Kazakistan ve Özbekistan’da kurucu kimlik unsuru olarak tarihçilik – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______03.01.2019_______

Kazakistan ve Özbekistan’da kurucu kimlik unsuru olarak tarihçilik

Abdullah Gündoğdu

MS 1294'te Türkistan
MS 1294’te Türkistan

Giriş

Tarih bilinci, ulus inşasında kullanılan en etkin kurucu kimlik aracı olarak bilinmektedir. Bernard Lewis’in  “yeni bir gelecek için yeni bir tarih” değerlendirmesi, her yerde ve her zaman işlemiştir. Yeni bir geleceğe yürümek isteyen ulusların, yürüdükleri istikametin yol haritasını geçmişte aramaları doğal karşılanmalıdır. Bu nedenle Sovyetler Birliği’nin dağılması, onu oluşturan halklar için öncelikle ve kaçınılmaz bir şekilde yeni bir tarih bilinçlenmesini gündemlerine sokmuştur. Bu süreç, Sovyetler’i oluşturan cumhuriyetlere, özgürleştirici egemen bir ulus devletin yolunu açarken, yeni tarih bilinçlenmesi ise her cumhuriyet için kurucu bir kimlik unsuru olarak kullanılmaya başlamıştır. Özellikle ortak tarihi geçmişi paylaşan Türk Cumhuriyetlerinde tarihin bu amaçla kullanılması ilginç kimlik tartışmalarını da beraberinde getirmektedir.

Kazakistan ve Özbekistan, bu kimlik tartışmalarında tarihin kurucu kimlik rolüne ilişkin zengin malzeme bulabileceğimiz iki numune durumundadır.  Bu çalışmamızda, konuyla ilgili olarak ders kitaplarının ve bilimsel tarih eserlerinin karşılaştırılmasının yapılarak, Kazak ve Özbek toplumlarında ortaya çıkan tarih bilincinin ve geçmişe bağlılıklarının kurucu kimlik yönünü ortaya koymayı amaçlıyoruz.

Özbekistan ve Kazakistan yalnızca sınırlarıyla değil, hem isimleriyle, hem içerdikleri var sayılan etnik toplulukların tanımı ve hatta dilleriyle ve hatta Sovyet döneminde “icat edilmiş” olan geçmişleriyle, 1924 tarihli bir yasadan doğmuş uluslardandır. Sovyetler Birliği, Orta Asya’da öngörülemeyen muazzam bir ulus imal etme aracı oldu. Oysa Sovyetlerin milliyetler politikası, her şeyden önce var olan milliyetçilikleri kırmak için düşünülmüştü. Sovyetlerin ideolojik hedefi halkları Rus dilli bir homosovieticus içinde eritmek olsa da, yeni imparatorluğun kurulması sırasındaki stratejik öncelik, dil (Türkçe) veya din (İslam) üzerine kurulu büyük dilsel ve kültürel bütünleri kırmaktı.[1]

Ortak tarihi geçmiş

Uzun bir tarihi geçmişi paylaştığımız Türk cumhuriyetlerinin, Türkiye’de ulus devletinin kuruluşunda en etkin bir şekilde kullanılan ortak tarihi malzemeyi nasıl algılayıp kullandıkları Türk aydınları için de dikkati çeken bir konu olacaktır.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Batı Türklerinin ata yurtlarıyla bağlantıları daha batıya kaydıkça zayıflamakla birlikte İpek Yolu ve eski kara yolları sistematiği işlediği sürece canlılığını korumuştur. Büyük Selçuklu çağı, Batı Türklerinin Doğu Türklerinin önemli bir kısmını hâkimiyetlerine aldığı, İran, Suriye, Irak ve Anadolu ile birlikte bir kolunu da Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Afganistan’a attığı ortak bir tarihi dönem olarak büyük değer taşır. Türk dünyası arasındaki bu bağlantılar, 16. yüzyılın başına kadar canlılığını korumuş, bilhassa Osmanlıların Tebriz üzerinden kadim yurtlarıyla olan bağları bu süre içinde ticari ve kültürel temelde devam etmiştir. Bu kesitin bir parçası olan Cengizli ve Timurlu çağında ise Batı Türkleri büyük oranda Doğu Türklerinin hâkimiyetinde kalmışlardır. İlhanlı ve Timurlu hâkimiyetleri iddia edilenin aksine Batı Türklerinin tarihi kökleri ve zenginlikleri ile bağını korumasına imkân sağlamıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki gerek İlhanlı ve gerekse Timurlu tahakkümü, Batı Türklerinin kendi kavmi köklerinin dayandığı bozkır geleneklerinin güncellenmesine de fırsat vermiştir. Cengiz soyundan gelen Kırım hanlığının Osmanlılarca ilhakı yine bu doğrultuda işlev görmüştür. Batı Türklerinin Ön Asya halkları arasında erimeyip dilleri ve kültürlerini korumuş olmasında büyük oranda bu güncellemelerin tesiri vardır.[2]

Özbek etnik oluşumu

Özbek etnik oluşumu, diğer çağdaş Türk halklarınınki gibi Cengiz fetihlerinin Avrasya’yı harmanladığı yeni düzenin ardından Altın Orda Hanlığının bozkır bölgelerindeki gelişmelerle bağlantılıdır. Bu bölgeler, Özbek, Tatar, Nogay, Kazak, Karakalpak gibi çağdaş Türk halklarının etnik oluşum sürecini tamladıkları, adeta laboratuvar işlevi görmüştür.

Farklı görüşler olmasına karşın giderek kabul gören ilmi görüş, Özbek adını Altın Orda Hükümdarı Özbek Han ile bağlantılı gören temel yaklaşımdır. Bu bağlamda önce Özbek Han ve onun imparatorluğu merkezîleştirme ve bu yolda kullandığı İslamlaşma siyasetine değinmek gerekir.

Özbek Han zamanı (1313- 1341), İslamlaşma siyasetinin kesin bir devlet siyaseti haline geldiği bir dönemdir. Emir Nogay iktidarında Kırım’da Salgat İshakçı batı yönünde, Bizans ucuna kayan İslamlaşma, onun 1299’da öldürülmesi ardından, yine Salgat merkez olmak üzere Saray – Astarhan- Saraycık yönünde doğuya kayacaktır. Cuci Ulusu’nun konfederatif yapısından kaynaklanan feodal iç çekişmelerin neden olduğu “bulkak” (kargaşa) ortamına son vermek için merkezi bir düzen kuran Özbek Han, devletin doğu kanadı Gök Orda’ya son vererek devleti tek bir orda çatısı altında birleştirmiştir.[3] Daha çok doğudaki gelişmelerle uğraşılan bu süreçte onun Türkistan ve Hârezm’in Müslüman ruhanîlerinin desteğine kuşkusuz çok daha fazla ihtiyacı vardı. Bu şekilde, Özbek Han etrafında örülen efsaneler, onu mistik bir ruhaniye dönüştürmüştür.[4] Bu süreç aynı zamanda doğrudan Özbek etnik oluşumu yanında diğer Tatar, Kazak, Karakalpak, Nogay gibi çağdaş Türk halklarının etnik oluşumunu açıklar niteliktedir.

Sonuç itibariyle Timurlu sonrası Türkistan’ında Altın Orda sahasının vakumladığı boşlukta teşekkül eden Özbek etnogezyası modern tarihin en ilginç oluşumlarından biri olarak dikkati çeker. Altın Orda Hanlığı’nın doğu hududunda Türk ve Türkleşmiş Moğol kabilelerinden oluşan göçebeler, 1428 yılında Sibir kentinde han ilân ettikleri Ebulhayr Han (1428-1468) çevresinde toplanarak önemli bir güç durumuna gelmişlerdi. Hatta bu dönemde Timurlular arasındaki çekişmelerden istifade ederek Maveraünnehir ve Harezm gibi Türkistan’ın yerleşik bölgelerine nüfuz etmeye başlamışlardır. Ebulhayr Han, 1431’de Gürgenç dâhil olmak üzere Harezm‘e, 1447’ye doğru da Seyhun dolaylarında Sığnak’tan Özkent’e kadar olan bölgeye egemen olmuştur.

Ancak Moğol Oyrat kabilelerinin saldırısı (1457) üzerine büyük kayıplar veren Özbeklerin bir bölümü, hanlıktan ayrılarak kuzeye göç etmişlerdir. Ebulhayr Han, daha sonra çevresine topladığı güçlerle Çağataylılardan Yunus Han’a (1462-1487) karşı giriştiği savaşı kaybederek 1468 yılında ölmüştür. Yerine geçen oğlu Şah-Budak Han ise Yunus Han ve Timurlulara karşı ülkesini koruyamamıştır. Onun yerine geçen oğlu Muhammed Şibanî Han (Şahbaht= Şaybak), önce Timurluların anlaşmazlıklarından yararlanarak Maveraünnehir’i ele geçirmeyi başarmıştır (1500). Ardından Çağataylıları yenerek Taşkent ve Sayram bölgelerini (1503), Timurluların elinden de Harezm, Belh ve Herat kentlerini alarak (1506-1507) Türkistan’ın en büyük gücü durumuna gelmiştir; ancak Şibanî Han, Merv’de Safevî Hükümdarı Şah İsmail ile yaptığı savaşı kaybederek ölmüştür (1510). Deşt-i Kıpçak’tan Türkistan’ın medeni bölgelerine inen Altın Orda’nın göçebe unsurları buranın Çağatay ve Timurlu sonrası yerli Türk unsurlarıyla karışarak yeni bir etnik terkip oluşturmuştur. Özbek fethi, çağdaş Türkistan’ın bütün tarihi akışını etkilemiştir. 16. yüzyılın başında Şaybak Han idaresinde Cengizli ve Timurlu mirasını tek başına temsil eden Özbeklerin 1510’da Merv faciası ile inkıraza düşmeleri söz konusu ilişkileri Batı Türklerini teşkil eden Osmanlı ve Safevî rekabeti ekseninde şekillendirmiştir.[5]

Özbekistan’da tarih ve kimlik algısı

Yukarıda ifade edilen ilmî tarihçiliğin umumi yaklaşımına karşı Sovyet tarihçiliğinin görüşünü yansıtan Aleksandr Aleksandroviç Semenov (1873-1958) eleştiri getirir. Ona göre; “Özbek adı Ak-Orda çevresinde doğmuş ve kullanılmıştır. Özbek-Han ise Gök-Orda yani Altın-Orda hanıdır. Dönemin Farsça kaynaklarındaki “Özbekî” tâbiriyle “Özbek” adının bir alakası yoktur”[6]. Bu konuda Semenov‘dan biraz farklı düşünen Yakubovskiy, yine de onun Özbek Han ile Özbek kavmi adının ayrı olduğu görüşünü de bütünüyle reddedemez. Bunun sebebi Yakubovskiy‘in de Semenov gibi Ak-Orda ile Gök-Orda‘yı birbirine karıştırmış olmasıdır.[7] Çağdaş Özbek tarihçiler arasında da biraz da Sovyet döneminde sunî bir Özbek milleti teşkil etme gayretlerinin bir neticesi olarak, Semenov’un görüşünü paylaşanlar bulunmaktadır.[8]

Semenov’un görüşüne yaslanan Sovyet tarihçiliği, Özbekistan ve Tacikistan’da Özbek ve Tacik olgusunun Sovyetleşmeye doğru kaçınılmaz akışını kanıtlamaya çalışmaktan geri durmamıştır. Buna göre milli tarih 4 aşamaya ayrılmaktadır. Bunlar:

1. Etnik oluşum,

2. Ulusal yükseliş ve altın çağ,

3. 17. ve 19. yüzyıllar gerileme dönemi, 

4. Rusya ile birleşme ve Sovyetleşme dönemi olarak sıralanmaktaydı.[9]

Bağımsızlık sonrasında, Özbek kimliğinin oluşmasında önemli bir rol üstlenecek olan tarihçiler, Sovyet döneminde yetişmiş olsalar da bu dönemin tarihçilik anlayışına ihtiyatlı eleştiriler getirmekten geri durmamışlarıdır. Özbek tarihçiliğinin en ciddi isimlerinden biri olan Böribay Ahmedov, bu eleştirileri ilmî yaklaşımı ile daha sağlıklı bir temele oturtmaya çalışmıştır. O, “Özbek Ulusı” adını taşıyan eserinde hem Özbek halkının köklü tarihi varlığını hem Özbekistan’ın Özbeklerin kadim yurtları olduğunu, hem de Özbeklerin göçebe Türk halkları özellikle de Kazaklar ile olan bağını vurgular:

Özbek halkı Orta Asya’nın kadim halklarından biri olup, 3000 yıllık önemli bir tarihe sahiptir. Bu cumhuriyet hudutlarında gerçekleştirilen arkeolojik kazılardan açıkça anlaşılmaktadır. Özbeklerin ataları, çok eski zamanlarda da şimdiki Özbekistan hudutlarında yaşamışlardır. İşbu yerlerde 16. yüzyılın başlarında kendi hâkimiyetini yerleştiren göçebe Özbekler ise ancak Özbek halkınınkine değil, belki Kazak halkının da şekillenişinde mühim bir etkiye sahiptirler.  Bununla birlikte onlar Özbek halkının etnik yapısını oluşturanlardan biri olup kısa sürede Maveraünnehir’in Türki çoğunluğu arasında eriyip gitmişler ve ancak ona da kendi adlarını vermişlerdir. Bu nedenle bir kısım âlimlerin Özbek halkı ancak 16. yüzyıldan sonra malum diyen iddialar yanlıştır.[10]

90’ların sonuna doğru bütün Sovyet coğrafyasında yaşanan siyasi ve iktisadi kargaşanın etkileri[11], bu dönemin tarih eserlerinde eski anlayışa sert eleştiriler olarak kendini gösterir. Bu dönemdeki Özbek tarihçiliğinin Sovyet mirasına ve sonuç olarak onun tarih algısına karşı sert muhalefeti dikkat çekicidir. Özbek tarihçiliğinin temel sorunlarına yeni anlayışla odaklanan ve o günkü resmî söylemi yansıtan “Özbekistan Tarihinin Temel Meselelerine Yeni Çizgiler” adlı çok yazarlı kitap, bu bakımdan önemlidir. Burada en dikkat çeken isimlerin başında gelen Azamat Ziya, Özbek tarihini nasıl öğrenileceğine dair kaleme aldığı makalesinde Sovyet tarihçiliğinin, Özbek devlet geleneğini yok saydığını ileri sürüp bu görüşlere şu şekilde bir tenkit getirmektedir:

 “Sonuçta, Özbek devletçiliği milattan evvelki 7. yüzyıla dek ulaşsa da amma Marksizm ve Leninizm talimatına göre yurdumuzdaki içtimai ve siyasi düzen miladi 6. yüzyıla kadar kölecilik, 1924 yılına kadar feodal, 1991 yılına kadar ise Sosyalist esasa sahip olduğu Sovyet tarihçiliği tarafından daima vurgulanmıştır.”

O, uzun yıllar kendilerine sunulan Marksist ve Leninist öğretiye atıfta bulunarak, sistemin çöküşünü, teorinin de çöküşü olarak sunar: “Sosyalist devlet, sınıf devleti olup, işçiler sınıfı rehberliğindeki işçi- çiftçi devletidir[12]. Demek ki bu halka dayanmayan, belki başka bakımlardan milleti görmezlikten gelen, işçi – çiftçilerin kısaca sınıfların menfaatini kendinde yansıtmaktadır. Millet denen temel, umumen yok olmuş, açıkçası bu yol ile yok edilmeye sokulmuştur. Fakat uygulamada komünist talimatın kendisi darmadağın olmuş, onun hem ilmi, hem ameli cihetlerden esassız olduğunu tarih ispat etmiştir. Kapitalist devletler yaşamakta, ancak S.S.R. biçimindeki devletler yok olup gittiler.”

Devamında bütün Sovyet cumhuriyetlerinde işlenen kendi millî devletlerini ilk defa Bolşevik Devrimi ve 1924 düzenlemesi ile mümkün olduğuna dair iddiaya karşı daha eski tarihi mirasa vurgu yaparak yeni ulus devletin tarih anlayışını ortaya koyar. Bu konuda ilk olarak 1924 yılı Özbekistan SSR’nin kuruluşu münasebeti ile kabul edilen hukukî başvuruyu temellendiren tarihî değerlendirmede ortaya konan; “Özbek halkı ulu Oktiyabır inkılabı galebesi neticesinde ilk olarak kendi millî devletini görme imkânına sahip oldu” ifadesini geçmişi yok sayan bir görüş olarak değerlendirerek alaycı bir üslupla ile eleştirir. “Yani 1924 yılına kadar Özbeklerin millî devlet geleneği hiç olmamış, onlara kadar mevcut devlet geleneği ise Kuşanlara, Harezmşahlara, Emir Timur vs. bir birinden bağımsız görülüp, ancak kesinlikle Özbek’le ilgili değildir. Ancak Oktyabır İnkılabıyla Özbekler kendi devletlerine sahip oldular, şimdi ise onlar Sovyet ittifakı, yani Rusya ile birlikte, ondan ayrılmadan yaşamaları gerek ve şart diyen fikir, tarih kitaplarında sürekli ve yaygın olarak işlenmiştir,  bu ise emperyalizm severlik, şovenizm ve komünist mefkûre isteklerinin ustalıklıca yerleştirildiği bir fikir” olarak tanımlar.[13]

Bu dönem Özbekistan’ın resmi tarihçilik görüşünü büyük oranda yansıtan Azamat Ziya’nın başka bir eserindeki değerlendirmeleri ayrıca büyük önem taşımaktadır. Onun Özbek devlet anlayışını anlattığı söz konusu eserinde, daha çok coğrafî (teritoryal) milliyetçiliğin etkisinin giderek artmakta olması ilgi çekicidir. Eserde İslam Kerimov’un; “Özbek devletinin temel taşları bundan 2700 yıl önce aynı Harezm vahasında kuruldu. Bu manada milli devletimizin tarihi Mısır, Hindistan, Yunanistan, İran gibi en kadim devletler tarihi ile bir sırada durmaktadır” sözü, bu yeni eğilim için dayanak oluşturur. Onun eserinde 2700 yıllık Özbek Tarihi taksimatı şu konu başlıklarından oluşmaktadır:

“  1. İlk devletin Kuruluşu ve Özbek devletinin Milattan önceki Tarihi: Harezm, Bakteriya, Parfiya, Fergana, Toharistan

  1. Özbek Devleti’nin Milat başından İslama kadar olan devresi: Kuşanlar, Eftalitler, Aşinalılar (Burada Göktürk adı bilinçli olarak kullanılmıyor)
  2. 10. – 13 yüzyılarda Özbek Devleti Düzeni: Samaniler, Karahaniler, Gazneviler, Selçukiler, Anuştekiniler
  3. Emir Timur ve Timuriler Devrinde Özbek devleti: Devlet kuruluşu, kanun koyma ve Savaş siyaseti, İctimai ve iktisadi hayat, fen ve medeniyet, Dış siyaset ve diplomatisi
  4. 16. – 19. yüzyıllarda Özbek Devleti: Şibaniler, Aştarhaniler, Mangıtlar, (Buhara) Kongiratlar, (Hive) Minglar (Hokand)”[14]

            Orta Asya’nın kadim yerleşik medeniyetlerin mirasını, kimliklerine yansıtma kaygısı taşıyan bu coğrafi milliyetçiliğin izleri, okul kitaplarında da kendini gösterir. 8. Sınıflar için hazırlanan Özbekistan Tarihi’nde, Özbek halkının şekillenişi başlığında Özbeklerin tarihini, Sak, Masseget, Tohar (yüeçi) gibi bozkır kavimleri yanında Soğd, Harezm, Bakteria, Fergana, Şaş (Kang) gibi kadim halklarla bağlantılı anlatılmaktadır. Yine aynı ders kitabında Eftalitler ve Doğu Türk kağanlığı’na Özbeklerin oluşumundaki rolüne kısa bir vurgu yapılarak değinilmektedir. Ardından 8. -11. yüzyıllarda çeşitli Türk kavimlerinin özellikle Karluk ve Oğuz birleşmesi sonucunda ortaya çıkan yeni oluşumları temel alınmak suretiyle ancak Türk vurgusu yapılmaktadır. Bununla bağlantılı olarak 10. ve 11. yüzyıllarda Karahanlılar ile Altay, Yedisu, Doğu Türkistan’dan göçüp gelen bir dizi Türk kabilesinin bu oluşumu zenginleştirmiş olduğu belirtilmektedir. 13. yüzyıla kadar Orta Asya’da kurulan Samani, Gazneli, Karahanlı ve Harezmşahlar devletleri Özbek halkını oluşturan siyasi kuruluşlar olarak görülmekte, bu bağlamda Türgeş, Tohsi, Karluk, Oğuz, Çiğil, Kanglı, Usun, Argin kabileleri zikredilmektedir.[15]

Bu anlatıda söz konusu uzak dönemler ve Cengiz dönemi genel bir şekilde geçildikten sonra, Cengizli varisi Çağatay Hanlığı ve Özellikle de Timurlular devleti Özbek millî tarihinin ihtişam çağı olarak sunulmaktadır. Ardından Şibanîler ve Muhammed Şibanî Han ile başlayan doğrudan Özbek adının kullanıldığı dönem konu edilmektedir. 16. yüzyıl başından başlayarak Sır Derya ve Amu Derya arasında yaşayan halklar genel olarak Özbek diye adlandırıldı denilmektedir. Özbek adlandırması konusu, Özbekistan’daki kimlik sorununun en açık görüldüğü bir alan durumundadır. Bir yandan Sovyet döneminde Özbek adını Altın Orda Hükümdarı Özbek Han‘la irtibatlandıran hâkim görüş terk edilerek, “özüne beg yani müstakil, bağımsız” yorumu tercih edilmiştir. Sovyet sonrasında da bu tutumu korumuşlardır. Son zamanlarda Özbek adını “Oğuz Beg” sözü ile izaha çalışan yorumlar öne çıkmaktadır. “Bazı âlimler Özbek adlandırmasını en eski atamız Oğuzhan (M.Ö. 2. yılın ortaları) ile ilintilendirip Oğuzbek sözü Özbek olup gitmiştir diye tahmin etmektedirler” yorumunu getirmektedir.

Ders kitapları dışında diğer resmî görüşü yansıtan tarih eserlerinde de benzer sıkıntılı anlatı hemen kendini gösterir. Açıkça, Özbekler Türk halklarından biri demek yerine Özbek adını Türk adının üstüne çıkarmaya gayret edilmektedir. Bu yaklaşım bu dönemin diğer kültür siyasetlerinde de kendini gösterir. Bilindiği gibi, Alfabe değişikliği gündeme geldiğinde kullanılan yol hem Rusya’dan kopuşu ifade ederken, Türkiye’den de mümkün olduğu kadar uzak duruşun benimsendiğini göstermekteydi.

Özbekistan’da bağımsızlık sonrası tarihçiliğin en temel sorununu, güvenlik öncelikli değişken devlet siyasetinin tarih anlayışına ve bilincine sık aralıklarla yansıtılmış olması olarak söyleyebiliriz. Özbekistan’ın kurucu altın çağ olarak tanımlanan Timur ve Timuriler çağının, Özbek etnogezini teşkil eden Deşt-i Kıpçak’tan göçüp gelen Altın Orda sahasının göçebeleri tarafından yıkılmış olması, bu anlatıyı kendi içinde tutarsızlığa düşürmektedir. Oysa benzer sorunlar, Avrasya bozkırlarında kurulan bütün Türk devletler için geçerlidir. Yine, Selçuklu- Gazneli- Karahanlı, İlhanlı- Rum Selçukluları, Yıldırım- Timur, Osmanlı- Safevi v.b. mücadeleler bu türdendir. Çağdaş Türk tarihçilik mektebi bu tür sorunları tek bir altın çağ yerine ulusu ve bilimselliği önceleyen yaklaşımı sayesinde kolayca aşabilmiştir.

Kazak etnik oluşumu

Kazak etnik oluşumu, onlarca yüzyıla yayılan bir zaman diliminde, geniş bozkır kuşağının göçebe Türk halklarının katmanlaşması ile teşekkül etmiş, uzun asırların değişime zorlamasına direnmiş özgün bir yapıdır.

Cengiz Han’ın, bozkırda kurduğu düzen öncelikle Avrasya bozkırları için yeni bir başlangıç olduğu gibi yeni kavmi oluşumlara da büyük bir ivme kazandırmıştır. Cengiz Han’ın biçimlendirdiği bozkır halkları, bu dönemde daha da güçlenen bozkır aidiyetleri ile yeni etnik terkipler meydana getirmişlerdir. Cengiz ulusları içerisinde çağdaş Türk dünyasını bu yönde en çok etkileyeni Cuci Ulusudur diyebiliriz. 15. yüzyılın ilk yarısı, Timur sonrası inkıraza düşen Altın Orda Hanlığının göçebeleri, Kırım, Sibir, Kazan, Astarhan bölgelerinde yeni siyasi oluşumlar içerisine girmişlerdir. Mihmânnâme-i Buhâra’nın yazarı Fazlullah bin Ruzbihan’ın 16. Yüzyılın başında tespit ettiği gibi, bu dönemde Deşt-i Kıpçak göçebelerinin bu hareketliliği çağdaş Türk dünyasının Özbek, Kazak ve Nogay gibi büyük etnik oluşumlarını üretecektir.[16] Moğolistan’dan çıkan, 15. yüzyıl ikinci yarısındaki Oyrat ve 17. yüzyıldan sonraki da Kalmuk saldırılarının bu süreci büyük oranda belirlemiş olduğunu belirtmek gerekir.[17] Yukarıda sözü edilen Ebulhayr Han’ın kurmuş olduğu göçebe Özbek federasyonu Moğol Oyratlarının darbesiyle çöküntüye girince, bu federasyonu oluşturan unsurlar kendileri için daha güvenli bölgelere bir kısmı hanlıktan ayrılarak Canibek ve Kerey sultanlar öncülüğünde kuzeye göç etmişlerdir (1457). İrtiş’ten başlayıp biraz daha güneyde Yedisu’ya kadar olan bölge Kazak etnik oluşumunun vücut bulduğu saha olmuştur. Bu kopuş, bozkır geleneğinde “Kazaklık” olarak algılanmış, bu nedenle bunlara önceleri “Özbek Kazağı” denilmiştir. Bunlar zamanla bir il halini alarak çok geçmeden güçlü bir Kazak topluluğu oluşmuştur. Ulu, Orta, Küçük olarak üç cüz (orda) halinde teşkilatlanan Kazaklar, Cuci soyundan değişik hanlar yönetiminde önemli bir siyasi güç hâlinde yaşamışlardır.  Bu hanlardan Kâsım Han, 16. yüzyıl başlarında Kazakların tamamını yönetimi altında birleştirmeyi başarmıştır. Bu dönemde yine benzer şartlar altında Özbekler ve Kazakların ardından Nogay ordaları teşekkül etmiştir.

Kazakistan’da tarih ve kimlik algısı

Bugün Doğu Türkistan’da Gulca’dan Batı’da Orenburg’a kadar geniş bozkır kuşağında aynı dil ve kültür özelliklerine sahip olarak yaşayan Kazakların, güçlü sözlü kültürleri yanında “jüz/ ru” düzenini koruyan toplumsal gelenekleri sayesinde adeta Türk Kağanlığı devrinden günümüze kadar saklanıp kalmış bir tarihi mirası bize sunmaktadır. Bu yönüyle Kazak dili ve gelenekleri, Türk halklarının kadim kültürlerinin anlaşılmasında çok önemlidir.

1983-1987 arasındaki dönem, Moskova ile güney cumhuriyetlerin birbirlerinden ayrılma, aynı zamanda 1991’de bir biri ardınca ilân edilen bağımsızlıklar için gereken uygun ortamı hazırlayan bir süreç olmuştur. 1983 yılında SSCB Komünist Partisi Politbürosu’nun üç Müslüman üyesinin görevden alınmasıyla başlayan bu süreçte Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan cumhuriyetlerinin birinci sekreterleri değiştirilmiştir. Bu uygulamaların bir devamı olarak Mihail Gorbaçov, Kazakistan Birinci Sekreteri olan, Kazak asıllı Din Muhammed Kunaev’in yerine bir Rus olan Gennadi Kolbin’in geçirmiş, ancak Kazakların buna tepkisi beklenenin aksine hepsinden sert olmuştur. Bu atama, SSCB’nin dağılmasının asıl başlangıcı olan 16 Aralık /Jeltoksan 1986 Almatı Olaylarını başlatacaktır.[18] Kazakistan’ın bağımsızlığının sembolü olarak görülen bu direniş aynı zamanda Kolbin’in görevden alınıp yerine Kazakistan bağımsızlığının kurucu lideri Nur Sultan Nazarbayev’in getirilmesini temin etmiştir.

Türk cumhuriyetleri içerisinde Kazakistan gerek, Avrupa’ya kadar uzanan geniş sınırları ve zengin maden rezervleri, gerekse Hazar Denizi’nin enerji kaynaklarına erişiminin sağladığı stratejik üstünlükleriyle Özbekistan’a nispetle Sovyet sonrasını daha hoşnut bir durumda karşılamıştır. Bağımsızlık süreci yanında, anayasası, yönetim biçimi, dış ve iç siyaseti, milli marşı, bayrağı, yeni başkenti ile Kazakistan, şık bir ulus tasarımı numunesi izlenimi uyandırmaktadır. Kazakistan Cumhuriyeti için tutarlı ve istikrarlı bir kimlik inşasına imkân hazırlayan bu durum, Kazakistan’daki tarihçilik anlayışına ve kimlik tartışmalarına da yansımıştır. Bu yönüyle Kazakistan Özbekistan’a nispetle daha sağlıklı, istikrarlı ulus temelli bir tarih bilinci inşa etme çabası içerisinde olmuştur. Kazakistan’ın tarih ve kimlik inşasında belli bir tarihi kesitin altın çağ olarak üste çıkarılması yerine tarihi sürekliliği olan Kazak ulusunun tüm dönemlerini önemli gören bir anlayış karşımıza çıkar. Bu yönüyle Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşadığı tecrübelere ve Türk tarihçilik mektebine daha yakın bir görünüm arz eder.

Kazakistan’da bilimsel tarih çalışmaları üniversitelerde geniş bir bilimsel yelpazede yürütülmektedir. Yakın zamana kadar iki ana bilim dalına bölünerek yürütülmüştür. Bunlar; Kazakistan’ın Eski ve Orta Asırlar Tarihi[19] ile Kazakistan’ın Yeni ve Şimdiki Zaman bölümleridir. Yeni yapılanma ile tarih bölümleri Dünya Tarihi ve Kazakistan Tarihi ana bilim dalları adı altında yeniden yapılandırılmıştır. Eğitim (pedogoji) fakültelerinde de ayrıca tarih eğitimi verilmektedir. Tarihçiliği de içeren yüksek bilimsel çalışmalar, 1 Haziran 1946 yılında Kazakistan SSR zamanında kurulmuş olan Kazakistan Cumhuriyeti Ulusal Bilimler Akademisi (NAS RK) çatısı altında yürütülmektedir. 2003 yılında ülkenin büyük üniversiteleri temelinde yeniden düzenlenen akademinin  sosyal bilimler ve beşeri bilimler bölümü Abay Kazak Ulusal Pedagoji Üniversitesi’ne (KazNPU) dayanmaktadır.[20]

Bağımsızlıktan sonra büyük bir hamle yapan Kazakistan tarihi çalışmaları pek çok değerli ürün vermiştir. Bağımsızlık fikrinin öne çıkarıldığı bu eserler arasında en derli toplu çalışma beş ciltlik, Eski Zamandan Bugüne Deyin Kazakistan Tarihi adlı eserdir. O. İ. İsmagulov; K.A. Pişulina, K.M. Baypakov, J.K. Kasımbaeb, İ.V. Yerofeyova, N.Y. Bekmahanov, V.Z. Galiyev, Y.J. Valihanov, H.M. Abjanob, D.İ. Dulatova, K.İ. Koblandin ve K.N. Nurpeyisov gibi o dönemin önde gelen tarihçilerinden oluşan bir kurul tarafından hazırlanan eser, Taş Çağı’ndan yakın zaman kadar, Kazak etnik oluşumunu, sosyal ve iktisadi şartları, kültür ve medeniyeti, Rusya’nın sömürge siyasetini ilmî bir bakış açısı ile ortaya koyar. [21]

Bağımsızlık sonrası Kazakistan’ın tarih görüşü, dönemsel dalgalanmalara düşmeden sağlıklı bir gelişme göstermiştir. Ders kitaplarında ve bilimsel kitaplarda Kazakların kimliği istikrarlı bir tarih bakış açısını yansıtmakta, Kazakistan’da hüküm sürmüş bütün devletler ve halklar mümkün olduğunca konu edilmektedir. Kazakistan Eski ve Orta Çağ tarihlerii için Altay ve Tanrı dağları başta olmak üzere Kazakistan’daki kurganlar ve arkeolojik bölgelere büyük bir önem verildiği dikkat çeker. Çok yeni bulguları ulaşan Kazak arkeolojisinin mesaisi, Türk tarihinin eski çağı için de büyük önem arz etmektedir.[22] Büyük önem verilen arkeolojik kazılara yüksek miktarda kaynak ayrılmakta, Kazakistan dışında mesela Moğolistan’da bile Kazak arkeologları kazılar yapmaktadırlar. Bağımsızlık sonrası Sovyet tarihçiliğine cevap olacak derecede Kazakların kadimden beri tarihsel sürekliliği, medeniyetleri, Kazak tarihinin bir parçası olarak ortak bilince yerleştirilmektedir.

Bu dönemden özellikle son kazılarla sayıları artan Altın Adam buluntusu, Kazakistan’ın eski çağının sembolü durumundadır. Bozkır (dala) medeniyeti, göçebelik, hayvancı iktisadiyat, Bozkır medeniyetinin yaratıcısı olan göçebe halklar tarihi sahiplenilmekte, Kazak kültürünün temeli görülmektedir. Bu dönem anlatılırken Saklar (İskit), Hun, Türk (Göktürk) Kağanlığı v.b. ve sonrası Kazakistan’ın erken dönemleri kimlik inşasında özenle üzerinde durulan konulardır. Türklerin ortak tarihi olmakla birlikte Kazakistan tarihinin bir kısmını oluşturan Göktürk dönemi “Kök Türik” adlandırması ile millî tarihin ana unsurlarından birisi sayılmaktadır. Kül Tegin anıtının kopyasının Astana merkezine dikilmesi yanında yine bugünlerde halk tarafından da büyük ilgi gören Kül Tegin’i konu edinen animasyon film ve yeni çıkarılan metal paralarda bozkurt motifinin kullanılması gibi hususlar bunu göstermektedir. Türk tarihinin ortak dönemleri dışında Batı Türklerinin ve Oğuzların tarihi de tarih müfredatına girmiştir. Bu bakımdan tarih öğretimi konusunda bağımsızlık sonrasında hazırlanan kitapların münderecatı bu konuda fikir verecek niteliktedir. En Eski Zamanlardan Yakın zamana Kadar Kazakistan Tarihi adlı ders kitabı müfredata giren genel konuları bize gösteren iyi bir örnektir.  Üç bölüm olarak hazırlanan kitabın, birinci bölümü Kazakistan’ın eski çağını anlatmaktadır. Taş ve Maden devirlerinde Kazakistan, halkların yaşadıkları yerler ve kurdukları devletler konu edilmektedir. Bu bağlamda Saklar (İskitler), Usunlar, Kanglılar, Hunlar ve Sarmatlar siyasi tarihin sürekliliği içerisinde işlenmektedir. İkinci bölüm 6. Yüzyıldan 13. yüzyıla kadar Orta Çağda Kazakistan başlığını taşımaktadır. Burada Türk (Göktürk) Kağanlığı, Türgeş Kağanlığı, Karluk, Oğuz ve Kimek, Karahanlı, Karahitay devletleri, Nayman ve Kereyit ulusları, Kıpçak Hanlığı,  Kazakistan sınırlarındaki Ulu İpek Yolu, Şehir ve Kır Hayatı, Moğollar Devrinde Kazakistan; Altın Orda, Ak Orda, Nogay Ordası, Kazak etnik oluşumu, 15. -17. yüzyıllarda Kazak Hanlıkları tarihi konu edilmektedir.[23] İlerleyen yıllarda tarih öğretiminde Kazakistan’ın bir bölümünde hâkim olan Selçuklu ve Harzemşahlar devletleri tarihi de Kazakistan tarihinin bir parçası olarak anlatılmaya başlanmıştır.

Bağımsızlık sonrası bir süre, Kazak tarihçiliğinde ve kimliğinde Kıpçak Sultanlığı ve Memluk vurgusu, Sovyet dönemi tarihçiliğinin İslamî mirasa ve değerlere mesafeli oluşuna cevap olacak nitelikte ele alınmıştır. Kırgız, Nogay, Tatar ve Özbek Türklerinin de etnik bileşeninde yer alan Kıpçaklık unsurunun bu şekilde vurgulanması, Kazakları diğer Türk halkları ile yakınlaştıran bir mahiyet taşır. Kazak kimliğindeki Kıpçakçılık hususu, Kıpçak Memlukleri tarihini millî tarihin bir parçası olarak görecek bir alakaya sebep olmuştur. Bulat Mansurov’un yönetmenliğinde çekilen Sultan Baybars’ı konu edinen ve büyük ilgi gören yüksek bütçeli sinema filmi dışında Kazakistan’ın Dışişleri Bakanlığı’nın Mısır’ın Başkenti Kahire’de bulunan Sultan Baybars Camii‘nin yeniden inşasının başlanması bu yönde dikkat çeken adımlardır.

Kazakistan tarihçiliğinin en temel konusunu, etnik kimliğini miras bırakan Kazak hanlıkları tarihi oluşturmaktadır. Kazakistan tarihçiliği için bu dönem, her zaman uzak geçmişi Kazak halkı ile bağlayan esas kimlik verici bir işlev görmektedir. Kazak hanlıkları bağımsızlık sonrasında giderek daha ayrıntılı bir şekilde araştırılmaya ve anlatılmaya çalışılmıştır. Janibek ve Kerey, Kasım, Haknazar, Tavke, Abilay gibi büyük hanlar üzerinde ayrıntılı olarak durulmaktadır. [24] Tavke Han dönemi (1680- 1715), Cungar/ Jungar (Kalmuk) istilası öncesi Kazak ordalarını düzenleyip, yönetimini Kazak örfî hukukuna göre “Yedi Yargı/ Jeti Jargı” adıyla yazılı hale getirmesi yönüyle, çağdaş Kazakistan için ilham verici görülmektedir. Kazak Hanları yanında Tavka Han’ın oluşturduğu Beyler meclisinde üç jüzü temsilen Tole Biy, Kadıbek Biy, Ayteke Biy’in bütün Kazakistan’ı birleştiren sembolik değeri tarih ve kimlik algısında önemli bir yer tutmaktadır. Hanların ve biylerin, önde gelen aydınların kamusal alanda heykelleri dikilip, resimleri yapılmak suretiyle ortak bilince yerleştirilmektedir. Ayrıca Kazaklar için ağır kayıplara yol açan Cungarlarla savaş tarihçilik dışında dönem filmleri ve dizilerinin de sıklıkla işlediği ana konu durumundadır. Cungar mücadelesi Kırgızlarla olan yakınlığı artırması bakımından da önemlidir. Kazak sözlü kültürü ve hukuku, Kazak Anayasası’nın ilham kaynağı olarak da görülmektedir.[25]

Kazakistan SSR’e kadar Kazakların milli bir devletin kurulmadığına ilişkin Sovyet tarihçiliğinin görüşünün 2004 yılında Putin’in verdiği bir demeçte paylaşılması üzerine, Nazarbayev’in talimatıyla bütün ülke genelinde Kazak Hanlığı’nın kuruluşunu kutlamak amacıyla çalıştay ve kurultayların yapılması talimatı verilmiştir. Bu sadece bilimsel çalışmalarla sınırlı kalmamış büyük bütçeli ses getiren film yapımları ile daha geniş kitlelere yayılmaya çalışılmıştır. Kazak Hanlığı’nın kuruluşunun 550 yılı münasebetiyle hazırlanan yönetmenliğini Rüstem Adraşov’un üstlendiği 10 bölümlük dizi için 50 milyon dolarlık bir bütçe ayrılmıştır. Kazakistanlı yönetmen Satıbaldı Narınbetov’un imzasını taşıyan “Emanet” filmi, Kazak tarihinde istiklal fikrinin sürekliliğini Kazakistan tarihinin üç ayrı dönemini konu alarak anlatmaktadır. Filmde son Kazak Hanı Kenesarı ve onun mücadelesini yazan Yermuhan Bekmahanov’un siyasî mahkûmiyeti üzerinden Ruslara karşı mücadele ve Milli uyanış konu edilmektedir. Filmin ABD’de Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından verilen Oscar ödüllerinin “En iyi yabancı film” kategorisinde ülke adına aday gösterilmesi, filmi daha anlamlı hale getirmektedir. Yine Kazak Hanlığı‘nı konu edinen çalışmalarda, Rusya ile ilişkiler ve Ruslara karşı mücadelede Kazak bağımsızlığının korunma çabası giderek daha istekli bir şekilde kaleme alınmaktadır.[26]

Kazak Hanlığı’nın içinden çıktığı Altın Orda devri ve Cengizli mirası, Kazak tarihçiliğince zamanlarda daha kuvvetli bir şekilde sahiplenilmektedir. Bu konuda öne çıkan isimlerden biri olan ve Kazak tarihçiliğine geniş bir bakış açısı kazandıran T. İ. Sultanov, Kazak Hanlığı‘nı uzun Türk tarihinin bir parçası olarak görür. Sultanov, Orta asırların en büyük güçlerinden biri olarak tanımladığı Altın Orda dönemine özel bir önem verdiği çalışmalarında Kazak Hanlığı‘nı bu dönemin doğal mirasçısı sayar. Yine Kazak- Rus ilişkilerini bu bakış açısından ele alır.[27] Altın Orda üzerine yapılan çalışmalardaki canlanma diğer alanlarda da kendini göstermektedir. Altın Orda’nın merkezlerlerinden Yayık Irmağı boyunda yürütülen Saraycık şehri kazıları, bölgenin sit alanı ilan edilerek koruma altına alınması, büyük bir rekreasyon alanı olarak tasarlanan bu bölgede Altın Orda ve Nogay hanları adına anıtların dikilmesi, bu döneme verilen önemi göstermektedir. Yine Nur Sultan Nazarbayev’in başkanlık sarayının Altın Orda hanlarından esinlenerek “Akorda” olarak adlandırması bunun başka bir göstergesidir. Orta Asya Türk halkları için birleştirici, ortak tarihi bir dönem olması, Altın Orda çalışmalarına ayrı bir anlam kazandırmaktadır. Son yıllarda özellikle Kazan Tatarlarının başlattığı Altın Orda çalışmaları bu konuda Kazakistan dâhil tüm Türk dünyasında etki uyandırmaktadır. Bu durum, yüz yıl önceki Kazan Türklerinin Cedidizm üzerinden tüm Türk dünyasını etkisine alan millî uyanış hamlesini hatırlatmakta, bütün Orta Asya halkları için Türk Kağanlığından sonra Rus ve Sovyet etkisini dengeleyecek adeta bir “tarihî pantürkizm”i ilham eder bir yaklaşım olarak görünmektedir. Buna karşı Rusya’da stratejik tavır, bozkırın Türk karakteri yerine mümkün olduğunca Moğol kimliğini öne çıkarmaktadır. Rusya’da Avrasyacılar Altın Orda mirasına sıcak yaklaşmakla birlikte, bu dönem son zamanlarda Rus akademisinden siyasetine Moğol devri şeklinde tanımlanması dikkat çekicidir. Aslında bu şekilde Altın Orda’nın nasıl tanımlanacağı konusu, Rus Avrasyacılığı ile Türk Avrasyacılığı’nın rekabetini yansıtmaktadır.

Kazaklar, Timur mirasını da kendi tarihlerinin bir parçası olarak görmekte ve bu konuda Özbeklerle rekabet gereği görmemektedirler. 1918 yılına kadar Güney Kazakistan olarak anılan, Türkistan / Yesi şehrini bünyesinde barındıran eyalet, Türkistan şehri merkez olmak üzere, Sayram, Arıs, Yedisay, Saryağaş, Lenger, Kentav’ı içine alacak şekilde Türkistan Eyaleti / Türkistan oblısı olarak yeniden düzenlenmiştir. Timur tarafından yaptırılan Hoca Ahmet Yesevi Kesenesi’nin bulunduğu Türkistan, aynı zamanda “Ruhani Astana/ Manevi Başkent” olarak adlandırılmaktadır.

Kazak ulusal kimliğinde giderek büyük bir önem kazanan konulardan biri de 20. yüzyılın başında Türkçü yenileşme fikrine dayanan Alaş Orda hareketidir. 16 Jeltoksan hareketi gibi Alaş hareketi de Kazak bağımsızlığının sürekliliğini öne çıkarmaktadır. Alaş Orda hakkında belge, monografi, biyografi, ansiklopedi gibi bilimsel çalışmalar yanında roman, hikâye, deneme, film, belgesel gibi edebi ve sanat çalışmalarını içeren ciddi bir külliyat ortaya çıkmıştır. Bunlara da her geçen gün yenileri eklenmektedir ki bu konu, “Alaştanu (Алаштану) / Alaşbilim” adıyla özel bir uzmanlık alanı haline gelmiştir.[28] Kazakistan Cumhuriyetinin dayandığı kurucu fikir olarak Alaş fikriyatının önem kazanması, Kazakistan’ı Türk dünyası ile de yakınlaştırıcı bir mahiyete sahiptir.

Alaş Orda yanında Sovyet döneminde Kazaklar için büyük sıkıntılara ve ölümlere yol açan kolhozlaştırmayla bağlantılı kıtlık- açlık açlık / Aşarşılık-aştıq (1931-1932), Stalin dönemi Büyük Terör/ Repressia (1937- 38) konuları Kazak aydınlarının açık yüreklilikle üzerine gittikleri konulardır. Bu konular, Sovyet dönemi ile yüzleşip hesaplaşmanın diğer bir vasıtası olarak görülmektedir. Bir zamanlar yasaklanmış olan, isimleri dahi anılmayan, eserleri arşivlerde saklanan birçok münevverin, edebiyatçının, şairin eserleri tekrar basılmaya başlamış, itibarları iade edilmiş, ilgili olaylar ve şahıslar tarihteki hak ettikleri yeri almaya başlamışlardır.  1993 yılında Stalin terörü kurbanlarının tüm hakları tanınmış, 1997 yılında ise 31 Mayıs Cumhurbaşkanı kararıyla “Siyasi Baskı ve Kıtlık Kurbanlarını Anma Günü” olarak kabul edilmiştir. 1998’de “Halk Birliği ve Milli Tarih Yılı” ilan edilmiştir. Yine Stalin dönemi facialarının unutulmaması için 31 Mayıs 2007 yılında Astana’ya 30 km mesafede Akmola bölgesinde “Al Jir” adında büyük bir müze açılışı gerçekleştirilmiştir.[29] Kazak ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görülen bu konu, Kazak akademisinin de temel çalışma alanlarından biri haline gelmiştir. Bu yönde çok sayıda yayın ve bilimsel çalışmalar kamuoyunun da yoğun ilgisini çekmektedir.[30] Stalin dönemi açlık ve büyük terörün Kazakistan’da yarattığı faciaları anlatan Kalila Umarov’un yönetmenliğini yaptığı belgeseller dikkat çekicidir.

Kazakların Rusya’ya karşı vermiş oldukları bağımsızlık mücadeleleri tarihi, yeni dönemde giderek daha kuvvetli bir vurgu ile anlatılmaktadır. Mesela yukarıda söz konusu edilen Kazakistan Tarihi adlı eserin üçüncü bölümünde, “Kazakistan’ın Rus İmparatorluğu’na bağlanması, 18. ve 19. yüz yıllarda Sosyal ve iktisadi hayat, Kazakistan’da Rusya’ya karşı Halk bağımsızlık mücadeleleri, 20. yüzyıl başında Kazakistan, sosyal ve iktisadi durum” gibi konu başlıkları dikkat çeker. Buna karşı, 20. Yüzyıl başında Rusya’daki gelişmeler, Kazakistan SSR tarihi özellikle Birinci Dünya Savaşı, Bolşevik Devrimi ve İkinci Dünya Savaşı, Faşizmin yenilmesi, Sovyet uzay çalışmalarında Baykonur uzay üssünün konumu gibi konular da milli tarihin temel bir parçası olarak ele alınmaktadır. Bu hususlar aynı eserde “1905-1907 yıllarındaki Rus devrimlerine katılım, Kazakistandaki 1916 yılındaki milli bağımsızlık isyanı, Bolşevik devrimi, Totaliter Dönemde Kazakistan, Vatandaşlık (1. Dünya) Savaşı yıllarında Kazakistan, 1921-1940 yıllarında Kazakistan, 2. Dünya (Ulığ vatan soğışı) Savaşı 1941-1945 yıllarında; Kazakistan, Savaş Sonrasında; 1946-1970, 1970 ve 1980li yıllarda Kazakistan, 16 jeltoksan 1989”  konu başlıkları altında anlatılmaktadır.[31]

Nursultan Nazarbayev ve onun nurlu yolu

Kazakistan’da bağımsızlık sonrası uluslaşması ve tarih bilincinin gelişimini anlamak için mutlaka kurucu iradeyi temsil eden Nursultan Nazarbayev üzerinde özenle durmak gerekmektedir. 6 Temmuz 1940 doğumlu olan Nazarbayev’in ülkesi ve bölgesi için değeri kuşkusuz yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır. Sovyetlerin çöküşüne yakından tanıklık etmiş ve yurtsever duygularını akıl ve nesnellik üzerine inşa etmiş olan Nazarbayev, diğer Sovyet sonrası cumhuriyetlerin kurucu liderlerinden farklı bir şekilde, Kazak halkının bağımsızlık yolunda giriştiği mücadelenin ortaya çıkardığı bir lider olması ile ayrışır.

İnsan hakları temelinde farklı kültür ve milletlerin temel hukukunu gözeten çağdaş bir anayasa özelliğine sahip Kazakistan Anayasası’nın 1. maddesine göre; Kazakistan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak insanı, insan hayatını, temel hak ve özgürlükleri en yüksek değer olarak kabul etmektedir. Anayasa, dibacesinde “Ezeli Kazak toprağı” vurgusu yaparak başlar. Anayasanın 7. Maddesinin birinci bendine göre “Kazakistan Cumhuriyetinde devlet dili Kazakçadır”.[32] Kazakçanın hızla etkinlik kazanması için Şehir, yer, nehir isimlerinin Kazakça söylenişleri, cadde ve sokak isimlerinin yine buna göre düzenlenmesi esas alınmıştır. Mesela Guriev olan şehir adı Atyrau, Ural nehri, Jayık/Yayık, Lenin Prospekti, Azattık Dangılı olarak değiştirilmiştir. İktisadi öncelikleri, güvenlik, nüfus gibi stratejik gerekçeleri yanında Kazakistan’ın bağımsızlığının güçlendirilmesi için gerçekleştirilen en büyük proje kuşkusuz, eski Akmola şehrinin çağdaş bir şehir olarak imar edilerek 1998 yılında başkent haline getirilmesidir. Astana, Sovyet geçmişini geride bırakan, Kazakistan’ın bağımsızlık yolunda kararlılık ve iradesini, imkan ve kabiliyetlerini gösteren bir simge durumundadır.

Kazak Türkçesinin bilim dili olarak kullanılmaya çalışılması, yabancı kelimelere karşı Kazakça karşılıklarının bulunması, milli tarihin bilimsel temellerde, milli bilincin en işlek unsuru olarak kullanılması bakımından Kazakistan sessiz bir kültür devrimi sürecinden geçmektedir. Bu yolda Kazakistan Tarihi, Kazakistan Arkeolojisi, Kazak Dili ve Edebiyatı alanlarında kitaplar, ansiklopediler, sözlükler hazırlanıp Kazakistan’daki tarihi eserlerin restorasyonuna başlanmıştır. Bu yönüyle Kazakistan’daki süreç, Türkiye’nin erken Cumhuriyet dönemi uygulamalarına büyük benzerlik göstermekte, Nazarbayev de kurucu lider olarak sıklıkla Atatürk’le kıyaslanmaktadır.

Onun Kazakistan’ın geleceğini kendi nazarıyla birleştirdiği “Nurlı Jol/ Nurlu Yol” , Kazakistan 2030 ve Kazakistan 2050” ufku ile birlikte düşünüldüğünde bugüne kadar yapılanlar daha iyi anlaşılmaktadır. Dünyada gelişmiş 30 ülke arasına girmiş, Refah ve barış içerisinde her yönden gelişmiş bir Kazakistan’ı hedefleyen bu strateji içerisinde Tarihçiliğin çok işlevsel bir yerinin olduğu görülecektir. Nazarbayev’in kendisi de yukarıda zikredilen Bernard Lewis’in görüşüne uygun olarak; “Bugünü anlamak ve geleceği öngörmek için geçmişe bakmalıyız”[33]görüşünü hayatının merkezine koyduğu görülmektedir.

2004 yılında Kültürel Miras Programı kapsamında Kazakistan genelinde bulunan tarihi ve kültürel anıtlar ve eserler ayağa kaldırılmıştır. Yine 2013 yılında Halkın Dönüşüm Programı aracılığıyla dünya arşivlerinde bulunan Kazakistan milli tarihi ile ilgili bütün belgelerin toplanması gerçekleştirilmiş, bunlara dayalı köklü ve kapsamlı yeni bir tarih inşasına girişilmiştir. Milli yenileşme diye adlandırılan 30 yıla yaklaşan iktidarı süresince kurumlarıyla, sürdürülebilir bir kalkınma ve bağımsızlığını her şart altında yaşatma kabiliyetine sahip bir Kazakistan’ı oluşturmanın çabası içerisinde olan Nazarbayev, son bir buçuk yıl içerisinde yayınladığı iki makale[34] ile ülkesinin geleceğini nasıl şekillendirmek istediğini açık bir şekilde halkına hitap etmektedir.  Bu makalelerinden ilki “Bolaşakga Bağdar: Ruhani Jangıru/ Geleceğe Bakış: Manevi Diriliş” başlığını taşımaktadır. Kazakistan’da bu yönde büyük bir atılıma vesile olan bu ilk hitabesi “rekabet edebilirlik kabiliyeti, Pragmatizm, Milli kimliği koruma, Eğitimin yükselmesi, Evrimsel bir kalkınma, dünyayla bütünleşmeyi hedefleyen Bilincin açıklığı” şeklinde özetlenebilir. Bu çizgide 2012 yılında öngörülen Latin alfabesine geçiş süreci başarıyla sürdürülmektedir. Bu konuda, Özbekistan’ın yaşadığı sorunların dikkate alınması, 1929- 1940 yıllarında kullanılan, Ahmet Baytursunov’un emeğine dayanan alfabenin ve 1991 yılında Marmara Üniversitesi Türkoloji Kurultayı’nda alınan kararların esas alınması kolaylaştırıcı bir yol olacağı söylenebilir. Nazarbayev’in söz konusu makalesinde ifade ettiği, Kazak dilinin kökenini Orhun –Yenisey Yazıtlarındaki Türk dilinde görmesi ve 5-15 yüzyıllar arasında Türk dilinin, Avrasya kıtasının büyük bir kesiminde uluslararası iletişim olduğuna dair görüşü Kazakistan için olduğu kadar tüm Türk dünyası için fevkalade önemlidir.

Nazarbayev, Rus ve Sovyet geçmişini içeren 20. yüzyılı, halkı için yabancı bir modelin dayatıldığı, demografik yapısının darbe yediği, dil ve kültürünün yok olmaya yüz tuttuğu ve çevre felaketlerinin yaşandığı acı dolu, zorbalık ve zulüm asrı olarak tanımlar. Buna karşın bu yüzyılı sadece karanlıktan ibaret göremeyeceklerini, sanayileşme ve sosyal gelişmenin yaşandığı, yeni bir aydın kesiminin oluştuğu, ciddi bir yenileşmeye fırsat veren olumlu yönlerini de belirttir. Bu yaklaşım Kazak tarihçiliğinin de temel fikri durumundadır.

Nazarbayev’in 22 Kasım 2018 tarihin de yayınladığı İkinci hitabesi “Ulu Bozkırın Yedi Yönü/Ulı Dalañın Jeti Qırı” başlığını taşımaktadır. Akıl ve bilim süzgecinden süzülen, olgun bir devlet adamının derin devlet tecrübesi ve uzak görüşlülüğünü yansıtan bu makalesinde, yine tarih bilinci ve Türk tarihi vurgusu en temel işlevi görmektedir. Kazak etnik kimliğini Kazakistan bölgesinde yaşamış tüm halkların bileşeninden oluştuğu fikrini savunmaktadır. Kazaklarda bazı boyların ve ruların adlarının Kazak adından asırlarca önce var olması, tarihi köklerinin derinliğine işaret ettiğini belirtir. Burada başka ulusların rolünü küçültmek için değil, kendi büyüklüğümüzü göstermek için tarihi bilmenin mecburiyetinden bahseder. Bozkırla özdeşleşen tarihlerinin atlı göçebe kültürü, madencilik, hayvan üslubu, Altın adam başlıkları ile arkeolojik buluntulara dayanan en eski köklerini öne çıkaran Nazarbayev, Altay bölgesinin dünya ve Türk tarihindeki yerine vurgu yaparak, Kazakistan’ı Türk dünyasının beşiği olarak tanımlar. Bunu tamamlayan, Ulu İpek Yolu’nun Eski ve Ortaçağ dünyasındaki ticari ve kültürel rolünün gelecek için de ilham verici olduğunu belirtir. Yine Kazakistan’dan dünyaya yayılan elma ve lale üzerinden Türklerin dünya uygarlığına etki ve katkısını simgeleştirir. Nazarbayev’in her zamankinden daha yüksek bir vurgu ile Türk dünyası bakış açısını, tarih görüşünün merkezine yerleştirdiği bu hitabesinde Kazakistan’ı bütün Türk uluslarının “kutlu baba ocağı” olarak niteler. Türk dünyasının yakınlaşması yolunda yapılması gerekenler için Kazakistan’ın üzerine düşen görevin fazlasını yapmakta istekli olduğunu gösteren Nazarbayev’in bu çıkışı kısa ve uzun vadede Türk dünyasında etki uyandıracaktır. Türkiye’nin dönemsel sürüklediği bir yaklaşım olmaktan çıkıp Kazakistan’ın ortak olduğu bir bakış açısına dönüşmesi Türkiye’yi bu konuda daha kararlı hale getireceği gibi başta Azerbaycan ve diğer Türk bölgelerinde de etkisini göstereceği muhakkaktır. Nitekim, daha önce ortak Türk Tarih görüşünün oluşturulması yönündeki, başta 6. Sınıfa kadar okutulmak üzere Ortak Türk Tarih kitabının yazımı gibi çalışmalar büyük bir ivme kazanmıştır. Yine, Astana’daki Türk Akademisi başta olmak üzere,  Türk Keneşi, Türkpa, Türksoy gibi Türk dünyası ortak kuruluşların giderek etkinliğini artıracağı öngörülebilir.

Notlar:

[1] Olivier Roy, Yeni Orta Asya ya da Ulusların İmal Edilişi, Metis Yayınları, Çeviren M. Moralı, İstanbul, 2015, s. 8.

[2]Moğolların galebesi, göçebe kavimlerin kendi ananeleri, yaşayışları ve dilleriyle gururlanmalarına sebep oldu. Moğol hükümdarlarının İran’da kendi halklarını yükseltmek yolundaki faaliyetleri, umumiyetle Moğolların değil belki Türklerin milli duygularına faydalı oldu. Reşidüddin büyük eserinde Cengiz Han ve onun selefleri ile başka Türk Moğol kabilelerine tahsis edilen kısımda göçebe hayatı hakkındaki açık tavsiflerden, Moğollar değil, asıl Türkler istifade ettiler. Camiü’t-tevarih’in bu kısmı, birkaç defa Türkçeye çevrildi.”.  W. Barthold, İslam Medeniyeti Tarihi. Türkiye diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1984, s. 66.

[3] Mustafa Kafalı, Altın Orda Hanlığı’nın Kuruluş ve Yükseliş Devirleri,  İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1976, s. 124-29.

[4] Devin DeWeese, Altın Orda sahasındaki İslamlaşmayı, yerli inanışlar, tarihi ve destani rivayetlerle karşılaştırarak derinlemesine incelemiştir. Bkz. Devin DeWeese, Islamization And Native Religion inthe Golden Horde, Baba Tükles and Conversion to Islam in Historical And Epic Tradition, The Pennsylvania State University Pres, Pennsylvania, 1984; Ayrıca Özbek Han’ın yerli kaynaklara yansıyan efsanevi varlığı için bkz. Derya Derin Paşaoğlu, Umdetü’L-Ahbâr, Tataristan Cumhuriyati Bilimler Akademisi, Şehabeddin Mercani Tarih Enstitüsü, Kazan, 2014 .

[5] Abdullah Gündoğdu, “Şiban Han Sülalesi ve Özbek Ulusunun Teşekkülü”, Türkler, Cilt 3, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, s. 606- 616.

[6] A.A. Semenov, “K voprosu o proishojdenii i sostave Uzbekov Şeybani -Hana”, Raboçaya Hronika İnstituta vostokovedeniye II, Taşkent 1944, s. 14-15

[7] A. Y. Yakubovskiy, Altın Ordu ve Çöküşü, Çev. Hasan Eren, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2002, s. 131-136.

[8] Misâl olarak bk., Özbekistan S.S.R. Tarihi, Özbekistan Fenler Akadeniyası neşr., Taşkent, 1958, s. 213-216; 1970, c.I, s. 508-514.

[9] Olivier Roy, a.g.e., s. 11.

[10] Böribay Ahmedov, Özbek Ulusı, Taşkent, 1992, s. 7

[11] Almatı-Kazakistan örneğinden hareketle iktisadi bunalımla siyasi kargaşanın egemen olduğu dağılmanın yarattığı hayal kırıklığını sürecini değerlendiren Joma Nazpary’nin eseri bu konuda önemlidir. Ancak o, bu kargaşa sürecinin kalıcı olacağı yanılgısı nedeniyle eleştirilebilir. Bkz. Joma Nazpary, Sovyet Sonrası Karmaşa- Kazakistan’da Şiddet ve Mülksüzleşme, Çeviri S. Somuncuoğlu, İletişim Yayınları, İstanbul, 2003.

[12] Marksça-Leninçe filosofiya Esasları, Taşkent, 1976,  s. 400.

[13] Azamat Ziya, “Özbek Devletçiliği Tarihini Örgeniş Meselelerige Dair”, Özbekistan Tarihining Dalzarb Muammalarige YANGİ Çizgiler, Taşkent, 1999, s. 9- 10.

[14] Azamat Ziya, Özbek Devletçiliği Tarihi (Eng Kadimgi Davrdan Rassiya Baskınıga Kadar), Taşkent, 2001.

[15] N. Nurkulov, U. Yörayev, Özbekistan Tarihi (8. sınıflar için ders kitabı), Taşkent, 2003.

[16] Fazlullah bin Ruzbihan, Mihmânnâme-i Buhâra, Haz.  Minuçehr Stûde, B.T.N.K.,Tehran, 1962, s. 41-42, 211; S. G. Klyashtorny, T. İ. Sultanov, Kazakistan Türkün Üç Bin Yılı, Çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2004, s. 223- 263; Nogay Hanlığı ile ilgili olarak bkz. Mehmet Alpargu, Nogaylar, Değişim Yayınları, İstanbul, 2007.

[17] V. A. Moiseyev, Zhungarskoye Khanstvo i Kazakhi XVII-XVIII vv, Almatı, 1991.

[18] Keesing’s Contemporary Archives, 1985, p. 34058; Keesing’s Comtemporary Archives, 1986, pp. 34753-34754; Olivier Roy, a.g.e., s. 177.

[19] Arkeoloji, antropoloji çalışmaları bu kafedra altında yürütülmüştür.

[20] http://nauka-nanrk.kz/

[21] Kazakistan Tarihi- Köne Zamannan Bügünge Deyin, Almatı, 1994,1998.

[22] Kazakistan arkeolojisinin envanterinin çıkarılması ve bunun Genel Türk Tarihi araştırmaları için değerini ortaya koymaya çalışan bir doktora tezi öğrencimiz Serhan Çınar tarafından çalışılmaktadır. Yine bu konuda son dönemlerde yapılan ciddi bir çalışma olarak bkz. Ali Toraman, Arkeolojik Veriler Işığında Altaylarda At Koşumları ve Savaş Aletleri (İlk Zamanlardan IX. Yüzyıla Kadar), Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Genel Türk Tarihi Bilim Dalı, Basılmamış Doktora tezi, 2018.

[23] Kazakstan Tarihı Köne Zamannan Buginge Deyin (Oçerkter), Almatı, 1994; Ortaöğretimde tarih öğretiminde Özgün Kazakça adlandırmalara ve tanımlamalara örnek olması bakımından Kazak liseleri 8. Sınıflar için hazırlanan 4 bölüm, 222 sayfalık Kazakistan Tarihi adlı ders kitabının birinci ve İkininci bölüm konu başlıkları sayfa ağırlıkları ile birlikte bize fikir verecek niteliktedir:

MAZMÜNI:  Arnaw          3 Alğısöz               4 Kirispe                5 §

  1. BÖLİM. KÖNE ZAMANDAĞI QAZAQSTAN s. 1 § taraw. Qazakstan jerindegi alğaşqı kawımdık kürılıs s. 9 § 1. Alğaıyjı qawımdıq qürılıstıñ kezenderi. Qazaqstan jerindegi tas dowiri s. 9 § 2. Qola dowirindegi Qazastan taypaları                s. 15 2-taraw. Qazastan jerindegi taypalık odaktar men memlekettik birlestikter              s. 22 § 1. Sak taypalar odağı                s. 22 § 2. Qazastan jerindegi owelgi memlekettik birlestikter   s. 30 §
  2. BÖLİM. ÄWELGİ ORTAĞASIRLARDAĞI QAZAQSTAN 1-taraw. Qazastan jerindegi äwelgi orta ğasırlıq memleketter (M-XP ğğ.) 36 § 1. Ejelgi türik jone Batıs türik qağanattarı          s. 36 § 2, Türkeş jane qarlük kağanattarı     41 § 3. Ogız jone qıymaq memleketteri     s. 44 § 4. Karaxan xandığı               s. 48 § 5. Kazakstan jerindegi qarakıtay, nayman jone kerey memleketteri s. 51 § 6. Qıpşak memleketi    s. 55 2-taraw. Äwelgi ortağasırlıq Qazakstan memleketterinin şaruwaşılığı men mädeniyeti           s. 60 § 1. Üİ-Xİİİ ğğ. basındağı Qazaqstan türğındarınıñ şaruwaşılığı, s. 60 § 2. Äwelgi ortağasırlıq Qazaqstannıñ qalaları jone qala modeniyeti s. 65 § 3. Qazakstan jerindegi Ülı Jibek jolı          s. 69 § 4. Üİ-XİP ğğ. basındağı Qazakstan türğındarınıñ modeniyetis. 76 § 5. Üİ-Xİİ ğğ. Qazaqstandağı sowlet oneri s. 85. Qazak Liseleri 8. Sınıp Qazaqstan Tarïxı, Almatı, 2001.

 

[24] III. BÖLİM. ORTAĞASIRLARDAĞI QAZAQSTAN 1-taraw. Monğol üstemdigi üwaqıtındağı qazak dalasıs. 89 § 1. Qazaqstan jerindegi moñğoldar şapşkınşılığı   89 § 2. Altın Orda qüramındağı Qazaqstan s. 94 § 3. XİÜ-XÜ ğğ. Qazastandağı sayasıy protsester. Aq Orda s. 99 § 4. Moğolstan           s. 104 § 5. Noğay ordası s. 107 § 6. Äbilqayır xandığı              s. 109 § 7. Xİİİ-XÜ ğasırdıñ birinşi jartısındağı Qazaqstan xalıktarınıñ ekonomıykasıs. 113 § 8. Xİİİ-XÜ ğasırdıñ birinşi jartısındağı Qazaqstan türğındarınıñ modeniyeti           s. 117,

IV BÖLİM. KEYİNGİ ORTA ĞASIRLARDAĞI QAZAQSTAN 1-taraw. Qazak xandığının kürıluwı jäne onın sayasıy Tarïxı                121 § 1. Kazak xandığınıñ kurıluwı. Jänibek pen Kerey xandar           121 § 2. Qazaq xandığınıñ örlewi. Qasımxan sayasatı 125 § 3. Xaqnazar xan sayasatınıñ negizgi bağıttarı                128 § 4. XVI ğasır ayağı — XVII ğasırdağı qazaq xandığınıñ işki jone sırtqı jağdayı       130 § 5. XVII ğ.ortası — XVIII ğasır basındağı qazaq xandığı. § Towke xan sayasatı  s. 133 § 6. XVII-XVIII ğğ. Qazaqstandağı etniykalıq protsester           s. 140 2-taraw. XV — XVII gğ. qazak xandıgınıñ qogamdık kürılımı jäne ekonomıykası     147 § 1. Qazaq xandığınıñ qoğamdıq qürılımı jäne basqaruw jüyesi  s. 147 § 2. Qazaqstan ekonomıykası. Mal şaruwaşılığı men eginşilik s. 153 § 3. Qazakstan ekonomıykası. Qol öneri men sawda s. 156 § 4. Keyingi orta ğasırlardağı Qazakstan kalaları men qonıstarı s. 160 § 5. XV – XVII ğğ. qala kurılısı men sowlet oneri 165 § 3-taraw. Qazaq xalkının materiyaldık mädeniyeti 173 § 1. Turğın üy jäne türmıstıq zattar 173 § 2. Ülttıq kiyim jäne ülttıq tağam. Äşekey büyımdarı          178 § 3. Qazaq xalqınıñ äskeriy öneri        s. 183 § 4-taraw. Qazak xalqınıñ rüwxanıy mädeniyeti           189 § 1. Rüwxanıy modeniyettiñ damuwı   s. 189 § 2. Qazak xalqınıñ ädet-ğürıptarı men salt-dostürleri s. 195 § 3. Kazaq xalkınıñ muwzıka öneri jäne xalıq küntizbegi. Diniy nanımdarı s. 205 § Qorıtındı           s. 211 Termiynologıyyalık sözdik  212 Tariyxiy oqıygalar jılnamasıs. 219 § Paydalanılğan ädebiyetter tizimi                s. 222 § Mazmünı. Qazak Liseleri 8. Sınıp Qazaqstan Tarïxı, Almatı, 2001

[25] Kazakistan Cumhuriyeti Anayasa Konseyi üyesi Baltabaev Kuanış Jetpisoviç, bunu şu şekilde ifade etmektedir. “Kazakistan anayasacılık fikrinin kaynağı yüzyıllara uzanmaktadır. Bu fikrin şekillenmesinde 1518. yüzyıllardakiKasım Hannın Kaska Jolı’ (Kasım Han’ın Seçkin Yolu / Kasım Han’ın Yasaları), ‘Esim Hannın Eski Jolı’ (Esim Han’ın Eski Yolu / Esim Han’ın Yasaları) ve ‘Jeti Jarğı’ (Yedi Yargı / Yedi Yasa) büyük rol oynamıştır. Bu bağlamda Alaş Anayasası projesi de büyük bir öneme sahiptir. Kazakistan’ın anayasa tarihi, beş yazılı anayasadan oluşmaktadır. Günümüzde yürürlükte olan 1995 Anayasası da buna dâhildir”.

http://www.anayasa.gov.tr/files/pdf/anayasa_yargisi/anyarg23/jetpisovich.pdf

[26] Bkz. Muhtar Magauin, Kazak Tarihinin Alppesi, Almatı, 1995; Erlan Sıdıkov, Abilseyit Muhtar, XVII-XIX Gasırlardagı Qazaq Xandıgı, Mereke Yayınları, Almatı, 2015, s. 116- 147.

[27] T.İ. Sultanov, Kazak Handığının Tarihi, Almatı, 2008.

[28] Bkz. Sost. N. Martınenko, Alaş Orda (Sbornik Dokumentov), Alma-Ata 1992. (Bu eserler belge neşridir.)

Amanjolova, D. A., Kazahskiy Avtonomizm i Rossia, Moskva 1994.

Bekmahanov, E., Kazahstan XIX. Ğasırdın 20-40 Jıldarında, Almatı 1994;

Amanzholova D., Partiya Alash: istoriya i istoriografiya, Semipalatinsk, 1993;

Amanzholova D., Kazakhskiy avtonomizm i Rossiya. Istoriya dvizheniya «Alash», Moskva, 1994;

Nurpeisov K., «Alash» i «Alash-Orda». Almaty, 1995; Nursaliyev R., Auezov i «Alash», Almaty, 1995;

Koygel’diyev M., Alash kozgalysy (Dvizheniye «Alash»,. Almaty, 1996;

  1. I, Alaş Kozğalısı, (Kujattar men materialdar jıynağı, Sevir 1901j.-jeltoksan 1917j)/Dvijeniye Alaş, Sbornik dokumentov i Materialov, Aprel 1901 g.-dekabr 1917 g.), Almatı 2004.;

Nursaliyev R., Alashordintsy, Almaty, 2004;

Sdykov M.N. i dr. Istoriya Zapadnogo otdeleniya Alash Ordy, 2 Tom, Ural’sk, 2012.

http://alash.semeylib.kz/?page_id=997&lang=ru

[29] https://museum-alzhir.kz

[30] Bu konuda yapılan çalışmalar hatırı sayılır bir birikim oluşturmaktadır. Örnek olması bakımından bkz. Serik Kuanış, Atyrau – Mangıstau Aymagı 1917 Jılgı Revolutsiaylık Özgerister Tusında, Ölke Yayınevi, Almaty, 2010; Şahman Nağımulı, Batıs Ölke Tarihının Tağılımdı Betteri, Aktöbe, 2018; Azalı Aq Kitap, Astana, 2015.

[31] Kazakstan Tarihı Köne Zamannan Buginge Deyin (Oçerkter), Almatı, 1994.

[32]“Biz, Ortak tarihi kaderle birleşmiş Kazakistan halkı, Ezeli Kazak toprakları üzerinde devleti kurarak, Kendimizi özgürlük, eşitlik ve barış ideallerine adamış, barışsever ve sivil bir toplum olduğumuzun bilincine vararak, Dünya toplumu içinde hak ettiği yeri almayı arzulayarak, Bugünkü ve gelecek nesiller karşısında yüksek sorumluluğumuzun bilincinde olarak, Egemenlik hakkımızdan yola çıkarak, Bu Anayasayı kabul ediyoruz.”, Türk Cumhuriyetleri Anayasaları, TÜRKPA yayınları, Ankara, 2012, s. 59- 99.

[33] «We need to look into the past in order to understand the present and foresee the future»  N. S. Nazarbayev.

https://e-history.kz/en/contents/list/87

[34] Nazarbayev’in makalelerinin Türkçe neşri için bkz. Nursultan Nazarbayev, Büyük Bozkırın Manevi Dirilişi, Ankara, 2018, s. 11- 78

Kaynakça

A.A. Semenov, “K voprosu o proishojdenii i sostave Uzbekov Şeybani-Hana”, Raboçaya Hronika İnstituta vostokovedeniye II, Taşkent 1944.

  1. Y. Yakubovskiy, Altın Ordu ve Çöküşü, Çev. Hasan Eren, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2002.

Abdullah Gündoğdu, “Şiban Han Sülalesi ve Özbek Ulusunun Teşekkülü”, Türkler, Cilt 3., Yeni Türkiye Yayınları: Ankara, s. 606- 616.

Ali Toraman, Arkeolojik Veriler Işığında Altaylarda At Koşumları ve Savaş Aletleri (İlk Zamanlardan IX. Yüzyıla Kadar), Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Genel Türk Tarihi Bilim Dalı, Basılmamış Doktora tezi, 2018.

.

Azamat Ziya, “Özbek Devletçiliği Tarihini Örgeniş Meselelerige Dair”, Özbekistan Tarihining Dalzarb Muammalarige YANGİ Çizgiler, Taşkent, 1999, s. 9- 10.

Azamat Ziya, Özbek Devletçiliği Tarihi (Eng Kadimgi Davrdan Rassiya Baskınıga Kadar), Taşkent, 2001.

Bekmahanov, E., Kazahstan XIX. Ğasırdın 20-40 Jıldarında, Almatı 1994.

Böribay Ahmedov, Özbek Ulusı, Taşkent, 1992.

  1. A. Amanjolova, Kazahskiy Avtonomizm i Rossia, Moskva 1994.
  2. A. Amanjolova, Partiya Alash: istoriya i istoriografiya, Semipalatinsk, 1993;
  3. A. Amanjolova, Kazakhskiy avtonomizm i Rossiya. Istoriya dvizheniya «Alash», Moskva, 1994

Devin DeWeese, Islamization And Native Religion inthe Golden Horde, Baba Tükles and Conversion to Islam in Historical And Epic Tradition, The Pennsylvania State University Pres, Pennsylvania, 1984.

Derya Derin Paşaoğlu, Umdetü’L-Ahbâr, Tataristan Cumhuriyati Bilimler Akademisi, Şehabeddin Mercani Tarih Enstitüsü, Kazan, 2014 .

Erlan Sıdıkov, Abilseyit Muhtar, XVII-XIX Gasırlardagı Qazaq Xandıgı, Mereke Yayınları, Almatı, 2015.

Fazlullah bin Ruzbihan, Mihmânnâme-i Buhâra, Haz.  Minuçehr Stûde, B.T.N.K.,Tehran, 1962

Kazakstan Tarihı Köne Zamannan Buginge Deyin (Oçerkter), Almatı, 1994.

Joma Nazpary, Sovyet Sonrası Karmaşa- Kazakistan’da Şiddet ve Mülksüzleşme, Çeviri S. Somuncuoğlu, İletişim Yayınları, İstanbul, 2003.

Qazak Liseleri 8. Sınıp Qazaqstan Tarïxı, Almatı, 2001.

Keesing’s Contemporary Archives, 1985, p. 34058; Keesing’s Comtemporary Archives, 1986, pp. 34753-34754.

Koygel’diyev M., Alash kozgalysy (Dvizheniye «Alash»,. Almaty, 1996;

Marksça-Leninçe Filosofiya Esasları, Taşkent, 1976.

Mehmet Alpargu, Nogaylar, Değişim Yayınları, İstanbul, 2007.

Mustafa Kafalı, Altın Orda Hanlığı’nın Kuruluş ve Yükseliş Devirleri,  İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1976.

  1. Martınenko, Alaş Orda (Sbornik Dokumentov), Alma-Ata 1992.
  2. Nurkulov, U. Yörayev, Özbekistan Tarihi (8. sınıflar için ders kitabı), Taşkent, 2003.

Nursultan Nazarbayev, Büyük Bozkırın Manevi Dirilişi, Ankara, 2018,

Nurpeisov K., «Alash» i «Alash-Orda». Almaty, 1995.

Nursaliyev R., Auezov i «Alash», Almaty, 1995.

Nursaliyev R., Alashordintsy, Almaty, 2004;

Olivier Roy, Yeni Orta Asya ya da Ulusların İmal Edilişi, Metis Yayınları, Çeviren Mehmet Moralı, İstanbul, 2000.

Özbekistan S.S.R. Tarihi, Özbekistan Fenler Akadeniyası neşr., Taşkent, 1958.

Serik Kuanış, Atyrau – Mangıstau Aymagı 1917 Jılgı Revolutsiaylık Özgerister Tusında, Ölke Yayınevi, Almaty, 2010.

  1. G. Klyashtorny, T. İ. Sultanov, Kazakistan Türkün Üç Bin Yılı, Çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2004.

Sdykov M.N. i dr. Istoriya Zapadnogo otdeleniya Alash Ordy, 2 Tom, Ural’sk, 2012.

Şahman Nağımulı, Batıs Ölke Tarihının Tağılımdı Betteri, Aktöbe, 2018.

Şahman Nağımulı, Azalı Aq Kitap, Astana, 2015.

  1. I, Alaş Kozğalısı, (Kujattar men materialdar jıynağı, Sevir 1901j.-jeltoksan 1917jıl)/Dvijeniye Alaş, Sbornik dokumentov i Materialov, Aprel 1901 g.-dekabr 1917 g.), Almatı, 2004.

Türk Cumhuriyetleri Anayasaları, TÜRKPA yayınları, Ankara, 2012.

Yakubovskiy,

  1. Barthold, İslam Medeniyeti Tarihi. Türkiye diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1984,

 

İNTERNET KAYNAKLARI

http://nauka-nanrk.kz/

http://alash.semeylib.kz/?page_id=997&lang=ru

https://museum-alzhir.kz

https://e-history.kz/en/contents/list/87

http://twesco.org/tr/news/nursultan_nazarbayev_b_y_k_bozkirin_yed_zell/

http://www.anayasa.gov.tr/files/pdf/anayasa_yargisi/anyarg23/jetpisovich.pdf

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları