SUR’DA “NEM KALDI?”

5 Mart 2016 Bölücü terör ihaneti, ülkemize çok hasar verdi. Hesabını yapmak bile mümkün değil. Mesele sadece ölçülebilir olan maddiyattan ibaret de değildir. İnsan hayatına, bir ve bütün olan milletimize, manevi dünyamıza verdiği zararlar hesaba sığmaz. Diğer ifadesiyle; tarihimiz, medeniyetimiz, egemenliğimiz, kısaca Türk Milletiyle hesaplaşılmaktadır. Bu husus açıkça ifade de ediliyor, ama farkında değiliz. Gündem; yalan, […]


5 Mart 2016

Bölücü terör ihaneti, ülkemize çok hasar verdi. Hesabını yapmak bile mümkün değil. Mesele sadece ölçülebilir olan maddiyattan ibaret de değildir. İnsan hayatına, bir ve bütün olan milletimize, manevi dünyamıza verdiği zararlar hesaba sığmaz.

Diğer ifadesiyle; tarihimiz, medeniyetimiz, egemenliğimiz, kısaca Türk Milletiyle hesaplaşılmaktadır. Bu husus açıkça ifade de ediliyor, ama farkında değiliz. Gündem; yalan, din istismarı, hikâye ve hayallerle dolup taşıyor. Gerçek gündem konuşulamıyor.

Bugün, yüreklerimizi dağlayan Suriye benzeri acı manzaramızı yazmak istiyoruz.

Diyarbakır’ın Sur ve Silvan, Mardin’in Nusaybin ve Dargeçit, Şırnak’ın Silopi, Cizre ve İdil gibi il ve ilçelerimizin TV ekranlarındaki kahredici durumu malum.

Yatağını-yorganını sırtına sarıp, çoluk-çocuğu ile arkasına bakmadan yurdunu-yuvasını terk eden kardeşlerimizin hali ne kadar ürpertici. Milletçe bu kardeşlerimize nasıl sahip çıkabiliriz; bunu düşünmeliyiz. Unutmayalım ki kıtlıkta paylaşılan lokmanın hükmü büyüktür.

Suriye misali harabeye dönen evler, okullar, hastaneler, işyerleri, sokak ve caddeleriyle şehirler yeniden inşa edilecekmiş; tamam da, vakit geçirilmeden olmalı.

Aslında, yurt-yuva, çoluk-çocuk, bina ve sokaktan ibaret değil; kaybedilen bir gelecek demektir. O bir kültür, bir ruh, bir iklim demektir.

Bu bakımdan hiç kimse Mahzuni Şerif’in dediği gibi; Parsel parsel eylemişler dünyayı, Bir dikili taştan gayrı nem kaldı duygusuna kapılmamalı… Bir millet olmanın gereği yapılmalıdır.

Meselenin bir yönü de, ağır şartlara rağmen bölge insanımızın büyük bölümüyle birlik ve beraberlikten kopmamalarıdır.

Yıllarca canı ve malıyla rehin gibi yaşamaya mecbur bırakıldığı halde, birlik ve beraberlikten ayrılmayan vatandaşlarımızın bu durumuna bütün dünya şahittir.

Bu gerçek, yapılan pek çok araştırmada ortaya çıktı. Sahada yaşanan kitle tavırlarında da görüldü.

Vatandaş kaç defa, örgüt tarafından “halk savaşına” davet edildi, ama uymadı. “Çocuklarımızı T.C.nin okullarına göndermiyoruz” diyen Selahattin Demirtaş, tek başına ortada kaldı. En son, vatandaşlar, Sur ilçesine protestoya yürüyüşüne davet edildi, katılan olmadı.

Buna karşılık, Milyonları temsil eden ve vatan savunmasında şehitler veren, siyasi iktidarın adını bile ağzına almadığı, kahraman Köy Korucuları, hala dimdik görev başında.

Bölücü teröre şaşı bakmak

Terör sadece bizde değil, birçok ülkede de görülüyor. Ama, oralarda çaresi hemen bulunuyor, biz de ise tam tersi oluyor.

İşte size bazı örnekler:

1970’lerde silahlı mücadele ile devrimci bir devlet kurmak ve İtalya’yı Batı Blok’undan çıkarıp Sosyalist Blok’a katmak üzere Marksist Kızıl Tugaylar örgütü ortaya çıktı. Yaktı, yıktı ama sonunda yok edildi.

Aynı dönemde, Almanya’da Baader-Meinhof Grubu olarak da bilinen Kızıl Ordu Fraksiyonu, Japon Kızıl Ordusu, yenildi.

Benzeri olaylar Fransa’da da yaşandı. Son yıllarda, Paris ve Londra’da bombalar patladı, sokaklar ayağa kalktı, ama kısa zamanda yok edildi.

Bu ideolojik ve sosyal içerikli kalkışmaların dışında, İngiltere ve İspanya’da dini ve etnik terör olayları da yaşandı. Uzun sürdü, ama bizdeki gibi ölümlere ve yıkımlara yol açmadan ortadan kaldırıldı.

Bu örneklerde devleti yönetenler, halkı aldatıp uyutmadı, aksine halkın desteğini arkasına aldı. Teröre karşı, devletin uzman kurum ve kadrolarını, göreve çağırdı. Kısacası, dünyaca bilinen kuralları uyguladı.

Kendi milletini etnik parçalara ayırarak devleti bunlar arasında paylaşmak isteyen terör örgütünün görüşlerine asla itibar etmedi.

Terörün, bir insanlık suçu olduğunu gündemde tuttu.

Örgütün eylem alanını genişleten “daha fazla demokrasi” ve “daha fazla özgürlük” vermek gibi akıl almaz yollara girmedi.

Terörün azdığı dönemlerde, ideolojik bir grup devletten ve milletten gizli, ülkeyi paylaşmak gibi müzakere çılgınlığına düşmedi. Devletin kurucusu ve sahibi olan milletine, örgütün penceresinden bakmaya, kalkışmadı. Kısaca, millet gerçeğinden ayrılmadı.

Buna göre; terörün çıkış sebebi olan bölücülük gözardı edilerek, ihanetle mücadelede sonuç alma imkânı yoktur.

Yazar

Sadi Somuncuoğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.