07.08.2022

Siyaset ve hınç kültürü

Türk demokrasi deneyiminde, seçmenlerin başarılı siyasetçileri sahiplenmesi ve başarısız olanları siyaseten dinlenmeye bırakması biçimindeki demokrasi döngüsü, pek işlemiyor.


İnsanların ihtiyaçlarını karşılama ve amaçlarına ulaşma konusu, yalnızca piyasa mekanizmasının arz-talep dengesine bırakılamaz. Tarihsel süreç içinde bir kısım hizmetler, toplumların en üst düzeyde örgütlenmiş tarzı olan devlet tarafından gerçekleştirilir. Genel olarak, devlet yönetiminin, ülkenin ekonomik ve sosyal kaynaklarının paylaşımında, kimlerden daha fazla vergi toplayıp, kimler için daha fazla kamu harcamalarını yapmalarına ilişkin görüş ve düşünceler ile ilgili uğraşlara “siyaset” denilmektedir. Siyaset, bir bakıma toplumun kaynaklarının paylaşım mücadelesidir.

Demokratik döngü rasyonel bir süreçtir

Demokratik bir düzende, her parti, vatandaştan devleti yönetme yetkisini almak için çeşitli görüş ve düşüncelerini topluma sunar. Devleti yönetme yetkisini seçim yoluyla kazanan parti “hükûmet” olur.  Halkın çoğunluğu mevcut hükûmetin yönetim tarzından memnun ise yeniden seçilir; memnun değillerse seçimleri kaybeder ve başka bir parti, hükûmeti kurar. Demokratik bir düzende, başarılı olan siyasetçiler yeniden seçilir; başarısız olanlar ise yeniden seçilemeyerek demokratik olarak cezalandırılır.

Başarısız siyasetçi niye seçilir ki?

Nüfusunun büyük ölçüde rasyonel düşünceden uzak ve demokrasi kültürünün yetersiz olduğu toplumlarda, siyaset yapma kültürü çok farklı yönelimlere sahiptir. Siyaset kurumuna, ülke yönetiminin kimlere emanet edilmesiyle ilgili etkinliklerin ötesinde başka anlamlar da yüklenmektedir. Orta doğunun iletişim kültüründe, hayatın her alanında yüz yüze eleştirilere ve karşılıklı tartışmaya pek izin verilmez. Güçlü olanların olumsuz olarak algılayacağı duygu ve düşünceler, çoğunlukla kişiler tarafından bilinçaltına atılır.  Kolektif bilinçaltına itilmiş ve bastırılmış olan bu eziklik duyguları, daha sonra kendilerini siyaseten temsil eden partilerin söylemlerinde ve özellikle iktidar oldukları zamandaki eylemleri üzerinden dışa vurulur. Siyasi mücadelenin yapılışı, çoğunlukla hükûmet olma çabaları biçiminde görünse de, içten içe toplumsal kesimlerin dünya görüşlerinin ve kolektif bilinçaltı güçlerinin kavgası biçiminde gerçekleşir. Siyasi partilerin kitleselleşmesi sonucunda, parti yöneticileri özellikle genel başkanları, seçmenlerinin gönlünde, onların kolektif bilinçaltında bulunan eziklik, aşağılanma ve dışlanmış olmalarından kaynaklanan kızgınlık ve öfkelerini de temsil edecek bir idole dönüşür. Geçmişte, kendilerince çok önemli sayılan imgeleri ve simgeleri bakımından aşağılandıklarını ya da yok sayıldıklarını düşünen yığınlar, bir anlamda siyaset üzerinden hınçlarını almak ve iktidar üzerinden daha somut biçimde görünür olmak adına, kötü temsil ve yönetime rağmen, parti yandaşlıklarından vazgeçemezler. Bu durumda, iktidardaki parti, demokrasinin doğal yapısına uygun olarak adil ve ahlaki bir paylaşım için mücadele eden bir örgüt olmaktan çıkar, adeta zayıflıktan ve eziklikten dolayı daha önceden ertelenmiş bir kavganın sosyal katarsis aracı hâline gelir. Bu yüzden, özellikle hükûmet olmuş partilerin seçmenleri, kendi partilerinin iktidarını, toplumsal sorunların çözüm fırsatı olarak görmekten çok, şimdiye kadar kendilerini üzen ve aşağılayan karşıt görüşteki kesimleri, devlet organları aracılığıyla hizaya getiren ve onlarla hesaplaşan bir rövanş aygıtı gibi görürler. Bu hınç ve kindarlık duygusu, seçmenlerin “doğru” ile yanlış”, “gerçek” ile “yalan” arasındaki sınırı ayırt etme yeteneklerini etkisiz hâle getirir ve onları büyülenmiş bir otomata çevirir. Böyle bir seçmen kitlesinin farkına varan siyasetçiler için siyasi mücadele, artık bir holiganlar savaşına dönüşmektedir.

Statü açlığı pek geçmiyor

Rasyonel düşünceye ve özgür iradeye dayalı millet olma bilincine ulaşamayan toplumlarda, ekonomik kaynaklar (mülkiyet, servet vb.) ile sosyal kaynakların (mevki ve makamlar, statü sembolleri vb.) paylaşımını, üretkenlik ve hakkaniyet kıstasları belirlemez. Bağımsız ve sivil inisiyatif yeterince gelişmemiş olmasından dolayı yüksek gelir düzeyi ile sosyal itibar sahibi olmayı çoğunlukla devlet imkanlarına yakın olmak tayin eder. Bu toplumlarda, ganimet ve rantçılık anlayışı oldukça yaygındır.  Devletin parasal imkanlarının ve resmi statülerinin dağıtımını elinde tutan siyasi takım, kendi taraftarlarını zengin etmeyi ve önemli mevki ve makamları kendi yandaşlarıyla doldurmayı, iktidarda kalmanın önemli bir güvencesi olarak görür.  Önemli bir kesim ise hem yoksulluk şartlarında yaşar hem de derin bir statü açlığı çeker. Varlıklı ve itibarlı kesimin daha önceden aşağıladığı ve yok saydığı toplum katmanlarının temsilcileri, demokrasi merdiveni ile iktidar katına çıkartıldığı zaman, çoğunlukla bu bir rövanş alma dönemi gibi görülür. Toplumsal düzenin, kendilerini dışlamış olduğu algısına kapılmış olan kitle için seçmiş oldukları siyasi önderler, siyasi bir özdeşleşme modeli olarak değerlendirilir. Bu kitle, kendileriyle ruhen özdeşleştikleri siyasi figürlerin söylemleri, eylemleri ve hatta israf ve ihtişamlarıyla adeta büyülenmiş gibi onlar üzerinden kendi statü açlıklarının sanal bir doyumunu yaşarlar. Ekonomik açıdan yoksulluk, belirli bir gelir güvencesiyle unutulsa da statü ve itibar açlıklarının unutulması pek kolay olmamaktadır.

Hınç ve kindarlık kültürü

Max Scheler, “Hınç” adlı çalışmasında, kendini otoritenin verdiği sıkıntı ve baskı altında hisseden, fiziksel ya da zihinsel zayıflıktan kaynaklanan korku yüzünden kızgınlıklarını dışa vurmaktan çekinen kişilerin içlerinde taşıdıkları hınç ve kindarlık duygularının zaman içinde onların kişiliklerini zehirlediğini anlatmaktadır. Scheler, hınç ve kindarlık duygularının, son derece bulaşıcı bir psikolojik özelliğinden söz eder (Scheler, 2015, 29). Geçmişe dair birtakım uygulamalardan dolayı alınganlık gösteren ve zayıf kişilikleri nedeniyle sessiz kalmış olan kişi ve grupların, belirli bir güce ulaşınca -özellikle devleti ele geçirince- olur olmaz her alanda hınç ve kindarlıklarını ortaya saçmaları çok tanıdık bir olgudur.

Türk demokrasi deneyiminde, seçmenlerin başarılı siyasetçileri sahiplenmesi ve başarısız olanları siyaseten dinlenmeye bırakması biçimindeki demokrasi döngüsü, pek işlemiyor. Çünkü, seçmen davranışlarında ve siyaset yapma alışkanlıklarında, daha önceden kolektif bilinçaltına itilmiş birçok hayal kırıklıkları, eziklik ve doyumsuzluk duyguları da dahil oluyor. Hınç ve kindarlığın yaratacağı suçluluk duygusunu aşmak ve kendilerini haklı görmek adına, çoğunlukla bu davranışlara dinî ve millî kılıflar bulunuyor. Özellikle siyasal İslamcı siyasetçiler ve siyaseten milliyetçiler, seçmenlerinin akıl ve vicdanlarına hitap etmekten çok, çoğunlukla yığınların geçmişten kalan hınç ve kindarlık duygularını kışkırtmayı sürdürüyorlar.

Çözüm, siyasetin bir ganimet paylaşımı, hesaplaşma ve rövanş alma aracı olmadığını; bir sorun çözme sanatı, orta sınıflaşma ve bütünleşme süreci olduğunu, özellikle genç kuşaklara ısrarla anlatmaktan geçmektedir. Hınç ve kindarlığın panzehiri, akıl ve bilim ile sevgi, saygı ve merhamet duygularını yaymaktır.

Scheler, Max (2015) : Hınç (Çev. Abdullah Yılmaz), Alfa Klasik,

 

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar