13.04.2024

Ukrayna işgalinde ABD, AB ve NATO’nun Pozisyonu

Rusya esasen bir kara devletidir. Böylesine geniş bir coğrafyayı kontrol etmek güçlü bir ordu ve kaba güç gerektirir. Kaba güç, talan, istila, baş eğdirme Ruslara coğrafyalarının hediyesi veya mirasıdır. Denizlere kıyısı en uzun ülkelerden biridir ama denizlere açılma imkânı hep sınırlı kalmıştır.


Rusya’nın Ukrayna işgali ve Türkiye’nin durumu yazısının ikinci bölümüdür.

Avrupa Birliği’nde uzunca bir süredir kendi güvenliğinde etkin olma, kaynak ayırma ve hazırlık konuları konuşuluyor ve ABD’nin gölgesinde kalma ezikliği dile getiriliyordu. NATO kapsamında savunma bütçesine katkılarının artırılmasına da yanaşmıyordu. Ama gelinen durumda NATO’da olmanın ve ABD’nin kanatları altına sığınma dışında bir seçeneği de yok.

Batı maşa varken ateşe el uzatmıyor. Ya da ‘el elin eşeğini türkü çağırarak arıyor’. Maşa çok ve çeşitli ama en öne çıkanı ‘ekonomik güç ve ekonomik sistem maşası’. Evet, Rusya’ya tarihin gördüğü en kapsamlı ve etkili yaptırımlarını uyguluyorlar ama bunlar Ukrayna’da ölen canları, uzun yıllar boyunca edinilen maddi ve fiziksel birikim ve değerlerin (altyapılar, tesisler, yerleşkeler) yok edilmesini önlemiyor. Bir halkın nesiller boyunca hafızasına kazınacak acıları dindirmiyor. Yaptırımlar Ukrayna’ya acil ve radikal yardımdan çok, Rusya’ya uzun vadede zarar vermeyi öngörüyor.

ABD ve AB’nin öne çıkardığı silahı yumuşak güçtür (soft power). Rusya’nın öne çıkardığı ise, sert güçtür (hard power). Şimdilik Ukrayna üzerinden çatışan büyük güçler yumuşak ve sert güçlerdir. Gerçi NATO’nun sert gücü Rusya’nınkinden çok daha güçlü ve yaygındır ama ABD Başkanı Biden’ın dediği gibi bir ‘Üçüncü Dünya Savaşına yol açmamak’ bakımından bu gücü doğrudan harekete geçirmek yerine gözdağı olarak geride tutuyor. Batının yumuşak gücü dünya genelinde kurduğu ekonomik sistemdir. Bu sistemin sembolü ABD doları olsa da asıl güç doların arkasındaki sistemdir. Çin ve Rusya’nın diğer bazı ülkelerin de arayışlarıyla bu sistemi değiştirme çabaları henüz dünyada kullanılma aşamasından çok uzaktır.

Bu ve benzeri gerilimlerde, ABD – Rusya karşılaşması özelinde ABD’nin tuzu kurudur. Rusya ile arasında doğrudan kara sınırları yoktur ve aralarında okyanuslar ve kıtalar vardır. ABD’nin tek büyük korkusu nükleer bir savaştır. Diğer bölgesel ve konvansiyonel savaşlar ABD’yi fazlaca etkilemez ama AB’nin durumu farklıdır. AB’ye yakın bölgelerdeki savaşların AB’ye doğrudan etkilerini bir tarafa koysak bile büyük kitlesel göçler; sığınma, iltica hareketleri karşısında AB yıllardır bocalamada. Savaşlara, terörizme bağlı nüfus hareketleri konusunda AB üyeleri arasında büyük gerilimler hâlâ devam ediyor. AB’nin Ukraynalı sığınmacılara kapılarını açması bir yönüyle insani, ahlaki davranışken diğer yönüyle kendi değerleriyle kendi içine kapanma ve ırkçılığının da göstergesidir. Ukraynalı sığınmacıları ‘sarı saçlı, mavi gözlü’ nitelemeleri Avrupa’nın bu müzmin bakışını veciz bir ifadeyle ortaya koyuyor.

Putin neden böylesine büyük bir riske girdi?

Putin’in iddia ettiği gibi, Ukrainler’le Ruslar akraba ve aynı milliyetler olsalar bile bundan sonra Ukrayna ayrı bir millet olacak ve Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, Rus yanlısı Ukraynalılar dışındakilerce asla unutulmayacak.

Hiçbir yırtıcı, avını yakalamak için harcayacağı enerji avdan alacağı enerjiden daha fazla olursa avını yakalayıncaya kadar kovalamaz. Hiçbir hayvan, kendisine tehdit oluşturmayan bir başka hayvana durduk yerde saldırmaz; çünkü o hayvanın da kendisine zarar vereceğini içgüdüsel olarak bilir. Onu öldürebilir ama kendi aldığı yara da enfekte olarak kendini öldürür veya kötürüm bırakır. Bunu yapması için illa kaçınılmaz daha başka sebeplerin olması gerekir. İnsan toplumları ve devletlerin davranışları da aşağı yukarı aynıdır. Putin neden harekete geçti ve saldırdı?

Putin için otoriter, totaliter, kaba güç kullanma tutkunu, acımasız… vs. birçok sıfat sıralanabilir. Ancak Putin’de kurmay akıl ve muhakeme gücü olmadığını söylemek mümkün değildir. Dünyada yirmi yıldır olan biten stratejik, jeostratejik ve politik büyük süreçlere bakıldığı zaman Putin’de bu vasıfların fazlasıyla var olduğu anlaşılabilir. Kaldı ki, zamanımızda bir lider ne kadar otoriter, totaliter olsa da yalnız olamaz: arkasında ya kamuoyu desteği, ya tarihsel gerekçeler, ya sosyo-ekonomik gerekçeler, ya fikri ve ideolojik sebepler, ya da politik ve stratejik güvenlik gerekçeleri olması ve bu gerekçelerin de etrafındaki kurmaylarca ve kurumlarca paylaşılması gerekir.

Rusya büyük bir güçtür, emperyal bir devlettir. Rusya’nın öteden beri önceliği hep güvenlik olmuştur. Diğer alanlardaki açılımları hep güvenlik merkezlidir. Japonya’dan Polonya sınırına, Orta Avrupa’ya; Kuzey Denizi’nden Hindistan’a kadar olan alanın ya sahibi ya da kontrol eden gücüdür.

Putin’in yakınlardaki bir konuşmasında, “Rusya’da 300 etnik grup vardır ve birlikte barış içinde yaşıyorlar.” ifadesine takıldı kafam. Çarlık Rusyası, Sovyetler dönemi ve Rusya Federasyonu dönemlerinde Rusya stratejik aklı aynı soydan, aynı dilden olan ve asırlardır aynı coğrafyayı paylaşan akraba halkları ayrı ayrı nitelemiş; onlara yapay kimlikler uydurmuştur. Putin’in üç yüz farklı etnik köken tabiri de abartılıdır. Bu hesaba göre Türk soylular en azından elli farklı etnik unsur olarak sayılmaktadır. Netice itibariyle, akraba halkların bir araya gelmeleri, aynı kökenden halklar oldukları bilinci yok edilmeye çalışılmıştır. Bu konudaki Rus ideologların ve hatta bilim insanlarının sayısı ve eserleri çoktur.

Konu açılmışken, daha ortada Rus halkı ve devleti olmadan o geniş coğrafyada asırlarca hüküm süren Kıpçaklar, Hazaralar, Altınordu halkları ne oldular? Putin, 2021 Temmuzundaki makalesinde ‘Rusya, inşa edilmiş bir millettir’ demişti. Esasen millet ve milliyet konusunda çokça paylaşılan bir görüşü ifade etmiş olsa da, Rusya’nın dört yüzyıldır sürdürdüğü stratejiyi de ikrar etmiş oluyor. Bu geniş Türk soylu halkların torunları günümüzde Rus dili ve Rus kimliğiyle yaşıyorlar. Sovyetler’in dağılmasıyla ortaya çıkan diğer Türk soylu halkların devletlerinde de Rus kimlik ve dili hâlâ önemli oranda varlığını sürdürüyor. Putin’in ‘Ukrayna halkı ile akrabayız, Rus dili ve kimliğine sahip akrabalarımıza sahip çıkarız.’ demesinden, fırsat bulur bulmaz bu Türk Devletlerine de müdahale edeceği sonucu çıkarılmaz mı?

Rusya esasen bir kara devletidir. Böylesine geniş bir coğrafyayı kontrol etmek güçlü bir ordu ve kaba güç gerektirir. Kaba güç, talan, istila, baş eğdirme Ruslar’a coğrafyalarının hediyesi veya mirasıdır. Denizlere kıyısı en uzun ülkelerden biridir ama denizlere açılma imkânı hep sınırlı kalmıştır. Deli Petro’dan (Ruslar Büyük Petro – ‘Peter the Great’ olarak anarlar) beri başta Akdeniz olmak üzere sıcak denizlere inme stratejileri hiç değişmedi. Rusya tarihinde hiç olmadığı kadar bir güç varlığıyla artık Akdeniz’dedir; Ortadoğu’dadır. Bir zamanlar bir Osmanlı gölü olan Karadeniz’i Sovyetler Birliği döneminde Türkiye ile paylaşıyordu. Karadeniz’i yine kuzeyden ve doğudan çevrelemiş durumda.

Şimdi de Ukrayna’nın Rusça konuşan ve Rusya yanlısı Donbas bölgesini batıya, Odessa’ya kadar genişletip Karadeniz kıyılarını alarak veya kontrol ederek üstünlüğünü sağlama ve en azından NATO’yu Karadeniz’de sınırlı tutma peşinde.

Rusya nerede, nasıl durur?

Putin’in tavrı bir emperyal devlet öfkesinin taşmasıdır dedik. ‘Öfkeyle kalkan zararla oturur’ bizim atasözümüz. Rusya duruma uzun süre dayanamaz ve AB de alıştığı konfordan kolay vazgeçemez. ABD’nin asıl büyük rakibi ve hedefi Çin’dir. Çin, Rusya gibi sadece asker gücü ve savunma sanayiinde değil her alanda hızla gelişiyor, genleşiyor, yayılıyor ve bu ABD’nin emperyal aklını bulandırıyor.

Batının tarihte eşi benzeri görülmemiş bir kapsamda Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara Rusya uzun süre dayanamaz. ‘ Hazıra dağ dayanmaz’ misali sahip olduğu büyük altın ve dolar fazla dayanmaz. Dünyada yalnızlaşan Rusya’yı petrol ve doğal gazı ayakta tutmaya yetmez. Uzun yıllardır ABD’ye direnen Almanya, kuzey akım doğal gaz boru hattının faaliyetini durdurdu. Rusya’nın karşı tedbirler ve sistemler geliştirmesi ve işlerlik kazandırması da yıllar alır. Taraflar bir süre sonra yorulurlar, yorgunluk atma ve meseleyi neredeyse dondurma dönemi izler. Sonra çözülmeler ve erimeler başlar.

Çin ile Rusya, ABD’ye karşı birlikteler. Her ne kadar Çin, geleneksel olarak fazlaca ses çıkarmadan sinsice gelişmeleri izlese ve hatta BM Genel Kurulunda Rusya’nın kınanmasında çekimser kalsa da, sonuçta ABD’nin kendisini baş düşman olarak gördüğünü biliyor. ABD’nin durumu Rusya ile bir şekilde konsolide etmesinden sonra kendisine yöneleceğini biliyor. Olayın sıcaklığı ve ABD’nin Avrupa’daki meşguliyetinden istifade, kapalı kutu Çin’in Tayvan’la ilgili benzeri bir harekete girişip girişmeyeceği de belli değil.

Ana akım medyada sürekli güncellenen haritalara işlenen operasyona bakınca Rusya’nın Ukrayna’nın tamamını işgalden ziyade, Dinyeper (Özi, Özü) nehrinin doğusunu işgal etmek, geri kalan Ukrayna’nın, Odessa dahil, Karadeniz’le ilişkisini kesmek veya sınırlamak, Donbas bölgesiyle Kırım yarımadasını birleştirmek gibi bir niyetinin olduğunu gösteriyor. Muhtemelen başkent Kiev’e gireceği, sonra Ukrayna’nın moralini çökertip kendine yakın bir idare kuracağı ancak Kiev’i ve batı Ukrayna’yı elde tutma gibi bir stratejisi olmadığı anlaşılıyor. Yinelemek gerekirse, dinamik bir süreç ve her şey her yönden başka seyirlere bürünebilir.

Yanılgı ve yanlış okuma mı, tahrik mi?

Rusya’nın harekete başlamasından önce ‘Rusya’nın böylesi sıcak bir savaşa girmeyeceğini, Donbas’a özerklik, Kırım’ın ilhakının Ukrayna tarafından tanınması, Ukrayna’nın AB ve NATO üyesi olmamasının yazılı anlaşmaya bağlanması; ancak eski Doğu Bloku ülkelerindeki NATO güç ve kabiliyetlerinin geri çekilmesinin kabul edilmeyeceği tahmininde bulunmuştuk. Rusya’nın Ukrayna’da kendine yakın bir yönetim oluşturma çabasında olmaya devam edeceğini öngörmüştük. Ancak Rusya’nın sıcak savaşı başlatacağı konusunda yanıldığımızı ifade etmeliyiz. Rusya, Ukrayna’yı işgal etmek gibi bir düşüncesi olmadığını; ABD ise 150 binden fazla Rus askeri gücünün sınırlara yığılmasının sadece bir baskı olmadığını ve Ukrayna’yı işgal edeceğini tekrarlamasını da durum üzerinden stratejik üstünlüğünü ihsas etme niyetine bağlamıştık.

Putin’in bir konuşmasında, ‘Gelip kapımıza dayandılar. Füzelerini burnumuza dayadılar. Bunda anlaşılmayacak ne var? ABD, NATO, AB bizim güvenlik kaygılarımızı anlamalılar.’ mealindeki sözleri aslında bir siyasal gerçekliği de ifade ediyor. Sözüne, yorumuna ve dünyayı siyasal strateji bakımından okumalarına güvenilir birçok Batı aydını, ABD ve NATO’nun uzun yıllardır Rusya Federasyonu’nun güvenlik kaygılarını sürüncemede bıraktığını, Rusya’nın erinde gecinde böyle bir çıkışa geçeceğini beklediklerini; bunda da ABD yönetimlerinin hatalı olduğunu ifade ediyorlardı.

Durum sıcak savaş öncesinin ötesine taşmış ve kolayca toparlanamayacak durumda artık. Bunun mutlaka uzun yıllara yansıyacak, küresel ciddi stratejik sonuçları olacaktır.

ABD ve NATO her ne kadar Karadeniz’e kıyısı olan veya sahasında olan AB ve NATO ülkelerini güçlendirmeye çalışsa da etkisi sınırlı kalmaktadır. ABD’nin Yunanistan – Türkiye sınırına onca askeri güç yığması sadece Rusya’ya karşı olmakla açıklanamaz. ABD’nin Karadeniz’de varlığı ve bunun sürdürülebilmesinin önündeki en büyük engel Montrö sözleşmesidir. Boğazlar konusunda ABD’nin niyetini Gürcistan’da ve son olarak Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sırasında tekrar test ettik. Diğer yandan, Stalin Sovyet Rusya’sının Türkiye’den ‘boğazların anahtarını’ istemesini de unutmadık. (Devam edecek.)

Yazar

Mustafa İmir

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar