Eğitimci bir devlet adamı Münif Efendi/Paşa (1828–1910) – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______28.04.2020_______

Eğitimci bir devlet adamı Münif Efendi/Paşa (1828–1910)

Hüseyin Akyüz
19.Yüzyılın ikinci yarısında çeşitli yayın faaliyetleri ve devlet görevleri yanında, değerli bir düşün adamı ve iyi bir yönetici olarak da kendini kabul ettiren Münif Paşa’yı yaşamı, yapıtları ve görevleri ile tanıyacağız. Takip eden haftalarda Paşa’nın bilim, kalkınma ve eğitim faaliyetlerindeki yararlarını bu yazı dizisi ile siz okurlarımıza sunacağız. Bu bağlamda yazı dizimizin ikinci bölümü olan Münif Paşa’nın bilim ve kalkınma hakkındaki görüşlerini sizlerle paylaşıyoruz.

Münif Paşa’da bilim ve kalkınma

Münif Paşa yaptığı çeşitli çalışmalarında, verdiği eserlerinde, müspet bilim ve eğitim konularına ciddiyetle ve kapsamlı bir şekilde eğilmiş bir fikir ve devlet adamıdır. Onun öne sürdüğü düşüncelerinde, ülkemizi ve toplumumuzu yakından ilgilendiren birçok önemli sorun, ya bir öneri ya bir açıklama ya da bir öğretici eylem olarak yer alır. Münif Paşa, Doğu ve Batı kültürünü, bizzat içinde yaşayarak kaynağından öğrenmeye çalışan bir kişi olması nedeniyle; bilim, ticaret, sanayi, kalkınma, tarih, eğitim ve öğretim gibi konulara genellikle etkisinde kaldığı Batı’nın yöntemleriyle yaklaşmaya çalışır. Onu, bu özelliğinden dolayı bazı yazarlarımız pozitivist, hatta materyalist olarak gösterirler.

Ancak Münif Paşa’nın gerçek amacı, bugün bile Batı’da aşırı düşünce şekilleri olarak değerlendirilen pozitivizm, özellikle materyalizm gibi düşünce akımlarının, Osmanlı sosyal ve siyasal düzenine nüfuz ederek bir zemin meydana getirmesine hizmet etmek değildir.

Aksine onun bütün emeli, müspet bilim ve onun önemli bir işlevi/uygulama alanı olan teknoloji aracılığıyla ülkenin kalkınmasına hizmet etmektir. Ona göre burada güdülen amaç, teknoloji aracılığıyla ülkenin ve toplumun gelişmesine yardım etmek, insanımızın mutlu ve müreffeh hale gelmesine bir nebze de olsa katkıda bulunulmasıdır.

Hangi anlamı içerisinde ele alınırsa alınsın Münif Paşa, ülkesini bilimin sonuçlarından yararlanmak isteyen idealist bir düşün, kültür ve devlet adamı olarak değerlendirilmelidir.

1.1. Bilim ve kalkınma

Münif Paşa’nın yazıları içerisinde bilim, uygarlık, sanayi ve kalkınma kavramları çok geniş bir yer işgal eder. Ayrıca onun çalışmaları arasında, insanımızın uygarlık karşısındaki tavrı da özel bir öneme sahiptir. Ona göre, ülkemizde bilim, uygarlık ve tekniğin sınaî kalkınmaya temel olabilecek bir organizasyonun yaratılmamasına sebep olan bazı rahatsızlıklar mevcuttur. Bu illet ve sebeplerin başında, halkın çoğunluğunun bilim, teknoloji ve uygarlıktan habersiz bir halde bulunuşu, ülkenin gerçek çıkarlarının neler olduğu ve nerelerde bulunduğunu bilen gerçek aydınların da, bu durumu sadece üzülerek seyretmeleri ve ciddi bir savaşı göze alamamalarıdır.

Bu bağlamda Batı toplumları, bilimsel gelişmeler sayesinde çok güçlü üretim kurumları oluşturmuş ve bunun sonucunda, bizde el işçiliğine dayanan sanayinin gerilemesine neden olmuşlardır. Eğer onlarla yarışabilecek bir sanayileşme faaliyeti ortaya konulamazsa, yerli sanayimizin bütünüyle durması kaçınılmazdır. Bunun önüne geçmeyi sağlayan koşulların birincisi, hurafe ve safsatadan uzak, tam bir bilim anlayışına, yani müspet bir bilim zihniyetine kavuşmaktır.

Çünkü toplumların devamlılığı, insanların şerefli bir şekilde yaşaması, devletlerin bekası ve itibarlı bir birlik haline gelmesi bilim, uygarlık ve teknoloji sayesinde mümkündür

Münif Paşa, câhil ile âlimi, göçebe ile uygar insanı ele alarak uzun uzun anlatır ve bu insanların birbirleriyle olan ilişkilerini araştırmaya çalışır. Ona göre, göçebelik ile cehalet, bilim ile de uygarlık arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Günümüzde bazı kişiler, bunların arasında pek fark görmezler, hatta göçebe yaşamı uygar yaşama, dolayısıyla da, cehaleti bilime tercih ederler. Daha da fazlası, bu kişiler, bilimin devlete zarar verdiğini öne sürerler. Bu kendini bilmez kimselerin, “ilmin devlete zararı olur” sözleri yanlıştır. Gerçekte bunlar, bilginin kendisinden korkanlardır. Çünkü bu insafsız adamların gerçek amacı, diğer insanların “cehl” içerisinde kalmasını sağlamak ve bu insanları koyun sürüleri gibi yönetmeyi temin etmektir. Bu acıklı duruma hangi gönül ve mantık sahibi razı olabilir?.

Bilindiği gibi bilimin birçok erdemlerinin yanında, insanı insan yapan temel değerlere sahip olduğu bir gerçektir. Her şeyden önce bilimin insanı olgunlaştırarak batıl itikatlardan koruması küçümsenecek bir şey değildir. Çünkü âlim bir insanın, eşyanın mahiyeti hakkındaki görüşleri doğru ve isabetli olacağından, onun batıl inançlara karşı uyanık olması lazım gelir. Örneğin fizik bilimini bir dereceye kadar bilenler, ay ve güneş tutulması, kuyruklu yıldızın görünmesi gibi çeşitli gök olaylarını veba salgınının çıkacağı, kıtlığın ortalığı kasıp kavuracağı gibi lüzumsuz ve faydasız düşüncelerle açıklamazlar. Yine kimya bilenler, kurşun ve bakırın altın ve gümüşe dönüştürülemeyeceğini bilir ve başkalarının onları istismar etmesine izin vermezler. Fakat şunu da söylemek gerekir ki, bir bilimin sadece kural ve kavramlarını bilmek yeterli değildir. Bilimin amaç ve metotlarını da çok iyi bir şekilde bilmek ve kullanmak gerekir. Yoksa yüzeysel bir bilginin yararının olmadığı, bu tür bir öğretimden geçmiş olanın, cahil bir kimseden pek farkının bulunmadığı bilinen bir gerçektir.

Münif Paşa, Batı’yı ve Batı’nın gelişme kademelerini az çok anlamış bir Osmanlı aydınıdır. Batının geçirdiği düşünsel ve bilimsel aşamaları anladığını, yer yer bu gelişmelere yaptığı atıflardan anlıyoruz. Ancak onun bilim anlayışı, genellikle fizik, kimya, biyoloji, jeoloji ve coğrafya gibi bilimlerle ilgilidir.

Bu bilimlere verdiği değer kadar, örneğin sosyal ve beşerî bilimleri pek fazla önemsemez. Daha önce kısaca üzerinde durduğumuz gibi, Cevdet Paşa’nın temsil ettiği zihniyetin savunduğu bilim anlayışını Münif Paşa tek yönlü bir kimliğe yöneltmiş gözüküyor. Diğer bir anlatımla Münif Paşa, bilim sözünden, doğa bilimlerini anlamak ister. Fuad, Saffet ve Münif Paşaların üniversiteye «fünun» sıfatını takmış olmaları, bu durumu çok iyi bir şekilde yansıtmış olmanın yanında, fen bilimlerine karşı duyulan derin bir arzu ve hasretin de dile getirilişi olsa gerekir. Gerçi bu dönemde birçok yeni faaliyet «fünun» kavramıyla anlatılmak istenir. Bu bağlamda Münif Paşa, fen sözüyle müspet bilimler olarak gördüğü, fizik, kimya, biyoloji, jeoloji ve coğrafya gibi bilimleri kasteder. Onun birçok yazısında bu durumu açık bir şekilde görmek mümkündür. Nitekim bu bilim dallarından bazılarının devrin üniversitesinde ilk defa bir ders olarak okutulmaya başlanması onu bir hayli heyecanlandırır ve bu konuya özel bir yer ayırmasına neden olur. Örneğin Türk öğretim yaşamına biyoloji biliminin girişini Mecmua-i Fünun’da şu cümlelerle anlatır.

“Bu defa irade-i Seniyye-i Hazret-i Padişah-i intişar-ı maarif niyet-i hayriyesiyle Darülfünun’ da bazı ulum-ı tabiiyye tedris olunmak üzere bir ders-i amm tertip olunup bir kaç güne kadar küşadı muharrer bulunmuştur. Hafi olmadığı üzre hikmet-i tabiiyye mesailinin layıkiyle tefehhümü lazım gelen tecrübelerin müşahadesinin mütevakkıf olduğundan işbu derslerde ol vechle tecarüb dahi icra olunacağı misüllü mümkün mertebe tabirat-ı vaziha istimal olunacağından herkes bunun istimalinden istifade edeceği ve fünunu meşkurun binülahali tevzi-i efkâr ve terakkiî sanayi hakkında derkâr olan hüsnü tesiratına nazaran talebe-i ulum memerin-i aklam erbab-ı harf-ü sanayiden her sınıf-ı teba-ı Şahane tarafından bunun tedris ve talimine zeyadesiyle meyl-ü rağbet göstereceği meczumdur. Dersi Meclis-i Vaia-yı Hükkâm-ı Adliyye aza-yı kiramından devletlü Ethem Paşa hazretleri marifetiyle tertip olunup müşarün ileyhin taht-ı nezaretinde bulunacak ve meadin meclis-i reisi saadetlü Derviş Paşa haz-retleri dahi tedrise himmet edecektir. Malum olduğu üzere müşarün ileyh Derviş Paşa ulum-ı mezkureyi Avrupa’da kemaliyletahsil ve mukademe ve bazı mekâtib-i müsellem olduğundan şu emri hayrın hüsn-i ifasına muvaffak olacağı biiştibahtır.”

Çok ağdalı bir Osmanlı kâtip dili ile devrin üniversitesinde biyoloji dersinin okutulmasını büyük bir olay şeklinde değerlendiren Münif Paşa, esasında bu tür derslerle, Avrupa medeniyetinin temel motiflerinin benimseneceği ve bunların Osmanlı aydınlarının zihninde yer bulacağını düşünür. Bunun için, söz konusu dersin Derviş Paşa tarafından üniversitede ilk defa okutuluşunu Mecmua-i Fünun’un 7. sayısında ele alır ve bu konuya geniş bir yer ayırır. Münif Paşa bu konuda şunları yazar.

“Geçen defa Darülfünunda küşad olacağı yazılmış olunan hikmet-i tabiiye ders-i amm-ı bazı memurun-i kiram ve ketetfe-i aklam ve sair her sınıf ahaliden üç yüz kadar müstemi hazır oldığı halde işbu Mah-ı Receb-i Şerifin yigirmi ikinci Pazartesi güni beda olunmuştur” .

Fuad ve Saffet Paşaların yardımı, Münif Paşa’ nın önderliğinde yayılmaya çalışılan bu bilimsel faaliyetlerin gerçek amacı; Avrupa’ da sanayinin, tekniğin ve bir bütün olarak uygarlığın temel dokusunu meydana getiren fen bilimlerinin özellikle de biyoloji, kimya, jeoloji ve fizik gibi deneysel bilimlerin önemini, bilim ve siyaset adamlarına kabul ettirmektir. Ayrıca bu amaç içinde, üniversitenin bilimsel bir geleneğe sahip olmasına yardım etmek ve bu yolla Osmanlı ülkesinin kalkınmasını ve çağdaşlaşmasını sağlayacak temel bir doku oluşturmak yer alır.

Bilime ve ilimin ortaya koyduğu gerçeklere riayet edilmedikçe, hiçbir meslek ve sanatta maharet sahibi olmak mümkün değildir. 

Münif Paşa’ya göre kalkınma, tek başına ele alınacak bir konu değildir. Onu tarihsel, sosyal ve pedagojik etmenlerle birlikte ele almak gerekir. Fakat bütün bunların temelinde müspet bilimin bulunduğunu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Sanıldığı gibi bilim ve sanat birbirinden ayrı şeyler olmayıp, hakikatte aralarında şiddetli bir ilişki ve birlik vardır, bilimin ziyadesiyle sanayiye etkilerde bulunduğu, hatta ona temel olduğu bilinir. Örneğin dülgerlik, duvarcılık, boyacılık, hatta en sade görünen fırıncılık ve aşçılık sanatları bile, bilimin kurallarına dayanır. Gerçi birçok sanat ve sanayi mensubu kendilerine lazım olan fenlerden habersiz oldukları halde, sanatlarını icra ediyorlarsa da, bu çalışmalar bazı mukallit hayvanların konuşma, dans ve diğer hareketlerinde olduğu gibi işin aslı bilinmeden yapılan işlerdir. Bu sanatları icra edenler, hemen üstlerinden gördüklerini yaparak bununla yetinmekte, sanatlarının ıslahına yarayacak bazı düşünceleri öne sürmek ve bu düşünceleri uygulama alanına koymak şöyle dursun, bunun gereğini bile duymazlar, hatta buna inanmazlar. İşte bizde savaş ve diğer sanayi dallarının gelişmemesine sebep bu olup ekseriya sanayi için şart olan kimya, fizik, biyoloji ve matematik gibi bilimlerin öğretim yaşamımızın temelini teşkil edecek dersler olarak okutulması sağlanmadıkça, memleketimizde sanayinin hali hazırdaki durumu, toplumumuzun ihtiyacını karşılayamaz. 

“Yakınımızdaki Avrupalılar, sanayi ve eğitimde çok yüksek bir dereceye ulaşmışlarken, bizim şu halimizi bile muhafaza edemeyip, daha da gerileyeceğimiz bir gerçektir. Çünkü Avrupalılar, bilim ve fen sayesinde icad ve istimaline zaferyab oldukları alet ve edavat vasıtasıyla eserlerini ehven fiyatlarla, çok miktarda bu tarafa ihraç ettiklerinden ve bizim sanayimizin öteden beri el ile yapılmasından dolayı, uzun müddet bu sanayi karşısında dayanamayarak gerileyeceği ve bir müddet sonra da bütünüyle iflas edeceği mukadderdir”.

Münif Paşa bunları anlattıktan sonra, bütün sanayi dallarını birden faaliyete geçirerek her şeyi kendimizin imal etmemizin mümkün olmadığını, ayrıca bütün bunları öğretim programlarına aktarmanın da güç olduğunu belirtir. Ona göre şimdilik Avrupa uygarlığına ulaşmak ve onun önüne geçmek mümkün değildir. Ancak “fen ve sanayimizin tamamiyle inkiraza uğraması ‘namus-u milliyete’ dokunur cinstendir. Bu duruma düşmeyi Önlemek için mutlaka bir şeyler yapmak gerekir”.

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları