Türklerin İslamlaşması süreci: Ortam/durum özellikleri ve ara değişkenlerin etkisi – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______06.02.2019_______

Türklerin İslamlaşması süreci: Ortam/durum özellikleri ve ara değişkenlerin etkisi

Hüseyin Akyüz
Türkler ve Arap ordularının savaşı
Türkler ve Arap ordularının savaşı

Türklerin İslamlaşmasında, Müslüman Arap ve İranlıların kullandığı yöntem ve teknikler nelerdir?

Türklerle Müslüman Arapların ilişkilerinde etki kaynağının özellikleri yanında, o andaki durumun/ortamın ve çeşitli değişkenlerin etkilerini de düşünmek gerekir.

İslam’ın, Kafkasya ve İran üzerinden doğuya ilerlediği yıllarda, Büyük Göktürk devleti etkinliğini yitirmiş, ondan sonra kurulan Uygur devleti de tüm Orta Asya’nın egemenliğini sağlayamamıştı. Egemenlik savaşımına giren çeşitli Türk boyları, örneğin Türgişler Kırgızlar ve Karluklar, zaman zaman Çinlilerle ve zaman zaman da kendi aralarında çatışmaya başlamışlardı. Adı geçen Türk grupları bir türlü birleşerek güçlü bir devlet oluşturamamışlardı. Bu arada Çin yine etkinliğini sürdürmüş, Türk yurtlarını egemenliği altına almak için büyük askeri hareketler düzenlemişti. Öte yandan Müslüman olan Araplar, yeni bir dinin verdiği iç dinamizmle İslam’ı yaymaya çalışıyor, çeşitli uluslarla çatışmalara giriyorlardı. Müslüman Araplar bu çatışmalarını sürdürdükleri yıllarda karşılarında Çin’in baskısı altında bunalan bir halk grubu bulmuşlardı. Müslümanların, Çin’in saldırgan tavrı karşısında Türklerin yanında savaşa girmiş olmaları (Talas Savaşı) İslam’ın Türkler arasında yayılması için çok elverişli bir ortam yaratmıştı. Buna önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun büyük kısmının Arap egemenliğine girmesinin de ortama etkenleri arasında önemli bir işleve sahip olduğunu da belirtmeliyiz.

Türklerin İslamlaşmasında, Müslüman Arap ve İranlı öğeler çeşitli yöntem ve teknikler kullanmışlardır. Bu yöntem ve teknikler içerisinde baskı, şiddet, esir alarak köle haline getirme gibi ağır ve onur kırıcı olanlar da vardır. Zor, şiddet ve baskıyla gelen/oluşan baş eğme/itaat davranışında normatif bir uyma eğilimi egemendir ve burada benimseme davranışından söz edilemez. Zaman içinde sosyal psikolojinin bize öğrettiğine göre baş eğme davranışı olarak değerlendirilen normatif uyma davranışından taklit/öykünme, benimseme ve hatta özümseme davranışına geçmek mümkündür. Bu uygulama yanında ikna, özendirme, teşvik, yardım, yüceltme, koruma ve kollama gibi yöntemler de kullanılmıştır. Türklerin Müslüman oluşlarında çok sayıda yöntem ve tekniğin kullanıldığı ve bundan dolayı Türkler de çok çeşitli düzey ve biçimlerde uyma ve uymama davranışı gösterdikleri bilinmektedir. Bunları kavram olarak sıralamak gerekirse şöyle bir şema yapılabilir.

Çeşitli düzey ve biçimlerde uyma ve uymama davranışı
Çeşitli düzey ve biçimlerde uyma ve uymama davranışı

Müslümanların uyguladığı yöntemlere karşı Türklerin gerçekleştirdiği tutum ve davranışlar

Türk toplumu, Müslümanların uyguladığı çok yönlü etkiler karşısında yukarıdaki şemada göstermeye çalıştığımız bu davranış çeşitlerinin çoğunu yaşamıştır. Çünkü Türkler çok geniş bir coğrafyada ve o dönemde dağınık halde yaşıyorlardı. Zaten herkesin aynı anda ve aynı biçimde değişime uğraması da olanaklı değildir.

Tutum değişiminde ilgi ve gereksinimin önemi de çok büyüktür. Müslüman Araplar döneme egemen olan uygarlık ürünlerinin birçoğuna sahip olmuşlardı. İran gibi köklü bir kültür ve uygarlığı yenmişler ve zengin kentlere sahip olmuşlardı. Sanat ve ticarette olduğu gibi, tarım ve askerlikte de ön plana çıkmışlardı. Yine esir ettikleri, ya da kendi istekleriyle Arap yönetimine katılan Türkler, çok önemli mevkilere getirilmişlerdi. Tüm bu olumlu gelişmeler, Türklerin Müslümanlığı benimsemelerinde etkin olan toplumsal ve siyasal süreçlerdir.

Alıcı ve verici güçler arasında ilişki sıklığı, zaman ve mekân yakınlığı da değişim sürecinde önemli bir role sahiptir. Kültür, inanç ve bunları da içine alan genel bir tutum değişiminde, empoze eden ve muhatap olan toplumların arasında ilişki sıklığı yanında zaman ve mekân bakımından da bir yakınlık bulunmalıdır.

Kültür değişmelerinde sosyal antropologların ortaya koydukları bu çerçevede Türklerin Müslümanlaşmasını irdeleyecek olursak şu durumlarla karşılaşırız: Müslüman Araplar, Kafkasya ve İran’a geldiklerinde mekân yakınlığı kendiliğinden oluşmuş ve toplumsal ilişkiler de sıklaşmaya başlamıştır.

Zaman bakımından yakınlığa gelince, İslam 7. yüzyılda doğmuş, 9. Yüzyılın ortalarında felsefe ve bilimsel bakımdan önemli bir aşama göstererek kurumsallaşmaya başlamıştır. Türkler de İslam’ı, tam olarak o yıllarda bu özellikleriyle tanımışlardı.

Türk-Arap ilişkileri önceleri ticaridir. Daha sonra siyasi, askeri ve dinsel olmak üzere aşağı yukarı 300 yıl sürmüştür.

Uygarlık ürünlerine sahip olmak bakımından ileri gitmiş, bunları üretme alışkanlığı kazanmış bir toplum ya da bu uygarlığı paylaşan toplumların sahip oldukları değerlerin, örneğin felsefe, bilim ve teknolojilerin, bu uygarlığın dışındaki bir toplum tarafından alınarak benimsenmesi ve özümsenmesi için başka koşullar da gereklidir. Bu bağlamda yukarıda sıraladığımız 5 ilke ve ölçüt yanında alıcı toplumun düşünsel, kültürel ve bilimsel düzeyi fevkalade önemli bir rol oynar. Her şeyden önce, toplumun algı düzeyi, bilgi birikimi ve alırlılık kapasitesi yeterli olmalıdır. Bu bağlamda toplumun kontrol mekanizmaları olarak bir çeşit toplumsal süzgeç görevi üstlenen değerlerin varlığı da önemlidir ve gözden uzak tutulmamalıdır. Çünkü referans kadrosu olarak görülen bu öğeler, teşvik edici, destekleyici ve zaman zaman da engelleyici özellikleriyle ortaya çıkabilirler.

Gerçekten de ortaya çıkan, ya da çıkarılan köklü değişim ve dönüşüm süreçlerinde, etkin gücün kullandığı çeşitli yöntemler, çekici motiflerin kullanılması –sevgi, özendirme- biçiminde olduğu gibi, baskı ve şiddet biçiminde de olabilir. Fakat burada çok önemli bir pozisyon da şudur. Değişimi yaşamak durumda olan toplumun algı kapasitesinin yanında, toplumsal/kültürel zemin ve atmosferin oluşturduğu kamu bilinci de çok önemli bir konudur.

 

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları