Kosova -Sırbistan görüşmeleri: Ordu, vergi, sınır düzenlemesi kıskacında istikrar – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______04.02.2019_______

Kosova -Sırbistan görüşmeleri: Ordu, vergi, sınır düzenlemesi kıskacında istikrar

Gözde Kılıç Yaşın

Balkanlar için 2018 donmuş pek çok soruna hızlıca çözüm üretilen bir yıl oldu. Makedonya-Arnavutluk, Makedonya-Bulgaristan, Makedonya-Yunanistan, Yunanistan-Arnavutluk arasındaki sorunlar masaya yatırıldı, AB üyeliği ve ekonomiye destek motivasyonlarıyla çözüm perspektifi oluşturuldu. Balkanların istikrarı açısından bütünlüklü bir çözüm paketinin parçaları olarak görüldü. Bosna Hersek pek anılmadı ama Kosova-Sırbistan arasındaki sorunların çözümü de paketin içindeydi. Ne var ki Kosova-Sırbistan görüşmeleri bu zincirin parçası olamadı. Aksine Kosova’nın Sırbistan ürünlerine yüzde 100 gümrük vergisi uygulamaya başlaması ve ordu kurma girişimlerini tamamlaması, yeni bir görüşme sürecini de ötelemiş oldu.

Bu süreçte Sırbistan da Kosova’yı tanıyan 116 ülkeden 13’ünün tanıma kararını geri çekmesini sağladı. Öte yandan Sırp Listesi Başkanı ve Kuzey Mitroviça Belediye Başkanı Goran Rakiç, Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Taçi’nin Mitorviça’nın bütünleşmesi çağrısını, Sırplara yönelik etnik temizlik isteğinin bir göstergesi olarak yorumluyor. Tamamı Kosova içerisinde yer alan ama kuzeyinde Sırpların güneyinde Arnavutların yoğunluklu olarak yaşadığı Mitroviça’dan bahsediyoruz. Ama Rakiç, Kuzey Mitroviça’nın Kosova yönetimince ilhak edilmek istendiğini söylüyor. Dolayısıyla Kosova’nın sınırları içerisinde Kosova Yönetimi’ni tanımayan, kendini Sırbistan sınırları içerisinde gören bir Sırp azınlık ve Kosova’yı hala kendi toprak parçası sayan bir Sırbistan var. Tıpkı 2008’de olduğu gibi. Sırbistan ile Kosova arasında 19 Nisan 2013’te Brüksel’de imzalanan ve “tarihi anlaşma” olarak lanse edilen “İki Ülke Arasında İlişkilerin Normalleştirilmesi Anlaşması”, yapılan sayısız görüşmeye rağmen tarafların temel tutumunda değişiklik yaratamadı. Varılan uzlaşılarda taraflar kendi yükümlülüklerini, diğerinin başka bir yükümlülüğünü yerine getirmesi koşuluyla yapacaklarını söyledikleri için gündelik hayatın pratik birkaç sorununun çözümü sağlandı ancak büyük çözüm kağıt üzerinde kaldı. Çünkü iki ülke de muhaliflere pozisyonlarını anlatmakta güçlük yaşıyor. Şimdi ise iki ana sorun yeni görüşmelere engel teşkil ediyor. Ama Kosova’nın vergi kararının, Sırbistan’ın anti-tanıma çalışmasına ve Sırbistan’ın kulisleri nedeniyle İnterpole[1] katılmamasına tepki olduğunu da belirtelim.

Kosova ordusu ve egemenlik

Ordu kurmak için anayasal değişiklik yoluna gidilseydi Sırp üyeler nedeniyle değişiklik yapılamayacaktı.[2]  2014’ten bu yana ordu kurulması önündeki engel buydu. Bu kez engel, tasarının Kosova Güvenlik Gücünün (FSK)[3] bir orduya dönüştürülmesi için yetkilerinin artırılmasını öngördüğü gerekçesiyle anayasal değişikliğe ihtiyaç olmadığı söylenerek aşıldı.  NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, dönüşümün anayasal değişiklikler olmadan yapılmasına ve tek taraflı adımlarla ilerlenmesine karşı olduğunu açıkça söyledi. Aynı çekinceleri ABD ve AB’nin kimi yetkilileri de dile getirdi. Ayrıca NATO, Kosova ordusunun statüsüne bağlı olarak Kosova’da güvenliği korumakla görevli NATO askerlerinin (4 bin) bir kısmının çekilmesinin gündeme gelebileceğini de açıkladı. FSK’nın orduya dönüştürülmesiyle ilgili üç ayrı yasa tasarısı 14 Aralık 2018’de Sırpların boykot ederek katılmadığı meclis oturumunda kabul edildi. Sırbistan Devlet Başkanı Aleksandr Vuciç, “Arnavutlar ve sponsorlarının hiçbir zaman uzlaşı istemediği bugün belli oldu. Onların yaptığı her şeyin arkasında ABD, İngiltere var Kosova ordusu konusunda ise Almanya’nın da arkalarında durduğu açık.” sözleriyle eleştirdi. Sırbistan ordu kurulmasının UÇK’ya silah bıraktıran Askeri Teknik Anlaşma (Kumanova Anlaşması) ve 1244 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına aykırı olduğunu dile getiriyor. 18 Aralık’ta Sırbistan’ın çağrısıyla toplanan BM Güvenlik Konseyi’nde konu görüşüldü. Avrupa Birliği üyesi 8 ülke Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, İngiltere, Polonya ve İsveç ise konseydeki toplantı öncesi ortak bir açıklamayla Kosova’nın ordu kurma kararına ”egemenlik hakkı” olarak destek verdi.

Kosova Güvenlik Gücü Komutanı Tümgeneral Rrahman Rama’nın “Biz ordu olarak NATO’nun ürünüyüz, amacımız Avroatlantik kurumlarının parçası olmaktır. Bağışlarımız var ve Kosova bütçesine yük olmayacağız. Gelecek yıl ABD’den 12 milyon dolar yatırım olacak” sözlerini de not etmekte fayda var. Çünkü denilir ki asker, parasını ödeyenin emrine uyar…

Elbette egemen bir devlet, ordu kurmakla egemenlik hakkını kullanmış olur. Ama düne dek anayasal değişiklik gerektiren durumun oldu-bittiyle çözülmesi, Kosova’nın ilgili örgüt ve kurumların onay ve desteğini beklemeden bir kez daha ABD karar vericiliğinde etrafını da sürüklediği ileri bir hamle yaptığı şeklinde anlaşılmalıdır. Kaldı ki Kosova’nın bağımsızlığı, Ahtisaari Planı’na uyma koşuluna bağlanmıştır. Dört sayfalık “Kosova Bağımsızlık Bildirisi”nde sekiz kez Ahtisaari Planı’na gönderme yapılmıştır.  Bağımsızlığı pek çok devletçe tanınmıştır ama 1244 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararıyla Kosova yönetiminin geçici olarak devredildiği UNMIK de Kosova’da görevini sürdürmektedir. Çünkü tamamen çıkması için yeni bir konsey kararı gerekir. Kısacası 1244 sayılı karar bir şekilde Kosova’nın egemenliğini gölgelemektedir.

Konu Kosova’nın devletleşme sürecinin ordu kurmakla taçlanması şeklinde algılanabilir ama bu, uluslararası hukukun emredici hükümlerini ABD’nin Kosova üzerinden çiğnemekte olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sonra acısını Ukrayna ve Gürcistan çekiyor. BM Güvenlik Konseyi’nin 1244 sayılı (1999) Kosova kararı yok farz edilerek 2008’den 2019’a gelindi, Lahey Adalet Divanı da “ilan anına dek henüz devlet olmayan” Kosova’nın bağımsızlık ilanını, devletler için öngörülen “devletlerin toprak bütünlüğüne saygı ilkesi”ne aykırı görmedi ama 1244 sayılı kararın etkisi sürüyor.

Gümrük vergisi uygulamak da orada bir sınır yani egemen bir devlet olduğunun altını çizmektir. Sırbistan ve Bosna Hersek mallarına yüzde 100 vergi uygulamak ve AB ve ABD’den gelen baskılara bu konuda direnmek de egemenlik hakkının açık göstergesidir. Konunun Ahtisaari Planı’nda yer verilen hususlara aykırılık teşkil etmemesi ise ayrı bir konu. Kosova’nın içinde bulunduğu paradoksu bu iki olay çok açık gösteriyor.

Sırbistan’ın Kosova siyaseti çöktü mü?

Gelelim Sırbistan’a. Sırbistan Dışişleri Bakanı Ivica Daciç, Kosova sorununu çözme planını kendisinin bile bilmediği sözleriyle eleştiriliyor. Nitekim Prva TV’ye 23 Ocak’ta verdiği bir röportajda Kosova için iki temel çözüm var bağımsız olmak ya da Sırbistan içerisinde en yüksek otonomi tanınmış bölge olarak kalmak demesi ve ikisinin birden gerçekleşemeyeceğini vurgulaması dikkat çekti. “Bir yanda Kosova’yı tanıyan ülkeler diğer yanda Kosova’nın Sırbistan’ın parçası olduğunu söyleyen Anayasamız ve halkımız” demesi de bu eleştiriyi pekiştiriyor. Bu bir anlamda Sırbistan siyasetinin Kosova hamleleri karşısında çökmesi olarak görülebilir.

İşin doğrusu Sırbistan başından beri Kosova’yı bir kez daha sınırlarına katamayacağını biliyordu. Ama Kosovalı Sırplar üzerinden Kosova’ya müdahale imkânını ve Kosova’yı Bosna Hersek’in Sırp bölgesi için koz olarak kullanma ihtimalini geliştirmek istedi. Ahtisaari Planı’nın Kosovalı Sırpların Sırbistan’la bağlarını sınır yokmuşcasına daim kılan hükümleri[4] ve Brüksel Anlaşması’nda da öngörüldüğü şekilde kurulacak Sırp Belediyeler Birliği üzerinden aşama aşama özerkleşecek Kosova topraklarını haritayı bozmadan olsa bile kendine bağlı tutmak Sırbistan için önemli. Sınırların yeniden çizilmesini sağlamayı da imkansız görmüyor. Ne var ki Kosova’nın ayrıldığını kabullenmek zorunda olan Sırbistan, müzakereler söz konusu olduğunda masada tam egemen bir devlet olarak yer alamıyor. Sınırları belirlenmiş bir çerçevede hareket ediyor. Sorun Sırp halkına gerçek pozisyonun aktarılmamasında. Çünkü milliyetçi gösteriler ve tavize karşı çıkan muhalifler masadaki “istesem de yapamam” pozisyonunu destekliyor, pazarlık gücünü arttırıyor.

Daciç, ayrıca Sırbistan Devlet Başkanı Vuciç’in tartışılacak ilkeler önerisi sunmasıyla müzakerelerin çıkmaza girdiğini söyledi. Resmi olarak açıklanmayan bu öneriler basına yansıdığı kadarıyla Zubin Potok da dahil olmak üzere İbar Nehri’nin kuzeyi, Trepça madencilik kompleksi, GaziVoda Gölü Sırbistan’a bırakılsın; BM 1244 sayılı karar uyarınca görevine devam etsin; İpek Patrikliği, Decani Manastırı ve Sırpların çoğunlukta olduğu tüm yerleşim birimleri Sırp kantonu olsun; KFOR bu yerleri korumak için burada kalsın; ülkenin geri kalanı Kosova’ya ait olsun; Kosova, BM, UNESCO, İnterpol gibi örgütlere üye olabilsin; ABD’nin talebi olan Bondsteel’deki ABD üssü kalsın, Presova kasabası da (bölge değil ve Bujanovac kasabası asla verilemez) Kosova’ya verilebilir şeklindeydi. Vuciç’in bu önerisi, Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Taçi tarafından “arazi değişimi ve sınır düzenlenmesi”nin mümkün olabileceği şekliyle ifade edildi. Gördüğü tepkiler üzerine Taçi, “Sınır düzenlemesinin ancak Preşova’nın Kosova’ya katılması anlamına geleceği ancak asla Kosova’nın bölünmesi ya da Sırpların özerklik kazanması anlamına gelmeyeceğini” söyledi. Ama Kosova topraklarının kaybı anlamına gelen teklifi görüşmeyi kabul ettiği Sırp önerisini teklif sanki kendisininmiş ve taviz alacakmış gibi iç kamuoyuna pazarladığı şüphesini dağıtamadı.

Sırbistan Hükümeti ise kendi kamuoyu için ordu kurmak kadar dikkat dağıtıcı bir hamle geliştiremediğinden haftalar, hatta aylardır süren protestolarla uğraşmak zorunda kalıyor. Protestocular, Vuciç’ten eğer varsa Kosova çözüm planını kamuoyuyla paylaşmasını istiyor, çözüm yoluna Washington, Moskova ya da Brüksel’le değil Sırp halkıyla karar vermesi gerektiğini söylüyorlar. Vuciç’i Kosova’daki Sırp nüfus hakkında yalan söylemekle suçluyorlar. Bir yıl önce 16 Ocak’ta öldürülen Kosovalı Sırp siyasetçi Oliver Ivanoviç’i katledenlerin cezalandırılması için harekete geçilmesini istiyorlar. “Kosova ile imzalanan her şeyi iptal edeceğiniz sözüyle iktidara geldiniz. Yedi yıldır iktidardasınız ve Brüksel Anlaşmasını imzalayıp Sırbistan’a dayattığınızdan beri altı yıl oldu” sözleriyle eleştirilen Vuciç, 5 milyon da toplansa protestoculara cevap vermeyeceğini, gerekirse erken seçim çağrısı yapacağını söylediği için protesto grupları artık “Beş milyonda bir” adıyla toplanıyorlar. Protestolar diğer şehirlere de yayılıyor.

Yine de Mart 2019’da Kosova ve Sırbistan’ın müzakereler için tekrar buluşması bekleniyor. Bu arada Kosova Ordusunun kurulmasına dönük çıkarılan gürültü dinecek ve Kosova da gümrük vergisi uygulamasından vazgeçecektir. Zaten ordu, ikili görüşmelerin konusu değildi, yapılacağı belliydi ve ara dönemde yan yollardan da olsa halledilmiş oldu. İthalat vergisi uygulaması için ise daha şimdiden Kosova basınında ülkenin Sırbistan’la müzakere pozisyonuna zarar verdiği yorumları görülmeye başlandı. Kosova Cumhurbaşkanı Taçi de “Şimdi Kosova’nın durumunu ve bölgenin sakinliğini güçlendirmeyi amaçlayan Amerikan dostumuzun tavsiyelerine saygı göstermenin zamanı geldi ” sözleriyle Ramuş Haradinay hükümetini vergiyi geri çekmeye davet ederek “Hiçbir devlet lideri, ABD’nin Kosova ve ötesindeki stratejik çıkarlarına zarar vermeye cesaret edemez” vurgusu yaptı. Haradinay, Sırbistan, Kosova’yı tanıyana dek bunun olmayacağını defalarca söylese de, vergilerin geri alınacağına kesin gözüyle bakılabilir. Çünkü “egemenlik” demiştik; bazen sınırlıdır.

Putin’in Sırbistan ziyareti Kosova Ordusu’nun kurulmasını izleyen günlere denk geldi. Konuya ilişkin çok sert bir yaklaşım sergilemediği söylenebilir. Ama Kosova’nın attığı her adımın Bosna Hersek’in boynundaki ipin biraz daha sıkılması anlamına geldiği unutulmamalı. Doğrusu ABD ya da AB, Kosova-Sırbistan müzakereleri için yaptığı girişimleri hala daha Bosna Hersek için yapmaya hazır değil. Ülke yönetimlerini değiştirip, bölge sorunlarını sunduğu imkânlarla ve yaratıcı fikirleriyle çözmeye ilgi duyan George Soros, Bosnalı Sırpları kışkırtan Milorad Dodik’i devirecek bir halk isyanı planlayamadı mı?

[1] Kosova’nın Uluslararası Suç Polis Teşkilatı –Interpol’e katılma teklifi 20 Kasım’daki genel kurul oylamasında reddedildi. Interpol’ün 192 üye ülkesinin üçte ikisinin (115) desteklemesi gerekiyordu ancak oy kullanan ülkelerin 51’i Kosova’nın üyeliğine karşı çıktı, 68’i lehine ve 16’sı çekimser oy verdi.

[2] Anayasal değişiklik için meclisteki 120 milletvekilinin üçte ikisinin ve aynı zamanda 10’u Sırp 20 azınlık milletvekilinin üçte ikisinin desteği gerekiyor. Bazı yasalar içinse çoğunluk şartı yeterli.

[3] Kosova Güvenlik Gücü, Kosova Kurtuluş Ordusunun (UÇK) devamı olarak 1999’da kurulan Kosova Koruma Güçlerinin dağılmasıyla arama – kurtarma, patlayıcı askeri malzeme ve tehlikeli madde imhası, yangınla mücadele ve insani yardım gibi acil operasyonlarla yükümlü müdahale birimi olarak 21 Ocak 2009’da kuruldu. 2500 aktif asker, 800 yedek kuvveti olan çok uluslu bir birimdir. KFOR, FSK’yı NATO standartlarında tam operasyonel yeterlilikle yetiştirmek üzere görevlendirildi, ABD üniforma Almanya araç desteği ve Türkiye dâhil pek çok ülke de mühimmat ve askeri malzeme sağladı. Kosova ordusu ise 5 bin muvazzaf ve 3 bin yedek olmak üzere toplam 8 bin askerden oluşacak.

[4] Kosovalı Sırplar, planla Sırbistan belediyeleri ile işbirliği, yüksek öğretim ve sağlık konularında kendi belediyelerinde doğrudan karar verebilme, Sırbistan Milli Eğitim müfredatını takip etme haklarını elde etmiş, belediyelerde 5 bin nüfusa ulaşıyorsa kendi bayraklarını çekme, kendi anadilini resmi dil olarak kullanma, kamu kurumlarında nüfusları oranında yer alma gibi haklarla donatılmıştı, Sırp Kilisesi de özerkleşmişti.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları