13.04.2024

Postmodern eğitim ve cemaatçi kabileler

Geleneksel değerlerden koparak büyük ölçüde siyasallaşan cemaat ve tarikatların, giderek kendilerini sosyolojik olarak millet olma bütünlüğünden soyutladıkları görülüyor.


Modern eğitimi başarıyla yürüten toplumlarda, çoğunlukla akılcı düşünce ve bilimsel zihniyete dayalı bilgi sistemi kurulur. Kurum ve kuruluşların yönetiminde rol alan liyakatli insanların sayesinde, yöneticiler ve kurumlar görevlerini yetkinlikle yerine getirir. Toplumsal gelişme ve bütünleşme sağlanır.

Akılcı düşünce ve bilimsel zihniyete uygun yöneticilerin olmadığı toplumlarda, çoğunlukla ekonomik gerilik ve eşitsizlikler yüzünden ahlaki çöküntü ve toplumsal çözülme yaşanır. Bu toplumlar, ‘modern eğitim’ ile ‘gelenekçilik’ arasında sıkışıp kalır. Her ikisine de tam uymayan, kendi içinde birçok çelişki ve tutarsızlıklar taşıyan kültür öğelerinden oluşan postmodern bir kültür ortaya çıkar.

Modern eğitimde akıl yolu ve toplumsal bütünlük

Modern eğitim yoluyla insanlara, öncelikle mantık ölçütlerine göre düşünme ve sorgulama yöntemleri öğretilir.  Üretkenlik ve verimliliği artırıcı eğitim içerikleri ile yeni bilgi akımlarını kullanma becerisi kazandırılır. Yaratıcılık ve sorun çözme kapasiteleri geliştirilir.

Akıl ve bilimi önceleyen modern eğitim, bilimsel bilgiler, felsefe, sanat, hukuk, edebiyat vb. gibi nitelikli bilgiler aracılığıyla toplumun bilgi sisteminde hızlı bir yenileşme sağlar. Kanıtlanmış ya da henüz yanlışlanmamış hazır bilgiler yanında, düşünme iradesi gösteren insanların yeni zihinsel çıkarımlara ulaşma yöntemleri öğretilir. Kişilere, yalnızca birtakım ‘bilgiler’ aktarılmaz, aynı zamanda ‘düşünme’ ve ‘bilgi edinme’ yöntemleri de öğretilir. Modern eğitim sayesinde, ‘aklın yolu birdir’ mantığıyla toplumsal bütünlük korunur.

Modern eğitimde geride kalanlar

Gelenekçi kültürler, küresel kapitalist sistemin ileri teknoloji ve ekonomi alt yapılı tüketim kültürünün gölgesi altında kalıyor. Kapitalist tüketim kültürünün ortaya çıkardığı değişimlere yeterince uyum sağlanamıyor. Genç kuşaklar tarafından gelenekçi yaşam biçimi pek önemsenmiyor. Güçlü kültürlerin akıl ve bilime dayalı kültür öğelerine karşı, alışılmış eski yaşam biçimiyle rekabet edilemiyor. Çoğu gelenekçi topluluklarda genç insanlar, alışılmış davranış kalıpları yerine, güçlü kültürlerden uygun davranış örüntülerine yöneliyor.

Kendilerine, kolay yoldan ekonomik varlık ve statü sağlayan gelenekçi siyasetçi ve topluluklar, etkili oldukları toplum kesimlerinin çocuk ve gençlerini devşirme yarışına giriyor. Egemen siyaset ve cemaat önderleri, çocukların ve gençlerin çeşitli sorunlarıyla yeterince ilgilenmezken, onları illa da gelenekçi ve ezberci eğitimin programlarına tabi tutmak istiyor.

Denetim altında tutulmak istenen genç kuşaklar, sorgulamaya gerek duyulmayan birtakım siyasal ya da dinsel akımların birer parçası olarak şartlandırılmak isteniyor. Modern eğitim yöntemleriyle yetişmiş insanlarla herhangi bir kültür etkileşimi olmasını engellemek maksadıyla karşıtlık üzerinden arabesk bir eğitim sistemi dayatılıyor. Çocuk ve gençlerin zihinlerine, ne ezberletilmiş ise onun dışına çıkılmayan katı zihinsel bariyerler oluşturuluyor.

Arabesk eğitim sürecinde, çoğunlukla yöneticilerin egemenliğini sürdürecek bir içerik ve biçim veriliyor. Özelde kişilerin bireyselleşmesine, genelde topluluğun milletleşmesine ket vuruluyor. Kişilerin bireysel irade ve kendi başlarına karar verme imkanları ortadan kalkıyor. Kişiler, çoğunlukla yöneticilerinin emrinde şartlandırılmış birer ’kul’ gibi oluyor.

Cemaatçi topluluklar ve kabileler

Postmodern eğitim pratiğinde, ’öğretim birliği’ sağlanamıyor. Ekonomik, siyasal ve dinsel tutumlar konusunda aşırı parçalanmış topluluklar, birbirinden büyük ölçüde yalıtılmış birçok ‘cemaat’ adacıkları oluşturuyor. Bunlar, yalnızca kendi varlıklarını sürdürmeye yarayacak dar kapsamlı bir eğitim programı izlemek istiyor.

Cemaatçi topluluklar arasında, en fazla dinsel söylem ve tutumlar üzerinden örgütlenen yapılar dikkat çekiyor. Bireysel üretkenlik ve şahsiyetleriyle toplumsal bir statü kazanamayan birtakım kurnaz kişiler, kendilerine sorgulanmadan itaat ve biat edecek mutlak bağımlı bir topluluk oluşturuyor.

Siyaseten egemen olanlar ise cemaatçi yapıların kolektif oy davranışlarını devşirmek uğruna, devletin mali ve yöneticilik imkanlarını onlarla paylaşıyor. Eğitim yöneticileri, çeşitli dinsel topluluklarla birtakım eğitim anlaşmaları yapıyor. Aslında, birbirlerini ayrı dinden insanlarmış gibi gören ve adeta ayrı birer ‘kabile’ gibi örgütlenen çeşitli cemaatçi yapılar giderek Afrika’nın klan ya da kabile toplum yapılarına benzeşiyor.

Fransız düşünür Jean-François Bayart, ‘Kimlik Yanılsaması’ adlı çalışmasında, Afrika kültürünün esas itibarıyla ‘kabile reisi’ üstünlüğüne dayandığını çeşitli örnekler üzerinden açıklıyor. Afrikalılar, geleneksel kabile hayatlarını, Batılı sömürgeci güçlerin de kışkırtmasıyla daha da keskinleştirmiş bulunuyor. Yeni bir düşünce veya kültür öğesi önerildiği zaman kabile reisinin görüşünü hesaba katmadan kendi başlarına karar veremiyorlar. Bayart’a göre, güçlü ve şiddetli bir ‘reis miti’ olması, demokrasinin Afrika kıtasındaki başarısızlıkta başat etken olmuştur (Bayart, 1999, 37-38). Hem Hindistan’da hem de Afrika’da, “cemaatçilik ile sömürgeciler tarafından bürokratik bir devletin inşa edilmesi arasındaki birliktelik rastlantı değildir.” Cemaatçi yapılar için buradaki siyasal tutum, devletin tümden reddedilmesi değil, devletin kurumlarını ‘temellük’ etme ve kaynaklarını paylaşma iştahı oluyor (Bayart, 1999, 85).

Ülkedeki postmodern eğitim toplumsal ayrışmayı körüklüyor

Geleneksel değerlerden koparak büyük ölçüde siyasallaşan cemaat ve tarikatların, giderek kendilerini sosyolojik olarak millet olma bütünlüğünden soyutladıkları görülüyor. Eğitim yöneticileri, akıl ve bilime dayalı eğitim sürecinden çok, ağırlıklı bir biçimde eski bilgi ve düşüncelerin biçimlendirdiği bir anlayışı yeğliyor. Gerçek ‘Millî Eğitim’ aracılığıyla bilinçli vatandaşlar yetiştirmek yerine, kendi zihniyetlerine yatkın yarı feodal sömürge topluluğu oluşturma tutkusu daha baskın geliyor. Egemen siyasetçiler, aslında modernliğin ve demokrasinin her imkanından yararlanıyor; ama iktidarlarını sürdürme uğruna demokrasi karşıtı ‘ şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar’ ile iş birliği yapmaktan da kaçınmıyor. Bu yüzden, ‘kolay yönetmek’ fantezisine kapılan kamu yöneticileri, akıl ve bilim eksenli eğitimden şiddetle kaçınan arabesk topluluklarla iş birliği yapıyor.

Modern eğitim, her daim kendi bireysel iradesine sahip çıkacak olan özgür ve özgün bireyler yetiştirmeyi esas alır; bu yüzden bunların yönetilmeleri zordur. Kolektif davranışlara göre eğitilmiş ve alıştırılmış dinsel topluluklar, geniş oy depoları gibi görülüyor. Siyasal demokrasi, bu toplulukların önde gelen şeyh ya da başkanlarıyla yapılan ekonomik çıkar ve yönetici kadro atamaları konusunda oy pazarlığı üzerinden yürütülüyor.  Popülist siyasetçiler, özgür bireyler yerine, çeşitli cemaat ve tarikat yöneticileriyle muhatap olmayı ve pazarlık yapmayı daha avantajlı görüyor.

Cemaatlere yönelik kamu desteği

Türk kültür tarihinde, geleneksel tasavvufi topluluklar, çoğunlukla siyasete bulaşmadan varlıklarını sürdürürlerdi. Hatta, milletin bütünlüğüne karşı herhangi bir eylemde bulunmadıkları gibi düşünce, müzik ve edebiyat alanında Türk kültürüne önemli katkılarda bulunurlardı. Oysa, günümüzdeki bu tür oluşumlar ya devlet imkanlarına abanmakta ya da yoksul toplumun nafakasına yaslanmaktadır.

Küresel sömürgeciliğin menzilinde olan toplumlarda, birçok konuda olduğu gibi sözde sivil toplumcu cemaat ve tarikatlar da destekleniyor. Türkiye’de, son yıllarda yönetici sınıfın bilerek ve kasıtlı olarak, siyasal eğilimli cemaat ve tarikatlara önemli destekler sağlamakta olduğu görülüyor. Bir yandan, devlet imkanlarıyla ekonomik destek sağlanırken (ihaleler, teşvikler, vergi muafiyetleri vb.), öte yandan liyakatlerine bakılmaksızın devletin önemli yönetim kadrolarına yerleştirildikleri gözleniyor. Bu durum, milletleşmenin sosyolojik evrimine aykırı olmanın yanında, tıpkı Afrika toplumlarında olduğu gibi, Türk Milleti’nin birtakım kabileler haline dönüştürülmesi anlamına da geliyor.

Türk Milleti’nin geleceği modern eğitimdedir

Türk Milleti, tarihsel ve sosyolojik gelişime bağlı olarak -birtakım sorunlar olsa da- milletleşme sürecinde çok ciddi bir aşamaya ulaşmış bulunmaktadır.  Sırf, dışarıdan dayatılan siyasal amaçlı yeni bir ‘ümmet’ inşa etme hayali için millet dokusunu çözücü cemaatleşme çabaları, doğrudan millet bütünlüğünü anlamsız bir çatışmanın içine sokma riski taşımaktadır.

Milli bütünlüğün varlığı ve yaşatılması için akıl ve bilime dayalı modern eğitim şarttır. Modern eğitimden uzaklaşarak arabesk eğitim üzerinden toplumsal dokuyu çözücü eğitim anlayışı, cemaatçi birtakım gerilim ve parçalanma tehlikesi taşımaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, ancak modern eğitim anlayışına dayanan gerçek bir ‘Millî Eğitim’ sayesinde korunabilir.

 

Jean-François BAYART (1999): Kimlik Yanılsaması (Çev. Mehmet Moralı), Metis Yayınları, İstanbul

 

 

 

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar