Etnik Faşizmin yeni el aleti: Etik Faşizm

“Zarar vermemek iradesi” olarak tanımlayabileceğimiz ahlâk, bir anda “bir halkın hakkını savunmak” adına adam öldürmenin, vatana ihanetin ve nefretin aracı haline getiriliveriyor. Nefret, şiddet ve etnikçiliğe dayalı bir rejim kurmak arzusunu etikle aklamaya çalışmak "etik faşizm”dir.


İstanbul, pek demokrat, pek hümanist, pek toplumcu(!) bir partinin kongresine “ev sahipliği” yaptı. (Haber bülteni Türkçesi’ne bayılıyorum!) Bakmayın siz iki kez mahkûm edilmiş bir vatan haini bebek katilinin eliyle kurulduğuna falan! İçinizde bir nebze insanlık(!) kaldıysa bu partiyi desteklemelisiniz.

İşbu yazıda aslında girmeyi hiç sevmediğim politika sahasına taç çizgisinden giriyorum. Amma ve lâkin siyaset denen zamazingonun, hayatımızın her anına fütursuzca ve dahi bazen edepsizce girdiği bir devirde meşru müdafaa hakkımızı kullanmazsak olmaz.

(İsim verip rencide etmek istemiyorum ama artık işin suyu iyice çıktığı için bunu yapmak mecburiyetindeyim.) HDP-KK (Kongresinde atılan sloganlara ve eş başkanlarından birinin “HDP Abdullah Öcalan’ın projesidir.” sözüne dayanarak bu sözde partinin adını bu şekilde tamamlamak istedim.) sözde partisi, “Proleterlerin vatanı yoktur!” diyen Marksist ayete iman etmiş bizim hümanist solcu takımının da desteğini alarak insanlığı kurtarmak için yola çıktığından bu yana iki aleti ele geçirdi: Biri laiklik, diğeri etik.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sırtını Kürt Nakşibendiliğine dayayıp da ucuz yollu şeriat eyaletçiliği yapabileceğini sanan pek mübarek “merkez sağ” siyasetimizin, gemi azıya alıp da medeni yaşayışın her anını gayrı resmi yoldan “ulemanın” eline terk etmesinden sonra, bu bölgelerde HDP-KK lâikliğin bir numaralı savunucusu oldu. Eh… “Canım Türk- Kürt ne fark eder, insan olsun!” Tatlısu hümanizmiyle meftun olmuş merkezin solu da “Yahu hazır dincilere rakip laik bir parti bulduk, hepimizin evinde de Kürt tarihiyle ilgili mutlaka bir kitap var nasılsa, ayrıca biz Anadolu’ya geldiğimizde buralar zaten Kürdistandı, adamlara haklarını verelim!” kafasıyla lâikliğin bu yeni şampiyonlarını omzuna aldı hâlâ maşallah yorulmadan taşıyor.

Diğer arsa daha felsefi ama daha “kutsal” konu: Etik.

Neden böyle? Çünkü kanunları, yönetmelikleri vs. hep tartışabiliyoruz ama konu etiğe yani ahlâk felsefesine gelince akan sular duruyor. Etikle ölçüp biçince Stalin’in ya da Hitler’in hangi kanunlarla ve hatta anayasa değişiklikleriyle zorbalık ettiklerinin bir önemi kalmıyor.

HDP-KK cumhurbaşkanlığı seçimi çalışmalarında bizi “insanlığa” çağırıyordu. Bebek katili namlı, iki kere tescilli bir vatan haininin kanlı elleriyle kurduğu bir sözde parti, bizi “insanlığa” çağırıyordu.

Bunu nasıl yapıyordu?

Bunu etik sömürüsüyle yapıyordu. Mahallenin huysuz çocuğu gibi “Top benim, istediğimi oynatırım!” diyordu. Eh… Etik aletini kullanma yetkisini biz zaten Türklüğümüzü resmi makamların gayrı resmi pek çok kararı ve uygulamasıyla ile reddettikten sonra kendi elimizle HDP-KK’ya gümüş tepside sunmuştuk.

Faşizm

“Damdan dama atla yar, Osman’a yandım”, türküsünü söyleyerekten faşizme zıplayacağım. “Faşizm”, herkesin en ucuzundan akademik ahkâm kesmesine imkân veren en kutsal bilgi kaynağı Wiki’de şöyle tanımlanıyor:

Faşizm, ilk olarak İtalya’da Benito Mussolini tarafından oluşturulan, otoriter devlet üzerine kurulu radikal bir aşırı milliyetçi politik ideolojidir.”

Tanım inanılmaz güzel! Kapsamadığı konu kalmamış maşallah! Daha sonrası daha da güzel:

Milliyetçi işçi hareketlerinden ilham alan ilk faşist hareketler, İtalya’da I. Dünya Savaşı sıralarında; sol düşünceleri, sağcı ve milliyetçi unsurlarla birleştirerek; komünizme, marksist sosyalizme, liberalizme, demokrasiye ve geleneksel sağcı muhafazakârlığa karşı olarak ortaya çıkmıştır. Faşizm, geleneksel siyasal yelpazede genelde aşırı sağa konulsa da, siyaset bilimciler tarafından bu tanımın yeterli olmadığı tartışılmaktadır.

Devam edelim:

Faşistler kendi uluslarını, ulusal camianın kitlesel seferberliğini teşvik eden totaliter bir devlet yoluyla bütünleştirmeyi amaçlarlar ve faşist ideolojiye uygun ilkelerle birlikte ulusu örgütlemeyi hedefleyen devrimci siyasal harekete önayak olan bir öncü partiye sahip olmayla nitelenirler. Liberalizme, demokrasiye, marksist sosyalizme ve komünizme muhalif faşist hareketler; devlete ihtiram, güçlü bir lidere bağlılık ve aşırı milliyetçilik ile militarizme verilen önem gibi ortak özelliklere sahiptir. Faşizm, siyasal şiddeti, savaşı ve emperyalizmi; ulusal ihyaya ulaşmak için bir araç olarak görür.”

Solun Faşizmi

Yani? Yani bu geniş tanıma göre otoriter, totaliter ve bilhassa “milliyetçi” yönetimler kendiliğinden faşist olmalı. (Bu arada bir hukukçu derneğinin hali hazırda da başkanı olan bir avukatın “Sosyalizm şiddeti bir siyaset yapma biçimi olarak benimser.” diyerek PKK’yı akladığını da dün gibi hatırlarım.)

Buradaki asıl sorun şu: Solun sadece bir siyasi tavır olarak değil bir yaşayış biçimi olarak rakiplerine biçtiği “faşist” gömleği aslında “dışlayıcılık”, “kesin inanç” ve “güce tapınıcılıkla” ortaya çıkan bütün tepkilerin özel adı. Yani faşizmin “milliyetçilikle” falan ilgisi pek az. Çünkü yine tekrarlayacak olursak iş dönüyor dolaşıyor “amaç güdülü/güce yapınıcı” ahlâka ve şiddet egemenliğine dayanıyor. Dünyada yaşamış modern yönetimlere bu açıdan baktığımızda “şiddeti siyaset yapma biçimi olarak benimseyen sosyalist yönetimlerle” Alman veya İtalyan Nasyonal Sosyalist yönetimler arasında bir fark olmadığını açıkça görüyoruz.

Yani? Sosyalizm, faşizmin panzehri falan değil, aksine yapışık ikizi.

Bunun konumuzla ilgisi ne?

PKK, Ortadoğu’da birleşik bir Sosyalist Kürdistan kurmayı amaçlayan katil bir örgüt. Amacı da aracı da ahlâkdışı bir vahşet odağı.

Gelin görün ki onun eliyle kurulmuş bir sözde parti bizi “insanlığa” yani objektif ahlâka davet edebiliyor. Peki bunu nasıl yapıyor?

Amatör hukuk felsefesi denemesi

Önce işlenen bütün vahşet ve ihanet suçlarının sözde “haklılık gerekçelerini” oluşturuyor. Bu açık bir etik sömürü ve suiistimaldir. (Meşru beklentileri boşa çıkararak menfaat temin elde etmek suçuna yanılmıyorsam “emniyeti suiistimal etmek” deniyor.) Yani HDP-KK önce sözde haklılığını ve etik önceliğini size tartışılmaz biçimde kabul ettirmek istiyor. Bu noktada sizin kutsallarınızın alanına tecavüz ediyor ve bu alanı açıkça sahiplenerek kendi gecekondusunu sizin arazinize kuruyor.

Bir kere sizin kutsal alanınızı işgal edince bu fiili durumdan bir hukuki durum yaratarak “yasallık” durumu kazanacağını ümit ediyor. Zaten gerisi de bizim, onun keyfince işgal ettiği toprak ve bilinç parçasında inşa ettiği sözde Kürdistan gecekondusuna tapu vermemize kalıyor.

Uzun lâfın kısası

Her şeyden önce kendi evimizde kuralları bizim belirme hakkımızın “insanlığa” aykırı olduğunu, bunun “ahlakdışı” bir şey olduğunu bize etik istismarıyla kabul ettirmeye çalışması, zaten düşmanlığını ve nefretini rasyonelleştirme çabası. Buradaki etik sömürünün sebebi, karşı konulmaz bir silah elde etmek arzusu ki işte bu anlayış, güce tapınıcılığın, lider kültünün, ayrımcılığın ve şiddet arzusunun şekillendirdiği faşizmin ta kendisi. Düşman kabul ettiğiniz bir toplumun kendisini savunmasını ahlâkla yargılarsanız onun bütün savunma gücünü elinden alırsınız.

Düşman olduğunuz bir toplumun varlığını insanlık dışı olduğunu o topluma kabul ettirirseniz tek yapmanız gereken, o toplumun intihar etmesini sağlamaktır.

Peki ama bir toplumun, hele o toplum içinde yaşadığınız, imkânlarını sorgusuz sualsiz ve ayrımsız kullanabildiğiniz, menfaatlerinizi, bireylerinin ayrımsız ve sorgusuz rızalarından rahatlıkla sağladığınız bir toplumsa sizin yaptığınız işe ne denir?

Türk adının, işgalci, sömürücü, düşman bir toplumun adı olduğunu, Türk ulusunun egemenliğinin gayrı meşru olduğunu, bunu yok etmenin Kürt halkının hakkı olduğunu, bu uğurda Türk ulusuna silah çekmenin “hak olduğunu” iddia ederek Apo denen bebek katilinin “serokloğuna” tapınırsanız sizin yaptığınıza ne demek gerekir?

Etik Faşizm

İçinde uluslaşmaya dahil edilerek yaşadığınız, sınırsız bir toplumsal kabul gördüğünüz, kardeş bilindiğiniz bir vatanda, fiilen yaşadığınız “insanlık” ve “ahlak” ortamını, tapındığınız bir katil liderin emirleriyle kuracağınız bir etnik ırkçı ülke için parçalamak isteğinize ve bu istek için kullandığınız yalan ve şiddet yöntemine ne demek gerekir? Kısaca söyleyelim: Bütün Kürtçü oluşumlar, sözde ideolojileri (ki buna dini inançları da dahildir) ne olursa olsun açıkça faşisttir. Bu etnik faşizmlerini de yalan, çarpıtma, suiistimal ve şiddet bağımlılığı ile tanımlanabilecek “etik faşizmleri” ile yürütüyorlar.

“Zarar vermemek iradesi” olarak kısaca tanımlayabileceğimiz ahlâk, bir anda “bir halkın hakkını savunmak” adına adam öldürmenin, vatana ihanetin ve nefretin aracı haline getiriliveriyor. Nefret, şiddet ve etnikçiliğe dayalı bir rejim kurmak arzusunu etikle aklamaya çalışmak acaba “etik faşizmden” başka nasıl adlandırılabilir?

Ne diyelim?

Kendi vatanında, varlığına ve egemenliğine muhabbetle bağlı herkesi kendinden bilen Türk milletinin güvenliği için bu etik faşizmin yasadışı sayılması elzemdir.

Tanrı Türk’ü korusun!

 

Yazar

Afşar Çelik

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar