Derleme: Harf inkılabı – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______13.11.2019_______

Derleme: Harf inkılabı

MİSAK Editörü

Bu yazı, Prof. Dr. Mehmet Şahin’in “Yazımızı Değiştirdiler Bir Gecede Câhil (!) Kaldık” ve
Mahmut Esad Kıraç’ın “Harf İnkılabı ve Tartışmaları” başlıklı yazıları ile
Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’un “Nihal Atsız ve Tarihçiliği Üzerine”  konuşmasının
bir derlemesi olarak yayımlanmıştır.

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra M. Kemal’in gerçekleştirdiği devrimler arasında en çok konuşulan ve tartışılanlarından birisi mutlaka harf devrimidir. Tabiî bu tartışmalar cumhuriyetle birlikte değil, cumhuriyetten evvel de gündemde bulunmaktaydı.

Bir gecede cahil kalmadan önce (!)

İlk genel nüfus sayımı

Modern manadaki ilk genel nüfus sayımı 1749’da İsveç’te yapıldı ve birkaç yıl arayla tüm Avrupa ülkelerinde nüfus sayımları yapılmaya başlan­dı. Osmanlı döneminde ise birincisi 1831 yılında olmak üzere birkaç defa nüfus sayımı yapılmıştır ama bunlar, toplumu tüm özellikleriyle tanımaya yönelik ve genel değildi. Kadınlar ise yok farz edil­miş ve sayılmamıştı. Asker ve vergi alma potansi­yelini ölçmeye yönelikti. Dolayısıyla herkesi kap­sayan ve toplumun tüm özelliklerini ölçmeye ça­lışan ilk genel nüfus sayımı, harf inkılâbından bir yıl önce, yani 1927 yılında gerçekleştirildi. Buna göre 1927 yılında toplam nüfusumuz 13.629.488 kişiydi. Türkiye genelinde 1.111.496 kişi okuma yazma biliyordu ve bunların toplam nüfus içinde­ki oranı sadece %8 idi. Buna karşılık 12.517.992 kişi okuma yazma bilmiyordu. Bunların toplam nüfus içindeki oranı ise %92 idi. Yani yüz kişiden doksan ikisi “elifi görse mertek (sopa) sanıyordu”. Kadınlar arasında okuma yazma bilenlerin oranı %1’in de altındaydı.

Osmanlı aristokrasisinden bir görünüm

Bazı üst düzey Osmanlıların dahi okuryazar olmadıklarına dair tarih kitaplarında bilgiler vardır. Mesela, Yedisekiz Hasan Paşa… Kırım Harbi’ne er olarak katılmış, gös­terdiği başarılar nedeniyle saray çevresine alınmış, zamanla terfi etmiş ve ‘paşa’ unvanı verilmiştir. Abdülaziz ve II. Abdülhamit dönemlerinde sara­yın korumasından sorumlu ‘Beşiktaş Muhafızı’ olmuştur. Bazı kitapların yazdığına göre, imzasını atmayı bilmediği için, eskiden, biri ‘v’ diğeri ‘ters v’ gibi yazılan, 7 ve 8 rakamlarının arasına bir çizgi çekerek ‘Hasan’ yazmayı ve böylece imzasını at­mayı öğrenmiştir. Bu nedenle kendisine ‘Yedisekiz Hasan Paşa’ lâkabı takılmıştır. Bu gün böyle bir şeyi tasavvur edebilir misiniz?

Anadolu’dan Batı’ya Doğru

Şüphesiz ki İstanbul başta olmak üzere, İzmir, Bursa, Edirne vesaire gibi, Batıdaki önemli merkezlerde okuryazarlık oranı ortalamanın birkaç kat üstündeydi. Ama Orta ve Batı Anadolu’ya doğru gittikçe okuryazarlık oranları ortalamanın çok daha altındaydı. Mesela, 1927 yılında yapılan ilk genel nüfus sayımı verilerine göre, Çorum’da okuryazarlık oranı, ortalama olarak %4, erkekler­de %8, kadınlarda ise binde 9’du. Çorum örneği bütün Anadolu kentleri için geçerliydi. Kadın-erkek arasındaki okuryazarlık uçurumu ise ülkenin her tarafında aynı vahamet düzeyindeydi.

Dedelerimizin mezar taşını okuyamıyoruz

Efendim “yazımızı değiştirdiler, dedelerimizin mezar taşlarını okuyamaz olduk” ifadesi bir safsatadır, okumuşların cehalet itirafı, politikacıların siyaset silahıdır. Bu adamlara, “bırakın üstündeki yazıyı, babanızın, dedenizin mezarında taş var mı?” diye sormak lâzımdır. Anadolu’da binlerce mezar­lıktaki kaç mezar taşının üzerinde eski yazıyla ya­zılmış bir ifade var? Anadolu’nun bütün mezarlık­larını Eyüp Sultan veya Karacaahmet Mezarlığı mı sanıyorsunuz? Yahut selâtin câmilerin hazîresi mi zannediyorsunuz? Anadolu’daki milyonlarca kırık dökük mezar taşını, İstanbul’daki birkaç bin, hoca, şeyh, veli, paşa mezar taşlarına mı benzer sanıyor­sunuz veya böyle olmadığını bildiğiniz hâlde, böyleymiş gibi bir algı yaratarak halkı aldatmaya utanmıyor musunuz?

Ey okumuşlar, söyleyin, kaçınızın dedesinin mezar taşında yazı var? Şayet varsa ve böyle bir elit imtiyaza sahipseniz, elin Amerikalısı, İngiliz’i, Japon’u gelip bunları okuyor da siz neden dizinizi kırıp okumayı öğrenmiyorsunuz, elinizi kolunuzu tutan mı var? Çoğunuz, Kur’an kursu, imam hatip lisesi, ilâhiyat fakültesi, Türk dili ve edebiyatı bö­lümü, ya da tarih bölümü mezunu değil misiniz? Bu devlet milyarlar harcayarak size eski yazı öğret­mek için çabalamadı mı? Okuyamıyorsanız bu si­zin utancınız değil mi? Cehlinizi ve tembelliğinizi örtmek için tarihten mazeret mi arıyorsunuz?

İlk çalışmalar

Tanzimat ve Islahat dönemlerinde harflerle ilgili ilk münferit çalışma Ahmet Cevdet Paşa tarafından yapılmış ve Türkçe’nin Arapça ve Farsça’dan farklı bir dil olduğunu belirtmiştir. Arap harfleri ile gösterilemeyen sesleri göstermek amacıyla yeni bir yazı aramak gerektiğini de belirtmiştir. Daha sonra ise bu konuda Münif Paşa’nın tespitleri mühimdir. Münif Paşa meseleyi ilk defa sözlü olarak beyan etmiş ve tartışılmasını sağlamıştır. Münif Paşa, hareke olmadığı için bir kelime çeşitli biçimlerde okunabilmekte, Arapça ve Farsça kelimelerin fazlalığı okuma yazmayı zorlaştırmakta, büyük harf olmadığı için özel isimler ayırt edilememekte ve harflerimizin basıma uygun olmamasından dolayı değiştirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Paşa’nın bu fikirlerinden 1 sene sonra Azerbaycanlı Şair Mirza Feth-Ali Ahundzade, Türk dünyasında imla birliğini sağlamak için görüşlerini açıklamıştır. 1869 senesine geldiğimizde ise tartışmalar daha da büyümüş Londra’da sürgünde olan Genç Türklerin yayınladığı Hürriyet gazetesinde çıkan bir makale Türk eğitim sistemini şiddetle yermiş görüşe göre; Ermeni, Rum ve Yahudi çocukları altı ayda okuma ve bir yılda yazmayı öğrenirlerken, Müslüman çocuklar yıllarca eğitim gördükleri halde bir gazete dahi okumaktan aciz kalıyorlardı. Kusur ise eğitim sisteminde bulunmuştu. İran’ın İstanbul Elçisi Melkum Han da tartışmaya katılarak, Müslüman eğitim sisteminin eksik ve yetersiz olduğunu ve bunların sorumlusunun da Arap harfleri olduğunu belirtmiştir.

Meclisten ilk sesleniş

Harfler konusu meclis kürsüsünde ilk defa 24 Şubat 1924 günü Şükrü Saraçoğlu tarafından dile getirilmiştir.

Saraçoğlu bu konuşmasında;

‘’ Benim kanaatimce bu büyük derdin en vahim noktası harflerdir. Eğer ben Arap harfi diyecek olursam burada acaba benim fikrime tuğyan ve isyan edecek var mı? Efendiler! Bunun yegâne kabahati harflerdir. Hacımızın, hocamızın, amirimizin, memurumuzun gayretine, yıllardan, asırlardan beri yapılan bunca fedakârlıklara rağmen halkımızın yüzde ikisi veya üçü okumuştur. Arap harfleri Türk lisanını yazmaya müsait değildir.’’ demiştir.

B. Bir gecede cahil kaldıktan sonra (!)

Ve 1 Kasım 1928

M. Kemal bütün bu tartışmaları sükûnetle takip etmiştir. Yine uygulamayla ilgili Falih Rıfkı’ya üyelerin süre olarak ne düşündüklerini sormuştu. Falih Rıfkı; ‘’ Beş yıl diyen var, on beş diyen var. Düşündüklerine göre birkaç yıl, okullarda her iki yazı birden öğretilecek, gazetelerde yan yana basılacaktır.’’demiştir. Atatürk bu görüşlere şiddetle karşı çıkarak ‘’Bu ya üç ayda olur, ya hiç olmaz.’’ demiştir.

Tarih 1 Kasım 1928’i gösterdiğinde ise mecliste yapılan oylama sonucunda harf devrimi kabul edilmiştir. Harf devrimi kabul edildikten sonra yapılan istatistiklere bakacak olursak yeni alfabeye karşı olanların görüşlerinde haklı ya da haksız olduklarını daha net görebiliriz.

Atsız Beğ ve harf inkılabı

1947 yılına geldiğimizde Atsız hâlâ işsizken Türkiye Yayınevi, Atsız’a bir iş verdi. Tarihî yayınlar için uzman olarak yayınevine alınmıştı.

Türkiye Yayınevi, Türk yayıncılık tarihinde son derece önemli bir yayınevidir. Türkiye’de İlk çocuk mecmualarını ve magazin dergilerini çıkaran yayınevidir. Alfabe değişikliğinden sonra, yeni alfabeleri de ilk defa Türkiye Yayınevi çıkarmıştır.

Yayınevinin sahibi olan Tahsin Demiray, Atsız’ın liseden arkadaşıdır. Atsız’a da, Türkiye Yayınevi’nin yayımlayacağı tarihi eserlere nezaret etme işi verilmiştir. Bu durum, Atsız için çok hayırlı oldu. Bu sayede “Osmanlı Tarihleri-1” adlı kitap, 1949 yılında Türkiye Yayınevi’nin neşriyatı olarak çıktı. Bu kitapta Osmanlı’nın ilk asırlarıyla (14 ve 15. Asırları) ilgili temel 5 kaynağın ilmi yayını var.

Bu kaynakların üçünü, Atsız doğrudan kendisi yayımladı. Biri çok meşhur olan “Âşık Paşazade Tarihi”dir. Atsız “Âşık Paşaoğlu Tarihi” olarak kullanır. Âşık Paşaoğlu Tarihi, Osmanlı’nın ilk yılları için en önemli tarihi kaynaklardan biridir. Bu eserin ilk ilmi yayınını yapan kişi Atsız’dır. İkinci kitap, “Osmanlı Sultanları Tarihi”dir. Üçüncü kitap ise “Behcetüttevârîh”. Bu üçüncünün, Türklerle ilgili kısmını Farsça’dan çevirmiştir. Atsız, daha sonra Osmanlı tarihi ile ilgili başka kitap ve takvimlerin hazırlanmasında da büyük katkı sağladı. Atsız işe İslam öncesi Türk tarihi ile başlasa da daha çok Osmanlı dönemi tarihçisidir. Osmanlı dönemini çok iyi biliyordu.

Sonra uzun yıllar kütüphanede çalıştı. CHP iktidarının son yıllarında, Tahsin Banguoğlu Milli Eğitim Bakanı olunca (Banguoğlu da Atsız’ın sınıf arkadaşı) -sözde- öğretmenliğe döndürülmüştü. Banguoğlu’na, Atsız’ın işsiz olduğunu söylemişler. Banguoğlu da Atsız’ın haksızlığa uğradığını anlayarak öğretmenliğe tayin etmişti ama Atsız’ı, mesleğini kısa bir süre yaptıktan sonra, öğretmen kadrosunda Süleymaniye Kütüphanesi’nde uzman olarak görevlendirdiler. Evi Maltepe’deydi, iki buçuk saatte kütüphaneye geliyor, akşam da iki buçuk saatte tekrar evine dönüyordu. Maaşını almak için de aybaşında Haydarpaşa Lisesi’ne gidiyordu. Atsız, sabah akşam çok yol yürüdüğü için kilolu değildi. Bu vaziyette çok fazla eser vermedi ama o mektupların bir kısmı o zaman ortaya çıktı. O sıralarda İstanbul kütüphanelerinde 60 bin civarında Türkçe el yazması var.

Anlayacağınız, Harf İnkılabı’nı yaptığımız sırada % 8 civarında okur-yazardık. Osmanlı Döneminde ciddi okur-yazardık. Kadınlarda % 1, genel olarak % 8. Harf İnkılabı’ndan sonra 6 senede % 20’lere ulaştı okuryazar oranı. ‘Bir gecede cahil kaldı.’ sözlerine itibar etmemek lazım.

Sonuç

Harf İnkılâbından yedi yıl sonra, yani 1935 yılı nüfus sayımı esnasında, okuryazar­lık oranının iki kattan fazla arttığı görülmekte­dir. Çünkü bu arada halk için kurslar açılmış ve herkese okuryazarlık öğretmek için çok büyük bir çaba sarf edilmiştir. Kız erkek ayırımı yapmadan çocukların okula gönderilmesi kanunen zorunlu kılınmıştır. Buna rağmen erken Cumhuriyet dö­neminde insanlar kız çocuklarını okutmamak için her çareye başvurmuştur.

Okuma yazma oranlarındaki artış şöyledir: 1935 yılında ortalama %19, erkeklerde %31, kadınlarda %8’dir. 1950 yılında ortalama %32, erkeklerde %48, kadınlarda %17’dir. 1965 yılında ortalama %46, erkeklerde %65, kadınlarda %28’dir. 1980 yılında ortalama %66, erkeklerde %81, kadın­larda %50’dir. 2000 yılında ortalama %87, er­keklerde %94, kadınlarda %79 ve nihayet, 2012 yılında ortalama %95, erkeklerde %98, kadınlarda ise %92’dir.

Dolayısıyla, “yazımızı değiştiler, bir gecede ca­hil kaldık” lâfı külliyen yanlıştır. Çünkü bu lâfın mefhum-u muhalifinden (tersinden) şu mana çı­kar: “Biz Osmanlı döneminde o kadar iyi eğitimli, bilgili ve kültürlü bir toplumduk ki yazımız değiş­mese ve bir gecede cahil bırakılmasaydık, uçakları, bilgisayarları, akıllı telefonları, kanser ilaçlarını, MR ve tomografi cihazlarını biz yapardık, Ay’a ve Merih’e biz giderdik“. Bu zihniyet, zaaflarımıza doğru teşhis koymaya mani büyük bir avuntudur; garabet ve hamakattır. Ayrıca, yüz binlerce insana papağan gibi bu lâfı ezberletmek, o insanların, za­ten zayıf olan, ‘hakikat, adâlet ve hakkaniyet’ hassalarını, duygularını, büsbütün felç etmektir, du­mura uğratmaktır, ağır bir vebaldir, topluma karşı büyük bir kötülüktür.

Kaynaklar:

  1. https://www.kirmizilar.com/tr/index.php/tartisma/item/1193-yazimizi-degistirdiler-bir-gecede-cahil-kaldik
  2. https://millidusunce.com/misak/nihal-atsiz-ve-tarihciligi-uzerine/
  3. https://millidusunce.com/misak/harf-inkilabi-ve-tartismalari/
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları