Suriyeli sığınmacılar ve geriye göçleri – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______21.03.2019_______

Suriyeli sığınmacılar ve geriye göçleri

Süleyman Karahan
Ümit Özdağ "Bayram vesilesiyle birçok Suriyeli sığınmacının ülkelerine gittiklerini ve Türkiye'ye döndüğünü görüyoruz. Avrupa'ya giden Suriyeli sığınmacılar Suriye'ye tatil için gittikleri zaman tekrar gittikleri ülkeye kabul edilmiyorlar, doğrusu da budur."
Ümit Özdağ “Bayram vesilesiyle birçok Suriyeli sığınmacının ülkelerine gittiklerini ve Türkiye’ye döndüğünü görüyoruz. Avrupa’ya giden Suriyeli sığınmacılar, Suriye’ye tatil için gittikleri zaman tekrar gittikleri ülkeye kabul edilmiyorlar, doğrusu da budur.”

 

Suriyeli Mülteci Krizi ve Türkiye’deki Suriyeliler

15 Mart 2011 tarihinde, Arap Baharı olarak bilinen gösteriler ile başlayan Suriye Krizi’nde Nisan ayı itibariyle ortaya çıkan çatışma ortamı ülkeyi bir iç savaşa doğru sürüklemiş, iç savaşın ülke geneline yayılması ve hayatın yaşanmaz duruma gelmesiyle birlikte kendilerini risk altında hisseden, temel ihtiyaçlarını ve güvenliklerini karşılayamaz duruma düşen Suriyeliler çareyi ülkelerini terk etmekte bulmuşlardır.

Suriye’de yaşanan gelişmeler neticesinde yaşanan kitlesel iç ve dış göç, dünyanın en büyük insani krizlerinden birisini yaratmıştır. Bu krizle birlikte, Nisan ayında Suriye’den Türkiye’ye doğru sığınmacı akını başlamış, 29 Nisan 2011 tarihinde ilk kafile Türkiye topraklarına giriş yapmıştır. Suriye Krizi’nde dört yılda BM’nin resmi rakamlarına göre altı milyona yakın Suriyeli evlerini terk ederek ülke içinde güvenli bölgelere yerleşmiştir.

Suriye ile güçlü tarihi, kültürel ve komşuluk bağları olan Türkiye, toplu göç hareketlerinin başladığı tarihten itibaren krizden etkilenen Suriye vatandaşları için “açık kapı politikası” izlemiş ve dört yıl içerisinde %44’lük kabul oranı ile Suriye’ye komşu ülkeler arasında en fazla Suriyeli sığınmacıyı ağırlayan ülke durumuna gelmiştir.

Türkiye’ye gelen Suriyeliler ilk aşamada sadece sınır illerinde ve kamplarda ikamet etmişlerdir. İç savaşın uzaması ile kamp sayısı yetersiz kalmaya başlamış, kamplardan bağımsız olarak bir kısım Suriyeli kamplar yerine, sınır illerinde veya ilçelerinde akrabalarının yanında ya da kiraladıkları evlerde ikamet etmeyi tercih etmeye başlamışlardır. Bu durum, süreç içerisinde sayılarındaki büyük orandaki artışla birlikte ülkenin neredeyse tamamına dağılmalarına neden olmuştur. İç savaşın uzaması ise göç hareketlerini daha da artırmıştır.

Zaman içerisinde Suriyelilerin %85’i kamp dışındaki illerde yerel halk ile birlikte yaşamını sürdürmeye başlamıştır. Savaşın süresinin uzaması, Suriye’den gelen göç dalgasını beklentinin çok ötesine çıkarmıştır.
Bütün bu gelişmelerin neticesinde, Türkiye’ye gelen Suriyelilerin sayısı her geçen gün yükselmekte, gelenlerin de süreç içerisinde ülkede kalma eğilimleri sürekli artmaktadır. Bu durum göçün doğasına uygun bir biçimde evrensel olarak dünyanın başka yerlerinde de gözlemlenen ve beklenen bir durum olarak görülmekle birlikte bugün Suriye’deki iç savaş sona erse dahi Suriyelilerin büyük bir kısmının, yıkılan yerleşim yerleri tekrar yaşanabilir hale getirilene kadar ülkelerine dönmeyeceği tahmin edilmektedir. Ayrıca BM’nin dünyanın farklı coğrafyalarında yaşadığı deneyimler ve istatistikler mültecilerin en az üçte birinin geri dönmeme ihtimalinin olduğunu göstermektedir.

Evrensel olarak her geçen gün yaşadıkları ülkede tutunmayı başaran insanlar, özellikle de ülkeleri daha kötü koşullara sahipse, savaş ortamı varsa, geldikleri ülkede kalmayı tercih etmektedirler. Türkiye’de yaşayan Suriyeliler, ülkelerinde barış ve huzur ortamı sağlanırsa geri dönebileceklerini söyleseler de bunun kısa ve orta vadede imkânsızlaştığını da kabul etmektedirler. Yani Türkiye’deki Suriyelilerin çok ciddi bir bölümünün geri dönmeme ve sürekli olarak Türkiye’de yaşamayı tercih etme olasılıkları oldukça yüksektir. [1]

Ajans Press’in İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerinin yanı sıra medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’de 2018 yılı dâhil olmak üzere 3 milyon 583 bin 434 Suriyeli sığınmacı bulunduğu tespit edildi.
Suriyeli sığınmacıların en fazla yaşadığı il ise 561 bin 159 kişiyle İstanbul olarak görüldü. İstanbul’u 475 bin 782 kişiyle Şanlıurfa takip ederken, 445 bin 95 kişi ile de Hatay izledi.
Suriyeli sığınmacılar konusu, son altı yıl içerisinde medyanın en çok konuştuğu başlıklar arasında bulunurken, resmi rakamların yanı sıra gayri resmi Suriyeli nüfusun da göz ardı edilemeyecek kadar fazla olduğu bilgisi medyada ön plana çıkan başlıklar arasında yer aldı.

Elde edilen verilerde, Türkiye’de en çok Suriyeli sığınmacıyı barındıran diğer iller; Bursa, Konya, İzmir, Adana, Gaziantep, Mersin ve Kilis olarak görülmekte. Söz konusu bütün illerde Suriyeli sığınmacı sayısı 100 binin üzerinde görülürken, 2017 sonu itibarıyla nüfusu 136 bin 319 olan Kilis’in nüfusundan fazla Suriyeli sığınmacı barındırması dikkat çekti.
Ülkemizde yaşayan milyonlarca Suriyeli sığınmacı olmasına karşın Türkiye’den çıkış yapan Suriyelilerin de olduğu görüldü. Toplamda 13 bin 791 Suriyeli Birebir Formülü kapmasında Türkiye’den çıkış yaparken, 5 bin 188 kişinin Almanya’ya gittiği belirlendi. Almanya’nın ardından en çok tercih edilen ülke 2 bin 609 kişiyle Hollanda, bin 837 kişiyle de Fransa olarak saptandı. [2]

Türkiye’ye olan insan göçleri ve sığınmaların sosyal ve hukuki yapısı

Suriye krizine kadar, geri kalmış ülkelerden Türkiye’ye yönelik düşük düzeyli düzensiz göçmen akımı mevcuttu, fakat yıllık giriş rakamları çok yüksek olmadığı için bu yük kolaylıkla hoş görülebiliyordu. Oysa Suriye krizi tüm dengeleri değiştirmiştir. Suriye’de devam etmekte olan savaşa farklı aktörler uzlaşmaz beklenti ve çıkarlarla müdâhil olmuşlardır. Bu nedenle savaşın ne kadar süreceği ve savaş sonrasında Suriye’nin bir bütün olarak kalmayı başarıp başaramayacağı belirsizdir. Belirtilen durumun doğal bir sonucu olarak Suriyeli mültecilerin yakın gelecekte ülkelerine geri dönmeleri beklenmemektedir.
Nitekim bazı mülteciler Türkiye’den ayrılmak istemezken bazıları Avrupa ülkelerine, özellikle Almanya’ya ulaşmayı hedeflemektedir. Bunların büyük kısmı bir daha Suriye’de yaşamak arzusunda değildir. [2]

Türkiye’nin mülteciler konusundaki uluslararası yükümlülükleri de Cenevre Sözleşmesi ve 1967 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokol çerçevesinde belirlenmiştir. Ancak, Türkiye’nin 1951 Sözleşmesi’ndeki “coğrafi çekincesi” nedeni ile Türkiye sadece Avrupa’dan gelen insanları “mülteci” statüsünde kabul etmekte, Avrupa ülkeleri dışından gelenleri ise “sığınmacı” olarak değerlendirilmektedir. Söz konusu coğrafi çekince ve milli mevzuatımızda getirilen “Avrupa’da meydana gelen olaylar sebebiyle” açıklamasını ihtiva eden sınırlama nedeni ile Türkiye’deki Suriyelilere “mülteci” statüsü verilememektedir.

2014 yılında yürürlüğe giren Geçici Koruma Yönetmeliği ile kollektif bir statü olan “geçici koruma statüsü”nün işletilmesi yoluna gidilmiş ve Türkiye’de kayıt olan Suriyeliler “geçici koruma” statüsünde değerlendirilmiştir.
Türkiye’de bulunan Suriyeliler, kamplarda ve kamp dışında yaşamaktadırlar. Kamplarda yaşayanların büyük kısmı, refah ve sosyal imkânlar açısından kamp dışındakilere göre daha iyi durumdadır. Buna karşın Suriyelilerin yaklaşık %85’lik kısmı kamp dışında yaşamaktadır. Dolayısıyla Türkiye’deki Suriyelilerin karşı karşıya kaldığı sorunların esas boyutunu kamp dışında, şehir merkezlerinde yaşayanlar oluşturmaktadır. Şehirlerde yaşayan sığınmacıların sosyal uyumunda birçok sorun yaşanmaktadır. Öncelikle kısa süreli ve geçici bir durum olarak görülen göç dalgası, gün geçtikçe kalıcı bir hâl almaktadır. Bu durum göç eden ve göçü kabul eden insanların psikolojilerini ve tepkilerini kaçınılmaz olarak etkilemektedir.
Mevcut duruma bakıldığında, kamp dışında yaşayan Suriyelilerin hayatın genel akışı içerisinde sistematik olarak sosyal uyum sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlayamadığını göstermektedir.

Suriyelilerin beklentilerinde özellikle “çalışma hayatına entegrasyon” ve “çocuklarının eğitimi” konusunun öncelikli konular arasında yer aldığı görülmektedir. Türkiye, Suriyeli mülteci krizinden siyasi, toplumsal ve ekonomik olarak etkilenen ülkelerin başında gelmektedir.Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin olarak yapılan saha araştırmalarında bölgede Suriyelilere yönelik olumsuz tepkinin en önemli nedenlerinin başında Suriyeliler ile yerel halk arasında farklı dil, kültür ve yaşam tarzından kaynaklanan sorunların geldiği görülmektedir.

Türkiye’deki Suriyelilerin toplumsal etkileri boyutunda risk/tehditlerin fırsatlardan daha fazla olduğu görülmektedir. İllerde yaşayan Suriyeli nüfusun il nüfusuna oranı ile yerel halkın Suriyelileri tehdit olarak görme ve güvensizlik hissi arasında doğru orantılı bir ilişki görülmektedir. Yani, Suriyeli nüfus oranı yükseldikçe, tehdit algısı artmaktadır. Farklı kültür ve yaşam tarzı kökenli nedenlerden ötürü bölgede gayri resmi evliliklerde, Suriyeli gelinlerden kaynaklı boşanmalarda artış olduğu görülmektedir. Çok eşlilik ve nüfusa kaydedilemeyen çocukların varlığı ise diğer bir sorun sahasını teşkil etmektedir. Suriyelilerin düşük kira ödemek için genelde merkeze uzak mahalleleri tercih etmesi çarpık yapılaşma ve gecekondulaşmada artışa neden olmakta Suriyelilerin merkeze uzak mahallelerde bir arada yaşamlarını sürdürmeleri ise uyum sürecini zorlaştırmaktadır.

Ekonomik açıdan diğer bir zayıf yön ise Suriyelilerin büyük çoğunluğunun alt gelir seviyesinde ve düşük eğitim düzeyindeki insanlardan oluşmasıdır. Ekonomik etkinin en zayıf yönünü Suriyeliler için ödenen yüksek maliyet oluşturmaktadır. Mülteci krizinin yüksek maliyeti, bu maliyetin genel bütçeye getirdiği yük ve kaçak işletmelerden kaynaklı vergi kaybı, makro düzeydeki tehditler; sınır illerindeki kira fiyatlarındaki artış, hayat pahalılığı, yerel halk aleyhine haksız rekabet ise mikro düzeydeki tehditler olarak görülmektedir. Bu tehditlerin toplum üzerinde yarattığı algı ise Suriyelilere yönelik algı düzeyindeki riskleri oluşturmaktadır. Bölgede yapılan saha araştırmalarında halkın %70,8’inde Türk ekonomisinin Suriyelilerden dolayı zarar gördüğü algısının mevcut olduğu, halkın %60’ının ise Türkiye’de yoksullar varken Suriyelilere yardım yapılmasına itiraz ettiği görülmektedir.

Başta Halepliler olmak üzere Ortadoğu ülkeleri ile ticaret ve yatırım ilişkisi olan ve o pazarları iyi bilen Suriyeli tüccar ve yatırımcıların doğru bir şekilde tespiti, yönlendirilmesi ve teşviki ile Suriyelilerin sermaye, yatırım ve ticari bağlantılarının ekonomik fırsatlara dönüştürülebilmesi temin edilebilecektir. Bu durum beraberinde dış sermaye girişini sağlayıcı bir fırsat olabilecektir. Bununla birlikte, tüccarların Türkiye mallarını sahip oldukları ticari iş bağlantıları üzerinden Ortadoğu pazarına ulaştırması da ihracata sağlanabilecek katkı olarak görülmektedir.

Türkiye’deki Suriyelilere sağlanan insani yardım malzemeleri Türkiye’deki yerel firmalardan temin edilmektedir. Bu uygulama Suriyelilerin ekonomik yükünü büyük ölçüde taşıyan sınır illerinin ekonomisine canlılık sağlamaktadır. İşçiler üzerindeki olumsuz etkisine rağmen vasıfsız ucuz işgücündeki artış yatırımcılara ve esnafın maliyetlerine pozitif yönde katkı sağlamaktadır. Ağırlıklı olarak vasıfsız işgücü gerektiren tarım ve sanayi sektörü, fabrikalar vb. iş kollarında değerlendirilebilecekleri görülmektedir.

Türkiye’de Suriyelilere verilen şartlı mülteci statüsü ile çalışma izni almak için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurma hakkı verilmiştir. Çalışma koşulları ve sürelerinin güvence altına alınması imkânı getirilmiştir. Bunun dışında ticari işyeri açabilme imkânı da sağlanmıştır.

Bölgede yapılan saha araştırmalarında halkın %70,8’sinde, Türk ekonomisinin Suriyelilerden dolayı zarar gördüğü algısının mevcuttur.

Suriyelilerin yaşam koşullarının zorluğu ve eğitim imkânından faydalanmıyor olması uzun vadede suç oranlarındaki artış da dâhil bazı sosyal sorunlara uygun zemin hazırlamaktadır.Suriyeliler konusunda kaygı yaratacak toplumsal olaylar meydana gelmeye başlamıştır. Süreç iyi yönetilemezse, hızla yabancı düşmanlığının yayılması, nefret üretme ve saldırılara yönelme ihtimali yüksektir.

Kamplarda yaşayan Suriyelilerin sağlık hizmetine erişim imkânı bulunmaktadır. Kamp dışında yaşayan ve çoğunluğu oluşturan gruba ise kayıt yaptırmaları halinde sağlık hizmeti ve ilaçlara ücretsiz erişim hakkı tanınmaktadır.
Sınır illerindeki hastanelerde yaşanan kapasite sorunu nedeniyle hizmet alamadığını düşünen halkta oluşabilecek tepki, Türkiye’de görülmeyen (çocuk felci, şark çıbanı, sayısı çok azalan kızamık vb.) bazı hastalıkların yeniden ortaya çıkmasının toplum sağlığına olumsuz etkisi, Suriyelilerin acil servisleri yoğun bir şekilde kullanmalarının halkı huzursuz etmesi, halkın sağlık hizmetlerindeki aksamaların olumsuz bakışı körüklenmesi gibi durumlar ise başlıca tehdit/riskleri oluşturmaktadır.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye temsilcisi Carol Batchelor kendisi ile yapılan söyleşide; “Suriyelilere yardım etmek istiyorsanız onlara Türkçe öğretin. Çalışabilmeleri, eğitim alabilmeleri ve günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için mutlaka dilinizi öğrenmeleri gerekiyor.” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Yapılan bir söyleşide Brookings Enstitüsü Kıdemli Dış Politika Uzmanı Ferris;
“Mülteciler ya ülkelerine geri dönmeli ya da başka bir üçüncü ülkeye gidebilmelidir. Beş yıl sonra hala Türkiye’de kalıyor ve Türkçe öğrenmemiş olurlarsa, kendilerini toplumun bir parçası gibi hissetmezlerse ev sahibi toplumdaki kızgınlık büyüyebilir, büyük bir etki oluşturabilecek insan hakları sorunları, güvenlik sorunları ve sosyal sorunlar ortaya çıkabilir.” değerlendirmesinde bulunmuştur. [1]

Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Kocaeli Sanayi Odası toplantı salonunda basın mensuplarıyla bir araya geldi. Toplantıda basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Zeytinoğlu, işsizlik rakamlarının 10,3 seviyesinde olmasını Suriyeli göçmenlere bağlayarak, Suriyelilerin çalıştığı işlerde Türk vatandaşlarının çalışması halinde işsizlik rakamlarının yüzde 7’nin altına düşebileceğini ifade ederek şu şekilde konuştu:[3]
Quadır ve Çimen (2018), “Türk Vatandaşlarının Suriyeli Sığınmacılarla İlgili Görüşleri (Konya İli Örneği)” adlı makalesinde yaptıkları çalışmada Konya halkının; Türkiye’de yardıma muhtaç çok sayıda vatandaş varken vergilerimin Suriyeli sığınmacılara harcanmasına karşı olma; Suriyeli sığınmacıların, bulundukları yerlerde şiddet, hırsızlık, kaçakçılık ve fuhuş gibi suçlara bulaşarak toplumsal ahlak ve huzuru bozduğunu düşünmek; Suriyeli sığınmacıların ülkemizin demografik, ekonomik, siyasi yapısı için potansiyel bir tehlike oluşturduğuna, aile kurumlarımız üzerinde olumsuz etkileri olduğuna (imam nikâhlı evlilik) inanmak; Suriyeli sığınmacıların ülkemizdeki terör olaylarında etkili olduklarını, işlerimizi elimizden aldıklarını, ülkede sosyal sorunların ortaya çıkmasına Suriyeli sığınmacıların ekonomik yetersizliklerinin neden olduğunu düşünmek, Suriyeli sığınmacıların, kendi ülkelerindeki problemlerden dolayı ülkelerini terk etmelerini doğru bulmamak; ayrıca bundan sonra kesinlikle Suriyeli sığınmacı kabul edilmemesi gerektiğini; suç işleyen Suriyeli sığınmacılara karşı gösterilen sert tepkileri haklı bulduğunu savunmak; Suriyeli sığınmacılar hakkında ilk mülteci akını başladığı zamanki olumlu düşüncelerin zaman içinde olumsuza dönüştüğünü; sığınmacılara, sınır boyunda Suriye topraklarında tampon bölge oluşturularak orada kurulacak kamplarda bakılması gerektiğini savunmakta olduğunu ifade etmiştir. [4]

Avrupa Birliği’nin Suriyeli mülteciler konusuna yaklaşımı

AB ülkelerinin mültecileri kendi devletlerinde zulme uğrayan ve yardım edilmesi gereken insanlar gibi görmek yerine, “potansiyel tehdit” veya “kendi vatandaşlarının yanaşmadığı ayak işlerini yapacak ayak takımı” gözüyle gördüğü aşikârdır. Buna ek olarak AB ülkeleri, eğitimli ve Hıristiyan olan veya olabilecekleri kendi ülkelerine kabul etmek istemekte ve “zararı nasıl minimize edip çıkarlarımızı nasıl maksimize edebiliriz” planlarını yapmaktadırlar.

AB’ye geçişleri zorlaştırılan mülteciler için Türkiye bir depo ülkesi haline gelmiştir ve AB, bu sorunu Türk vatandaşlarına vize muafiyeti tanımamak için bir bahane olarak kullanma eğilimindedir. AB son yılların en büyük mülteci krizini en az maliyetle çözerek Suriyeli mültecilerin sorumluluğunu Türkiye’ye yüklemeye çalışmaktadır. AB’nin ben merkezli olduğu kadar gayri insani sonuçlara neden olan bu politikası Türkiye tarafından kabul edilmemelidir. Aksi durum insan kaçakçılarına yeni fırsatlar sağlayarak Akdeniz ve Adalar Denizi’nde daha fazla Suriyeli mültecinin boğulmasına, Türkiye içinde ise ekonomik ve kültürel sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır. [5]

AB Komisyonu, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların eğitimlerine destek sağlamak için Milli Eğitim Bakanlığı’na 400 milyon Euroluk doğrudan hibe yapılmasına onay verildiğini açıkladı. Kaynakla, sığınmacı çocuklara sağlanan eğitim kalitesinin yükseltilmesi, Suriyeli erişkinlere Türkçe dil eğitimi verilmesi ve sosyal uyum faaliyetlerinin geliştirilmesinin amaçlandığı belirtilen açıklamada, yeni paketin 3 akademik dönemi kapsayacağı kaydedildi.

AB liderleri, 29 Haziran’da Brüksel’de gerçekleştirilen zirvede, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için ikinci 3 milyar Euroluk mali desteğin serbest bırakılması kararını almıştı. Taahhüt edilen 3 milyar Euroluk mali desteğin 2 milyar Eurosunun birlik bütçesinden, 1 milyar Eurosunun da üye ülkelerden temin edilmesi konusunda anlaşma sağlanmıştı. AB, 29 Kasım 2015’te düzenlenen Türkiye-AB Zirvesi’nde, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için 2017 sonuna kadar 3 milyar Euroluk fon sağlamayı taahhüt etmişti.18 Mart’taki zirvede ise söz konusu bütçenin bitmesi durumunda 2018 sonuna kadar 3 milyar Euroluk ek fonun hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştı. Fonların, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların sağlık, eğitim, altyapı, gıda ve diğer ihtiyaçları için geliştirilecek projelere harcanması karara bağlanmıştı.

Dünyada en fazla sayıda sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye, uzun süredir AB’nin Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılara yönelik mali yardımını yeterince hızlı aktarmadığını belirtiyor. [6]

Suriyeli sığınmacılara hukuki destek çalışmaları

Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Türkiye Barolar Birliği işbirliğinde “Türkiye’de mülteci, sığınmacı, geçici koruma altındaki kişilerin adalete erişimlerinin desteklenmesi” projesi kapsamında Şanlıurfa Hukuk Kliniğinin açılışı yapıldı. Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Türkiye’de 4 milyon sığınmacı olduğunu belirterek, “Şanlıurfa’ya sığınmış olan Suriyeli sayısı 1 milyon. Dünyada hiçbir ülke Türkiye’nin üstlendiği bu göreve yakın bir sorumluluğu üstlenmemiştir. Türkiye’de yaklaşık 4 milyon mülteci, geçici sığınmacıyı misafir ediyoruz. Bu 4 milyon kişi dezavantajlı olmaları sebebiyle potansiyel, suç mağduru ve suç faili. Bu büyük sorunla hepimiz el ele verip konuşmak ve başarmak zorundayız. Bunu yaparken de hiçbir eziklik duymadan, Türkiye’nin dünyadaki en büyük sorumluluğu üstlendiğini bilerek yapmalıyız” diye konuştu.

Feyzioğlu, kliniğin hem sığınmacılar hem de avukatlar için kurulduğuna dikkat çekerek, şöyle dedi: “Hukuk kliniği diye özellikle İstanbul’da bir takım üniversitelerde avukatlık kanununa aykırı olduğunu düşündüğümüz çeşitli çalışmalar yaptığını biliyoruz. 3’üncü ve 4’üncü sınıf öğrencilerinin kendilerine başvuran sorunlu kişilere hukuki yardım yapması onları sadece yanlışa sürükler. Bu hukuk kliniği öncelikle avukatlara hizmet edecek. Meslektaşlarım, mülteci hukuku ile ilgili bir sorunla karşılaştıklarında burada özel olarak yetişmiş, konunun uzmanı olmuş avukat arkadaşlarımızdan hukuki destek alacak. Buraya müracaat eden mülteci veya sığınmacı derdini anlattığında doğru yönlendirilecek. Hukuki yardıma ihtiyacı var mı yok mu, varsa nasıl bir hukuki yardıma ihtiyacı var buradaki arkadaşlarımız belirleyecek. Eğer çok acil bir durum varsa doğrudan kendileri müdahale edecek. Onun dışındaki tüm dosyaları Şanlıurfa’daki adli yardım gönüllüsü avukatlara yönlendirecekler. Hukuk kliniği, bir yandan sığınmacı ve mültecilere destek için diğer yandan da meslektaşlarımızın mesleki faaliyetlerini bilgili, eksiksiz şekilde yapabilmelerini sağlamak için kuruldu.” [7]

Suriyeli sığınmacıların oluşturduğu stratejik riskler ve geri dönüşleri

Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM) Başkanı Dr. Sinan Oğan 5 Ocak 2018 tarihinde Türk Aydınlar Vakfı’nda “Yanı Başımızdaki Tehlike: Suriye ve Suriyeliler” başlıklı bir konferans verdi. Suriyeli sığınmacılarla ilgili verileri dinleyicilerle paylaşan Oğan, katılımcılara önemli bilgiler aktardı. Sinan Oğan, acilen Suriyeliler meselesi hakkında acilen tedbirler alınması gerektiğini ifade etti.

“Türkiye’nin başı ciddi belaya girecektir”

Dr. Sinan Oğan, 2011 yılında Suriye’de iç savaş ortaya çıktığı zaman Türkiye’nin 100 bin kişiyi kabul edeceğini açıklamasına rağmen 4 milyondan fazla Suriyelinin Türkiye’ye giriş yaptığı vurgulayarak “Bu konu ne yazık ki toplumda tartışılmıyor. Bu konunun televizyonlarda, üniversitelerde konuşulması lazım. Bu mesele sosyal medya mecrasına bırakıldığı takdirde her türlü provokasyona açık bir meseledir. Konu hakkında doğru bilgiler verilmezse Türkiye’nin başı ciddi belaya girecektir” dedi.

“Suriye’de Kürt devleti kurulmak isteniyor”

Konuşmasında “4 milyon Suriyelinin boşalttığı topraklarda sizce kim kalıyor” diye soran Oğan, Suriye’deki iç savaşın basit bir iç savaş olmadığının altını çizdi. Oğan, “Daha önce bu bölgede terör örgütü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) kalıyordu. IŞİD’in bir Batı projesi olduğunu YPG ve PKK’ya yer açmak için önceden o bölgelerde işgal ettiği orayı YPG’ye bıraktığını biliyoruz. Bizim Türkiye’den Suriye meselesini bu kadar detaylı gündeme getirmek istememizin altında yatan gerçek bu insanlar yuvasına dönmezse boş olan bölgelere YPG yerleşecek. Orada bir Kürt devleti kurulmak isteniyor.” diye konuştu.
Türkiye’ye gelen Suriyeli sığınmacıların demografik yapısı hakkında dinleyicilere bilgi veren Oğan, yapılan araştırmalara göre sığınmacıların yüzde 50’sinin depresyonda ve intihara meyilli olduğunu ve lise çağındaki çocukların ise yüzde 90’nının ise okullarda öğrenim görmediğini bildirdi. “Bu çocuklar depresyon ve intihar eğilimi taşıyor… Türkiye az mı çekti intihar bombacılarından?” diye soran Oğan, Suriyeli çocukların Türkiye’de kendi geçimlerini sağlayacak imkân bulamadığı takdirde belli suç örgütlerinin ağına düşeceğini belirterek, “Türkiye’de 1 milyon çocuktan 10 bini suç örgütlerinin pençesine düşse sizce Türkiye için güvenli bir ortam mıdır? O yüzden bu çocukların eğitim alması lazım. Sahipsiz çocukların devlet denetimine alınması lazım.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de 4 milyon Suriyeli ve diğer göçmen konularının daha iyi ele alınabilmesi için bakanlık veya genel müdürlük kurulmasını öneren Oğan, konuşmasının sonuç kısımda şunları kaydetti: “Türkiye’nin bir geri dönüş stratejisini bir an önce açıklaması lazım. Türkiye’nin bölgeye bu insanları geri götürüp kendi evlerinde güvenli bir şekilde yaşamalarını temin edecek gücü vardır. Bu ancak hükümetler eliyle yapılacak bir meseledir. Hükümetin bir an önce program hazırlayarak geri dönüş stratejisini oluşturması lazım.” [8]

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ, Suriyeli sığınmacıların orta ve uzun vadede Türkiye’nin milli, kültürel, politik ve jeopolitik yapısını değiştirecek derecede tehdit oluşturduğunu öne sürdü.

Özdağ, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: “Resmi rakamları kabul eder ve 3.8 milyon Suriyeli olduğunu varsayarsak bugün Türkiye’de yaşayan 20 kişiden birisi Suriyelidir. Halen Türkiye’de yaşayan 20 kişiden biri sığınmacıdır. Bundan 20 sene sonra Türkiye’de yaşayan eğer Suriyeliler ülkelerine dönmez iseler, her 13 kişiden birisi Suriyeli sığınmacı olacaktır. Bu 7.5 milyon Suriyeli sığınmacının 2040 yılında Türkiye’de olacağı anlamına gelmektedir. Şu ana kadar ülkemizin Suriyeli sığınmacılar için harcadığı para 38 milyar Doları bulmuştur. Suriyeliler içimizde büyüyen ayrı bir millet olarak varlıklarını sürdüreceklerdir. Bir süre sonra Arap azınlık hakları talepleri yükselecek, Arap milliyetçiliğine dayanan partiler ortaya çıkacaktır. Böyle bir demografik istila ile Türkiye’de milli devletin ayakta kalması mümkün değildir. Türkiye’nin belirli kentlerinde Suriyeliler ya tam nüfus üstünlüğünü ele geçirmiş ya da nüfusun yüzde 25-30’luk dilimine ulaşmıştır.

Özdağ açıklamasında; “Bayram vesilesiyle birçok Suriyeli sığınmacının ülkelerine gittiklerini ve Türkiye’ye döndüğünü görüyoruz. Avrupa’ya giden Suriyeli sığınmacılar Suriye’ye tatil için gittikleri zaman tekrar gittikleri ülkeye kabul edilmiyorlar, doğrusu da budur. Eğer bir ülkeden savaş için kaçıyor ve tatil yapmaya o ülkeye gidiyorsanız bunun anlamı o ülkede kalma şartlarınızın ortaya çıkmış olmasıdır. Biz İYİ Parti olarak Suriyeli sığınmacılara Türkiye’de vatandaşlık değil, Suriye’de bir vatan verme fikrindeyiz. Suriye’ye barışın gelmesi için hızla çalışılması gerektiğine ve Suriyeli sığınmacıların da ülkelerin dönmeleri gerektiğine inanıyoruz. Bunun ilk adımı bayram için Suriye’ye giden Suriyelilerin Türkiye’ye dönüşlerine izin verilmemesidir. Bayramlaşmaya giden Suriyeliler Türkiye’ye geri alınmasın.” [9]

Sonuç yerine

Suriyeli sığınmacıların getirdiği neredeyse bütün yük Türk devletinin ve Türk halkının üzerine yıkılmıştır, bu durum sürdürülebilir değildir. Ayrıca ülkelerinden ayrılan insanların vatanlarına dönüp yeniden hayati düzenlerini kurmalarına olan ihtiyaçları, Suriye’de nüfus yapısının bozulmasının engellenmesi, terör ve her türlü kaçakçılık ve insan istismarının önlenmesi ve de Türk askerinin Suriye’de risk altında olması ve ülkemizdeki Suriyelilerin ülkelerindeki mücadelede pek katkı verememelerine karşı artan toplumsal tepki dikkate alınmalıdır.

Suriyelilere vatandaşlık verilmesi yönündeki politikaların, kamu kaynaklarıyla ve STK’larca sağlanan barınma ve beslenme imkânlarına rağmen, neredeyse tüm şehirlerde sokakları ve cami kapılarını istila eden Suriyeli dilencilerin durumunun Türk toplumunda yarattığı infial göz ardı edilmemelidir.

Bütün bu gerekçeleri göz önünde bulundurarak, özellikle uluslararası arenada sembolik ve medyatik bir etki ve izlenim vererek büyük çaplı bir kamuoyu oluşturmak amacıyla; BM’ye bağlı ve diğer uluslararası kuruluşlar ve STK’lar, AB, ABD, Rusya, Arap Birliği, istihbarat kuruluşları, gönüllü kuruluş ve kişiler, ülkelerin Kızılay ve Kızılhaç kuruluşları, Suriye konusunda devrede olan ülkelerin silahlı güçleri, Suriye devleti ve Suriyeli muhalif güçlerin işbirliği ve iyi bir eşgüdümle; başta ülkemizden olmak üzere, Ürdün ve Lübnan’dan Suriye’ye doğru göçmenlerden oluşan insanların yurtlarına dönüşlerini başlatacak “Büyük Suriye (İnsanlık) Yürüyüşü” veya “Suriyelilerin Yurduna Geri Dönüşü” adıyla bir organizasyon yapılması çok büyük etki yaratabilecektir.

Bu algı yönetimi ve organizasyon becerilebildiği takdirde; ülkemizde Suriyeli göçmenlere karşı artan tepki ve öfke selinin çatışmaya dönmesi gibi tehlikeli durumlardan sakınılabilecek ve ülkemiz ekonomisine büyük kara delik oluşturan harcamalar önemli ölçüde azaltılabilecektir.

Bu kampanya ile göç edecek Suriyelilere ülkelerine girdiklerinde Suriye devlet güçlerinin, PKK-PYD ve diğer silahlı güçlerin veya ülkelerin müdahale etmeleri neredeyse mümkün olmayacaktır. Olması durumunda uluslararası camianın ve kuruluşların ve de bölgede etkili devletlerin tepkisi ve yaptırımları sert olabilecektir.

 

 

Kaynaklar:
1.http://dergipark.gov.tr/tesamakademi/issue/12946/156434
2. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/turkiyedeki-suriyelilerin-beste-biri-istanbulda-40860181
3. http://www.hurriyet.com.tr/zeytinoglu-issizligin-sebebi-suriyeli-siginmac-40770394
4. https://www.researchgate.net/profile/Latife_Kabakli_Cimen/publication/326768809_TURK_VATANDASLARININ_SURIYELI_SIGINMACILARLA_ILGILI_GORUSLERI_KONYA_ILI_ORNEGI/links/5b629c7fa6fdccf0b206db44/TUeRK-VATANDASLARININ-SURIYELI-SIGINMACILARLA-ILGILI-GOeRUeSLERI-KONYA-ILI-OeRNEGI.pdf
5. http://sahipkiran.org/2017/05/07/multeciler-ve-ab/
6. http://www.hurriyet.com.tr/dunya/abden-turkiyedeki-siginmacilara-egitim-yardimi-40908066
7. http://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/sanliurfa/suriyeli-siginmacilar-icin-hukuk-klinigi-acil-40967209
8. http://turksam.org/suriyeliler-konusunda-turkiye-acilen-geri-donus-stratejisi-olusturmali
9. http://www.hurriyet.com.tr/ozdag-bayramlasmaya-giden-suriyeliler-turkiye-40945168

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları