Netflix hedefe Türkiye’yi mi koyuyor? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Savunma Sanayisine Bir Bakış/ Bilgi Şölenine Davet- 11 Mart 2020   • Siyasetin Bu Üslubu Kabul Edilemez

Netflix hedefe Türkiye’yi mi koyuyor?

Filmler, sanat eserleri, bir mesaj taşıyor ve bu mesajlar ile hayatı değiştirip, daha iyi bir dünya kurulmak isteniyor. Filmimizde de bu konu ediliyor. Kahramanımız “dünyayı daha da iyi bir yer yapmak” istiyor. Lakin kurgu ve algı o kadar iç içe geçiyor ki hedefe Türkiye’nin konulduğu anlaşılıyor…

22 Aralık 2019
Mehmet Onur Karadayı

Mesaj

Sinema, insanların hayal etme ve hayal ettiğini beyaz perdeye taşıma dünyasıdır. İnsanlık tarihinin başlangıcından beri insanlar dertlerini, isteklerini, beklentilerini veya mesajlarını; resimler, freskler veya semboller kullanarak gelecek nesillere aktarmaya gayret etmiştir. Bu aktarımların birikerek büyümesi sonucu ortaya sanat ve sanatsal aktiviteler çıkmıştır. İtalya’nın, şanı dünyaya yayılan heykeltıraşları, ressamları ile Babil’in Asma Bahçeleri hep bu derdin dermanı olarak ortaya çıkmıştır: Mesaj.

Mesaj kaynakları çok olduğu gibi bunu yönlendirmek ve iletmek de bir sanat ve ustalık işidir. Beyaz perdede senarist hikâye örgüsünü, akışı ve diyalogları belirlerken; yönetmen kurguyu belirler ve sahneyi şekillendirerek aktarımını yapar. Bu yazının amacı da hem mesaj vererek hem de semboller kullanılarak algı oluşturulmaya çalışılan bir filmin konusunun, kullanılan görsellerin ve sembollerin taşıdığı mesajları irdeleyerek bu mesajların maksadını ortaya koymaya çalışmaktır.

6Underground

6Underground, Netflix’in 13 Aralık 2019 tarihinde kendi platformunda yayınladığı, yönetmenliğini Transformers serilerinden tanıdığımız Michael Bay ve senaristliğini ise Deadpool serilerinden tanıdığımız Paul Wernick’in yaptığı, aksiyon ve macera filmi. Başrolünde ise Paul Wernick’in hep görmeyi istediği bizim yaramaz çocuk Deadpool yani Ryan Reynolds. Kendisi dünyayı değiştirmeyi amaç edinen bir dahi milyarderi canlandırıyor. Film genel hatlarıyla sınırları belirtilmemiş hayali bir ülke olan Turgistan’da geçiyor ve halkına zulmeden zalim diktatörü devirmek için yapılan darbe planını anlatıyor. Bu darbeyi de kendilerini hayalet olarak tanımlayan altı kişilik, geçmiş hayatlarını silen bir grup fedakâr kahramanımız yapmaya çalışıyor. İtalya/Floransa’da başlayıp, Asya’da nerede olduğu bilinmeyen, sınırlarında mültecilerin olduğu(!) hayali bir ülkeye uzanıp, oradan Abu Dabi’ye giden, biraz Hong Kong serpiştirilip en sonunda devrilmek istenen diktatörün ağzından verilen “Beni Amerikalılar yarattı, silahlarımı ise Ruslar verdi.” sözü ile sarmal oluşturulan bir film. Buraya kadarki kısmı fragmanı izleyen herkes görecektir. Yazının bundan sonrasında hepimizin “spoiler” olarak bildiği film içeriğine ait bilgiler yer almaktadır.

Filmin etkili başlangıç sahneleri…

Sanatın merkezi İtalya’dan çıktıktan sonra Turgistan sınırlarında bir mülteci kampı geliyor önümüze. Nedeni belli olmayan ama genel algıya göre filmdeki diktatörün neden olduğu bir iç savaş neticesinde savaştan etkilenen çocukları izliyoruz. Kimisi elinde yanmış bir oyuncak ile içimize işliyor, kimisi ne yapacağını bilemez halde gezinirken çarpıyor gözümüze. Derken üstlerinden F-16 diye tabir edilen savaş uçakları geçerek Sarin gazı diye bilenen kimyasal gazı sivil halkın üzerine atıyor. Bizim yardımsever milyarderimiz ise oraya gönüllü olarak gidip çek yazmak isterken bu olaylara şahit oluyor ve küçük bir kızın hayatını kurtararak kalplerimizi fethediyor. Sahne tam olarak böyle bir yerde geçiyor:

6Underground filminin başındaki Turgistan tasviri…

Yine masum çocuklar ölüyor…

Sonrasında dramatik bir şekilde ölen masum çocukları görüyoruz. Film görseli olmasa da bu sahne de aşağı yukarı böyle:

6Underground filminde insanın içine işleyen ölü çocuklar…

Bu görseller Doğu Guta’ya ait. Kimyasal silah kullanımı sonrası ölen insanlar, yıkılan hayatlar ve hayallerden geriye kalan taş yığınları ve koyun koyuna yatan cansız çocuklar… Yani gerçeğin ta kendisi. Yalnız bu sahne bize çok tanıdık geliyor çünkü filmimizin konusu tam da böyle bir yerde geçiyor ve ne tesadüf ki bu görselin neredeyse aynısı filmde karşımıza çıkıyor. Gerçekte bu saldırı sonrası milyonlarca sığınmacı ülkemize akın ediyor. Aynı şey filmde hayali Turgistan için de oluyor.

Hava bugün çok güzel ancak ben bunu göremiyorum.

Sanat doğru ellerde çok çarpıcı olabiliyor. “Ben körüm bana yardım edin.” yazılı bir kartonu elinde tutan bir dilenciye para vermek yerine, kartondaki mesajı değiştiren bir kadının dokunuşu ile “Hava bugün çok güzel. Ancak ben bunu göremiyorum.” oluveren mesaj arasında anlam açısından çok fark olmasa da duygu açısından oldukça fark var. Bunun gücü kelimelerden geliyor. O reklamı hatırlayanlar vardır. Bir bakayım derseniz de https://www.youtube.com/watch?v=EhLQcaaNvk0 bu linkten ulaşabilirsiniz. Kelimelerini değiştir, dünyan değişsin. Bizim yazımız o kadar mahir ellerden çıkmadığı ve kelimenin çarpıcılığı yerine hayatın çarpıcılığını yansıtmak istediğimiz için, hayatın içindeki vahşeti doğrudan koyduk.

Turgistan ve Türkiye, tesadüf mü sadece?

Filmler de sanat eserleri de hepsi bir mesaj taşıyor ve bu mesajlar ile hayatı değiştirip, daha iyi bir dünya kurulmak isteniyor. Filmimizde de bu konu ediliyor. Kahramanımız “dünyayı daha da iyi bir yer yapmak” istiyor. Lakin kurgu ve algı o kadar iç içe geçiyor ki bir anda bütün bu zalimliği yapanın Türkiye olduğu algısı oluşturuluyor. Sınır komşumuz ile olan durumumuz, ABD’ye karşılık Rusya ile yakınlaşmamız filmin içerisinde kurguya o kadar güzel bir şekilde yedirilmiş şekilde karşımıza çıkıyor ki Turgistan’ın Türkiye olduğuna inanmamak mümkün olmuyor! Sonrasında, demokrasi olmayan ülkelerde diktatörler çıkar mesajı karşımıza çıkıveriyor. İthal demokrasi daha önceden Irak ve Libya’da gördüğümüz gibi kukla liderler, CIA ajanları tarafından bir anda parıl parıl parlatılıyor ve kurtuluş umudu olarak servis ediliyor. Bu lider de filmde karşımıza Murat olarak çıkıyor. İlgili mesajların tamamı da alenen filmde gösteriliyor. Gördüğünüz gibi dünyayı daha iyi bir yer yapma mesajı kulağa çok hoş geliyor ancak filmin de konusu olan bu mesajın maskesini kaldırınca parçalamak için sivriltilmiş o dişler hemen ortaya çıkıyor. Irak, Libya ve Suriye örneklerinde gördüğümüz gibi. Filmde de demokrasi ithal edilmek istenen ülke Turgistan. Kanatlarını açmış bir şekilde isyan etmeye hazır öfkeli halka doğru gelen o sihirli kelime de mesaj olarak beklenmeden veriliyor: Hazır olun ve isyan edin size demokrasiyi getiriyoruz!

Bu alınganlık değil…

Peki, bu konunun ülkemiz ile bağları sadece bu kadar mı? Alınganlık mı yapıyoruz? Böyle düşünenler olabilir. Lakin filmin içerisindeki mesajları bir araya getirince pek alınganlık gibi durmuyor. Atatürk’e benzetilen büstler devriliyor, F-16’lar alçak uçuş yapıyor, ölüm günü yaklaşıyor (siz yine de içinizden “geliyor gelmekte olan” diye okuyunuz), diktatörümüz saraylarda yaşıyor, sarayının adı Oğuz Kağan ve sonu da Kaddafi gibi gösteriliyor. Yani tehdit açıkça ifade ediliyor.  https://www.youtube.com/watch?v=Dp7QmAfCHu8 linkteki videoyu eğer izlerseniz gerçek ile kurgunun iç içe geçtiğini anlattığımız bu yazının temel mesajını da bulabilirsiniz. Hayatın sert gerçekçiliği ile kurgunun vermek istediği mesaj birbirine çok yakın. Burada mesajı tehdit olarak da okuyabilirsiniz. (Video Kaddafi’nin linç görüntülerini içerdiği için yüksek şiddet içerir!)

Ve işte 6Underground filminde sözü geçen o saray…

Türkiye’ye mesaj vermek niye?

Bütün bunları anlatırken amacımız Paul Wernick’in yazdığı komik repliklere odaklanmak değil sinemayı kullanarak ülkemize verilmeye çalışılan mesajı görmek. Daha önceden bir benzerini NATO tatbikatında, hedef ülke olarak namlunun ucuna konularak yaşamıştık. Bu filmde de sınırları belli olmayan hedef ülke olan Turgistan aslında Türkiye Cumhuriyeti’dir. Dört bir yandan kuşatılmışlığın iki saat sekiz dakikalık bir başka anlatımıdır. Netflix’te yayınlanıyor olması hayret etmemizi engellese de bizi daha uyanık tutması açısından önem arz ediyor.

Sanatın ve sinemanın insanın sığınağı olduğu doğrudur ama algı da yönetir

Madem sanat ile başladık, bu filmin aksine sanatın taşıdığı mesajın güzelliğine dair de kısaca bir iki söz edelim. Ağırlıklı olarak da sinemadan bahsedelim. Herkesin hayatı türlü zorluklar ile doludur. Bazen yaşadıklarımız bizi öyle bir yere getirir ki hareket edecek tek bir alan ve takat bulamayız. Yaşadığımız çaresizlik içinde nefes alacak bir alan arar ve gider oraya sığınırız. Bu alanlardan birisi olan sinema perdeleri, bizim olanı bize getirir. Kaybettiğimiz duyguları, unuttuğumuz güzellikleri bize sunar, yerini gösterir, gidip aramak için bizi cesaretlendirir. Yani yalnızlığımızı giderir. Karanlığın içinde kendi hayatının sonuna gelmiş bir insan ile beyaz perdede benzer bir yaşanmışlığı canlandıran karakter arasında yaşanmışlık açısından benzerlikler kurar. İzleyici, eğer perdede anlatılan ile kendi hayatındaki bağı yakalarsa yalnızlığını paylaşmış, farklı bir çıkış yolu bulmuş olur. Hayatı iyi gözlemleyen, duyguları iyi aktarabilen bu filmler ise bize yaşama sevinci verir. Hatırlayın arkadaşlarınız ile keyifle izlediğiniz filmin üzerinizdeki etkisini anlattığınız o hararetli tartışmaları, kendi hayatınızda yaptığınız hataların nedeni olan karanlığın o beyaz perdede aydınlandığı anları. Hangimiz konuşmadık Yeşil Çam’ın içimizi eritmesini, ailenin güzelliğini gördüğümüzü, dostluğu yaşadığımızı, hissettiğimizi ve daha birçok şeyi. İşte sinema bütün bu güzellikleri bize verir. Bunu yaparken de zihnimizi ve duygularımızı da zinde tutar. Zinde olan zihin, hep canlı olan duygular ise hayatı daha da yaşanılır kılar. Bu duyguları yaşatan filmler ise çekildiği dönem ve tarihi aşar her zaman bizimle gelir. Etkisi kaybolmaz. Gün gelir sanat olarak anlatılır. Bugün yıllarca IMDB sıralamasındaki birinciliğini milyonlarca dolarlık bütçelerle çekilen filmlere rağmen kimseye kaptırmayan Esaretin Bedeli’ni bundan on yıllar sonra bile izlemeye devam edeceğiz, oradan ilham alarak tiyatro eserleri sahneleyeceğiz. Hayatımızda umutsuzluğa yer bırakmayacak onun yerine Esaretin Bedeli’ni koyacağız. Ancak 6 Underground gibi ısmarlama filmleri iki saatlik boşluklarımızı öldürmek için izleyip bir köşeye atacağız, tarihin derinliklerine silinip gitmek üzere göndereceğiz. Esaretin Bedeli ve benzer filmleri izleyerek mesajı alacağız, 6Underground gibi filmlerin algısını yıkacağız.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları