29.11.2021

Sözde Ermeni soykırım yalanlarını çürüten altı belge

Savaş resimleriyle ünlü Rus ressam Vasili Veresçagin'in tablosunu Ermeniler, güya sözde soykırımda ölen Ermenilerin kafatasları olarak dünya kamuoyu ile paylaşmışlardır. Bunun Rus ressam Vassili Vereşçagin’in 1871’de yaptığı yağlı boya resim olduğunu Prof. Dr. Türkkaya Ataöv kanıtlamıştır.


Sözde  Ermeni soykırım ile  ilgili Euronews’a konuşan siyaset bilimci ve barış bildirisini imzaladığı için Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden KHK ile ihraç edilen  Faruk Alpkaya şu tespitte bulunmuştur: Hukuk açısından, o tarihte soykırım bir suç olarak tanımlanmadığı ve yasaların geriye yürütülmesi mümkün olmadığı için soykırım denemez. Ancak, sözleşmede sayılan eylemlerin hepsi 1915’te Ermeni halkına yok etmek kastıyla uygulanmıştır. O günden bu yana Ermeni halkının yalnızca insan varlığı değil, mal ve kültür varlığı, geçmişi ve geleceği de yok edilmiştir.”   

Açıklamanın ilk bölümü doğrudur. Fakat  Ermeni halkının yok edilmesi söz konusu değildir. Öyle olsaydı İstanbul’da bir tane Ermeni kalmazdı, Agos gazetesi de yayınlanamazdı. Nor Zartonk (Yeni Uyanış) Temsilcisi Murad Mıhçı’ya göre “Kalmışız 40 bin kişi, bunun yarısından fazlası ihtiyar, kalanın çoğu yavaş yavaş yurt dışına gidiyor”  açıklaması da doğru olmazdı. Ermeni tehcirinde   kayıp yaşanmasının sebebi, büyük ölçüde organizasyonsuzluktur. Tehcirde hayatını kaybeden Ermeni sayısında bir uzlaşı yoktur. Fakat sözleşmedeki tanıma uyduğu sürece bin kişinin ölümü bile soykırımdırTıpkı Bosna soykırımında olduğu gibi. 

Eğer sözleşmedeki tanıma uymuyorsa yüzbinlerce kişinin ölümü bile soykırım olmayabilir. Tıpkı Çanakkale’de şehit olan 250 bin Türk gibi.  

Ermeni muhibbi   Taner Akçam, Osman Baydemir,  Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Cengiz Aktar,  Fatih Akın,  Gürbüz Çapan,  İsmail Beşikçi (yanda) gibi sözde soykırım anıtına giderek çiçek koyan 16 Türk’ten her biri  1,5 milyon Ermenin mezarları nerededir diye neden sormadıklarını Türk milletine açıklamalıdır.  

Ermeni diasporasının Fransa’daki önde gelen isimlerinden ve çok sayıda Türk diplomatın şehit edilmesinden sorumlu olan Ermeni terör örgütü ASALA’nın avukatı Patrick Deveciyan, Covid-19 nedeniyle 29 Mart 2020 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Fransa’da 1915 Olayları’nın “soykırım” olarak tanınmasında önemli rol üstlenen Deveciyan 75 yaşında idi.  

Paris’te görev yaptığım 1985-1990 döneminde çok aktif bir Türk düşmanı olarak tanıdım kendisini. Ermeni kökenli Fransız politikacı, 1983’te girdiği siyasette hem eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac hem de Nicolas Sarkozy dönemlerinde bakanlık görevi üstlenmişti. Deveciyan’ın kısa bir cümlesi yukarıda adı geçen 16 Türk vatandaşının kulağına küpe olmalıdır: “Ben Ermeni değilim Fransızım.”  Tıpkı  “oyunu kaybederseniz kuralı değiştirin” de olduğu gibi. Yurt dışında yaşayan Ermeniler en yalancı    diasporadır.  Dünyada bunun bir benzeri  yoktur.   

Bu konuda  SBF’den hocam  Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün  araştırmaları, Ermeni sahtekarlıklarının en önemli ikisinin ortaya çıkarılmasını sağlamıştır.   

“Savaşın Yüceltilmesi” tablosu müthiş bir sahtekarlık örneğidir. Kimsenin aklına gelmeyecek aşağılık iftiraları atabilen bir millete acaba ne denir?  Savaş resimleriyle ünlü Rus ressam Vasili Veresçagin‘in  (annesi benim gibi Kırım Tatar kökenlidir) tablosunu Ermeniler, güya sözde soykırımda ölen Ermenilerin kafatasları olarak dünya kamuoyu ile paylaşmışlardır. Bunun Rus ressam Vassili Vereşçagin’in 1871’de yaptığı yağlı boya resim olduğunu Prof. Dr. Türkkaya Ataöv kanıtlamıştır.  

Ermenilerin ikinci büyük  yalanını da yine  Prof. Dr. Ataöv ortaya çıkarmıştır. Ataöv, konferans için gittiği Los Angeles California Üniversitesi’nde ‘İnkarın Yüzü Yalan Söylemez’ başlığı ile Atatürk’ün Köşk’te çekilmiş bir fotoğrafının tahrif edildiğini görmüştür. 

 

Sahtekar Ermeniler köpeklerin yerine bağırsakları dışarı çıkarılmış bir Ermeni çocuk cesedini yerleştirmişler.  Sözde soykırımı kanıtlamak için, akla gelmedik yalana başvurmaktan ve tarihi belgeleri tahrif etmekten kaçınmayan Ermeni diasporası bir aşağılık tahrifata  daha imza atmıştır. Prof. Ataöv Hürriyet’e yaptığı açıklamada, California Üniversitesi’nde sahnenin yan gerisine (fotoğrafın sahneye göre sol yan tarafı)  asılan  ve Atatürk’ün fotoğrafının önüne bağırsakları dışarı fırlamış kanısını veren  bir  çocuk cesedini görünce çok şaşırmıştır. İlanın en üstünde ise “İnkarın Yüzü Yalan Söylemez” başlığı vardır. Toplantı, 14 Nisan 2005 tarihinde  Alfa Epsilon Omega Ermeni Soykırımı Anma Komitesi’nce düzenlenmiştir.  Ataöv’ün  açıklaması  aşağıdadır. 

“Fotoğrafın sol üst köşesinde Atatürk’ün Latife Hanım’a yazısı ve imzası var. Fotoğrafın aslında Atatürk’ün ayağının dibinde sanki bağırsakları çıkmış gibi duran bir çocuk değil, dört tane ufak köpek yavrusu var. Ermeni foto- kurgucular bu köpekleri bir ölçüde yerlerinde tutup üstüne bir resim yapıştırmış ve barsak kanısını uyandıracak bir çeşit kolonu eklemeyi de ihmal etmemişler. Hedefleri; bir ulusu, Cumhuriyet rejimini ve onun kurucusunu böyle bir sahtekarlıkla karalamak ve bu oyunu ortaya dökmede hem aciz, hem isteksiz yabancı çevrelere soykırım diye bir şeyi kısa yoldan kabul ettirmektir.” 

Diaspora Ermenilerinin üçüncü büyük yalanını Bilkent Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Jeremy Salt tespit etmiştir. Avustralyalı tarihçi 2005 yılında Oxford Üniversitesi tarafından yayınlanan  Prof. Dr. Donald Broxham’ın “Büyük Soykırım Oyunu: Emperyalizm, Nasyonalizm ve Osmanlı Ermenilerinin Yok Edilişi” (The Great Game of Genocide. Imperialism, Nationalism and the Destruction of the Ottoman Armenians) kitabındaki fotoğrafların gerçek olmadığından şüphelenince, bir sahtekarlık daha ortaya çıkmıştır. Erivan’daki Soykırım Müzesi’nde sergilenen, altında “Türk resmi görevlisi açlıktan ölmek üzere olan Ermeni çocuklara ekmek göstererek alay ediyor” ifadesinin yer aldığı fotoğrafın sahte olduğunu belirlemiştir 

Fotoğrafta elinde ekmek tuttuğu görülen adam montajlanmıştır.  Kitap yayınlanınca o dönem İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu  koordinatörü Servet Hassan Oxford Yayınları Tarih Editörü Christopher Wheeler’e fotoğrafın montaj olduğunu açıklamıştır.  Wheeler, fotoğrafın sahte olduğunu kabul etmiş, kitapların  piyasadan çekildiğini açıklamıştır.  Fakat sonraki baskılarda  fotoğrafın altına, “Bu fotoğrafı her iki tarafın da başvurduğu sahtekarlıklara örnek teşkil etmesi için yeniden yayınlıyoruz” açıklamasını  eklemişler. 

Fotoğraf Dünya Savaşı’nda çekilmiş olsaydı adam Osmanlı memuru olmalıydı, Türk görevlisi değil. Fotoğraftaki adam ceket ve kravatlı. Oysa Osmanlı memurunun boynuna kadar düğmelenen yakasız gömlek ve fes giymesi gerekirdi.  Fotoğrafın pikselleri 2400  defa  büyütülünce birçok fotoğraftan alınmış parçalardan oluştuğu  görülmüştür. Adam figürü  derlemedir. Çocuklardan birinin elinde bir şey varmış gibi görünüyor. Oysa elinde hiçbir şey  yoktur. Çocuğun parmak kenarları kesik kalmış. Çocuklardan birinin, bir kolu diğer kolundan çok daha incedir. Adamın arkasındaki duvar, birdenbire beyaz bir boşluğa dönüşmektedir.  

Dördüncü büyük  yalanı  AVİM  belirlemiştir.  Türk Tarih Kurumu’nda AVİM araştırmacıları tarafından araştırma yapılırken bir fotoğrafın sözde Ermeni soykırımı propagandası amacıyla kullanıldığı  fark edilmiştir.  Fotoğraf 1904 yılına aittir. Rus Kazakları, Rusya’dan  bağımsızlıkları karşılığında Rus ordusunda ayrı bir “Rus Kazak Birliğioluşturmuşlar. “Pro Armenia” gazetesinin 15 Eylül 1904 tarihli sayısında Rus Kazaklarının mezalimi gösterilmiştir. Bunun, sözde Ermeni soykırımı ile ilgisi yoktur. Arama motorlarında aratıldığında fotoğrafın,  sözde Ermeni soykırımı propagandası amacıyla kullanıldığı görülmektedir.  Fotoğraftakiler  Rus Kazaklarıdır. 

Beşinci büyük yalan Merrill D. Peterson’a aittir: 1915 ile 1925 yılları arasında Osmanlı Türkiye’sinde 1,5 milyon kadar Ermeni Suriye çölüne yürürken erkek, kadın ve çocuk öldü, infaz edildi ve açlık kurbanı oldu.”

Peterson, “Starving Armenians America and the Armenian Genocide, 1915–1930 and After” isimli kitabının tanıtımında şunları yazmıştır: “Osmanlı İmparatorluğu’ndaki dini ve kültürel bir azınlık olan Ermeni halkına yönelik zulüm ve çileler Birinci Dünya Savaşı döneminde zirveye ulaştı. 1915 ile 1925 yılları arasında Osmanlı Türkiye’sinde 1,5 milyon kadar Ermeni Suriye çölüne yürürken erkek, kadın ve çocuk öldü, infaz edildi ve açlık kurbanı oldu.” Birinci Dünya Savaşı’nın 1918 yılında bittiğinin, 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğunun bile farkında olmayan Peterson’a bu durumu hatırlatmak isterdim ama 2009 yılında vefat etmiştir. Yaşasaydı,  1,5 milyon Ermeni öldürüldüyse  bunların mezarları ve kemikleri nerededir diye soracaktım.  

Altıncı büyük yalan yukarıdaki fotoğraftır. Fotoğrafa dikkat edilirse iki asker  havada asılı duruyor. Dev adamlar. Boyları  sur duvarları kadar. En az  5 metre. Kuru kafalar da tamamen montaj. Dokuz kuru kafa  vücutlarından ayrılmış, hepsi de diklemesine duruyor. Sanki cehennemden kaçarken kafalarını orada bırakmış ayağa kalkmış cesetler gibi.  

 

Yazar

Sadık Rıdvan Karluk

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar