Soykırım yalanı – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______05.04.2019_______

Soykırım yalanı

MİSAK Editörü

Son zamanlarda Ermenistan Cumhuriyeti yönetimi ve yurtdışındaki özellikle Rusya, ABD, Fransa ve Batı Avrupa ülkeleri, Güney Amerika ve Ortadoğu ülkelerinde faaliyet gösteren Ermeni diasporası liderleri “Ermeni soykırımının uluslararası alanda tanınması için gözle görülür biçimde baskılarını arttırmış durumdalar. Ermenistan hükümetinin iç politika malzemesi ve Ermeni diasporasının lobi faaliyetleri için önemli hedeflerinden biri haline gelen bu kampanya, çoktan ve uzun zamandır Ermeni-Türk ilişkileri çerçevesinden çıkmış durumdadır. Son derece tarihi, kaba iftiralarla dolu olan bu hedef adı geçen ülkelerde kendi amaçlarına ulaşmak için yapılan politik ve uluslararası hukuk baskıları sonucunda Türkiye ve Azerbaycan halkı için bir iftira olup bu halklara karşı kin ve nefreti körükleyerek ve düşmanlık duyguları kabartarak bu halkların güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Bu sebeplerden dolayı “soykırımla (sözde “soykırım”) ilgili tüm gerçekleri ortaya koymak her vicdanlı ve sorumluluk sahibi tarih bilim adamının görevidir.

Sözde “Ermeni soykırımını” kabul ettirmek ve akabinde ideolojiyi gerçekleştirme hedefleri açıktır. Sözde soykırım mitolojisi Ermeni devletinin aşamalı olarak bölgesel genişlemesi yolundaki önemli politik ve hukuk aracı olarak kullanılmaktadır.

Ermenistan’ın yayılmacı politikasının argümanı

Bu sözde soykırım uydurmasının stratejik hedefi Ermenistan’ın önde gelen “Daşnak” partisini yöneten ve parti safından cumhurbaşkanı çıkaran Ermeni diasporasının program belgelerinde ve diğer organizasyonların ideolojisinde açıkça yer almaktadır. Tüm bunlardan görünen o ki sözde soykırım mitolojisi, Ermeni devletinin aşamalı olarak bölgesel genişlemesi yolundaki önemli politik ve hukuk aracı olarak kullanılmaktadır.

Sözde Ermeni soykırımının tanınması Ermeni ideologların projesine göre Ermenistan’ın bölgesel olarak genişlemesi yolunda atılacak birinci adım olacak ve akabinde “Soykırımcı ülke” Türkiye’nin Ermeni projesine uygun olarak “işgal ettiği” bölgeyi “boşaltacak”tır. Bu amaç ABD’deki Ermeni milli komitesi başkanı Leo Sarkisyan’ın Amerika’da yayınlanan “Armenian Uikly” adlı gazetenin 21 Mart 1987 tarihinde yayınlanan demecinde açıkça itiraf edilmektedir. O demeçte: “Ermeni sorunu sadece soykırımın tanınmasından daha önemlidir. Bu önemli sorunların başında sırasıyla bölgelerin yeniden düzenlenmesi, tazminat, büyük devlet olma arzusu gelmektedir. Biz ancak soykırım tanındıktan sonra öteki maddelere geçebiliriz.” demişti.

Bu konuyla ilgili diğer bir itiraf da ABD’de aktif faaliyet gösteren ve önde gelen Ermeni partilerinin 4 Nisan 1987 tarihli beyannamesinde açıkça yer almaktadır: “Bugüne kadar bizim tarihi topraklarımızın yüzde 70%’i Türklerce işgal edilmiş durumdadır” ve “Ermenilerin bölgesel taleplerle ilgili mücadelesi daha başlangıç aşamasındadır”. Beyannamede büyük güçlerin “Soykırımı ve Ermenilerin bölgesel haklarını resmen tanınması” talep edilmekte ve “Ermenilerin bölgesel taleplerinin gerçekleşmesinde” desteklenmesi istenmektedir. Bu olay gösteriyor ki, Ermenistan bugüne kadar 1921 yılında imzalanan Türk-Sovyet sözleşmesini kabul etmemekte ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımamaktadır.

Tarihi emeller için dayanak

Sözde soykırımın tanınması Ermenistan’ın bölgesel gelişmesi yolunda sadece Türkiye’yi değil, belki “yakın komşu” Azerbaycan hatta Gürcistan’ı da kapsamayı arzular ve akabinde Ermenistan’ın işgal ettiği Dağlık Karabağ sorununun yasallaşması için kolay propaganda ve politik şartlar elde edilmiş olacaktır. Aslında soykırım “kurbanı” olan bir halk hukuğu çiğner mi? “Zalim Türkler”den “zulüm gören” bir halk, bir ülke böyle saldırgan olabilir mi? Böylece sözde Ermeni soykırımı ve mağduriyeti koro şeklinde gündemi tutarken tarihin gerçekleri konusunda kimse düşünmez, Ermenistan’ın Azerbaycan’a yaptığı haksızlığı ve Azerbaycan topraklarını işgal ettiklerini kimse düşünmez, XX. yüzyıl boyunca Ermeniler tarafından Azerbaycan Türklerini kendi topraklarından sürme ve katliam yapma gibi durumları ve kısacası Ermenileri “hoşnut” etmeyen bu konularda kimse fikir yürütmez, ki Ermenilerin yaptığı bu gaddarlıklar Ermenici bilim adamları ve siyasilerince çizilen “Çok mağdur olmuş halk” portresinde yer almaz.

Bununla beraber Ermenilerin yayılmacı ideolojileri “Daşnak” partisinin (tekrar ediyorum, günümüzde Ermenistan Cumhurbaşkanı işbu partiyi temsil etmektedir) 11 Aralık 1985 tarihli politik manifestosunda belirtildiğine göre: “Birleşmiş Ermenistan’ın sınırları Ermeni bölgeleri ile birlikte Nahçıvan, Ahalkalaki (Gürcistan-yazar) ve Karabağ illerini de kendi içine almalıdır”. Ermenilerin güncel talepleri arasında Ermenilerin azınlıkta yaşadıkları Rusya’nın Krasnodar, Rostov ve Stavropol bölgelerinde Ermeni özerk bölgelerini oluşturmak vardır ve günümüzde bu bölgedeki Ermeniler daha fazla hak, daha fazla mülk ve daha fazla toprak talep etmektedirler.

Türk düşmanlığının vesilesi

Sözde soykırım tasarısını tanıtmak ve gündemde tutmak -ideologlarının hedefine göre- Ermeni teröristler tarafından 1973-1985 yılları arasında 70 Türk diplomatının öldürülmesi ve “Ermeni terörü” olarak adlandırılan ve ülkenin prestijini düşüren bu tür cinayetler uluslararası alanda insanların dikkatini başka tarafa çekmeye yarayacak ayrıca Daşnak Ermenistan’ı (1918-1920), Ermenistan SSCB (1920-1991) ve Ermenistan Cumhuriyeti (1991’den itibaren) gibi üç Ermeni devleti tarafından Azerbaycan Türklerine ve Azerbaycan’a karşı gerçekleştirilen katliam, toplu sınır dışı etmek ve terör cinayetlerinin kanıtlarını örtbas etmeye yarayacaktır. ABD’nin İstanbul büyükelçisi Mark Bristol, bağımsız Ermenistan’ın 1919-1920 yıllarında elde ettiği “kazanım”ları konusunda değerlendirme yaparken şöyle demektedir: “Son iki yıl içinde, Kafkas’ların Rus’lara ait bölgesinde kendi kendilerini yönetemediklerini mutlak bir şekilde gösterdiler, özelikle yönetimde ve hakimiyeti altındaki azınlık halklarına davranışlarında tamamen beceriksizlik sergilediler” Sonra devam ediyor: “Ben Ermenilerin toplam nüfusun yüzde 25%ini oluşturduğu ülkede bağımsız Ermenistan kuracaklarına inanmıyorum. Özellikle Ermenilerin kendi kendilerini yöneteceklerini hiç zannetmiyorum ve onların diğer halkları yönetmesine hiç izin verilmemeli. Eğer bu ülkenin herhangi bir yerinde herhangi bir halk kesimi Ermenilerin yönetimi altında olursa, onlar Ermenilerin tüm baskı ve zorbalıklarına tahammül etmek zorunda kalacaklardır”. İşbu tarihi tahminin tam olarak Ermeni-Azerbaycan ilişkilerindeki gerçeklikler için ne kadar doğru tahmin edildiğini alkışlamak için kelime bulmak zordur.

Sözde Ermeni soykırımı gündeme getirilerek “Pantürkizm tehlikesi”nin Rusya ve bölge ülkeleri için ne kadar tehlikeli olduğu tezini kanıtlamaktan ibarettir. Rusya’daki Ermeni Birliği başkanı Ermeni gazetesi “Azg”ın cari yılın 25 Nisandaki sayısında sözde soykırımı ile “Pantürkizm tehlikesini” bağdaştırmaya çalışıyor: “Türkiye devleti doğu, kuzey ve güney Kafkas Türklerini, ayrıca Güney Azerbaycan ve Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerini Çin’in Doğu Türkistan bölgesine kadar kendi yönetimi altında birleştirmek gibi politik hedefleri yolunda coğrafik olarak  tarihi gerçekleri kendi “yönleri” doğrultusunda çizme mahareti usta yazarları bile hayrete düşürür. Özellikle bu yıllarda Ermenistan’daki Azerbaycan nüfusu toplu göçe ve teröre maruz kalarak 1918 yılında 575 bin olan sayısı 1920 yılının başlarında 72 bine kadar düştüğü bu dönemde hangi “Bölgesel Pantürkizm programı” kastediliyor? Türkiye devleti özellikle 1915-1923 yıllarında Sevr anlaşmasına karşı mücadele ederken (Türkiye’yi 6 bölgesinin bölünerek işgal edilme planına) ve Türkiye aynı anda – Yunanistan, İtalya, Fransa, İngiltere ve Daşnak Ermenistan’ı ile savaşırken – ki bu ülkeler 1919-1920 yılları boyunca Türkiye’ye karşı ciddi biçimde savaşıyorlardı ve amaçları 2 Aralık 1920 yılında imzalanmış Aleksandropol sözleşmesinde belirtilen kapitülasyon şartlarını yerine getirmekten ibaretti. Rusya dış işleri komitesi reisi Çiçerin’in 1920 yılının Aralık ayının ortasında yazdığı mektupta bu dönemdeki Ermeni-Türk ilişkileri hakkında değerlendirme yaparken şöyle diyordu: “Sovyet yönetimi, Ermenistan sınırının yönetimini şefkatli Türk askerine bırakmaktansa Daşnakçı yönetimin sınırda zorbalık yapmasına izin vermektedir”. 24 Temmuz 1923 tarihinde itilaf devletleri Lozan konferansında hukuki olarak Türkiye’nin bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü resmi olarak tanımıştı.

Ermenileri birleştirmek için kullanılan araç

Sözde soykırım projesi Ermenistan içinde Ermeni halkının Türk ve Azerbaycan Türklerine karşı kin beslemek ve intikam hissini canlandırmak için kullanılan tek önemli araçtır. Ayrıca sözde soykırım uydurması tüm dünyadaki Ermenileri birleştirmek, Türkiye’ye ve bölgesel yayılmacı politikasında tüm gücü ve askeriyle engel olan Azerbaycan’a karşı tek ses haline getirmek için kullanılan tek ideoloji aracıdır.

Genel kanaat şu ki, Ermenilerin yaşadıkları iddia edilen olaylarla ilgili tüm bilgiler gerçek dışıdır. Bu anlamda düzeltilmesi gereken bir nokta vardır: o da tarihin objektif ve tarafsız olması gerektiğidir. 1912-1922 yıllarında geçen olayları o şekilde kabul etmenin, hatta insanlık için talihsiz olarak görmenin zamanı geldi artık. Tarih üzerinde ihtiyaca göre mağduriyet yaması yapıştırma girişimleri durdurulmalıdır.

“Kendi tarihini kendisi yazan halk, kendi geçmişini altın gibi gösterir ve kendi geçmişinin kaygan köşelerine objektif gözle bakamayacaktır. Ermeniler başka halklara göre bu konuda daha meyillidir. Özellikle XX. yüzyılın ikinci yarısında bu his daha da ivme kazandı. Bunun sonucunda Ermenilerin her durumu dramatik hale gelerek tarih boyunca mağdur olmuş halk rolüne büründü, eski tarihten beri şefkatli ve kendi halinde olan bu halk yeni dönemde de bu tarzıyla yaşadığı halini aldı. Ermeniler kendilerine ait yeni tarihin büyük bir kısmını masalsı ve mitolojik olarak yazdılar” diyor Pol Hontse.

Tarihi hata insanlar tarafından gerçek kabul edilinceye kadar geçerliliğini korur. Bu yüzden tüm ülkelerin bilim adamları tarihin objektif bir şekilde aydınlatılması için çağrı yapmalılar.

Ermeni lobisi tarafından öne sürülen tahrif edilmiş tarihe destek vermek demek Ermeni milliyetçi- şovenistlere ödül vermek demektir bununla birlikte XX. yüzyılda Ermenilerin terör politikaları sebebiyle etnik temizlik ve toplu göç ettirme gibi insanlık dışı faaliyetleri konusunda – ki bunun sonucunda yüz binlerce Türk ve Azerbaycan Müslümanları, Kürtler, Ruslar ve hatta Ermeniler hayatını kaybetmiştir – haklı olduklarını onaylamak demektir. İtibarlı bilim adamlarının tarihi kanıtları ve objektif değerlendirmeleri gösteriyor ki, Ermeni mağduriyeti XX. yüzyılın başları için büyük bir fenomen olarak değerlendirilemez. Bu olaylar savaş döneminde Doğu Anadolu’daki tüm kesimlerin maruz kaldığı trajedilerin bir kısmını oluşturur. Ayrıca bu olaylar Rus Çarı’nın desteğiyle silahlı Ermeni çetelerinin yerli Müslüman halkı bölgeden çıkartıp bağımsız bir devlet kurma girişimlerinin sonucudur. Bu olaylar Birinci Dünya Savaşı sırasında meydana gelen sivil savaştır ki Ermeni liderler ait olduğu ülkeye ihanet ederek insanları yönlendirmişlerdi. Jh. Mccarty “Osmanlı’da ve Çağdaş Türkiye’de Ermeniler (1912-1926)” adlı kitabında yukarıda sözü edilen konuyla ilgili şöyle bir ifade yer almıştır: “Kurulması planlanan bağımsız Ermenistan kurulsa bile, genel kanaat şu ki Ermenilerin başından geçirdiği olaylarla ilgili yazılan tarih inandırıcı değildir. Bu anlamda düzeltilmesi gereken bir nokta vardır: o da tarihin objektif ve tarafsız olması gerektiğidir. 1912-1922 yıllarında geçen olayların aslında nasıl olduysa o şekilde kabul etmeye, hatta insanlık için talihsiz olarak görme zamanı geldi artık. Tarih üzerinde ihtiyaca göre mağduriyet yaması yapıştırma girişimleri durdurulmalıdır”.

Tarihçiler Doğu Anadolu’da Müslüman ve Hristiyanların aynı anda tabi olduğu göç ve bu olayların gerçek sebepleri konusunda yeterince objektif ve tatminkar açıklamalarını yapmalarına rağmen, izah edilmesi gereken birçok konu mevcuttur. Bu yüzden parlamentolarında sözde soykırım tasarısını görüşmekte olan ülkeler (öncelikle ABD, Fransa, Rusya, İngiltere) ne zaman ki dünya tarihçileri kendilerine ve başka ülkelere ait arşivlere inerek olayları detaylarıyla araştırıp bir sonuca varırlar, o zaman doğru bir pozisyon alırlar ve suçlu tarafı belirlerler.

Sözde soykırım tasarısının uluslararası çapta tanınması için kanıtsız ve engelsiz yapılan kampanyalardan çıkartılacak sonuç ve öğrenilecek olan ders şudur: Eğer XIX. ve XX. yüzyılda Ermenilerin Doğu Anadolu’da ve Azerbaycan’da oynadıkları asıl roller ve olaylar hakkındaki asıl gerçekler tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmış olsaydı, sözde soykırım tasarısı Ermenilerin beslendikleri araç olmazdı ve Ermenilerin bölgesel yayılmaları için ideoloji olmazdı. Bu yüzden Ermenilerin tarihi tahrif ederek uydurdukları safsataların bir an önce aydınlatılması son derece önem arz etmektedir. Ermenilerin başkenti Erivan’ın resmi olarak bölgesel milli yayılmacı hastalığının asıl nedeni doğru yazılmamış tarihtir, bu toplumsal hastalığı ancak doğru yazılmış tarih tedavi edebilir. Bu mücadelede kullanılacak en önemli silah ise, uluslararası bilim adamlarının tümünün onayını ve fikrini alarak hazırlanan doğru bir tarih olacaktır. Jh. Mccarty 1984 yılında yazdığı eserinde günümüzdeki Dağlık Karabağ çatışmasını önceden teşhis eder gibi yorum yapmıştır: “Ermeni zorbalığı sorunu hakkında değerlendirme yapılırken, tarih unsuru görmezlikten gelinmemeli, zira tarih, hem Ermeni terörizminin kaynağı hem de bu belayı tedavi edebilecek tek unsurdur. Ermeni terörizmi yalanlarla dolu tarihin öne çıkartılmasından dolayı türemiştir, ve sadece bu noktadan bakıldığında bile Ermeni terörü zafer kazanabilir. Bu yüzden ben bu terörün çözülmesinde normal terör için kullanılan metottan ayrı bir metot kullanılmasını tavsiye ederim ki bu da tarihin tüm gerçekleriyle öğrenilmesidir.”

 

 

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları