16.07.2024

BOP ve nifak tohumları

Yeşil Kuşak ile sözde Sovyetler’e tampon bölge oluşturan ABD, Orta Doğu’nun birçok ülkesinde marjinalleşmiş siyasal islamcı örgütlerin kurulmasına sebebiyet vermiştir.


Türkün töresinde ırkçılık ve dincilik yoktur. Bunu bir kenara altını çizerek not etmekte büyük fayda görüyorum. Çünkü birçok inanç ve toplulukla birleşebilmeyi başarmış uygarlıkların başında gelmekteyiz. Binlerce yıldır her kıtada mücadele etmiş bir uygarlığın temsilcisi olarak bulunduğumuz her yerde uygarlık anlayışının ilerlemesi için çaba sarf ettik.

Bunu neden söylüyorum? Irkçılık ve dincilik akımlarının yaratıldığı sözde medeniyetler, bütün planlarını bu “böl ve yönet” anlayışı üzerine kurmuş ve yeni dünyayı yaratırken her yere zerk etmeye çalışmıştır. Biz de bugün hâlâ bu oyunun altında yatan temel sebepleri açıklamaya ve anlamaya çalışarak, belki de insanlık tarihinde atılmış en büyük kazığı göstermeye çabalıyoruz.

Etnik ayrımcılığın neredeyse yeryüzünün tüm kıtalarında bir siyasal oyun olmasının sebebi de tam olarak budur. İnsanlığı ne kadar birbirinden uzaklaştırıp koparabilirlerse bizleri bölüp yönetmek o kadar kolay olacaktır.

Hangi ideolojiye kendinizi yakın hissederseniz hissedin veya hangi inanç sistemi içinde kendinizi konumlandırırsanız konumlandırın; istisnasız hepimizin birbirimizden uzaklaştırılmaya ve düşmanlaştırılmaya çalışıldığını unutmayın!

Bu zaruri girişi yaptıktan sonra müsaadenizle asıl konumuza dönmek isterim.

1937 yılında imzalanan Sadabat Paktı ile beraber Türkiye, Irak, İran ve Afganistan birbirinin iç işlerine müdahale etmemeyi ve birbirine karşı kışkırtıcı eylemlerde bulunmamayı kabul etmişlerdi. Aynı şekilde ortak sınırların dokunulmazlığına da saygı, imzalanan maddelerden bir tanesiydi. İmzalanan pakt, Milletler Cemiyeti’ne uygun şekilde yapılmış ve bölgede barış ile istikrarın hedeflenmesini amaçlamıştı. Çünkü o dönemlerde dahi, bölgenin önemi ve geleceğinin ne kadar zorlu mücadeleler barındıracağı biliniyordu. Bütün bu uyarılar ve adımlar neden günümüze yaklaşılırken yok sayıldı ve yetkililer bütün bu uyarıların tam tersini hayata geçirdi?

İçimizdeki bölücüler, faaliyetlerine devam ederken resmiyeti olan IKBY bayrağının gölgesine sığınarak vatanımızın bölünmez bütünlüğüne karşı düşmanlıklarına devam etmektedirler. Bunu yapanların birçoğu da siyasette ve mecliste bulunan kişilerdir.

İşte bu yüzden terörün değişmiş olan şekli, Kürt halkının refahını sağlamak yerine ABD güdümünde BOP emellerine kurban edilmeye devam edilmektedir. Türk ile Kürt birbirine düşman olmaya devam ederken, Orta Doğu’da tüm devletlerin geleceğini çok uzun yıllardır BOP ve öncülü olan birçok farklı plan karanlığa sürüklemiştir.

Yeşil Kuşak ile sözde Sovyetler’e tampon bölge oluşturan ABD, Orta Doğu’nun birçok ülkesinde marjinalleşmiş siyasal islamcı örgütlerin kurulmasına sebebiyet vermiştir. Bu örgütler, her geçen gün daha da desteklenerek bölge halklarının huzurunu, refahını ve geleceklerini katletmiş ve bütün plan bu denli açıkken yine birbirine düşman olanlar bölge devletleri ve halkları olmuştur. Uzun yıllardır Türkiye Cumhuriyeti içinde güdülen bölücü planlar istedikleri meyveleri vermedikçe daha da hırslanmışlar ve kıydıkları canlar her geçen gün artmıştır.

Çok uzun zamandır ülkemizin gündeminden düşürülmeyen ve mevcudiyetimizi belki de en çok tehdit eden konu yeni Anayasanın hazırlanma çabasıdır. Daha 2011 yılında, Prof. Dr. Kemal Gözler, “yeni” bir Anayasanın “devrim” anlamına geldiği konusunda bizleri uyarmış ve mevcut düzeni yok etmeden böyle bir tanım kullanılamayacağını söylemişti.

Daha önce defaatle belirttiğim gibi; Anayasa bir ülkenin tüm kurucu unsurlarının belirlendiği ve kolayca değiştirilemez yapısıyla varlık sebebimizi, temel hak ve özgürlüklerimizi, geleceğimize atılacak adımları ve sistemin işleyişini belirler. Anayasa, tuğlaları sökülebilecek bir duvar değil; bütün yapıyı ayakta tutan temelin ta kendisidir.

Uzun süredir Anayasamızın değişimi üzerine yapılan görüşmeler ve konuşmalar, ülkemizin bölünmez bütünlüğü için inanılmaz tehlikeli oyunları içinde barındırmaktadır. Türk halkı bir yandan şeriat çağrıları yapan siyasetçileri kınarken, öte yandan direkt şeriat ve bölünmez bütünlük konusunun parçası olan ekümenikliği göz ardı etmektedir. Aynı şekilde, terörle mücadele hususunda da bölgesel özerklik meselesi tartışmaya neredeyse hiç girmemektedir.

İnsanlığı birbirinden ayırıp böldükleri gibi oynadıkları oyunun parçalarını bambaşka konular içine gizlemekte ve fark etmemizi engellemeye çalışmaktadırlar. Âdeta bir illüzyon gösterisi içine hapsedildiğimiz bu süreç içerisinde, gösteri bitmeden uyanmak zorundayız.

Dinlerarası diyalog oyununda ve şeriat çağrılarında FETÖ ile Fener Rum Kilisesi’ni ayrı tutamazsınız. Aynı şekilde, terör örgütünün ve uzantılarının Avrupa meydanlarında bayraklarını açtığında yanında IKBY bayrağı bulunmasını da birbirinden bağımsız olarak düşünemezsiniz. Yine aynı şekilde bir futbol maçında GKRY ve IKBY bayraklarının yan yana olması da hiçbir şekilde tesadüf değildir. Unutmayın ki Kıbrıs Türklerine katliam yapmış, Batı tarafından fonlanan EOKA ve onun destekçisi Fener Rum Kilisesi bu katliamlara da müdahil olmuş ve GKRY’nin kurulmasında aktif rol oynamıştır.

Meşruiyet bir cephede böyle sağlanırken öte cephede ise böyle yok edilmektedir!

Exeter Üniversitesi, siyasal oyunlar olarak görünen bu istihbarat savaşlarının planlandığı kurumlardandır. Birçok düşünce kuruluşu ile beraber Batı dünyası, bu programları yürürlüğe sokmak için bu yerlerde beyin fırtınası yapar. Bu fırtınaları asla hafife almayın. Gördüğünüz savaşların büyük kısmı bu fırtınalardan peydahlanmaktadır. Günün sonunda ise gerçek barışı ve huzuru savunanları, kendi yarattıkları kavramlar üzerinden ırkçı, faşist, kafatasçı veya işgalci diye yaftalayarak düşmana çevirirler.

Onlar oyunu bizler için kurar ve bizler de bu oyunda birbirimize düşman oluruz!

Bütün sınırların baştan çizilmek istendiği coğrafyamızda bütün bölge halkları çok dikkatli olmak zorundadır. Çünkü bu yeniden çizimler sayısız kere başarılmıştır. Avrupa ve Balkanlar’a, Afrika’ya, Orta Doğu’ya, kimi zaman da Asya’ya bu oyunlar tekrar tekrar oynanmıştır. Her seferinde kaybeden ise birbirine düşen insanlar olmuştur!

Şayet Kürtler için refahın ve huzurun var olması adına çaba veriliyorsa neden hâlâ dünyada yapılan birçok eylemde terör simgeleri ve IKBY bayrağı bir araya gelmektedir? Kürtlerin hakkına verilen zararın farkında değil misiniz?

Doğu’da bambaşka bir siyaset güdülmeye çalışılıyorsa neden hâlâ Batı terör simgelerini bu siyaset içerisinde kullanıp duruyor ve ikisini bir bütün olarak servis etmeye devam ediyor?

İşte bu oyun hepimize oynanmaktadır! Teröre karşı çıkan Kürt asıllı vatandaşlarımız IKBY’yi savunurken, arkalarından yeniden terörle iltisaklı simgelerin bir araya getirildiğini görmezler mi?

Anayasamız uyarınca bizlere sağlanmış güçlü bir çatımız ve birlikteliğimiz vardır. Her fırsatta, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı Batı’yı destekleyen aramızdaki bölücüler bizlerin bir arada olmasını istememektedir. Bizleri bölüp, kalabalıklara ayırıp, teker teker kendilerinin güdümüne sokmayı amaçlamaktadırlar.

Kürt asıllı Türk siyasetçi rahmetli Kinyas Kartal, “Erivan’dan Van’a Hatıralarım” adlı kitabında milletimizi bölücülerin piyonu olmak konusunda yıllar önce uyarmış ve hepimizin Turanın bir parçası olduğumuzu yazmıştı. Kinyas Kartal’ın sözleriyle, “Allah bu milletin evlâtlarını birbirine düşüren yabancı güçlere fırsat vermesin, zaferi tattırmasın, şunun bunun sözüne kanan gençlerimizin doğru yolu bulmalarını nasip etsin.”

Bölücü unsurların her koldan bu denli parlatıldığı zamanlarda Türk’ü yok saymak, ancak ve ancak çok daha kolektif bir öfkenin patlamasına sebebiyet verecektir. Düşmanlık düşünmeyin ama illa ki bir düşman arayacaksanız bizleri bölmeye çalışan güçlerin oyunlarına bakın. Irkçılık ve dincilik onların tekelindedir; kardeşi kardeşe düşman edenler yine onlardır. Bu yüzden inancımız ve etnik kimliğimiz üzerinden bizleri kışkırtmaktalar ve bölmeye çalışmaktadırlar. Halbuki işin özüne baktığımızda hepimiz aynı temel konularda onlara karşı çıkmaktayız ama sesimizi bir olup duyuramamaktayız.

Sözlerimin sonuna gelirken, Kinyas Kartal’dan bahsedip Diyap Ağa’dan bahsetmemek olmaz diye düşünüyorum.

Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinde dünyaya gelen Diyap Ağa, Hamidiye Alaylarında milis komutanı oldu ve I. Dünya Savaşı’nda Bitlis ve Siirt’in Rus işgalinden kurtulması için aşireti ile savaşa katıldı. Millî Mücadele başladığında ise Erzurum ve Sivas Kongrelerini destekledi ve dönemde vuku bulan Koçgiri İsyanı ile Şeyh Said İsyanına karşı çıktı. Şeyh Said’i ise “bela” olarak adlandırdı. Atatürk’ün isteğiyle 1920-1923 yılları arasında milletvekilliği yaptı.

Yunan işgali sırasında Meclis’in Kayseri’ye taşınması fikrine karşı çıktı ve meclis kürsüsünde şöyle dedi:

“Biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa kavga edip ölmeye mi? Eğer meclisi taşımak istiyorsanız buyurun gidin. Ama ben gidemem. Tek başıma bile olsam, bayrağım, dinim ve vatanım için son kurşunuma kadar savaşırım. Son kurşunu da kafama sıkarım. Bu böyle biline…”

Şimdi, sizlere sorarım: Türklüğü savunana etnik kimliğinden ve inancından ötürü ırkçı ve yalaka diyenler, bu ülkenin bütün kurucu unsurlarının ne denli Atatürk’ün Türkçülüğüne bağlı olduğunu görmez misiniz?

Türkü alt ırk olarak gören Batı’nın ithamlarına karşı “kafatası ölçümü” yapan Atatürk’ün aslında hepimizi aşağılayan ırkçılara cevap verdiğini ve hepimizin aynı olduğunu ispatladığını anlamaz mısınız?

Bizleri hor görenlere karşı biz, hep beraber, bir Türkiye Cumhuriyeti kurduk ve var gücümüzle bunu savunmaktayız! Bize duydukları nefretin sebebi de işte budur.

Yazar

Selçuk Erenerol

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar