Bayrakla Kucaklaşan Tabut

Hayır!.. Kefenin ucundan tutup da tabuta koyarken ağlamadım. Ama tabutun üstüne bayrak konup da dört köşesinden tutturulduğunda, göz yaşlarıma hâkim olamadım.


Hayır!.. Kefenin ucundan tutup da tabuta koyarken ağlamadım.

Ama tabutun üstüne bayrak konup da dört köşesinden tutturulduğunda, göz yaşlarıma hâkim olamadım.

O an gözümün önüne, tabutun yanındaki resmine bakıp da “Bu benim babam!” diye gülen şehit çocuğu geldi.

O an gözümün önüne, şehit arkadaşı Bekir Kelleci’nin fotoğrafına sarılıp tabutunun önünde yürüdükten üç hafta sonra, şehit olan Mehmetçik Süleyman Kul geldi.

O zaman bu tahta tabutun, tabutun üstüne asılan isim kâğıdının “anlamı”, nefesimi kesti, yüreğimi burktu.

Her ölümle birazcık eksiliriz.

Ölümle sadece sayımız eksilmez.

Ölümle anılarımız, cevaplarımız, ümitlerimiz, eksilir.

Bazı ölümlerle daha da eksiliriz.

Aklı, fikri, kalbi Türklük sevgisiyle dolu bir aydın öldüğünde, ruhumuzun surlarında bir gedik açılır.

Tabuta örtülen o bayrak, giden Türk çerisinin taşıdığı değerleri gösteriyordu. Şehit çocuklarının, şehit arkadaşı şehitlerin uğruna öldükleri, ölüp de ölümsüzlüğe dirildikleri değerleri gösteriyordu.

Sosyal medyada gençlik arkadaşlarımın onun hakkında yazdıklarını okuduğumda, bir kez daha duygulandım. Çünkü onlar kan bağı olmaksızın nasıl büyük bir aile olunabileceğini, en veciz en hassas cümlelerle anlatmışlar.

Hayır… Bir bütün hâlinde yazmak zor… Zor çünkü çocukluğumuzda bizimle silahçılık oynadığında, içimizi mutlulukla ışıtıp da bütün çocukluğum boyunca ikinci bir kez oynamanın hayalini kurduğum o müşfik insanı anlatmaya çalışmak bana çok yapmacık çok zorlama çok kifayetsiz geliyor.

Hatıralar darmadağınık aklıma hücum ediyor.

Bu hücum, insan-ı kâmillerden birini “behemahal görmüş” olmanın eşsiz gururu ve coşkusuyla olduğu kadar sırtını dayayacak bir yer bulamamanın o uğultulu gurbetliğiyle de insanı sarsıyor.

Geriye dönüp de babama, ona ve diğer Türkçülere şöyle bir baktığımda, gövdeleri her darbeye açık ama ruhları ve bilinçleri çelikten bir Türklük sevgisiyle donanmış Türk çerileri görüyorum.

Hayatını Türk için Türk’e göre yaşamış Sadi Somuncuoğlu, siyasetin sığ sularında itibar devşirmeye çalışanların zorbalıklarının arasında, mevkiinin itibarını sömürmedi, mevkiine itibar kazandırdı.  Muarızlarının bile hayranlığını kazandı.

Taşranın nabzını tuttu fakat asla taşralı siyaset tüccarlığının bayağılığına itibar etmedi.

Alev Alatlı “Or’da Kimse Var Mı?” dörtlemesinde, yanılmıyorsam Konfüçyüs’ün “Bilge adam ayı gösterir, aptalsa onun parmağının ucuna bakar.” sözünü aktarır.  Siyasi milliyetçiliğimizi de içine alan, “muhafazakâr” sağımızın, kahir ekseriyetini teşkil eden, mürşit bağımlısı  büyük kitle, ne yazık ki bağlandığı insanların lüks, şatafat ve kibrini fark edemediği için serin kanlılığı, tevazuu, dikkati ve şefkatiyle Türk milletinin çocuklarını bıkmadan, usanmadan aydınlatan bir alp erenin büyüklüğünü idrak edemedi.

Eyyamcılığın, sığ faydacılığın “ilke” sayıldığı ve bunların bütün aklımızı yozlaştırdığı günlerde o, aklı vicdanla ve vicdanı da Türklük bilinciyle ilişkilendiren gerçek bir Türk aydını olarak yaşadı. “Ve öldü” demiyorum, çünkü küçükken tekrar tekrar dinlediğim, Veysel Dede’nin

“Her kim ki olursa bu sırra mazhar

Dünyada bırakır ölmez bir eser

Gün gelir Veysel’i bağrına basar

Benim sadık yârim kara topraktır”

dizelerindeki sırra mazhar oldu ve  ölmez  bir eser bıraktı: Millî Düşünce Merkezi

Kendinden yardım isteyen hiç kimseyi geri çevirmedi fakat en yakınlarını kayırmayı asla aklından geçirmedi. Bu yüksek ahlâkî standart, belki de bize bıraktığı en önemli mirastı.

Sorulmadıkça söylemedim, çünkü benim küçük aklımın ve egomun ululamasına ihtiyacı yoktu. Fakat gönül indirip de çocukluğumuzun parlak hatıraları arasında kendine bir yer bulan kıymetli eniştemi, artık hesapların kapandığı, bütün egoların, karşısında eridiği ölümün çağında, gururla anmak hakkını kendimde görüyorum.

Çünkü senin tabutun, gölgesine sığındığımız al bayrakla kucaklaştı. Çünkü güler yüzün, müşfik kalbin ve çelikten Türk bilincin gönlümüzde bir bayrak olup kaldı.

Seni tanımak güzel şeydi.

Tanrı Dağı’nda uyu!

Vatan sağ olsun!

Tanrı Türk’ü korusun!

 

 

 

 

 

Yazar

Afşar Çelik

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar