Eğitimci bir devlet adamı Münif Efendi/Paşa (1828–1910) – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______06.04.2020_______

Eğitimci bir devlet adamı Münif Efendi/Paşa (1828–1910)

Hüseyin Akyüz
19.Yüzyılın ikinci yarısında çeşitli yayın faaliyetleri ve devlet görevleri yanında, değerli bir düşün adamı ve iyi bir yönetici olarak da kendini kabul ettiren Münif Paşa’yı yaşamı, yapıtları ve görevleri ile tanıyacağız. Takip eden haftalarda Paşa’nın bilim, kalkınma ve eğitim faaliyetlerindeki yararlarını bu yazı dizisi ile siz okurlarımıza sunacağız. Bu bağlamda yazı dizimizin ilk bölümü olan Münif Paşa’nın yaşamı, yapıtları ve görevleri hakkındaki bölümü sizlerle paylaşıyoruz.

1. Yaşamı, yapıtları ve görevleri

1.1.  Yaşamı

Mehmet Tahir Münif Efendi, Gaziantepli din adamlarından Abdülnâfi Efendi’nin oğludur.1828 yılında Gaziantep’te doğmuştur. İlköğrenimini bu kentte yapar ve burada bulunan Nuriosmanî Medresesi’nden mezun olur. Ayrıca adı geçen medresede Farsça da öğrenir. Daha sonra babasının devlet memuriyeti göreviyle Mısır’ a gönderilmesi üzerine, Mısır’a gider ve burada bulunduğu yıllarda Arapça öğrenir ve bunun yanında Farsçasını da geliştirir. Mısır’ın ünlü öğretim kurumlarından biri olan “Kasrüâli” ve Suriye’deki (Şam) Emeviye Medresesine devam eder ve bu medreselerden mezun olur. 1851 yılında Şam Eyaleti Meclis-i Kebiri kalemine memur olarak tayin edilir. Bu tarihten bir yıl sonra, yani 1852 yılında, İstanbul’a gelerek Bâbıâli Tercüme Odasında Arapça ve Farsça mütercimlik görevine başlar. Bu görevi sürdürdüğü sırada mütercim Halis Efendi’nin yardımı ve yabancı diller öğretmeni Muhtedi Emin Efendi’nin teşvikleriyle Fransızcasını daha da geliştirir. Münif Efendi’nin Batı kültürüyle ilişkisi de bu yolla başlamış olur.

Kemal Paşa (Efendi) 1855 yılında Berlin’e elçi olarak atandığında, çok sevdiği ve takdir ettiği Münif Efendiyi de beraberinde götürür. Berlin’de kaldığı üç yıl zarfında Münif Efendi, hem sefarette II. kâtiplik görevinde bulunur ve hem de Berlin Üniversitesinin bazı derslerine devam eder. Münif Efendi’nin Batı bilimi ve felsefesiyle karşılaşması ve bu konularla ciddi bir şekilde uğraşmaya başlaması bu yıllara rastlar. Burada çok ilginç bir durum söz konusudur. Münif Efendi’nin Almanya’da üç yıl kalmış olmasına karşın, Alman bilim ve felsefesinden çok Fransız felsefesinden etkilendiği görülür. Bu durum, tüm çalışmalarında güçlü bir biçimde hissedilir.

Kemal Paşa/Efendi, Karadağ sınır sorununu çözmek üzere Berlin’den geri çağrılarak Hersek’e gönderildiğinde, Münif Efendi’yi de başkâtipliğine tayin ettirerek beraberinde götürür. Münif Efendi Hersek’de bulunduğu sırada, Karadağ ve Karadağlılar konusunda topladığı bilgi ve yaptığı gözlemlerini daha sonraki yıllarda sosyal bir gözlemci olarak, sistematik bir biçimde ve güzel bir üslûpla birkaç makale halinde yayınlar. Hersek’ten İstanbul’a dönünce tekrar Bâbıâli’deki eski görevine başlar. Bu memuriyeti sırasında bir yandan İngilizce çalışırken, diğer yandan da Fransızcadan çeviriler yapar. Münif Efendi, 1859 yılında Voltaire, Fenelon ve Fontenelle’nin yapıtlarından seçtiği parçaları Türkçeye tercüme ederek değerli bir yapıt meydana getirir. Çok önemli olan bu yapıt, bir antoloji gibidir ve Muhaveratı Hikemiye (Felsefî Konuşmalar) adıyla yayınlanır. Bu yapıttan dolayı Münif Efendi, düşünce tarihimizde felsefî içerikli ilk tercüme yapıtın sahibi olarak tanınmaya başlar.

Günümüzde bazı Türk yazarlarının Münif Efendi’yi pozitivist hatta materyalist olarak göstermelerine sebep de bu tercüme yapıt olmalıdır. Çünkü tercüme edilen kişiler arasında bazı ünlü pozitivist ve ateistler de yer alırlar. Ancak Münif Efendi’nin özgün yazı ve diğer yapıtlarında bu tür görüşlere rastlamak pek mümkün değildir. Aksine onun çalışmalarında, materyalizme ve inançsızlığa karşı düşüncelerle İslâmî akîdelerin beraberce sergilendiğine tanık oluyoruz. Ancak onun bu tercümesi, müspet bilimlere, özellikle de fen bilimlerine karşı duyduğu aşırı hayranlık ve güvenle birleşince, hakkındaki söylentileri güçlendirmiş olmalıdır. Gerçekte o, felsefî ve siyasî anlamdaki materyalizm ve pozitivizmden daha çok, müspet bilimlerin/fen bilimlerin yanında duran ve bunlar aracılığıyla kendi ülkesini ve toplumunu kurtarmaya çalışan idealist bir eğitimci devlet adamıdır demek daha doğru olur.

Münif Efendi, 1861 yılında Ticaret Mahkemesi ikinci Başkanlığına, 1863’te de Bâbıâli Mütercim Evvelliği’ne tayin edilir. Bu resmî hizmetlerinin yanında, Tercüman-ı Ahval, Ceride-i Havadis gibi gazetelerde yazar olarak görev alır, bir yapraktan ibaret olan Ruzname-i Cerideyi Havadis adıyla bir gazete yayımlar. Saffet, Fuad ve Kemal Paşaların teşvik ve yardımlarıyla Münif Efendi, Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniyye adıyla bir dernek kurar. Bu derneğin amacı; tercüme ve telif eserler yazmak ve yazdırmak, eğitim ve öğretim aracılığıyla bilimin yayılmasına hizmet etmek, ticaret ve sanayinin gelişmesine yardımda bulunmaktır. Kısaca bu derneğin amacı; Batı’da gelişen müspet bilimlerin Türkiye’ye girmesine ve kökleşmesine aracı olmaktır.

Münif Efendi 1867’de Zaptiye Müsteşarlığına, bir yıl sonra da Divan-ı Temyiz Reisliğine tayin edilir. 1869 yılında Maarif Meclisi Başkanlığı’na getirilir ve bu arada da paşa unvanı alır. 1872 de Tahran Elçiliğine, 1877 yılında önce Maarif daha sonra da Ticaret Nazırlığına tayin edilir. 1878 yılında ikinci kez Maarif Nazırı ve 1879’da da vezirlik unvanı kazanır. Bir yıl kadar vezirlik görevinde bulunan Münif Paşa, bu görevinden alınarak Meclis-i Sıhhiye Reisliğine tayin edilir. Bu görevden sonra ise Tahran Büyükelçiliğine gönderilir. Kısa bir müddet Tahran’da bulunduktan sonra, ailevî sebepleri öne sürerek bu görevden ayrılır ve ölünceye kadar devlet memuriyeti görevi kabul etmez. Yaşamının son anlarını, kendi köşkünde münzevî bir şekilde geçiren Münif Paşa, 1910 yılında Erenköy’de vefat eder. Mezarı Sahra-yı Cedîd kabristanında bulunmaktadır.

1.1. Yapıtları

Tanzimat ve 1. Meşrutiyet yıllarının bu çok renkli ve çok yönlü devlet adamı Münif Paşa, tek bir konu üzerinde derinleşmekten ziyade, önemli ve yararlı gördüğü pek çok konuyu ve sorunu incelemek ister. Onun yapıtlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

Destan-i Al-i Osman-i, Telhis-i Hikmet-i Hukuk, Medhal-i İlm-i Hukuk, İlm-i Servet, Hikmet-i Hukuk, Edebiyat, İlm-i Ahlâk, İlm-i Ruh, Belâgat-i Türkiye, Türkçe Mantık, Arapça Kelam-ı Kibar, Mecmua-i Eş’arım, Mantık Dersleri, Farisî Istılahat, Müştakkât-ı Türkiye, Fuad ve Ali Paşalarla Kâmil Bey’in Sözleri, Mülahazat-ı Hikemiyye, İştikak-ı Lügat-ı Osmanî, İran Hatıratı, İbni Batuta Seyahatnamesinden Çıkarılmış Türkçe Bir Kısım, Türk, Arap ve Fars Dillerinde Mevcut Lügat-ı Yunaniyye, Istılâhat-ı Türkiye, İngiltere Tarihi, Makamat-ı Harîrî’den Yirminci Makame-i Farukîyenin Tercümesi, Belâgat-ı Fiil yahut Belâgat-ı Cismaniye, Avrupa Seyahati Esnasında İstanbul’a Yazılan Bazı Tahrîrat.

Bütünüyle Münif Paşa’nın gayret ve çalışmalarıyla yayın hayatını sürdüren Mecmua-i Fünun’da ise; bilim, medeniyet, ahlâk, cehalet, göçebelik, üniversite, eğitim, özellikle ilköğretim, fizik, kimya, biyoloji, coğrafya, tarih, felsefe, dil, alfabe, iktisat, hukuk ve devrinde yapılan bazı tercümeleri tanıtmak amacıyla yazılan makaleler (Mesela Telemak tercümesi üzerine yazdığı makale gibi) yer almaktaydı.

1.2. Görevleri

Onun bu çok önemli özelliği, zaman zaman kuram ile pratiği birleştirmesini sağladığından güçlü bir devlet adamı imajının yaratılmasında etkili olur. Ayrıca mizacının çok ılımlı olması, gerek gelenekçilere ve gerekse reformculara karşı sert bir tavır takınmamış olması, makamını çok uzun zaman korumasını sağlayan etmenlerden birisi olarak bilinir. Yine onun yaşadığı uzun memuriyet dönemi, ılımlı karakteriyle ilintili olsa gerektir.

Onun en değerli hizmetlerinin başında, kendisinin kurduğu ve uzun zaman yaşattığı Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye ile bu derneğin yayın organı durumundaki Mecmua-i Fünun gelir. Münif Paşa’nın çalışma ve hizmetlerinin en önemlisi olan bu dernek ve derginin mahiyetini açıklamaya geçmeden önce, Tanzimat döneminde ortaya çıkan fikir hareketlerini genel hatlarıyla belirtmekte ve Münif Paşa’nın bu hareketler içerisindeki yerini kısaca belirtmeye çalışalım.

Tanzimat döneminde ortaya çıkan fikir akımlarını, hoşgörülü bir anlayışla ele alırsak, genel olarak bunları 6 ana başlık altında toplamak ve değerlendirmek mümkündür. Hoşgörülü ve genel olarak kavramlarını özellikle kullanmak istiyorum. Çünkü Tanzimat döneminde ortaya çıkan fikir akımlarında bir berraklık olmadığı gibi, bu fikirleri öne süren kişilerin çoğunluğunda da kararlı ve sistemli bir fikir adamının özelliklerini görmek çok zordur. Bu yıllar bir geçiş dönemidir ve ileride ortaya çıkacak fikir akımlarının ilk şekilleri ve bir çeşit prototipleridir.

a) Bu grupta yer alan fikir adamları; gelişmelere kapalı, her türlü değişmeyi zındıklık ve kâfirlik sayan insanlardan meydana gelir. Bunlar zaman zaman bazı politikacı ve devlet adamlarından yardım görerek birçok müspet icraat karşısındaki irticaî hareket ve düşünceleri temsil ederler. Bu kişiler, “Biz her şeye yeteriz. Eğer bir reform gerekli ise, bu, yenilerin atılması şeklinde olmalı ve eskiyi ihya etmeye yönelmelidir.” derler.

b) İkinci grupta bulunanlar ise, Batının bilim ve tekniğini almak gerektiğini kabul etmekle birlikte, diğer konularda, özellikle hukuk, siyaset ve kültür konularında muhafazakâr bir kişiliğe sahiptirler. Onlara göre, kendi tarih ve kültürümüzü gözden geçirip, öz değerlerimize varmalıyız ve bu öze uygun bir sosyal düzen, bir hukuk sistemi yaratmalıyız. Bu fikir akımının önde gelen temsilcisi hiç şüphesiz Ahmet Cevdet Paşa’dır. Cevdet Paşa ve taraftarları, müspet düşünce ve uygulamalara açık ve aynı zamanda yozlaşmanın karşısında yer alan kişilerdir. Bu kesim eğitimden hukuka, ticaretten devlet felsefesine kadar bütün sorunlarda tarihi, kültürü, Osmanlı cemaatlerini ve çağı, somut gerçekler olarak ele almaya çalışırlar. Cevdet Paşa ve yandaşları bu düşünce ve zihniyetleriyle, liberal Batıcıların en güçlü rakipleri olarak bilinirler.

c) Üçüncü gruptaki düşünce akımı içerisinde Batı uygarlığı ile bizim kültürümüzü uzlaştırmaya çalışanlar yer alırlar. Bunlara göre Batı kurumsal yapılarıyla bizim yerli kurumlarımızın mutlaka sentezi gerekir. Birçok önemli konuda birbirinden ayrılmış olmalarına rağmen, Süleyman Paşa, Ali Suavi ve Namık Kemal’i de bu grup içerisinde göstermek mümkündür.

d) Dördüncü grupta Liberal Batıcılar yer alırlar. Bu akım taraftarları, yerli norm ve değerlerden esintiler taşımakla birlikte, kurtuluşu, Batı uygarlığına tam anlamıyla girmekte arayanlardan meydana gelir. Bu akımın önde gelen isimleri arasında Mustafa Reşit Paşa ve Mithat Paşa gibi isimler yer alırlar. Ayrıca bu akımın edebiyattaki temsilcisi ise Şinasi Efendi’den başkası değildir.

e) Radikal Batıcılar grubu. Bu grup içerisinde «kökten» Batılılaşmak gereğine inananlarla bazı yabancı unsurlar ve elçiler, özellikle Fransız Büyükelçisi bulunur. Birçok yönü bulunan bu akımın taraftarları, daha sonraki yıllarda Ahmet Mithat Efendi’nin kullandığı ünlü deyimle “dekadanlar”dı. Fransız hayranlarının çoğunlukta olduğu bu düşünceyi savunanlara göre, eğitim Fransız eğitimi, hukuk ise Fransız medeni kanunuydu. Batıcıların bu radikal kanadı içerisinde bazı pozitivist ve materyalistler de yer alırlar. Bu fikri savunanlar o dönemde kökten kopmayı, yabancılaşmayı, snopluğu ve ahlâkî düşüşü temsil eden Felatuni, daha sonraki yıllarda Ömer Seyfettin tarafından nitelenen Efruz Bey tiplemesi ile anlatılan kişiliklerdir.

f) Altıncı grupta yer alanlara gelince; bu grupta bulunanlar, uzlaştırıcı fikir ve devlet adamlarıdır. Devrin önde gelen bazı devlet adamlarınca temsil edilen bu düşünce, liberallerle gelenekçiler/muhafazakârları uzlaştırmayı amaçlarlar. Ali Paşa, Fuad Paşa, Kemal Paşa, Derviş Paşa ve Münif Paşa bu grubun önde gelen isimleri arasında gösterilirler. Saffet Paşayı da bu gruba dâhil etmek mümkündür. Bunların içerisinde özellikle Münif Paşa’nın bütün eserleri gözden geçirilince, Mithat Paşa’nın temsil ettiği bireyci Batıcı görüş ile, Cevdet Paşa’nın savunduğu muhafazakâr düşüncelerin uzlaşmaya yöneldiği görülür. Hatta Cevdet Paşa’nın bilim anlayışına Münif Paşa çok önemli oranlarda katkılarda bulunmuştur dersek, çok ileri gitmiş sayılmayız. Çünkü Encümenî Daniş’in temsil ettiği bilimi, Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’nin fen bilimleri konusundaki arzu ve hassasiyeti tamamlar. Özellikle fen bilimlerinin gelişmesinde, söz konusu derneğin, dolayısıyla da Münif Paşa’nın çok büyük bir etkide bulunduğu söylenebilir. Bu derneğin kurucusu ve önde gelen ismi olması nedeniyle Münif Paşa, bu fikir akımları arasında uzlaştırıcı ve tamamlayıcı bir özellikleriyle tanınır.

Münif Paşa’nın Tanzimat sonrasında ortaya çıkan fikir akımları içerisindeki yerini kısaca belirttikten sonra, 1860’lı yıllardan itibaren, Türk fikir ve eğitim hayatında çok önemli ve değerli bir yeri işgal eden ve Münif Paşa’nın çabalarıyla ortaya çıkan Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’den kısaca bahsetmek yerinde olur. Münif Paşa’nın hizmetlerinin bence en önemlisi olan bu dernek, Türk bilim ve düşün yaşamında, özellikle de üniversite öğretiminde çok değerli bir göreve sahiptir.

Mecmua-i Fünun’un 1. Sayısında söz konusu derneğin yönetmeliği yayınlanır. Bu yönetmeliğin önemli maddelerinden bazıları şöyledir:

“Madde:1- Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniyye kitap telif ve tercümesi ve umuma ders ifası velhasıl her türlü vesait-i mümküne ile memalik-i Mahruse-i şahanede intişar-ı ulum ve fünûna say ve ikdam edecektir.

Madde:2- Cemiyet ulûm ve maarife ve ticaret ve sanayie dair Mecmua-i Fünun ümranıyla beher mah iptidasında bir gazete çıkaracak ve işbu mecmua taakalî otuz iki sahifeden ibaret olarak âzânun cümlesine meccanen nüshas ika olunacaktır.

Madde:4- Cemiyetin merkezi İstanbul’da olacak ve bunun üçün bir mahalli münasip ittihaz olunacaktır.

Madde:5- Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniyye âzâyı müdaveme ve azayı gayri müdaveme ve azayı gayri müdaveme ve âzâyı müraseleden mürekkep olacak ve bunların intihabında ihtilafat-ı diyanet ve cinsiyete bakılmayacaktır.

Madde:6- Âzâyı müdaveme ve gayrı müdavemenin evsaf-ı lazıme-i adap ve ehliyet ile muttasıl olduktan ve Türkçeyi, veyahut Arabî ve Farisî’den birini layıkiyle bildikten başka Fransız ve İngiliz ve Alman ve İtalyan ve Rum lisanlarından birine dahi vukufları olmak lazım gelecektir. Fakat Cemiyyetin müsahhihlik ve kitabet-i Türkiyye vazifelerini ifa etmek üzere inşa-i Türkî’de maharet-i kâmilesi olan bazı zevata lüzum göründüğü halde her ne kadar zikr olan elsine-i hamse-i ecnebiyeden birine vukufları olmasa da Arabî ve Farisî ve Türkî’de yed-i tuluları olmak şartıyla yalnız yedi zatın cemiyete duhulunda be’s olmayacaktır…

Madde:28- Türk lisanı cemiyetin lisanı olacaktır. Fakat azadan bu lisana layık-i veçhile vakıf olmayanların elsine-i sa’ire üzere takdim edecekleri layihaların tercüme ve tanzimine cemiyet muavenet edecektir”.

Türk dilinin ağırlık kazandığı bu dernekte, birçok bilimsel çalışma ve yayınların yapılması söz konusudur. Derneğin teşvikleriyle, devrin önde gelen bilim adamları, özgün yapıtlar verme yanında Batılı yazarlardan tercümeler de yaparlar. Bütün bu çalışmalarla beraber, Türk diliyle ve ilk defa ciddi bir bilimsel derginin çıkarılması ve bunun uzun bir müddet yaşatılması takdir edilmesi gereken önemli bir olaydır.

Münif Paşa’nın yardım ve çabalarıyla 1862 yılının Temmuz ayında yayın hayatına başlayan Mecmua-i Fünun, düşünce yaşamımızda Türk dilinin zaferinin başlangıç noktalarından birini oluşturur. Bu derginin başyazarı ve fiilen sahibi bulunan Münif Paşa da, Türk diline hizmet eden fikir adamlarımız arasında önemli bir kişi olarak bilinir. Onun kaleminden çıkan şu cümleler, Türkçe konusundaki gerçek niyetinin ne olduğunu ortaya koyması bakımından çok önemlidir : “İşbu Mecmua-i Fünun 32 sahifeden ibaret olarak ayda bir çıkacak ve herkesin anlayacağı bir dille kaleme alınacaktır. Bu mecmuada din ve zamanın politik meselelerinden başka, ilim ve sanayi ile ilgili konular da yer alacaktır”. Gerçekten de bu dergide, devrin ünlü isimlerinden bazıları, çeşitli konular üzerine yazılar yazmışlardır. Özellikle Münif Paşa, jeolojiden ahlâk bilimine, coğrafyadan eğitim ve öğretime kadar birçok önemli konuya yer verir. Eğitim, kültür ve bilim yaşamımızın canlanmasına hizmet etmeye çalışır. Padişahın da takdir ve yardımlarına mazhar olduğu bildirilen derginin esas amacını Münif Paşa, şöyle dile getirir: “Ebna-i vatan’a bir hidmet eylemek”.

“Mecmua-i Fünun tam bir mekteptir ve bizde, Büyük Fransız Ansiklopedisi’nin on sekizinci yüzyıldaki rolünü oynar. Sadece muhtelif bilgiler değil, onların muhasalası olan muasır ve müspet görüş ve ayrıca ilim ve felsefe dili, onun vasıtasıyla münakaşa sahasına girer”.

Münif Paşa’nın bilim ve kültür yaşamımıza yaptığı hizmetler, sadece Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye ve onun yayın organı durumundaki Mecmua-i Fünun aracılığıyla yapılanlar değildir. Münif Paşa birçok yenileşme hareketinin ya yürütücüsü ya da teşvikçisidir. Yeni alfabe tartışması bile onun zamanında ve onun nezareti altında yapılır. İlköğretim ve yeni alfabe onun çalışmaları arasında özel bir yere sahiptir. “Münif Paşa sıbyan okulları üzerinde çok fazla durmuş, hatta tahsilin ilk başlangıcı olan elifba üzerine eğilerek Elifba-i Osmanî için Münif Paşanın nezaretinde bir encümen kurulmuş ve faaliyete başlamıştır”. Bütün bunların yanında, Batılaşma tarihimizde Münif Paşa özel bir taşır. “Münif Paşa Tanzimat hareketinin, tercüme yolu ile ahlâk prensiplerini münakaşaya koyan adamdır” denilebilir

1.İbnülemin, Mahmut Kemal İnal; Son Asır Türk Şairleri, Milli Eğitim Basımevi, Cüz: 6, İstanbul, 1970, s. 997.

2.Münif, «Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniyye Nizamnamesi», Mecmua-i Ftlnun, yıl: 1, Num : 1,1279, s. 2-10.

3.İbnülemin, Mahmut Kemal İnal; a. g e. s. 998.

4.İbnülemin, Mahmut Kemal İnal; a. g e. s. 998.

5.Bursalı; a. g. e. s. 240- 241.

6.Bursalı; a.g.e. i. 240-241

7.Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniyye Nizamnamesi», Mecmua-i Fünun, yıl: 1, Num : 1, Muharrem 1279, s. 2-10.

8.Münif; «Mukaddeme», Mecmua-i Fünun, yıl: 1, Num: 1, 1279, s. 19-20.

9.Münif; a.g.m. s. 19- 20.

10.Münif; a.g.m. s. 19- 20.

11.Tanpınar, Ahmet Hamdi; 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Çağlayan Kitabevi, 1976. İstanbul, s. 181.

12.Koçer, Haşan Ali; Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul. 1972, s. 150.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları