23.10.2021

Tepegöz’e çocuk felsefesi üzerinden bir bakış

Tepegöz hikâyesi, bugüne kadar çeşitli boyut ve yönlerden ele alınmasına rağmen, incelenecek farklı yönleri mevcuttur. Bu yazıda “Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü” hikâyesi, çocuk felsefesi üzerinden yorumlanacaktır.


Dede Korkut Kitabı, destandan halk hikâyesine geçiş döneminin en önemli eseridir. Dede Korkut kitabı, bir mukaddime ve on iki hikâyeden oluşur. Aşağıda kısaca özetini vermeye çalışacağım;

  • Birinci hikâyede Dirse Han’ın koç yiğitleri, bir iftira ile oğlu Boğaç Han’ı babasına öldürtmeye kalkarlar, başaramayınca Dirse Han’ı kâfirlere teslim ederler.
  • İkinci hikâyede Kazan Han, beyleri ile eğlenir ve avlanırken kâfirler tarafından obası basılır; annesi, karısı, oğlu esir alınır, Kazan Han ve arkadaşları esirleri kurtarmaya çalışırlar.
  • Üçüncü hikâyede bir düğün esnasında kâfirler, Beyrek’i kaçırır.
  • Dördüncü hikâyede Kazan Han, oğlu Uruz’a mücadele dersi verirken Uruz esir düşer.
  • Beşinci hikâyede Deli Dumrul, Azrail ile karşılaşır ve ona mağlup olur.
  • Altıncı hikâyede Kan Turalı, Trabzon tekfurunun kızını almak için üç canavarla güreşir.
  • Yedinci hikâyede Yigenek, esir babasını kurtarmak için kâfirler ile savaşır.
  • Sekizinci hikâyede Basat, bir Tepegöz ile mücadele eder.
  • Dokuzuncu hikâyede Begil, bir şeref meselesi yüzünden, Kazan Han’a kızar, ona isyan etmek ister.
  • Onuncu hikâyede Segrek, esir olan kardeşini kurtarmak için mücadele eder.
  • On birinci hikâyede Kazan Han, uyurken düşmanlar tarafından esir edilir ve oğlu tarafından kurtarılır.
  • On ikinci hikâyede bir haysiyet meselesi yüzünden Dış Oğuzlar, İç Oğuz’a isyan eder.

Bu yazıda sekizinci hikâyeyi ele alacağız. Tepegöz’ün kimliğine, çocuk felsefesi üzerinden bakmaya çalışacağız. Konur Koca Sarı Çoban’ın Peri adlı kızıyla günah yapması, Oğuz elinin başına zeval getirdi. Herkes hata yapabilir ama bakarsın bir hatanın bedelini tüm aile veya millet ödemiş olur. Onun için herkesin bir işi yapmadan önce iyi düşünmesi lazımdır. Onun için fikir ve düşünce çok önemlidir. Kur’an da akıl sahibi insanları muhatap alır. Bu sebeple bu yeti/kuvve uzun izahatlar yapılması gereken bir konudur.

Çocuk nedir?

Tüm çocuklar geleceğin doğmamış güneşleridir. Bugün çocuk dediğimiz varlık, yarın devletin, önemli kurum ve kuruluşların yöneticisi olur diye çocukluk hayatını yaşaması engellenmemelidir. Bu sebeple onlara çocuk muamelesi yapmamız lazımdır. Çocuk, bebeklik ve ergenlik dönemi arasındaki insan, olarak tanınır. Ama çocuk ve çocukluk sınırsız bir yaş grubudur. Bakarsın 5 yaşındaki insanla 50 yaşındaki insan, aynı düşünceyi paylaşıyorlardır.

Peki, biz toplum olarak çocuk kelimesinden ne anlıyoruz?

Çocuğu tam olarak sahipleniyoruz, yani yerine karar alabileceğimiz bir kişilik, söz hakkı olduğu durumlarda bile söz hakkı vermeye değer görmediğimiz bir karakter olarak bakıyoruz. Çocuk çok önemli, hatta kelime olarak bile çok önemlidir. Çocuk dediğimizde çocuğun hayata bakışını ve yansıtmalarını, önce tarafımızdan çocukken içimizde yaşamış olduğumuz, ancak buruza (açığa, içimizden dışarıya çıkarmak anlamında) veremediğimiz tüm istekleri, bir bütün olarak hatırlamalıyız. Çocukların hepsi sevgi tohumudur; sepilmişler vatan toprağına, çocuk topraktır; kendinde her şeyi bitirebilir. Bakarsın güzel çiçekler açar, bakarsın meyveli bir ağaç olmuş. Sadece iyi bakmalıyız, iyi düşünceler, iyi fikirler vermeliyiz.

Çocuk İçin Düşünce Felsefesi ne demektir?

Çocuklar dünyanın en önemli varlıklarıdırlar. Bunu anlayan devletler için eğitim ve öğretim, çocuklar için masraf değil büyük bir devlet yatırımıdır. Zaman şartlarına bağlı olarak eğitim ve öğretim, çocuklar için önemlidir. Geliştirme çabalarının yanında çocukları ezberci eğitim ve öğretim kültüründen kurtarmak ve onları düşünen ve üreten bireyler olarak yetiştirmek için yoğun çalışmalar olmalıdır. Çocuklar düşünme tarzını çocukluk zamanında öğrenmeliler. İslami eğitimde, bir insanı herhangi bir şekilde büyüten ve her şeyden üstün tutan sebep, sadece düşünce sahipliğidir. Sahip olduğu düşünce sebebiyle iyi düşünebilir, iyi kararlar alabilir ve özgürce hayatına devam edebilir. Düşünme, insan ruhunu yeniden biçimlendirebilir ve eğitebilir. Aslında düşünme, otoriteyi kullanmak ve karar almak için gerekli bir koşuldur. İyi kararlar almak, daha önceden doğru ve isabetli düşünme oranına bağlıdır. Alınacak ve verilecek kararların doğruluk ve isabetlilik oranı ona bağlıdır. Kur’an-ı Kerim’de insan ve hayvan arasındaki fark, sadece “düşünce gücü ve otorite gücü” diye geçmektedir. Bu nedenle insan, tüm canlı varlıkların üstündedir. Düşünce gücü insan için en yüksek ayrıcalıktır.

Dede Korkut Kitabı’na kısaca bir bakış

Dede Korkut Kitabı’nın asıl adı, eserin giriş kısmında belirtildiği üzere, “Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı” anlamına gelen “Kitab-i Dede Korkut Ala Lisan-i Taife-i Oğuzan”dır. Kitap, on iki hikâye ve bir mukaddimeden oluşmaktadır. Bütün hikâyelerin sonunda Dede Korkut veya Ozan Dede sazıyla-kopuzuyla meydana gelip belagatli ve öğüt verici sözleriyle hikâyeyi sonlandırır. Dede Korkut Kitabı, destandan halk hikâyesine geçiş döneminin en önemli eseridir. Eski Türk gelenekleri, inanışları ve pratikleri ile ilgili bilgiler sunması ve içerisinde yer alan atasözü, deyim, ağıt, alkış-kargış örnekleri bakımından da eşsiz bir kaynaktır. Dede Korkut; dinî özelliklerine sahip, ermiş veya peygamber tipi olan ve din adına mücadele eden veya eylemlerini dinî bir itikat ve kuvvetle yapan, zor durumda kalanlara yardım eden, insanlara umut dağıtan ve türlü olağanüstü niteliklere sahip bir kült unsurudur.

Dede Korkut, İran, Afganistan, Kafkasya, Azerbaycan ve diğer bu gibi yakın bölgelerde kullanılan Türkçede ده ده قورقود / Dədə Qorqud, İstanbul Türkçesinde Dede Korkut, Türkmencede قورقوت آتا / Gorkut-Ata olarak bilinmektedir. “Dede Korkut” kitabı orta çağ dönemi dünya edebiyatının en önemli klasik şaheserlerinden biridir.

Bu kitap bir giriş ve on iki destan öyküsü içeriyor. Türklerin millî destanı olarak kabul edilmekle birlikte sadece Türkler değil, aynı zamanda “İlyada”, “Odyssey”, “Don Kişot”, “Mahabharata”, “Hamlet” vb. şaheserlerle beraber bütün dünyaya aittir. Yeri gelmişken kaydedelim ki Dede Korkut’un şu an üç nüshası bilinmektedir. Birincisi Vatikan; ikincisi Dresden ve üçüncüsü ise Tahran nüshasıdır. Tahran Nüshasını değerli üstadımız Türkmen Sahralı, ünlü koleksiyoner Muhammed Veli Khoca, Tahran’da faaliyet gösteren bir kütüphaneden elde etmiştir. Tahran nüshasını daha önemli kılan bir konuda bu nüshanın 13 boydan oluşması ve diğerlerinde olmayan 13. nüshada “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesiyle İlgili Hikâye”dir. Tahran nüshasında Kafkasya, Azerbaycan, İran ve Anadolu bölgesindeki yer ve şehir adlarının daha çok kullanıldığı görülmektedir. Karadağ, Tebriz ve İsfahan gibi Türk şehirlerinin adı daha çok kullanılan şehir ve bölgeler arasındadır.

Muharrem Argın, kitabının ikinci cildinde, şöyle diyor: “Dede Korkut’un kitabı şüphesiz Azerbaycan topraklarına aittir. Bu gerçeği açıkça gösteren hikâyelerde kullanılan yer, aşiret isimlerinin yanı sıra, kitabın edebî dili de bu bölgenin özel mührünü ve damgasını taşımaktadır. Muharrem Argın’ın bu tespitinin doğruluğuna, son dönem Tahran’da bulunan “Dede Korkut” üçüncü nüshasının içeriği de bir örnektir.  Mehmet Fuat Köprülü’ye göre, Dede Korkut’un öyküleri derlemesi İslam öncesi köklere sahiptir ve bu İslam öncesi köklerin izleri onda görülebilir. Bu hikâyeler yüzyıllardır sözlü olarak aktarılmış ve nihayet yazılmıştır. Türk edebiyatı tarihinin büyük âlimi Prof. Dr. Fuat Köprülü “bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar.” diye ifade etmiştir.

Tepegöz nasıl bir yaratıktı?

Tepegöz, Türk mitolojisinde de adı geçen tek gözlü devdir. Değişik Türk dillerinde; Tübegöz, Töbököz, Töpekös olarak da söylenir.  Tepegöz’ün yok edilmesiyle toplum da huzura kavuşur. Çünkü Tepegöz aynı zamanda toplumdaki ahlaki sapmayı da ifade eder. Bu sapma Sarı Çoban’ın “tamah idüp” Peri kızına sahip olmasıyla başlamış, sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde, Tepegöz ile felakete sebep olmuştur. Dinî-tasavvufi açıdan, bütün bu felaketlere sebep olan şey nefistir, ölçüsüzlüktür, taşkınlıktır.

Tepegöz Hikâyesi

Tepegöz’ün hikâyesi, daha doğrusu dünyaya gelişi, bir günahla başlar. Tepegöz’ün doğumuna sebep olan hikâyede şu şekilde anlatılır: “Oğuz bir gün yaylaya göçtü. Aruzun bir çobanı var idi, adına Konur Koca Sarı Çoban derlerdi. Oğuz’un önünce bundan evvel kimse göçmez idi. Uzun pınar demek ile meşhur, bir pınar var idi. Ol pınara periler konmuş idi. Nagehan’dan koyun ürktü. Çoban irgece kakıdı ileri vardı. Gördi kim peri kızları kanat kanada bağlamış uçarlar. Çoban kepeneğini üzerlerine atdı, peri kızının birini tutdı. Derhâl günah eyledi. Günahtan sonra peri kızı kanat açıp uçar ve Konur Koca Sarı Çobana şöyle söyler: “Çoban bu yıl tamam olacak, men de emanetin var, emanetini gelen yıl tam burada gelip alırsın. Ama bu emanet Oğuz eline büyük bir bela olacak.” Çoban bu durumdan korkar. Bir yıl olduktan sonra çoban yine aynı yere gelir ve yerde parıl-parıl parlayan bir kütle görür. Bir sene geçtikten sonra çoban aynı yere gelir ve peri çobanın emanetini getirmiştir. Bu büyük, şekilsiz ve acayip bir yığındır. Çoban bunu görünce orada bırakıp kaçar. Bayındır Han’ın gezintiye çıkan beyleri bu yığına denk gelirler. Atlarından inip tekmelerler ve tekmeledikçe yığın büyür. En sonunda Aruz Koca’nın mahmuzu denk gelince yığın yırtılır ve içinden tepesinde gözü bulunan bir çocuk çıkar. Aruz Koca bu çocuğu evlat edinir. Bir kazan sütle doymaz. Biraz büyüyünce çocuklarla oynamaya başlar, fakat çocuklara zarar verir. Aruz, Tepegöz’ü evinden kovar. Tepegöz’ün peri annesi gelip parmağına büyülü bir yüzük takar. Bu yüzük sayesinde Tepegöz’e ok veya kılıç işlemez. Tepegöz yüce bir dağa yerleşir ve yol kesip insanları öldürmeye ve yemeye başlar. Oğuz beyleri toplanıp saldırsalar da Tepegöz onları helak eder. En sonunda Dede Korkut, Tepegöz’le konuşmaya gider ve yemesi için günde iki adam ve beş yüz koyun haraçta anlaşırlar.

Sevgili Peygamberimizden şöyle bir Rivayet var: “Ameller niyete göredir.” Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Bu dünyada hiçbir amel, iyi veya kötü cevapsız kalmaz. Cahil çobanın günahı sadece kendi hesabına yazılmadı. Tepegöz, bir dev tipi olarak başlı başına olağanüstü niteliklere sahiptir. Onun tek gözlü olması en ayırıcı niteliğidir. Tepegöz, perinin oğlu olarak dünyaya gelir. Oğuz ilinden bir insanın doğadışı bir varlıkla girdiği ilişki kötü sonuçlara yol açar. Günah, buna bağlı olarak yaşanan ahlâk çöküntüsü topluma büyük bir zarar verecektir. Bu zarar da Tepegöz tipiyle sembolik olarak metinde yer almıştır. Tepegöz, tepesinde tek bir göze sahiptir. Burada normal olana dair tüm sistematik yapı bozulmuştur. Tüm normal canlılar iki gözlüdür. Normal bir insan gibi süt ememez. Çocuklarla oynayamaz, topluma uyum sağlayamaz. Bu sebeple o olağan bir çocuktan farklıdır, olağan toplumsal yapıya uyumsuzdur. Perinin verdiği yüzük sayesinde hiçbir şekilde zarar görmemesi de bir diğer olağanüstü niteliğidir.

Bunu söylemek ya da buna inanmak kolay. Genel olarak kötü bir davranıştan bahsettiğimizde, bunun karakterle ilgili olduğunu düşünürüz. “Kötü” insanlar “kötü” şeyler yaparlar. Araştırmacılar ise bu düşünce modelinin çok yetersiz olduğunu söylüyorlar. Çünkü “iyi” insanlar da “kötü” şeyler yaparlar. Neden mi? Birçok sebep sayılabilir ve tartışılabilir. Tepegöz, istese de iyi olamaz, zaten o günahla dünyaya gelmiştir.

Bu dünyada, bütün canlılar masum olarak dünyaya gelirler ama şartlar sebebi ile değişiklik yapılır. Bu bağlamda şu sorular sorulabilir:

  • Tepegöz’ü, Tepegöz yapan nedir?
  • Düşünceleri mi, duyguları mı, anıları mı?
  • Yoksa başkalarının günahı mı?
  • İnsan kendi duygu, düşünce ve davranışları için ne kadar sorumludur?

Peri nasıl bir yaratıktır?

Dede Korkut Kitabı’nda peri, “Basat’ın Tepegözü Öldürdüğü Boy” anlatısında yer alır. Perinin bu anlatıda rolü kısa fakat önemlidir. Periler, dünya ve cennet arasındaki bir diyarda yaşayan, büyüsel güçlere sahip ve çoğu zaman cinler ve düşmüş meleklerle ilişkilendirilen varlıklardır. Genelde dişidirler. Çoğu zaman tehlikeli ve olumsuz özelliklere sahip oldukları düşünülür. Türk masallarında özellikle Türkiye sahasında periler; insan veya hayvan şekillerinde olabilen, genellikle güzelliğiyle ön planda, büyüsel güçlere sahip, doğadaki su kaynakları, ormanlar, ağaçlar ve kuyularda yaşayan, olumlu veya olumsuz eylemlerde bulunabilen olağanüstü varlıklardır.

Anlatıda periler ünlü ve önemli bir nehirdedirler. Burada perilerin doğa ruhları olarak düşünülmesinin bir izini görebiliriz. Peri, çobanın karşısına kutsallık atfedilebilecek, Uzun Pınar adıyla bilinen meşhur bir pınarda çıkar. Perinin bulunduğu yer herhangi bir saygısızlığın yapılmaması gereken, kutsiyet anlamında ve yaşamsal bir kaynak olması bakımından önemli bir yerdir. Perinin herhangi bir olumsuz nitelikle yer almaması da onun bu kutsallığın bir parçası olduğunu düşündürür.

Ayrıca İslamiyet açısından büyünün yasak olması ve cin, peri gibi varlıklardan gelecek herhangi bir şeyin kesinlikle yasak ve tehlikeli görünmesi çobanın periyle kurduğu ilişki sonucu topluma büyük bir tehlike olarak dönen, Tepegöz tipiyle işlenmiştir. Buradaki olağanüstü varlıklar olan Tepegöz ve onun annesi peri, İslami açıdan kutsal kabul edilen varlıklar değildir. Perinin olağanüstü niteliği metinde doğrudan belirtilmemişse de peri, genel tasavvurdan olağanüstülük niteliğini taşır. Ayrıca doğurduğu Tepegöz ve ona verdiği büyülü yüzük, onun olağanüstü nitelikleri arasında sayılabilir.

Bütün hikâyelerde peri, maskeli karakter olarak tanıtılır, güzelliği ile herkesi kandırabilir ama sadece akıllı insan aldanmaz! Bu bölümde haksızlığa uğramış, emaneti vermiş ve intikamını almış. Bu dünyada hiçbir şey karşılıksız değil; kötüye kötü, iyiliğe iyilik!

Konur Koca Sarı Çoban kimdir?

Oğuz bir gün yaylaya göçtü. Aruz’un bir çobanı var idi. Adına Konur Koca Sarı Çoban derlerdi. Oğuz’un önünce bundan evvel kimse göçmezdi. Uzun Pınar denmekle meşhur bir pınar var idi. O pınara periler konmuştu. Ansızın koyun ürktü. Çoban kızdı, ileri vardı. Gördü ki peri kızları kanat kanada bağlamışlar, uçuyorlar. Çoban, keçesini üzerine attı, peri kızının birini tuttu. Peri kızı kanat vurup uçtu, “Çoban yıl tamam olunca, bende emanetin var, gel al” dedi. Amma Oğuz’un başına felaket getirdin dedi. Çobanın içine korku düştü. Amma, kızın derdinden, benzi sarardı.

Toplumda belli bir statüye sahip olduğu için gerçekleştirdiği bu eylemin cezasını yine toplum çeker. Periden doğan Tepegöz, sadece çobanın değil; tüm Oğuz toplumunun başına felaket getirir. Doğanın kurallarının ve kutsallığının ihlali, sadece bu ihlale sebep olan bireye değil; tüm topluma ceza verir. Bütün bu doğa toplum sembolizminin yanında doğrudan doğruya meşru olmayan bir ilişki, bir günah da Oğuz toplumuna zarar verir. Bu özellikleriyle peri, doğayla ilişkili bir olağanüstü tiptir.

Tepegöz, Oğuz boyundaki her bireyin doğayla ilişkisinde bir uyarıcı niteliği taşır. Doğaya verilecek zarar, kontrol edilemez büyüklükte bir tehlikeyi beraberinde getirecektir. Bir başka özellik ise günahın, kötü ve kabullenilemez bir eylem oluşuyla ilgilidir. Konur Koca Sarı Çoban, anlatıda verilen bilgiye göre sıradan ve önemsiz biri değildir. O, Oğuz’un en önünde göçen kişidir, bir yol gösterici ve rehberdir. Hikâyenin sonucunu şöyle anlayabiliriz: Açgözlülük, şehvet düşkünlüğü, korkaklık toplum için iyi sonuçlar doğurmaz.

Bunun için derler, “sadece kendini düşünen insan kahraman olamaz.”

Biz diyoruz ki herkes hata yapar. Asil olan hatasını bilmektir, bilip hatasını kabul etmektir. Hatasını güzelce düzeltmektir. Düzeltip bir daha yapmamaya çalışmaktır!

Bu hikâyede Konur Koca Sarı Çoban, yaptığı hatasını kabul etmedi; yani kabul etmekten korktu ve çekindi! Bizim bu karakterimiz oldukça korkak. Bu korkak insan, Oğuz elinin önderi! Bu önemli görev halk tarafından Konur Koca Sarı Çoban’a verilmiş; yani halk, iyi düşünmeden önder seçmiş!

Biliyoruz ki öğrenme çağında çocuklarımız, hatalarından da çok şey öğrenebilirler. Hem hatadan yola çıkıp doğruyu bulmayı hem hata yapınca neler yapabileceğini, nasıl telafi edebileceğini, hem de hata yapma korkusuyla geri durmamayı, cesur olmayı öğrenecektir. Biz yetişkinlerin “hatalarını görebilmek, telafi edebilmek ve ondan ders çıkarabilmek” yolunda onlara nasıl destek olacağımız ise kilit bir öneme sahiptir.

Basat Hikâyesi’nden alınacak öğütler

Tepegöz hikâyesi, bugüne kadar çeşitli boyut ve yönlerden ele alınmasına rağmen, incelenecek farklı yönleri mevcuttur. “Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü” hikâyesi, çocuk felsefesi üzerinden yorumlanacaktır. Hikâye şöyle başlar ve devam eder: “Bir gece otururken düşman, Oğuz kavmine saldırır. Saldırı sebebiyle göç etmek zorunda kalan Oğuz beylerinden Aruz Koca, küçük çocuğunu yolda düşürür. Bir aslan çocuğu bulup götürür ve besleyip büyütür. Oğuz, gene eyyamıyla gelip yurduna kondu. Sazlıktan çıkan ve aslanın besleyip büyüttüğü çocuk, aslan özellikleri gösterir. Aruz bunu duyunca düşürdüğü oğlu olduğunu anlar. Beyler aslan yatağına varırlar. Oğlancığı tutup eve getirirler. Ancak oğlan yine aslan yatağına döner, evde durmaz.  Oğuz beyleri toplanır, çocuğu aslanın ininde yakalayıp getirirler ve her seferinde çocuk aslan yatağına geri kaçar. Bunun üzerine Dede Korkut’u çağırırlar. Dede Korkut oğlancığa “sen insansın, insanlar gibi yaşa, senin kardeşinin adı Kıyan Selçuk’tur. Oğuz’un bir yiğididir. Dede Korkut, çocuğu insan olduğuna inandırdı ve ailesi ile birlikte yaşamaya ikna etti. Ona iyi atlara binip iyilerle arkadaş olması için telkinlerde bulunup, aile fertlerinden kardeşinin adını söyleyerek Basat adını verir.”

Burada aslanın; gücü, kuvveti ve koruyuculuğu simgelediğini biliyoruz. Budist mitolojide ve Budist Türklerde aslan, aynı zamanda Tanrı’nın sembolüdür.

“Aruz Koca Tepegöz’ü evlatlık edinerek Basat ile birlikte büyütür. ‘Oğlum Basatla besleyeyin’ der.” Tepegöz’ün biyolojik babası Sarı Çoban tarafından terk edilirken Aruz Koca tarafından evlatlık edinilip Basat ile birlikte büyütülmek istenmesi, bize göre, anlatıcının Basat ile Tepegöz’ün aslında aynı kişilik olduğunu gösterme çabasından kaynaklanmıştır. Bunlar aynı kişiliğin farklı iki yönünü ifade eder.

Basat tam olarak bir kahraman ve akıllı insan, bir beyzade olarak dünyaya gelmiş ama bir kutsal sanılan hayvan tarafından yani aslan tarafından büyütülmüş. Kahraman olmak, iyi insan olmak için sadece cesur ve akıllı olmak lazımdır. İyi bir insan olmak için iyi ve maddi koşullara sahip olmamıza gerek yok. Zor koşullarda yaşamak insanı bilge ve cesur yapar.

Sonuç

Dede Korkut Kitabı’ndaki anlatılar Türk milletinin devlet, toplum, aile ve birey gibi unsurlarının yanı sıra din, inanç, doğa, doğaüstü ve olağanüstü tasavvur ve görüşlerini içeren ve yansıtan çeşitli konulara sahiptir. Geleceğe örnek insan tipleri sunan bir “Töre” kitabıdır. Bu kahramanların başından geçen olayları tayin ve tespit eden unsur ise binlerce yıldan beri süzülüp gelen “Türk Töresi”dir. Dede Korkut Hikâyelerinde atlı göçebe yaşam tarzının bir gereği olarak kendi boyunu koruma, tabiata ve düşman kavimlere karşı güçlü olma ve kendilerini savunma amacıyla sürekli mücadele içinde olmak, insanlara ister istemez savaşçı ve mücadeleci bir kimlik kazandırmıştır.

Türk edebiyatının zengin hazineleri arasında yer olan destansı-kahramanlık öykülerinin bir örneği olan Dede Korkut hikâyeleri özel bir yer edinmiştir. Böylece Birleşmiş Milletler Bilim, Kültür ve Eğitim Teşkilatı (UNESCO) tarafından 1999 Dede Korkut yılı ilan edilmiştir.

Yazar

Nazila Cavadbeyli

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.