Ermeni meselesi nedir ne değildir? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______23.04.2019_______

Ermeni meselesi nedir ne değildir?

Umut Berhan Şen

19. yüzyıl başlarında, Avrupa kamuoyunda dile getirilip, bir sosyal olgu olarak ortaya atılan Ermeni Meselesi, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında çok ağır şartlarla imzalanan Berlin Anlaşması ile siyasi bir platforma taşınmıştır. Dolayısıyla, Paris Antlaşması ile Avrupalı devletler hukukundan faydalanacağı ifade edilerek bir Avrupalı devlet kabul edilen Osmanlı Devleti’nin iç meselesi, bu sayede diğer Avrupalı devletlerin de meselesi haline gelmişti.

Osmanlı Devleti’ni parçalamak amacıyla yaratılan Ermeni Meselesi Şark Meselesi’nin unsurlarından bir tanesidir.[1] Bu meselenin ortaya çıkmasında ve Ermeni teröründe Ermeni Komiteleri kadar İngiltere, Rusya, Fransa ve ABD gibi devletler kilit rol oynamışlardır. Bu yüzden, Ermeni teröründen de birinci derece sorumludurlar. Ermeni Meselesi’nin ortaya çıkmasında Ermeni Kilisesi ve okulları da aktif rol almışlardır.

Hiç kuşkusuz, yüzyıllar boyunca, Türkiye’deki Ermeniler’le Müslümanlar barış ve huzur içinde bir arada yaşamışlardır. Ticaret, sanat ve kuyumculuk  erbabı olan Ermeniler, refah ve bolluk içinde bir hayat sürmüşlerdir. Osmanlı Devleti’nde devlet kademelerinde önemli görevlere getirilen Ermeniler, İstihbarat teşkilatı[2], Darphane ve Baruthane gibi önemli kurumların başına geçmişlerdir. Ayrıca, 19. yüzyılın başlarından itibaren Avrupalı devletlerin kışkırtmasıyla Balkanlardaki birçok azınlık isyan ederken Ermeniler böyle bir isyanı akıllarından bile geçirmemişlerdi. Bu yüzden Ermeniler, Osmanlı yönetimince “millet-i sâdıka” (sadık millet) olarak adlandırılmıştır.

Rus Çarlığı, Ermeni çetelerinin yardımıyla Akdeniz’e inmenin hayalini kurarken, İngiltere de Ermen çetelerini kullanarak Rus Çarlığı’nın Akdeniz’e inmesini engellemeye çalışmıştır. Dolayısıyla, Ermeniler’in yaşadığı coğrafya iki büyük devletin çekişme alanı olmuş, bölgede yaşayan Ermeniler ve Müslümanlar bu çekişmeden zarar görmüştür.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ermeni çetelerinden istifade etmeye çalışan Rus Çarlığı, savaş sonrası toplanan Berlin Konferansı’nda Ermenileri gündeme getirerek Ermeni meselesinin uluslararası bir mahiyet kazanmasını sağlamıştır.

Rus Çarlığı tarafından kışkırtılan ve desteklenen Taşnak Örgütü[3], silahlı komiteler teşkil ederek, Doğu Anadolu’da Müslüman halka baskı yapmaya başlamıştır. Ermeni çetelerinin faaliyetleri 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yoğunluk kazanmıştır. Osmanlı Devleti’nin birçok cephede mücadele etmesini fırsat bilen Ermeni çeteleri, Ruslarla iş birliği yaparak Doğu Anadolu’da isyan çıkarmışlar ve bölgedeki sivil halkı katletmeye başlamışlardır. Osmanlı yönetiminin bütün ikazlarına rağmen Ermeni çeteleri bu faaliyetlerinden vazgeçmemiş hatta kendilerine destek vermeyen Ermenileri bile öldürmekten çekinmemişlerdir. Ermeni çeteleri, Sarıkamış Harekâtı’nda cephede aç kalan askerlerimize erzak gönderilmesine de engel olmuşlardır. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı yönetimi olayları organize eden İstanbul’daki Ermeni komite liderlerini tutuklamıştır (24 Nisan 1915).

Türk Devleti, ölüm kalım savaşının verildiği bir ortamda Ermeni çeteleriyle uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu beka sorunu karşısında Osmanlı Hükümeti, çıkardığı Sevk ve İskân Kanunu ile (27 Mayıs 1915) olaylara karışan Ermeniler’le onlara yardım edenleri ülkenin daha sakin bir bölgeye, Suriye’ye tehcir ettirme kararı almıştır. Bu tehcir, kesinlikle bir sınır dışı etme olayı değildir. Zira bu olayda, kendi otoritesini ve halkının güvenliğini sağlamakla yükümlü olan devlet, suç işleyen gruplarla onlara yardım edenleri ülke sınırları içerisindeki başka bir bölgeye nakletmiştir. Elbette tehcir  esnasında çöl sıcaklarından, yolculuğun ağır şartlarından, bulaşıcı hastalıklardan ve eşkıya saldırılarından hayatını kaybeden Ermeniler olmuştur.

Türkler ve Ermeniler asırlar boyunca birbirlerinin bayramını tebrik etmiş, sofrasında yemeklerini paylaşmış, hüzünlerine ortak olmuş, evlerinin anahtarını birbirlerine teslim edecek kadar dostluk geliştirmişlerdir. Günümüzde de Türkiye’nin değişik bölgelerinde, Türk ulusuyla birlikte huzur içinde yaşayan Ermeni asıllı vatandaşlar vardır.

Ermeni Meselesi dediğimiz konu, kesinlikle resmi arşiv belgeleri incelenmeden ele alınabilecek bir konu değildir. Bu açıdan, konuyla ilgili bir nebze olsun, objektif ve gerçekçi bir bakış açısı elde edebilmemiz için, ülkemizin askeri tarih ve cumhuriyet tarihi konusundaki en önemli kurumu Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşivinde bulunan resmi belgeleri okumamız gerekmektedir.

3. Ordu komutanı Mahmud Kâmil Paşa’nın, Harbiye Nezareti’ne gönderdiği, Ermeni tehcirini başlatan şifreli emri. 19 Haziran 1915 (Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşivi A.V. :2, D:50, F: 1-22)

  Belgenin tercümesi:

“Üçüncü Ordu Kumandanı Mahmud Kâmil Paşa’dan gelen 6/4/331 (1915) tarihli şifre:

Harbiye Nezâreti Tahrîrât Dairesi, Tahrîrât Kalemi.

Mahrem ve zâta mahsustur.

Şark dârü’l-harbi Erzurum, Trabzon, Van, Bitlis, Ma’mûretü’laziz, Diyarbekir, Sivas vilâyetlerinden ibaret olub harekât-ı harbiye bu sahada ….. etmekte olduğu gibi, ordunun muhtaç olduğu mevâdd-ı iâşe de bu vilâyetlerden tedârik edilmektedir. Erzurum, Van, Bitlis vilâyâtı dahilindeki Ermeniler düşmana firar ve iltihâk ve çeteler teşkîliyle yolları kat’, ahâlîyi kat’ ve depoları yağma ve tahrîb suretiyle izhâr-ı mâhiyyet ettiler. Sivas, Diyarbakır, Mâmûratülâziz vilâyâtında meskûn Ermeniler’in aynı maksat ve emelde oldukları elde edilen esliha, bomba, mevâdd-ı müştaîle ve meydana çıkan teşkîlât ve tertîbâtlarıyla mütebeyyin ve âhıren Karahisar’da zuhûr eden vak’a ile müsebbittir. Binâenaleyh, orduyu iâşe edecek mıntıkanın ve menzil hududumuzun geçtiği havâlînin âmâl-i hasmâne ile meşbu’ bu unsurla meskûn bulunmasını ordunun iâşesi ve emniyeti nokta-i nazarından tehlikeli görüyorum. Ordu hârici düşmana kemâl-i müşkilâtla mukavemet ettiği bir anda ikmâl efradının ve kuvâ-yı cedîdesinin bir kısmını husemâ-yı dâhiliyeye ifrâz ederek büyük bir tehlikeye marûz kalıyor. Binâenaleyh istikbâlen daha vahim ahvâl karşısında kalmamak için şimdiden mârr’ül- arz vilâyetlerdeki Ermeniler’in de Zor ve Musul havâlîsine sevk ve iskânına müsâade ve valilere bu bâbda orduca yapılacak tebligatın sektedâr edilmemesine inayet buyurulmasını ve bu bâbdaki muvâfakat-ı sâmîlerinin sür’at-i iş’ârını istirham eylerim”.

[1] Şark Meselesi, Türkler’in Anadolu coğrafyasını Türkiye haline getirmeye başladıkları tarihlerde ortaya çıkmış, 1815 Viyana Konferansı’nda da yine bizzat Batılılar tarafından ismi konulmuştur. İsminden anlaşıldığı gibi, Şark Meselesi Türk Ulusuna ve devletine (Selçuklu, Osmanlı imparatorlukları ve Türkiye Cumhuriyeti) karşı Avrupalılar ve son yüzyıllarda da Rusya tarafından takip edilen, temelinde Batı emperyalizminin, Türk düşmanlığının yattığı politikasının ismidir. Söz konusu devletler hedeflerine varabilmek için her türlü metodu ve Türk Devleti ve Türk Ulusuna zarar verebilecek, her unsuru kullanmışlardır. Günümüzde de kullanmaya devam etmektedirler. Bu unsurlardan bir tanesi de Ermeni-Taşnak terörüdür. Dolayısıyla, Ermeni Meselesi, Avrupalı devletler ve Rusya tarafından; Ermeni kilisesi, Ermeni komitaları, Batılı ve Amerikalı misyonerler ve kandırılmış bir kısım Ermeni topluluğunun kullanılması suretiyle yaratılmıştır.

[2] II. Abdülhamid devrinde Yıldız İstihbarat teşkilatının başında, bir Ermeni ve Hristiyan olan Mavroyani Paşa bulunuyordu.

[3] Ermeni Devrimci Federasyonu-Taşnaksutyun (EDF-Taşnaksutyun), Ermeni Demokratik Liberal Partisi-Ramgavar ve Sosyal Demokrat Hınçak Partisi ile birlikte 19.yy sonu-20yy. başında kurulan ‘geleneksel Ermeni diasporası partileri üçlüsünden biridir. Taşnaksutyun 1890 sonrası yakın dönem Ermeni tarihi içinde doğrudan veya dolaylı olarak yaşanan olayların hemen hepsinde yer almıştır. Taşnak çeteleri, Taşnaksutyun’un silahlı vurucu gücünü oluşturmuştur.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları