelişme bir taraftan da sonraki nesillere intikal etmiş. Her nesil de buna yenilerini eklemiştir. Bu gelişmeleri arkeolojik kazılar sonucu elde edilen kalıntılarda açıkça görüyoruz.

İlkel insan kimdir?

Medeniyete ilişkin bir mesele de tarih öncesi çağlarda yaşayan inanlara “ilkel insanlar” denilmesidir.

İnsanlığın var oluşundan günümüze kadar her devirde insanlar kendi devirlerinin en medeni hayatını yaşamıştır. Başka bir söyleyişle her devirde insanlar hayata tutunmak ve rahat yaşamak için kendi gününün imkânlarına göre en iyi hayatı yaşamıştır ve sonraki nesillerine kıymetli tecrübeler ve buluşlar bırakmıştır. Medeniyet ise bunların üzerine inşa edilmiştir. Örneğin o insanlar demiri ateşe tutup eritmesini bin yıl sonra yapsalardı biz, bugün bin yıl önceki bir zamanda yaşıyor olacaktık. Keza bunun gibi hayvanları evcilleştirme, toprağı sürme, ayakkabıyı icat etme, duvarlara resim-yazılar çizme gibi tabiatta bulunanları ıslah etme/evcilleştirme veya icat etme yahut keşfetme gibi işlerle de geç kalsalardı biz, bugünü yaşayamayacaktık.

Bu nedenle onlara “ilkel” demek suretiyle aşağılamayı değil onlara minnet ve şükran borcumuz olduğunu bilmeliyiz.

Medeniyetin başlangıcı ve Türkler [1]

Medeniyet, insanoğlunun kendine ve tabiata hükmetmesidir. İnsanoğlunun kendine, tabiata hükmetmesi ve onları kontrol altına almasıyla başlar.

Yazılı olmayan tarih öncesi zamanlara ilişkin olup bitenlerin pek çoğunu tarihlendirmek mümkün değildir. Hatta medeniyet kavramı içinde yer almış olan hayvanların evcilleştirilmesi, buğdayın ekilip biçilmesi gibi gelişmelerin de nerede olduğu konusundaki bilgiler, kazılar yapıldıkça değişmektedir. Bu nedenle zaman ve mekân tayinine ilişkin çalışmalarda farklılıklar görülmektedir. Tarihlendirmeler ise geriye doğru gittikçe binli, hatta on binli yıllarla ifade edilirken yaklaştıkça yüz yıllarla ifade edilmektedir.

Her ne kadar yukarıda medeniyetin ilk oluşumuna ilişkin kesin yargılara varılamasa da yine de bir başlangıcı ve bu başlangıcı başlatan bir topluluk vardır: Türkler.

İnsanlığın medeniyete adım attığı yer: Türkistan

Şu ana kadar bilinen en eski tarih olarak insanlığın medeniyete adım atması Gerey’in bildirdiğine göre Türkistan/Turan’da hayvanların, bitkilerin evcilleştirilmesiyle M.Ö. 9-8 bin yıl kadar önce başlamıştır. [2]

Ancak M. Ö. 12 binli yıllara tarihlenen Göbeklitepe kazılarındaki muntazam yontmalar ve geometrik şekiller ise medeniyetin başlangıcının daha eskiye dayandığına da işaret eder. Buradaki taşlar üzerinde bulunan şekiller, tamgalar ile Kazakistan’da bulunanları karşılaştıran bazı araştırmacılar bu bölgeye Orta Asya’dan gelenler olduğuna da işaret etmektedir. [3]

Bunların dışında medeniyetin başlangıcına, daha yakın zamanlara tarihlenen bugünkü Lübnan topraklarına işaret edenler de vardır.

Medeniyet, birçok değişik unsurlardan meydana gelen bir kavramdır. İnsanlığın gelişim tarihine bakıldığında insanların tabiata hükmetmesi yani onu kontrol etmek üzere hayvanları, bitkileri, toprağı, suyu, ateşi vb. tabiatta var olan her şeyi evcilleştirmesi, ıslah etmesi ve onları kendi yararına kullanması ile medeniyet başlamıştır diyebiliriz.

Bir başlangıç olarak insanların vahşi bir hayattan çıkıp sosyalleşmeye başlaması da kabul edilebilir.

İhtimal ki başlangıçta aileler ayrı mağaralarda veya yerlerde yaşamışlardır. Ancak hayatlarını kolaylaştırmak için bir araya gelmeye başladıktan sonra aralarında sosyal münasebetler tesis ederek gelenekler ve kültür oluşturmuşlardır.

Yardımlaşma, misafirlik, karşılıklı sevgi, anlayış, paylaşma gibi… Bir grupta bir kişinin bulduğu, keşfettiği veya icat ettiği bir şeyi paylaşarak ilk bilimsel çalışmalar da dönemde başlamış olmalıdır. Örneğin taşı cilâlamak, ok yapmak, ayakkabı icat etmek gibi…. Elbette bu oluşumların gerçekleşmesi olukça uzun bir zaman diliminde gerçekleşmiştir.

Her milletin özgün yaşayış biçimi olmasından dolayı kültür, çok çeşitlidir. Hem geçmişten alınan kültür hem çağdaş toplumların etkilenmesiyle oluşan kültür, bilim ve teknolojiyle de birleşerek medeniyet denilen bütün insanlığın ortak değerini oluşturmuştur.  Kısaca medeniyet, kültürlerin kesiştiği yani ortak noktasıdır ve bütün insanlığın ortak paylaşımıdır.

Dinî açıdan medeniyetin başlangıcı

Medeniyetin başlangıcına dinî açıdan bakacak olursak medeniyet Âdem Peygamberin Kâbe’yi yapmasıyla başlar. Mekke şehrini kurmuş ve çocuklarıyla burada yaşamıştır. Çiftçilikle uğraşmıştır ve bu nedenle çiftçilerin piri/ustası sayılır.

Eğer medeniyete dinî inanışlar açısından bir başlangıç noktası aranıyorsa, bu da başlangıç noktasıdır.

Sonra gelen peygamberlerin her biri de medeniyeti adım adım ilerletecek bilgi ve becerilere sahip idiler.

Özellikle Şit ve İdris Peygamberler; matematik, kimya ve fen biliminin kurucuları olarak görülür. [4]

Peygamberler tarihi özetle böyle yazıyor.

Medeniyeti anlamak için

Ancak medeniyeti anlamak için ona hangi açıdan baktığımız önemlidir. Eğer, medeniyete;

Bilim ve teknoloji yönünden bakıyorsak medeniyet, bilimsel düşünme sanatıdır. Bilimsel düşünme, aklı tabiata ve çevreye uygulayarak tabiattan ve çevreden yeni çıkarımlar elde etmektir. [5]

Sosyoloji yönünden bakıyorsak medeniyet, birlikte barış ve hoş görülü yaşamaktır.

Ahlâkî yönden bakıyorsak medeniyet, doğru yaşamaktır. [6]

Evrensel yönden bakıyorsak medeniyet, insanların iyiliğine hizmet edecek şekilde barış içinde yaşamaktır.

Doğa açısından bakıyorsak medeniyet, toprağı, suyu, havayı, çevrenin ve çevrede yaşayan ağaçları ve hayvanları koruyacak şekilde yaşamaktır.

Psikoloji açısından bakıyorsak medeniyet, bireyin ruh sağlığını koruyacak şekilde kendi ile ve toplum ile barış içinde yaşamaktır.

Bireysel açısından bakıyorsak medeniyet, en az kendi hak ve hukuku kadar başkalarının hak ve hukukunu gözeterek yaşamaktır.

Yönetim açısından bakıyorsak hukuk, demokrasiyi benimsemiş, lâik bir anlayış ortamı yaratacak şekilde hür ve eşitlikçi anlayış ortamında yaşamak ve yaşatmaktır.

Eğitim açısından bakıyorsak medeniyet, düşünen, soran-sorgulayan, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür, nazik, güzel konuşan insanlar yetiştirmektir.

Ekonomik açıdan bakıyorsak medeniyet, müteşebbis, para kazanmasını ve harcamasını bilen tutumlu insanlar yetiştirmektir.

Tarih açısından bakıyorsak medeniyet, ülkesinin ve milletinin geleceğini korumak, geliştirmek için tarihi olaylardan sonuç çıkarmak, onları yorumlamaktır.

Milliyetçilik yönünden bakıyorsak medeniyet, milletinin medenî tarihini bilmek, ülkücü milliyetçi değerlere sahip olmaktır. [7]

Felsefe yönünden bakıyorsak medeniyet, okuduklarından, anladıklarından, gördüklerinden ve bildiklerinden bir sonuç çıkararak yeni fikirler ortaya koymaktır.

Güzel sanatlar açısından medeniyete bakıyorsak, insanın kendini, başkalarını, tabiatı ve olayları göze ve kulağa (duygulara) en güzel ve etkileyici olmak üzere kâğıda (edebiyat), taşa (anıt kitabeler), taştan (yontu/heykel), tuvale (resim), sese (müzik, hitabet), hareketlere (jimnastik) ince bir nakış gibi oyalamaktır/ işlemektir. [8]

Bu açılardan bakıldığında “medeniyet” sözünün çoğulu yoktur, zira medeniyet aksine pek çok bileşenin adıdır ve bu nedenle de çoğulcu bakış açıları vardır. [9]

Medeniyet, daha ilk insanın özel yaşayışına bir biçim vermesiyle başlamıştır.

Tarih çağlarını yazının icadı ile başlatsak bile insanlığın medeniyet tarihini ilk çizginin kayalara, mağaralara çizildiği tarihten başlatmak gerekir. Pedagojinin tarihini ise daha önceki zamanlardan başlatmak anlamsız olmaz. Zira o zamanlarda da ana-baba; çocuklarını kendi yaşadıkları gibi yetiştirmişlerdir. Bu onların hayatiyetlerinin devamı için zorunludur. Örneğin, ava gitmeyi, avlanmayı, kayalara yazı yazmayı ve bu yazıları okumayı (anlamlandırmayı), zamanla ateş yakmayı, hayvanları evcilleştirmeyi vb. öğreterek geleneksel eğitimi başlatmışlardır.

Kısaca medeniyet; bir milletin kültürüyle birlikte insanlık âlemi içinde onurluca yaşamasıdır.

Medeniyet tarihi, insanların tabiata hükmetmesinin, tabiatı evcilleştirmesinin ve tabiatın zorluklarına karşı tedbirler alışının ve tabiatı okuyarak tabiat ve akıl bilimlerinin oluşturulmasının öyküsüdür.

Medeniyetin bileşenleri

Medeniyetin ne olduğuna ilişkin yukarıda değişik açılardan kısa tanımları yapılmıştır. Bu tanımlar, bu kitap dizisi içinde ayrı ayrı ele alınmıştır.

Ancak bu bakış açılarını daha bütüncül ifade etmek istersek medeniyet dediğimiz kavramın içinde şu elemanları görebiliriz:

  1. Felsefe
  2. Sosyolojik unsurlar: Her toplumun özel hayatı, bu özel hayatın yıllar içinde bir kısmının başka toplumlarla da paylaşılması: yaşama biçimi, ahlâk, hukuk gibi.

Toplumun özel hayatı ve başka insanlarla paylaşamadığı özel gelenekleri, âdetleri, alışkanlıkları, millî duyguları vb.

Geçmişte toplumun özel hayatı olmuş olmakla birlikte daha sonra zamanlarda, toplumsal etkileşimlerle paylaşarak ortaklık kurdukları bazı temel konular: hukuk, insan hakları, çevre bilinci, ahlâk, modernite vb.

3. Bilim.

4. Teknoloji.

5. Güzel Sanatlar.

6. Kültür [10]

Anav kültürü ve Göbeklitepe

Medeniyet denilen yaşama biçiminin zaman ilerledikçe iyileştirilmesi süreci, bütünüyle hiçbir topluma veya kişiye ait değildir. Ancak bir başlangıç göstermek için medeniyetin akılla işi birleştirerek hayvanların, toprağın, bitkilerin evcilleştirilmesi ve madenlerin işlenmesini kabul edersek öncelikle Anav kültüründen yahut medeniyetinden söz edilmelidir. Bu da M.Ö. 9000-8000 yıllarına kadar geriye gitmektedir.

Ancak, bu tarihten daha öncesine ait son buluntularda Göbeklitepe ise 12 500 yıl öncesine tarihlenmektedir. Anadolu’nun Güneyinde ve Urfa civarında bulunan Göbeklitepe ile ilgili olarak henüz bir topluluğa mal edilecek bulgular yoktur. Göbeklitepe’de bu mabedi yapanlar kimdir? Taşları fevkalâde mükemmel olarak yontmuş olan insanlar nereden gelmişler, nereye gitmişler bu bilgiler henüz meçhuldür.

Ne kadar medeniyiz?

Sosyoloji açısından medeniyeti üç kategoride düşünebiliriz. Bunlar, kişinin medenî oluşu, toplumun medenî oluşu ve devletin medenî oluşu.

Başlıktaki soruya cevap verebilmek için her kategori ayrı ayrı incelenmelidir.

Kişilerin/bireylerin medenî oluşu yani medenî davranış ve düşüncelere sahip olması. Bu aile içinde, okul ortamında ve çevre tarafından sağlanır.

Kişilerin medenî olması toplum kurallarına ve yasalara uyması, karakterli, ahlâklı, bir iş sahibi, faziletli, onurlu, adil ve çevre bilinci olması; bilimde, sanatta, edebiyatta yaratıcı, düşüncesinde hür olmasıdır.

Toplumun medenî olması, esasen bireylerin birer birer medenî olması ile ilgilidir. Buna ilâveten toplumda yaratılmış olan ve yaşanan geleneklerden zamanın şartlarına uygun olmayanları yavaş yavaş değiştirmesi, çocuklarını bu yönde eğitmesidir.

Devletin medenî olması, toplumun yararına yaşamayı kolaylaştırıcı yasalar çıkartması, anayasada vaz’ edilen hükümlere uyması, bilimi, tarımı, hayvancılığı teşvik etmesi, eşit eğitim, sağlık ve ekonomi imkânları sağlaması gibi hususları kapsar.

İnsanlığın medeni olması, nerede yaşarsa yaşasın insanların sevincini paylaşması, felaketlerine üzülmesi, insanlığın ortak değerlerine saygı duyması ve onları koruması gibi hususları kapsar.

Ne kadar medenî olduğumuzu bu ve bunun gibi kriterlere göre kendimizi değerlendirerek anlayabiliriz.

Kaynakça

[1] Her ne kadar yazılı tarih, yazının icadı ile M.Ö. 3200’lü yıllarda gerçekleşmiş görünse de daha sonraki zamanlara ilişkin pek çok olayın ve hatta kişilerin doğum ve ölüm tarihlerinde bile az-çok farklılık görülmektedir. Burada da az-çok tarih tutarsızlıkları vardır.

[2] Beş Bin Yıllık Sümer Türkmen Bağları, Begmyrat Gerey, Münhe/Almanya 1987, Tercüme Dr. Dursun Ayan, GünTürk Yayınları

Not: Bu konu, Medeniyet ve Pedagoji Tarihi adlı bilgi ağı (ansiklopedisi) adlı kitabımda ayrıntılı olarak incelenmiştir.

[3] M.Ö. 10 000 (12 500) yıl olarak tarihlenen ve gizemini koruyan Göbeklitepe bulgusunun tarihleme açısından şimdilik benzeri görülmüyor. Ancak, bu arkeolojik yapının yukarıdan bakıldığında görülen lâbirent şeklindeki kesiti daire şeklinde bir lâbirent biçimi gösteriyor…

Bu açıdan konu ele alındığında, Altay kültürü alanında M.Ö. 10000 ötesi dairesel şekildeki kaya üstü çizimlerde lâbirent izlenimi veren tamgalar görülüyor. Bir diğer örneği, yapı temeli şeklinde de Kırgızistan’da bulunan Solovki bölgesinde benzer bir lâbirent biçimi yer alıyor… (Ergun Özgen, http://blog.istanbul1881.com/wp-content/uploads/2017/01/tepe10.jpg) Bu açıklama metinde görsellerle destekleniyor.

[4] Göbeklitepe’deki taşlar üzerine oyulmuş veya kabartılmış geometrik şekillerin –belki de- bu peygamberlerin daha sonraki nesillerinden olan insanlar olabilir. Zira bütün peygamberler Urfa’yı ve Mezopotamya’yı da içine alan Orta Doğu coğrafyasında görülmektedir.

[5] Tabiattan maksat, dış dünyamızdaki bütün canlı ve cansız varlıklar arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilerden elde edilen sebep sonuç kanunları ile yeni neticelere ulaşmak için tabiat bilimlerine (fizik, kimya, astronomi vb.) katkıda bulunmak üzere icatlar ve buluşlar; çevreden kasıt ise her bireyi kuşatan diğer bireylerle ilgili hem kendi hem de başkaları hakkında sosyolojik neticeler ve yeni kuramlar ve kurallar ortaya koymak: Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji vb.

[6] Doğru/dürüst yaşamak; toplumun ve insanlığın yaygın olarak benimsediği genel kurallarına ve yasalara uygun yaşamaktır. Bunun en belirgini göstergelerinden biri sözlerinin, davranışlarının ve inancının içtenlikle uyumlu olmasıdır.

[7] Ülkücü milliyetçilik ayrı bir inceleme konusu yapılmıştır.

[8] Daha başka pek çok açıdan tanımlama yapılabilir.

[9] Günlük konuşmalarda ve bazen “medeniyetler” sözü kullanılsa da çoğu zaman “kültür” yerine kullanılmaktadır. Anav kültürü gibi.

[10] Bu unsurların her biri tanımları, kapsamları ve felsefeleri yönünden incelenmiştir. Ayrı makale konularıdır.

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları