29.09.2021

Orman yangınları sürerken

Yıllarca yangın bölgelerinde her kademede ve Bakanlık karargâhında sorumluluklar almış, Orman Bölge Müdürlüğü görevini yürütmüş olan Aziz Bozatlı, orman yangınlarını değerlendiriyor: "Bu yangınların arkasında aranacak gerçek, çarpık ormancılık anlayışıdır."


Son günlerde ülkemizin Akdeniz kıyı şeridinde peş peşe çıkan ve maalesef can kayıplarına neden olan orman yangınları nedeniyle, medyada yapılan tartışmalar, genelde konuyu yeterince bilmeyen kişilerce yapıldığından, kamuoyu gerçeklerin tamamını kavramakta zorluk çekmektedir. Yapılan bunca televizyon programının her birinde konunun bir yönü işlenmekte, deyim yerindeyse körlerin fili tuttuğu organına göre tarif etmesine benzer bir anlayışla, sorunu herkes kendince başka türlü tanımlamaktadır. Bunun yanında gerçekleri tam yansıtmayan eksik veya yanlış bilgiler sosyal medyada dolaşıma sokularak, büyük ölçüde bilgi kirliliğine neden olunmaktadır.

Ben, bu yazımda yıllarca yangın bölgelerinde her kademede ve Bakanlık karargâhında sorumluluklar almış biri olarak, fazlaca ayrıntıya girmeden ancak konunun anlaşılmasına yetecek kadar teknik bilgileri de vermek suretiyle, konuyu ana hatlarıyla anlatmaya çalışacağım. 27 Temmuz 2021 tarihinden beri Muğla’dan Kahramanmaraş’a kadar uzanan Akdeniz sahillerimizdeki yangınların çıkış nedenlerinin kundaklama olduğu ihtimalini de konunun dışında tutuyorum. Yüzlerce yangın sürerken, birçok insanımız canını, malını, evini kaybetmişken, yangınlarla ilgili tartışma yapmanın sevimsiz olduğunu ve bu konunun yangın mevsimi dışında enine boyuna tartışılması gerektiğini de özellikle vurgulamak istiyorum.

Orman yangını; serbest yayılma eğiliminde olan ve ormanda yaşama birliği içinde bulunan canlı ve cansız tüm varlıkları yakarak zarar veren yanma olayıdır.

Akdeniz Bölgesinin orman ve makilik alanları, yüksek yanıcılığa sahip olmaları nedeniyle, bu bölgede yangınların çıkması hayatın doğal akışına uygundur. Bizdeki yangınların çoğunluğu insan kaynaklı ama yıldırım düşmesi gibi doğal nedenlerle de yangınlar çıkabilmektedir. Diğer taraftan bu günlerdeki özellikle Manavgat, Marmaris ve Milas yangınlarında olduğu gibi yüksek hava sıcaklığı, düşük hava nemi ve kurutucu rüzgâr gibi doğal faktörlerin yangının seyrini, hızını, alan büyüklüğünü ve söndürme çalışmalarını çok etkilediğini de belirtmek gerekir.

Orman yangınlarıyla mücadelenin üç evresi vardır;

  • Yangın öncesinde, planlama ve yangınların önlenmesine yönelik çalışmalar,
  • Yangın çıktıktan sonra, yangın söndürme çalışmaları
  • Yangın sonrasında yapılacak çalışmalar.

Yangın öncesinde planlama ve yangınların önlenmesine yönelik çalışmalar

Orman yangınlarıyla mücadelenin her üç evresini de düzenleyen ana yönetmeliğimiz olan “Orman Yangınlarının Önlenmesi ve Söndürülmesinde Görevlilerin Görecekleri İşler Hakkında Yönetmelik”in 11. Maddesine göre Orman Genel Müdürlüğünün (OGM) Taşra örgütü, il bazında “Orman Yangınları Söndürme Planları” hazırlarlar. Bu planlar sürekli yürürlükte olup, her yıl değişen şartlara göre güncellenirler. Son yangınlarda İl ve İlçe Yangın Koordinasyon Kurullarından dışlandığını iddia eden belediye başkanları, bu yönetmeliğin 32. maddesine göre oluşturulan kurulların doğal üyeleridirler. Dışlanmaları, devletin kendi yaptığı planları inkâr etmesi demektir.

Her yangın mevsimi öncesinde yangın gözetleme kuleleri, ilk müdahale ekipleri ile hazır kuvvet ekipleri, araç gereç ve teçhizat yönünden gözden geçirilerek aktif hale getirilir. Taşra örgütlerinin bu bağlamda yapabilecekleri, yöre halkının yangınlara ilişkin farkındalığını arttırmak üzere konferanslar verilmesi, afiş, duyuru ve uyarı levhalarının gözden geçirilmesi, gerekiyorsa yenilerin konması ve benzeri hizmetlerdir.

Orman insan ilişkisi anlamında yapılacak en etkin çalışma ise orman içi ve kenarında yaşayan insanlara yönelik çalışmalardır. Burada en hassas nokta, bu hizmet birimlerinin tamamında yöreyi tanıyan orman köy ve mahallelerinden insanların görevlendirilmeleridir. Biraz sonra anlatacağım nedenlerle ormanlara yöre halkı dışında girişler çoğalmıştır. Son yangınlardaki kundaklama ihtimallerini de dikkate alarak yerel güvenlik güçleriyle iş birliği yapılarak, ormanlara giriş çıkışlarda kontrol ve istihbarat çalışması yapılması da gerekecektir. Orman örgütü, sabit ilk müdahale ekiplerine ek olarak, insan hareketliliğinin yoğun olduğu yerlerde gezici ilk müdahale ekipleri görevlendirebilir.

Yangınlara Orman Örgütünü hazırlama, kullanılacak hava araçlarının nitelik ve niceliğinin belirlenmesi, nasıl bir havadan müdahale gücü oluşturulması gerektiği, merkezin yapacağı (OGM ve/veya ilgili Bakanlık) bir görevdir.

Günümüzdeki yangınlar nedeniyle çok tartışılan OGM’nin kullanacağı hava araçları konusunun geçmişini kısaca hatırlatmak isterim.

OGM ilk olarak 1988 yılında Fransa’dan 7 helikopter satın aldı. Helikopterler için Etimesgut’ta bir üs kiraladı. Helikopter sayısının iki katından fazla pilot görevlendirdi. Bunlara lojman verdi. Yazları yangın bölgelerinde görevlendirildiler ama diğer zamanlarda kapanın elinde kaldı. Bir büyük helikopter, Antalya’ya Başbakan Turgut Özal’ı almaya giderken Polatlı’da düştü. Helikopter işletmeciliği OGM’nin yangın ödeneklerinin çoğunu tüketirken, o ölçüde verimli olamadı. Çünkü OGM helikopter işletmecisi değil, kullanıcısıdır. Daha sonraları bazen Türk Hava Kurumundan (THK) bazen de başka kaynaklardan helikopter ve uçak kiralandı. Her seferinde başka kuruluştan başka hava araçları kiralanması ve farklı personel kullanılması, yerden mücadele ile koordine edilmesi gereken hava gücünün etkinliğini azaltmaktadır. Yangın esas olarak yerden yönetilir. Hava araçlarını da yerdeki yangın amiri yönetir.

2007 yılında THK ve OGM karşılıklı görüşerek 5 adet CL 415 tipi Kanada yapımı uçak almayı düşünürler ama uçakların her biri çıplak 25 milyon USD’dir. THK’nin gücünün çok üstündedir. Bunun üzerine tanesi 3 milyon USD olan gene Kanada yapımı biraz daha küçük CL 215 uçakları bulunur. Beş uçak için ek donanımlarla 16.5 milyon USD kaynak gerekmektedir ama THK’nın böyle bir kaynağı yoktur. Sonunda OGM ile beş yıllık kiralama sözleşmesi yapılınca, THK banka kredisi kullanarak bu uçakları satın alır. Şu günlerde THK’nın elindeki, kimilerinin hurda dediği, kimilerinin dört tanesi hizmet verebilir dediği uçaklar bunlardır.

Ülkemizde Orman yangınları dışında deprem, sel, yerleşim yerleri yangınları, arama kurtarma çalışmaları, tarımsal ilaçlama çalışmaları gibi birçok hizmette her tür hava aracı kiralamasında uygun model, uzman ve millî bir kuruluştan kiralama modelidir. Burada adı geçen hizmetleri yürütmekle görevli hiçbir kurum, hava aracı işletmecisi olmamalıdır. THK veya benzeri uzman bir kuruluşun bu hizmetleri üslenmesindeki yararları şöyle sıralayabiliriz;

  • Ülkemizin tüm sivil hizmetlerde kullanacağı hava araçları (Uçak, Helikopter… ve benzeri) bu kurum tarafından satın alınarak işletilir. İşletme, bakım ve personel gideri en aza ineceği için tasarruf sağlanır.
  • Her hizmetin gerektirdiği uzman pilotluk gelişir. Yangın pilotu, arama kurtarma pilotu, tarımsal ilaçlama pilotu gibi. Konumuz açısından orman yangını pilotlarının yangın bölgelerindeki araziyi tanımaları hizmette etkinliği arttırıp, yangınların yerden koordinasyonunu son derecede kolaylaştırır.
  • Şimdilerde her kurumun, ayrı ayrı ihaleye çıkarak her yıl değişen şartlarda, farklı firmalardan, hatta farklı ülkelerden hizmet satın alması, amaçları karşılamaktan uzak olduğu gibi kurumları da şaibe altında bırakmaktadır. Önce ateş edip sonra nişan alınması misali, önce firmanın belirlenip sonra onun hava araçlarına göre şartnameler hazırlandığı yolundaki spekülasyonlar her akşam televizyonlarda dillendirilmektedir.

Yangın çıktıktan sonraki söndürme çalışmaları

Kahramanmaraş’tan Çanakkale’ye kadar, yangına birinci derecede hassas ormanlarımızın olduğu bölgeler, en az bir yangın gözetleme kulesinin görebileceği şekilde bir gözetleme ağına sahiptir. Bir kulenin gördüğü duman ihbarı, tüm bölge müdürlüğünün duyabileceği şekilde kuleden iletilince, en yakın ilk müdahale ekibi yangına koşar. Diğer yakın ekipler de teyakkuza geçerler. Yangın ilk müdahale ekiplerinden uzaktaysa veya yolu olmayan sarp bir noktadaysa helikopterle ilk müdahale ekibi indirilir. Yangın hemen söndürülemezse, helikopter ve/veya uçak kullanılmasına karar verilebilir. Hava hâlleri dikkate alınarak, işçilerle söndürülmesi mümkün olan yangınlarda hava aracı kullanılmaz. Hava araçlarımız yokken yangına çok daha çabuk müdahale edilirdi. Şimdi genellikle her ihbara helikopter müdahale ediyor. Helikopterin su dökerek müdahale ettiği her yangına mutlaka yer ekibi de gideceğine göre, bu ekibin öncelikle müdahale etmesi gerekir. Her yangına önce helikopterle müdahale edilmesi, zaten oraya gitmek zorunda olan yer ekiplerini tembelleştirmiştir.

Uçak ve helikopterler tek başına orman yangını söndürmezler, ancak yangın söndürmenin bir aracıdırlar. Bunların yangın söndürmede ne kadar etkin olabilecekleri, ne kadar uygun hava aracının kullanıldığına, yer hizmetleriyle ne kadar iyi koordine edildiğine ve nasıl sevk ve idare edildiğine bağlıdır.  “Zafer piyadenin süngüsünün ucundadır.” şeklindeki askeri söyleme uygun olarak, orman yangınlarına ilk müdahale edecek olan da son noktayı koyacak olan da alandaki yangın işçisidir, orman köylüsüdür. Havadaki bir uçağın kiralama ücreti ile yerde yüzlerce yangın işçisi görevlendirebilirsiniz. Üstelik bunun istihdama katkısı, yerli ve millî olması (iktidarın söylemine uygun olarak), orman ve insan ilişkisini düzeltmesi gibi diğer yararları göz ardı edilemez.

Özellikle büyük amfibik uçakların bizim gibi kırık arazi yapısına sahip ülkelerde kullanımı sınırlıdır. Şurasını da unutmamak gerekir ki ilk müdahalede bastırılamayıp büyüyen ve şiddetli rüzgârın önüne düşen yangını, uçaklarla da söndürmek mümkün olmaz, doğal bir engelle karşılaşıncaya kadar devam eder. Önemli olan hızlı müdahaleyle yangının kontrol altına alınmasıdır.

Son yıllarda yangının ekolojik boyutu üzerinde de durulmaya başlanmıştır. Fazlaca teknik olan bu konuyu bir kenara bırakalım ama yangının ekonomik boyutu daha kolay anlaşılabilir olduğundan ona birazcık değinmek isterim. OGM verilerine göre, 2010 yılında orman yangınları ile mücadele faaliyetlerine döner sermaye bütçesinden yapılan harcama miktarı 48.701.431,79 TL olmuştur. Bu miktarın 42.011.720 TL’sini uçak ve helikopter giderlerinin oluşturduğu görülmektedir. Yani yangınla mücadele ödeneklerinin % 87,5’i hava araçlarına sarf edilmiştir. Diğer taraftan birim alan söndürme maliyeti 2001 yılında 612 USD iken, 2006 yılında 1293 USD ve 2009 yılında 5603 USD olmuştur. (Özden S.-2012)  

Yangın sonrasında yapılacak çalışmalar

Yangın sonrasında yanan alan, saha emniyeti sağlanarak yeniden ağaçlandırma programına alınır. Anayasa ve yasalarımıza göre bu alanlar, ormancılık amacı dışında bir hizmet için izne (Turizm, maden yatırımı gibi) konu edilemez. Ama yangınlar sürerken çıkarılan Anayasaya aykırı bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile yanan alanların turizm yatırımına açılabileceğine tanık olduk.

Bu günlerde yaşadığımıza benzer büyük yangınlar sonrasında, uzman bir ekip ayrıntılı inceleme yaparak bir rapor hazırlar. Deyim yerindeyse büyük yangınların hikâyesi yangınsız günlere yazılır. Bu tip yangınlar, geçmişte durum değerlendirmesine, hatta politika değişiklerine bile neden olabilmiştir.

Ülkemizde yakın tarihte 1994 Gelibolu Yarımadası yangını ile 2009’da Serik Taşağıl yangınlarını yaşadık. Her iki yangın da anız ateşinden çıkmıştı. Her iki yangın sonrasında bazı düzenlemeler yapılmıştı. Gelibolu yangını sonrasında 4114 Sayılı Kanun ile Orman Kanunu’nda değişiklik yapılarak, anız yakılmasına ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar varan cezalar getirilmişti. Taşağıl yangınından sonra OGM tarafından YARDOP denilen ve hâlâ tartışmalı olan bir proje geliştirilmişti. Anız yakılmasına devletin yasakçı yaklaşımının, orman-insan ilişkisine hiçbir olumlu katkısı olmamıştır. Yangın çıkınca oraya onlarca insanla müdahale ettiğinize göre vatandaşın anız yakmasına yardımcı olmak, çok daha akılcı ve ekonomik bir yaklaşımdır. Bu yanlış yaklaşım bile hâlâ düzeltilememiştir. 2021 yangınlarının da hikâyeleri yazılınca neler olacağını göreceğiz. Bu yazılacak hikâyenin birçok ögesi olacak ama en önemlisi sanırım, yangınlarda yerel örgütlerle nasıl bir koordinasyon sağlanacağı ve yerleşim yerlerinin nasıl kurtarılacağı olacaktır.

Hatalı politikalar

Orman yangınlarının nedenlerin büyük bölümü insan kaynaklı olduğuna göre yangınları önleme ve söndürme faaliyetlerinde de en büyük yatırımın insana yapılması gerektiği açıktır. Bunun için orman içinde ve kenarında yaşayan halk, ormanla bütünleşmeli, ormana yabancılaşmamalıdır. Son 19 yılda yapılan mevzuat düzenlemeleri, yöre dışından birçok yabancı insanın ormana girip çıkmasına ve ormanların bütünlüğünün bozulmasına neden olmuştur.

Asli orman ürünü satışları “dikili satış” yöntemi ile yapılarak, yıllarca orman köylüsünün yaptığı iş olanağı ve yasal avantajları (6831/40. mad.) kaybolmuştur. Daha önce orman işletmelerince doğrudan orman köylüsüne yaptırılan birçok hizmet (ağaçlandırma, erozyon kontrolü, sıklık bakımı…benzeri) ihale ile yaptırılarak, köylünün evinin önündeki işleri, müteahhidin getirdiği yabancı işçiler yapmaya başlamıştır.

Son olarak 6360 sayılı kanunla 30 ilin büyükşehir belediyesi yapılarak il hudutlarıyla belediye hudutları örtüştürülünce, Çankaya’nın bir mahallesiyle Çamlıdere’nin bir orman köyü mahalle yapılarak aynı şartlarda eşitlenmiştir. 2021 yangınlarında gördük ki birçok konuda yönetsel boşluklar devam etmektedir. Tarım ve Orman Bakanı; “Orman içi köylerindeki evlerin orman yangınlarından korunması ilgili belediyelerin sorumluluğundadır.” diyebilmiştir. İyi de arkadaş, sen bu köylünün evine bitişik orman için “Benim ormanım” diyorsun, o ormandaki yangını söndüremiyorsun, yangın vatandaşın evini tehdit edince de “Görev ilgili belediyenin” diyorsun. Bu kanunu sen çıkardın, yönetsel kargaşayı sen yarattın, bir bütün halinde orman yangınlarında merkezi otoritenin ve belediyelerin nasıl koordine edileceği konusu da senin görevin değil mi? Millet canı, malı derdindeyken, böyle bir yaklaşım deyim yerindeyse, topu taca atmaktır.

Ak Parti, son 19 yılda Orman Kanunu’nu 27 kez, Turizmi Teşvik Kanunu’nu 8 kez, Millî Parklar Kanunu’nu 7 kez, Maden Kanunu’nu 21 kez değiştirerek, ormanları çoğu yabancı olmak üzere turizm ve madencilik şirketlerinin yolgeçen hanına döndürmüştür. Ormanlar bir yandan bunca yabancının girip çıktığı; insan, makine, araç, gereç trafiğine maruz kalırken, orman köylüsü kendi çevresindeki ormana adeta yabancılaşmıştır.

2019 İzmir yangınından sonra insanlarımız duyarlılık göstererek yapılacak ağaçlandırmalara katkı sağlamak için paralar göndermişti ama OGM’nin 2019 ve 2020 ağaçlandırmaları alan olarak son on yılın ortalamasının altında kalmıştır (Çağlar, Y.-2021) Kendisine sağlanan imkânlar ölçüsünde canlarını dişlerine takarak yangınlarla mücadele eden ormancı çalışanları ayrı tutarak, Ormancılık örgütünün politika yapıcı üst yönetimi, yürüttüğü hatalı politikalarla örgütün kurumsal yapısına güveni sarsmıştır.

Aslında yukarıda çok azından söz ettiğim olumsuzlukların temelinde bir çarpık anlayış yatmaktadır. Ormancılık üst yönetimi 2003 yılında “Devlet ormancılığından millet ormancılığına geçiyoruz.” diye kendilerinin de tam olarak tanımlayamadığı, içini dolduramadığı bir kavram icat ettiler. 1937’den beri özenle tesis edilen devlet ormancılığının tüm ilkelerini çiğneyerek yozlaştırdılar. Ormanlar turizmcilerin, madencilerin, yabancı işçilerin yolgeçen hanına döndü. Bu yangınların arkasında aranacak gerçek, özetle bu çarpık ormancılık anlayışıdır.

 

Kaynaklar

Çağlar, Y Doç. Dr.-2021- Ormanlar ve Ormancılığımız üzerine sessiz Tartışmalar-Orman Yangınları Üzerine Sorulması ve Yanıtlanması gereken Sorular

Özden, S. Prof. Dr. 2012- Orman Yangını İnsan İlişkisi-Türkiye Ormancılar Derneği Yayını-2012-Ankara

 

 

 

 

 

Yazar

Aziz Bozatlı

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.