Terörle Mücadele ve Unutulan Gerçekler 2 – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Terörle Mücadele ve Unutulan Gerçekler 2

13.03.2011   YORUMSUZ  Boş  bir müzakere tarihi  uğruna, Türkiye’nin siyasi, sosyal ve hukuki yapısını alt üst eden düzenlemelerin çok büyük bölümü 2003 yılında  yapıldı. O zaman bunları sıcağı sıcağına  adı geçen kitabımda değerlendirmiştim. Bunlardan birisi de bugün Genelkurmay Başkanlığı’nın şikayet ettiği, iktidarın değiştirmek için harekete geçtiği Terörle Mücadele Yasası’ydı. Kitabın konuyla ilgili bu bölümünü özetleyerek ve […]

30 Mayıs 2011
Milli Düşünce Merkezi

13.03.2011 
 
YORUMSUZ

 Boş  bir müzakere tarihi  uğruna, Türkiye’nin siyasi, sosyal ve hukuki yapısını alt üst eden düzenlemelerin çok büyük bölümü 2003 yılında  yapıldı. O zaman bunları sıcağı sıcağına  adı geçen kitabımda değerlendirmiştim. Bunlardan birisi de bugün Genelkurmay Başkanlığı’nın şikayet ettiği, iktidarın değiştirmek için harekete geçtiği Terörle Mücadele Yasası’ydı. Kitabın konuyla ilgili bu bölümünü özetleyerek ve yorumsuz sunuyorum:
 
“AB’ye uyum için hazırlanan 6. paket ile “devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine propaganda” suçunu düzenleyen TMY’nın 8. maddesi yürürlükten kaldırılmış, 7. paketle de terör örgütlerinin propagandası ile ilgili 7. maddesi değiştirilmiştir. Bunlar başta olmak üzere, AB’ye uyum adı altında, terörle mücadele konusunda yapılan düzenlemelerin bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir.

TMY’nın 8. maddesinin kaldırılması gerekçesinde AİHS’nin 10.maddesine atıfta bulunulmuş, batı ülkelerinde propaganda suçlarının terör eylemi kapsamında değerlendirilmediği ifade edilmiştir. Bu açıklama eksik ve yanlıştır. Öncelikle, propaganda çok genel bir ifadedir ki, burada sözkonusu olan propaganda, “bölücü” nitelikte olanıdır. AİHS’nin 10.maddesi genel olarak propaganda faaliyetlerine dahi sınırlama getirmektedir, konumuz olan bölücülük propagandasını ise kabul etmemektedir. Bilindiği gibi Anayasamız, “Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu” temel esaslardan saymıştır. Bu sebeple de bölücülük propagandası Anayasaya aykırıdır. Alman Anayasasında da benzer bir hüküm vardır. Bundan dolayı, Doğu Almanya’nın ayrılması propagandasının yapılması suç sayılmaktadır. Bütün bunlar bir yana, yıllardır bölünme tehdidi altında olan ülkemizde, bölücülük ya da terör örgütü propagandasının serbest bırakılması nasıl bir mantık ve ihtiyacın ürünüdür ki, sözkonusu düzenlemeler yapılmaktadır?

Bilindiği gibi genel hukuk kurallarına göre, suçu övmek, suça iştirak etmektir. Tartışmasız suç sayılan terörün, övülmesinin de suç olarak kabul edilmesi gerekir ve AİHM kararları da bu mahiyettedir. Mesela Avrupa Adalet Komisyonu (şimdiki AİHM), Türkiye ile ilgili Mehdi Zana davasında, ortaya iki temel kriter koymuştur. Birincisi; terör örgütünün övülmesini fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirmediği gibi, örgütün araç olarak kullandığı terör ile örgütü birbirinden ayırmamakta ve bir bütün olarak kabul etmektedir. İkincisi; düşüncelerin açıklanmasını, ülkenin içinde bulunduğu şartlarından bağımsız olarak değerlendirmeyi mümkün görmemektedir. Ne yazık ki bu konuda ülkemizde yapılan tartışmalarda da, yapılan düzenlemelerde de bu iki kriter daima  gözardı edilmiştir.   

Avrupa müktesebatından sayılan ve bağlayıcı olan bu karara göre,  sadece TMY’nın 7. maddesinde değil, 8. maddesi ve TCK’nın 312. maddesinde yapılan değişikliklerin tamamı AB kriterlerine ve genel hukuk kurallarına aykırıdır. Çünkü yapılan değişikliklerle, örgüt ile başvurduğu yöntem birbirinden ayrılmakta, böylece terör örgütünün övülmesi suç olmaktan çıkarılmaktadır.

AİHM kararlarında dikkat çeken husus, düşünce özgürlüğünün sınırlandırılmasında, ülkenin içinde bulunduğu şartların gözönünde tutulması gerektiği ve devletlerin takdir hakkının bulunduğu, ayrıca bu takdir hakkının milli güvenliğin, kamu düzeninin ve ahlakın korunmasına ilişkin tedbirlerde daha geniş olarak değerlendirildiğinin belirtilmesidir. Bu ilkeler, 20 yılı aşan bir süreden beri terörle mücadele eden ve halen terör tehdidi altında bulunan Türkiye’deki kanuni düzenlemeler ve yargı kararları için tam anlamıyla geçerlidir. Hal böyleyken, ihtiyaç üzerine çıkartılmış bu kanunların değiştirilmesi veya yürürlükten kaldırılması, AB içtihatlarına aykırı olmanın ötesinde, ülke güvenliğini tehlikeye atacak niteliktedir.    

Bu konuda bir başka örnek de, F.Almanya’da, Hitler döneminde Yahudilere yönelik bir “kurban yakma olayının olmadığını” söylemenin “hukuken korunmayan düşünce açıklamaları” içinde kabul edilmesi  ve 1994 tarihli Suçla Mücadele Yasası’na göre bu tür ifadelerin kamusal barışı ihlal etmeye elverişli olması halinde ceza yaptırımına bağlanmasıdır. Aynı tür ifadeler İsviçre’de 1994 yılındaki referandumla yasaklanmıştır. DEHAP’ın olağanüstü kongresinde, “Biji Apo, Pişman değiliz” sloganları fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir mi? Bunlar açıkça terörü övmek değil midir?

Alman Ceza Kanunu’nun 84 ve onu izleyen maddelerinde ise Anayasaya aykırı örgütlerin veya yerlerine kurulan örgütlerin bayrak, flama veya mensuplarının üniformasını taşımak, ya da slogan veya selam tarzlarını taklit etmek suç sayılmıştır.
 
İngiltere hükümeti de 1988 yılında koyduğu yasaklamalarla, Sinn Fein gibi IRA’yla bağlantısı olduğu bilinen ama yine de yasal olan bir partinin, sadece terör değil, başka her konuda açıklama yapmasını engellemiştir. Mesela, bu parti kadın hakları, posta hizmetleri, ya da eğitim gibi konularda dahi radyo ve televizyonda temsilcilerini konuşturamamaktadır. Demokratik açıdan bu uygulamanın tartışmalara sebep olması üzerine İngiltere Kültür Bakanı Peter Brooke, “Teröristlerle yandaşları, demokrasiye saygılı insanlarla aynı yayın haklarından yararlandırılmamalıdır” diyerek, yayın yasağını kaldırmayı düşünmediklerini belirtmiştir.

İspanya Anayasasında silahlı gruplar veya teröristlerle mücadele amacıyla, kişi özgürlüğü,  özel hayatın ve aile hayatının korunmasına ilişkin hükümlerin askıya alınabileceği öngörülmüştür. Bu amaçla hazırlanan kanunun 16.maddesinde polise, öngörülen suçlardan birisini işlediği şüphesiyle herhangi bir kişiyi mahkeme kararı olmaksızın, yakalama ve 72 saat gözaltında bulundurma yetkisi tanımıştır. Polis, yakalanan kişinin gözaltında bulunduğu sürece herhangi bir kimse ile görüşme ve haberleşmesini de yasaklama  yetkisine sahiptir.

Bu örneklerde görüldüğü gibi TMY’nın 8. maddesi AİHS ve Batı’daki uygulamalarla uyumludur. Buna rağmen İHD ve terör örgütünün iddiası kabul edilerek, sanki AİHS’ne aykırıymış gibi 8. madde kaldırılmıştır.

Türkiye bir terör ülkesidir. Gün geçmiyor ki teröristlerle güvenlik güçleri arasında silahlı çatışmalar olmasın. Sayıları 5-8 bin olduğu belirtilen PKK/KADEK militanı, komşu ülkelerde beklemektedir. Irak’taki bataklığa, İran’da başlayan gelişmelerin istenmeyen boyutlara ulaşmasının da ilavesi ve ortaya çıkacak durumun Türkiye’yi nasıl tetikleyeceği ciddi bir endişe kaynağıdır. Böylesi bir ortamda bu maddenin kaldırılmasını anlamak mümkün değildir. Bütün bu gerçeklere rağmen düzenlemeyi savunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “Kaygılardan dolayı daha büyük hak olan özgürlükleri reddedemeyiz.” demiştir. “kaygı” diye nitelenerek küçümsenen; 15 yıldır bu ülkede 30 bin insanın canı bahasına yaşadığı terör, ülke kaynaklarının çökertilmesi, milyonlarca insanın yerinden- yurdundan olması, ülkenin birlik ve bütünlüğünün tehdit altına sokulması gerçeğidir. Özgürlükler denilen ise AB kriterlerine bile aykırı olan ve terörizmi besleyen düzenlemelerdir. Başka ülkelerin böyle bir tehdit algılaması olmadığı halde güvenlik konusundaki hassasiyetleri bilinmektedir. Nitekim, Dışişleri Bakanımızın bu sözleri söylediği günlerde Alman İçişleri Bakanı Otto Schily, “Güvenlik olmadan özgürlük olmaz…” açıklamasını yapıyordu. Ve yine aynı günlerde terör örgütünün başı Öcalan, DEHAP Olağanüstü Kongresi’ne gönderdiği mesajda şöyle diyordu: “Yaşanan süreç son derece sancılıdır. Mücadelemiz riskli olacaktır. Ancak onurlu duruş, demokrasinin fedai gücü olmaktan geçmektedir. Geçmişteki mücadele mirasımız, en büyük güç kaynağımızdır.”

Sadi Somuncuoğlu
 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları