27.04.2026

Hukuk bağlamında millî egemenlik

Ayfer Uzunırmak'ın Millî Egemenlik Platformu’nun düzenlediği ''Milletin Azim ve Kararı'' konulu toplantıdaki konuşmasının birinci bölümü.


Bir millet kendi kaderini tayinde siyasi, ekonomik ve sosyal düzenini kendi kararlarıyla kurma gücüne sahipse esas olarak o milletin devleti egemendir.

Egemenliğin kaynağını açıklayan kuramlar, tanrısal ve demokratik kuramlardır. Tarihin seyri içerisinde görülmektedir ki, diğer toplumlarda olduğu gibi eski Türk toplumlarında da hükümdara idare etme hakkının Tanrı tarafından verildiğine inanılmaktadır. Ancak diğer topluluklardan farklı olarak Türk hükümdarları insan üstü birer varlık sayılmayıp onun da normal bir insan olduğuna inanılmaktadır. Buna ek olarak Türk töresi hükümdarlara sonsuz siyasi iktidar hakkı tanımamaktadır. Hükümdar vazifelerini yapamazsa siyasi iktidar Tanrı tarafından geri alındığı düşüncesi ile iktidardan düşürülmekteydi.

İnsanlığın geçirdiği aşamalar neticesinde iktidarın kaynağının millete ve halka ait olduğu ileri sürülmüş ve meşruluk anlayışı hukuki bir temele oturmuştur. Bireyin hak ve özgürlüklerinin iktidara karşı korunması sağlam ve haklı bir dayanağa kavuşmuştur.

Bu durumun farkında olan ve güçlü bir devlet kurmak için mücadele eden Atatürk, Türk Devleti’nin dayandığı esasları tam bağımsızlık ve millî egemenlik olarak belirlemiştir.

Egemenlik kavramına dair tartışılan konular; “Devlette egemenliğin sahibi kimdir? Yönetenler, yönetme gücünü nereden alırlar?” Anayasa Hukuku’nun en önemli sorunlarından biridir.

Millî egemenlik ve dayandığı yasal düzenlemeler

Birinci Meclisin kurucu meclis niyetiyle toplandığı açıktır. Kurucu irade vasfıyla olağanüstü yetkiler kullanılmasını fiilen mümkün kılan şey, kurucu iradeyi tarih sahnesine çıkaran büyük kriz ve bunun çözümü hususunda gösterilen başarıdır.

Saltanattan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde TBMM’nin çıkarttığı temel kanunlar bakımından üç tarih özellikle önemlidir.

  • 20 Ocak 1921 (Teşkilat-I Esasiye Kanunu’nun kabulü)
  • 1 Kasım 1922 (Saltanatın kaldırılması)
  • 29 Ekim 1923 (Cumhuriyetin ilanı, yeni rejimin adının cumhuriyet olduğunun duyurulması)

29 Ekim 1923’e ait TBMM tutanakları, Birinci Meclis’e yeni bir rejime geçen kurucu irade nazarıyla bakıldığını gösteriyor.

20 Ocak 1921’in tarihi değeri, millî egemenliğin şu ifade ile kurucu ilke olarak Anayasa hükmü hâline getirilmesinden kaynaklanmaktadır. ‘’Madde 1-Hakimiyet bila kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.’’

Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş açısından gerçek dönüm noktasını, 30 Ekim-1 Kasım 1922’de alınan 307-308 numaralı kararların teşkil ettiğini söyleyebiliriz.

307 numaralı karar metni, kurucu hükmünü yeni bir devletin değil, rejim değişimini işaret eden ifadelerle ilan etmiştir. Saltanattan Cumhuriyete geçiş çok önemlidir ama yeni bir devlet ortaya çıkarmaz.

Ulus devlete geçişle birlikte kurucu unsurun yeni bir millet değil, açıkça Türk Milleti olduğu kayda geçirilmiştir. ‘’ Türk milleti, Türkiye Cumhuriyetinden öncedir ve onu kurmuştur.’’

Türklük, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu ilkesi ilan edilen millî egemenliğe ayrılamaz biçimde bağlı kurucu unsurdur.

Kurucu meclis döneminden sonra Türkiye anayasalar yapmış, bunları bazen devletin temel nitelikleri hakkındaki maddeleri değiştirerek yenilemiş, eskilerini yürürlükten kaldırmıştır. Ancak kurucu ilke ve unsuru içeren 308 sayılı karar, hukuki güç ve niteliğini koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır.

308 sayılı karar metninde şu önemli ifadeler yer almaktadır:

”Osmanlı Devleti’ni Türk Milleti kurmuştur, sahibi de Osmanlı hanedanı değil Türk Milletidir. Bu kurucu unsur şimdi daha önce tesis ettiği rejimden vazgeçmektedir. Çünkü kurucu irade olarak tekrar ortaya çıkmasını gerektiren fevkalade şartlar, büyük bir kriz ve olağanüstü hâl meydana gelmiştir. Ülke istilaya uğramış, eski rejimin unsurları kendilerine verilen emaneti koruyamamak bir yana iş birliğine yönelmişlerdir.  Bunun üzerine, Türk Milleti TBMM’yi, içinden çıkardığı hükümeti ve teşkilatladığı ordularını kurmuştur.”

Kararın müzakere edildiği oturuma ait tutanaklardan anlaşıldığı üzere kurucu irade Selçuklu dönemini ve öncesini, ”Türkiye Devleti” nin farklı rejimler altında yönetildiği dönemler olarak nitelemektedir. Bu niteleme Türkiye Cumhuriyetine iktidarın aktarılışının meşruiyeti bakımından anahtar önemdedir.

Söz konusu kararda bir ”kurucu unsur” tanımı yapılmış ve bunun üzerinden de Türkiye Devleti’nin Türkistanlı kökleri vurgulanmıştır.

 

Kaynakça :

İbrahim Kafesoğlu -Türk Milli Kültürü (4.baskı)

A.Şeref Gözübüyük – Anayasa Hukuku (18.baskı)

Erdoğan Teziç – Anayasa Hukuku (16.baskı)

Mehmet Akif Okur – TC’nin Kurucu ilkesi ve unsuru nedir.

 

Yazar

Ayfer Uzunırmak

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar