Kişilik/kimlik ve ülkücülük – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______11.07.2020_______

Kişilik/kimlik ve ülkücülük

Ülkücü fikrîyattan sapma durumunda akla ilk gelen; ilkel benlikten sıyrılamama, iç çatışma veya diğer bir deyişle ülkücülük anlam ve karakteristiği için temel olan gerekli psikolojik diğerkâmlığın içselleştirilememe durumunun olabileceğidir.

Ferruh Bostancı

Kimliğin ve kişiliğin kısa tanımlarını yaparak başlayalım…

Türk Dil Kurumu sözlüğünde kimlik, “Toplumsal bir varlık olarak insana nasıl bir kimse olduğunu gösteren belirtiler, nitelik ve özelliklerin bütünü’’ olarak tanımlanıyor. Kimlik etimolojik olarak, “Kimim? Nereye aitim?” sualleriyle ilişkilendiriliyor!

Kişilik/şahsiyet ise tarifi bol olmakla birlikte genelde “Bireyi başkalarından ayıran, doğuştan getirdiği ve sonradan kazanılan, tutarlı olarak sergilenen özelliklerin bütünü” şeklinde tarif ediliyor.

Sosyal-psikolojiyle ilgilenen kimi araştırmacılar; genelde kimlik ve kişilik kavramlarının bağlantılı olmakla beraber karıştırıldığını veya bazen aynı anlamda kullanıldığını, bunun yanlış bir nitelendirme olduğunu söylüyorlar. Literatürde ortak bir vurgu olarak;  ‘’Kimlikte esas olanın dışa karşı yansıtılan bir cephe/vitrin, bir tür tutumun söz konusu olduğu, kişilikte ise iç dünya ile ilgili psikolojik bir yön bulunduğu’’ ifadeleri dikkat çekiyor.

Cooley ve Mead farklı bir görüşle, bireysel benliğin doğuştan geldiği savını reddetmiştir. Bunun yerine Cooley, benliğin diğer bireylerle sosyal etkileşim sonucunda insanların kendilerini diğerlerinin gördüğü gibi görmeye başlamasıyla ortaya çıktığını ileri sürmüştür.

Bu varsayımlar altında sosyal kimliğin, kişiliğin bir fenomen olarak sosyal ortama yansıması olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda kimlik enstrümantal bir görevi de içinde saklı bulunduruyor. Kimlik ve kişilik kavramı üzerine tartışmalar halen devam ediyor.

Kimi yerde kişilik ile kimlik, teoride bazı farklı kavramsal anlamlar içerisinde anlaşılıyor olsalar bile pratikte kolayca ayrıştırılacak, birbirlerinden bağımsız olarak tanımlanacak nosyonlar değiller.

Anlaşılabildiği kadarıyla nihayetinde sosyal kimlik; kişinin yani ferdin iç dünyasındaki eğilimlerinin dış dünya ile (Dil, Tarih, Coğrafya vs…) harmanlanmasıyla muhasebeleştirilerek oluşturulan ve tavır haline getirilen bir duruş olarak ortaya çıkıyor. İnsanın kişiliği; içeride doğal yatkınlıkları, benliği; dışarıda ise toplumsal normlar, değerler karşısında biçimleniyor. Ki bu durumda kişiliğin, ister istemez kültürel sosyolojik yapıların tesiri altında oluştuğunu öngörebiliriz. Kabataslak da olsa kişiliği ile örtüştürdüğü bir sosyal duruşu tercih olarak görünür kılmasının, insanın kimliğini inşa ettiğini düşünebiliriz.

B.Newman: ‘’Kimlik kavramı, bireyin geçmişle ilgili özdeşimlerini, bugünkü rollerini ve geleceğe yönelik arzularını yaratıcı bir biçimde bütünleştirmesi üzerinde odaklanır. Bireyin geçmişinin sosyal tarihi ile bugünün ve geleceğin kültürel beklentileri arasında bağlantı kurar ’’ diyor.

Önemle işaretlemeliyim! Edinilen sosyal kimliklerde süreklilik ve tutarlılık beklense de bu kimlikler süreç içinde akışkanlar ve değiştirilebiliyorlar.

Araştırmacılar kimliği; öncelikle araştırma ve bağlanma safhası olarak iki boyuta, sonrasında ise kimlik gelişimini, seçeneklerin araştırılması ve içsel yatırım süreçlerini içerme düzeyine göre belirlenen dört kimlik statüsüne ayırıyorlar: Başarılı, ipotekli, dağınık, ertelenmiş (J. Marcia).

Özellikle belirtelim, kişilik ve kimlik uyumunun insan mutluluğu açısından çok önemli olduğu konusunda akademide genel bir ittifak var.

Ülkücü kimlik

Ülkücülük bir siyasi/sosyal dünya görüşüdür. Has/ideal bir bakıştır…

Ülkücülük; temel referans noktası olan Türk milliyetçiliğinin genel yelpazesi içerisinde, aşağı-yukarı 1968 sonrasına tekabül eden siyasi bir akım (ekol) olarak ortaya çıkmış, geniş kitlelere yayılarak toplumda karşılık bulmuş ortak/kolektif bir siyasi kimlik/kişilik tarifi içerisinde algılanmaktadır.

Ülkücülüğün; Türk milliyetçiliği çerçevesinde metodolojik olarak entelektüel bir birikimle inşası/doktrine edilmesi, yorumlanması ve süreç temelli biçimlenmesi söz konusudur.

Ülkücülük, ortak ilgilere ve düzenli etkileşime sahip bir ağla, inşa süreci içinde,  lider/yönetim,  teşkilat/organizasyon,  doktrin/fikir üçlemesi dâhilinde kurumsallaştırılmaya çalışılır.

Ülkücülük kavramı özelde; Türk Milletinin, yüksek bir kültür ve medeniyet kurmasını hedefleyen dinamik bir sosyal hareketin (praksis) adı olarak anlaşılmaktadır. Tarihi devamlılık iddiasında olan ve millet için anlama/idrak ve anlatma/inşa sürecidir. Siyasi bir tavır olarak; kişilik/kimlik açıklamasıdır. Ülkücülük, Türk Milliyetçiliğinin; tarihsel, dilsel, antropolojik, felsefi, sosyolojik, psikolojik, ekonomik olarak bir bütün oluşturarak özel bir biçimde algılanması ve temel bazı normatif kabuller gerektiren bir duyuş, hissediş ve oluştur.

Ülkücü, fikrîyatta kişilik ve kimlik problematiğini adeta metafizik bir anlayışla ile aşar. Birey/Ülkücü, tüm nesnel ve öznel algılamalarını, Türk Milleti ve devletinin sonsuza kadar yaşatılması idealini, adeta algoritmik bir yazılım içinde birleştirmeye, programlamaya ve yenilemeye/üretmeye çalışır.

Yazılımının girdileri; Türk Milletinin hayatî çıkarları için fedakârlık ve yüksek karakter/ahlâk… Beklenen çıktısı ise, ideal bir model olarak; Türk Milleti ve devletinin bekâsıdır! Ülkücünün bu aşkın ruh haline varabilmesi için teorik /kurgusal olarak kişilik ve kimliğinin örtüşmesi gerekir. Aksi halde kimlik ve kişilik ikiliği ortaya çıkar; maskeli kişilikler meydana gelir.

Ülkücü fikrîyattan sapma/anomi durumunda akla ilk gelen; ilkel benlikten sıyrılamama, iç çatışma veya diğer bir deyişle ülkücülük anlam ve karakteristiği için temel olan gerekli psikolojik diğerkâmlığın/fedakârlığın içselleştirilememe durumunun olabileceğidir. Veya reel çevresel şartların yoğun olumsuz tesirleri sonucu kişilik korozyonu oluşmuş olabilir. Sanırım bu uyumsuzluk, daha çok ipotekli kimlik kabulleri içinde sık yaşanan bir durumdur.

Erikson (1959-1994), mesleki, dinî ve siyasal yaşam alanlarına ilişkin gelişim sorunlarına bağlı olarak görülen ve kimliğe ilişkin çatışmayı içeren kimlik bunalımlarının en fazla ergenlikte görülmek ile beraber yaşam boyu sürdüğünü savunmuştur.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları