26.11.2022

Siyaset ve yolsuzluk kültürü

Bilinçli bir toplum, yöneticilerin millî gelirin üretkenlik ve hakkaniyet ölçütlerinde paylaşımını bozan yolsuzlukları karşısında, “Özel Bağımsız Denetim Kuruluşları” ve “Bağımsız Yolsuzluk Mahkemeleri” gibi kurumların oluşturulması için demokratik ve ahlaki bir tavır ortaya koymalıdır.


Demokratik toplumlarda, siyasi partiler biçiminde örgütlenmiş olan çeşitli görüş ve düşünceler, toplumun iyiliği ve huzuru için hangi ekonomik ve sosyal politikaları izleyeceklerini açıklayarak seçmenleri ikna etmeye çalışırlar.  Seçimlerde seçmenlerin desteğini alan siyasi elit, ülkedeki kamu bütçesinin ve kaynaklarının yönetim yetkisini almış olur.

Kamu kaynaklarının ve devletin para musluklarının başına geçen yöneticilerin, kamu mülkiyeti hakkındaki algıları ve anlayışları, kamu mallarını kullanma ve harcama biçimleri üzerinde de oldukça belirleyici olmaktadır. Sivil toplumlarda seçilmiş siyasetçiler, çoğunlukla iktidardaki konumlarının belirli sürelerle sınırlı olduğunun ve yapacakları icraatlarının yasal ve ahlaki bir çerçeveye uyması gerektiğinin bilincindedirler. Oysa imparatorluk bakiyesi ülkeler ile Ortadoğu kabile yönetim kültürünün etkisi altında yürütülmeye çalışılan demokrasilerdeki siyasetçiler, demokrasinin nimetlerinden yararlanarak seçim yoluyla devleti yönetme yetkisini aldıktan sonra genellikle devletin ve toplumun sahipleriymiş gibi bir yanılsama içine girmekteler. Seçilmiş siyasetçiler için bu algı ile devletin para musluklarının başına geçmiş olmalarının heyecanı birleştiği vakit, daha önceden bastırılmış “güçlü olma tutkusu” harekete geçmektedir. Geçmişe dair eziklik ve düşük statü duygularından beslenen bir hınçla, bir defa kamu kaynaklarıyla buluşunca, bunlar üzerinde hukuki ve ahlaki ilkelerin sınırlarının dışına çıkan para kazanma ve kazandırma tutkusu denetlenemez bir hâl almaktadır.  Bu bağlamda, demokrasi kültürünü henüz içselleştirememiş ve toplumsal bilinci yeterince gelişmemiş toplumların neredeyse tamamında, yaygın bir israf ve gösteriş ile müthiş miktarlarda yolsuzluklar meydana gelmektedir.

Bal tutan parmağını mı yalar?

Halkın demokrasi bilincinin yeterince gelişmediği toplumlarda, mevcut hükümetlerin kamu gelirlerini ve imkânlarını harcama kültürleri ile seçmenlerin bu konudaki beklentileri arasında pek bir illiyet yoktur. Seçmenler, çoğunlukla sadece kendi bütçelerine gelen artı gelirler ile ellerinden giden kayıplara göre vaziyet alırlar. Özellikle vergi vermeyen (bir anlamda sivilleşemeyen) halkın, hükümetlerin çeşitli hukuk ve ahlak dışı harcamaları ile kamu ekonomisindeki yolsuzlukları karşısında çok bir duyarlılık göstermedikleri bilinmektedir. Demokratik bir düzende siyasetin amacı, halkın “daha iyi bir yaşam sürmesi” ve “sorunlara etkili çözümler bulunması” için yapılır. Toplumsal gönencin şartlarından biri de, devlet yöneticilerinin halktan topladıkları vergilere sahip çıkmalarına ve hiçbir yolsuzluğa fırsat vermeden bu kaynakların toplumun çoğunluğunun yararına olacak biçimde kullanmalarına bağlıdır. Oysa yöneticilerin kamu harcamalarındaki yanlı, yanlış ve keyfi tercihleri karşısında seçmenlerin aşırı duyarsızlık ve kayıtsızlık göstermeleri, devleti yönetenlerin bu konularda daha dikkatli olma sorumluluklarında ciddi bir aşınma yaratmaktadır.

Ortadoğu yönetim kültürlerinde ve günümüzün sözde demokrasilerinde, ihale yolsuzlukları, rant kollama, kara para aklama, yurt dışına servet kaçırma, önemli kamu görevliliklerini satma, rüşvet, atama ve terfilerde yasal süreci yavaşlatarak iş takibinden çıkar sağlama gibi birçok hukuk ve ahlak dışı yollarla büyük hacimli adeta bir yağma kültürü oluşmaktadır.

Siyasetin yumuşak karnı “Pahalı Siyaset”

Siyasetin çok pahalı yapıldığı ve masraflı olduğu ülkelerde -belki de bu bir kasıtlı tercihtir- orta gelirli ve ahlaklı insanların siyasete girmeleri pek kolay olmuyor. İster milletvekilliği seçiminde olsun, isterse yerel seçimlerde olsun, seçim kazanabilmek için adayların yürüteceği seçim kampanyalarına harcadıkları paralar, seçildikleri takdirde elde edecekleri resmî maaş ve ek gelirlerinden çok daha fazla bir servete karşılık geliyor. Söz gelimi, beş yıllık belediye başkanlığı seçimine katılan siyasetçinin yapacağı seçim masrafı, neredeyse beş yıllık maaşından onlarca ve hatta yüzlerce daha fazla olmaktadır. Hiç rasyonel bir tercih olmadığı açıkça belli olan bu durum, sadece “Allah rızası” için katlanılan bir zarar olarak açıklanamaz; özellikle belediye başkanlığı seçiminin yapıldığı kentte, binlerce kişi “Allah rızası” diyerek iyilik sever insanlardan yardım beklediği bir yoksulluk ikliminde yaşıyorken!…

“Parayı veren düdüğü çalar mı?”

Pahalı siyasetin bu aşırı masraflarını karşılayan siyasetçi, seçimi kaybederse zaten ekonomik olarak bir yıkım yaşayacaktır. Seçimi kazanan siyasetçilerin ise başta ihale işlemleri olmak üzere diğer “akçeli” kamu hizmetlerinin görülmesiyle ilgili çalışmalarındaki kuşkulu durumlar sürekli tartışılmaya devem edecektir. Siyasetçilerin, seçim kampanyalarında yaptıkları harcamaları karşılayacak kaynakları olmadığı zaman muhtemelen kendilerine “akçeli” finansörler bulmak zorunda kalacaklardır. Pahalı siyasetin masraflarını karşılayan finansörler ise parasal olarak destekledikleri siyasetçileri sürekli bir minnettarlık psikolojisi içine sokarak onları en olmayacak konularda kullanmaya kalkışacaklardır. Böyle bir siyasi kültürde, rasyonel ve aydınlık düşünceye sahip, hukuki ve ahlaki ilkelere bağlı, sorun çözme kapasitesi yüksek olan nitelikli insanların siyasete girmesi de, daha önceden girmişlerse bundan sonra kalmaları da neredeyse imkânsız bir hâl almaktadır. Siyaseten seçilme başarısını (!) gösteren siyasetçinin, bireysel ve özgür iradesini koruması mümkün olmaması nedeniyle muhtemelen kendini seçtiren iradeye aşırı bir bağlılık göstermesi kaçınılmaz bir durum arz eder. Toplumun kaynaklarını, belirli bir meşruiyet içinde dağıtmak yetkisini alan siyasetçiler, “seçilmiş olmayı” bir anlamda harcadıklarını toplamaya başladıkları “hasat dönemi” gibi görebilmektedirler. Pahalı siyaset olgusu,  içeriğinde antidemokratik maddeler taşıyan siyasi partiler ve seçim yasaları ile birleşince, siyasetin şeffaflığı da, hesap verilebilirliği de, hukuki ve ahlaki değerlere bağlılığı da büyük ölçüde ortadan kalkmış oluyor. Muhtemelen böyle bir siyasi anlayışı destekleyen seçmenlerin kolektif bilinçaltlarında aynı zihniyet benimseniyor olmalı ki, destekledikleri siyasetçilerin kanıtlanmış olsa bile çeşitli yolsuzluklarına, devlet kesesinden haksız yere israf ve şatafat içindeki keyfi yaşantılarına karşı son derece duyarsız ve ilgisiz kalmaktadırlar.

Demokraside Nihai Denetçi Bilinçli Halktır!…

Bir ülkedeki siyaset kültürüne bulaşmış olan yolsuzluk hastalığını önleyecek temel denetimi, ancak toplumsal bilinci ve duyarlılığı yüksek olan halkın kendisi yapar.  Bilinçli bir toplum, yöneticilerin millî gelirin üretkenlik ve hakkaniyet ölçütlerinde paylaşımını bozan yolsuzlukları karşısında, “Özel Bağımsız Denetim Kuruluşları” ve “Bağımsız Yolsuzluk Mahkemeleri” gibi kurumların oluşturulması konusunda, aşağıdan yukarıya doğru demokratik ve ahlaki bir tavır ortaya koymalıdır.

Uygar bir toplumda seçmenler, kendilerini yönetmeleri ve sorunlarını çözmeleri için işbaşına getirdikleri siyasetçiler üzerinde etkili ve demokratik bir denetim kurarlar. Bu denetimin en somut göstergesi, özellikle yaygın yolsuzluklar ve haksızlıklar nedeniyle daha az gelirle yaşamak zorunda kalanların, bundan sonraki seçimlerde “oy verme davranışlarını” alternatif politikalar izleyecek olan siyasi partilere yöneltme esnekliğini göstermeleridir. Ayrıca, toplumsal bilinç düzeyinin yüksek olduğu toplumlarda,  yöneticilerin propaganda ve algı yönetme mekanizmaları pek karşılık bulmaz; yöneticileri aldatan çıkmadığı gibi, yöneticilerin de halkı aldatması pek mümkün olmaz.

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar