Türk Egemenliğini Bitirme Projesinin Olgunlaş(tırıl)ma Süreci – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk Tarihinde Asya Hunları (İmza Günü)   • Bilgi Şöleni’ne Davet: Şehir Hastaneleri

Türk Egemenliğini Bitirme Projesinin Olgunlaş(tırıl)ma Süreci

Türk milletinin birliğini, dirliğini ve vatanın bütünlüğünü tehdit eden bölücü terör meselesi çok kritik bir eşiktedir ve olayların gelişmesi büyük bir hız kazanmıştır.  Zaten olup bitenlerin büyük çoğunluğunun kapalı kapılar arkasında gerçekleşmesi ve özellikle Türk milletinin algısının yönetilmesinden dolayı, gidişatın tam anlaşılması mümkün olmamaktadır. Daha doğru ifade ile tam da istenildiği gibi anlaşılması sağlanmaktadır. Türkiye […]

17 Nisan 2013
Hakan Paksoy

Türk milletinin birliğini, dirliğini ve vatanın bütünlüğünü tehdit eden bölücü terör meselesi çok kritik bir eşiktedir ve olayların gelişmesi büyük bir hız kazanmıştır.  Zaten olup bitenlerin büyük çoğunluğunun kapalı kapılar arkasında gerçekleşmesi ve özellikle Türk milletinin algısının yönetilmesinden dolayı, gidişatın tam anlaşılması mümkün olmamaktadır. Daha doğru ifade ile tam da istenildiği gibi anlaşılması sağlanmaktadır.

Türkiye tek milletli bir devlet iken milletsiz –dolayısıyla her, ben de milletim diyenin ortak olabileceği çok milletli – bir devlet haline geçmek üzeredir.

Bu durumdan kurtulabilmek için;

  • ya bu projenin sahipleri ve özellikle uygulayıcılarının vazgeçmesi,
  • ya Türk milletinin olan biten üzerine daha fazla kafa yorarak  “Habur”da olduğu gibi “ne oluyoruz” diye sorup olan biteni anlayarak “durun bakalım” demesi,
  • ya da…

İlk ihtimal pek mümkün görülmüyor, üçüncü ihtimal ise telaffuzu bile zor olan ve aklımıza bile geldiğinde tahtaya vurduracak bir ihtimal. Geriye ikinci ihtimal kalıyor. Bunun için de yakın geçmişin satır aralarına girerek olayların üzerine mercek tutmak faydalı olacaktır.

***

2005 yılında MİT Müsteşar Yardımcılığından emekli olan ve sonrasında Açılım sürecinin içerisinde olan Cevat Öneş bir TV programında[i];  “2006’dan sonra medyada çıkan, yalanlanmayan haberler sivil iktidarın inisiyatifinin, sivil siyasetin inisiyatifinin ortaya çıktıkça, özellikle MİT’in ve devletin görevlendirdiği sivil şahısların askerle birlikte Öcalan’la ilişki kurdukları anlaşılıyor. (…) Türkiye’nin zafiyeti 1999’dan itibaren kendi inisiyatifi ile bir politika üretmesi gerekiyordu. Bunun için de demokratik standartlarını değiştirmesi, yeni bir anayasa yapmak gerekiyordu” demiştir.

Bu cümlelerin ışığında 2004 yılına geri dönelim.

***

Başbakanın başından beri her an yakınında olan Ömer Çelik’in 2004 yılında Sabah Gazetesinde, üç gün üst üste yazdığı “Büyük Ortadoğu?” başlıklı üç yazıyı mercek altına almak faydalı olacaktır.

Bu yazıların birincisinde: “ABD Yeni İmparatorluk” olarak tanımlanıyor ve bu “Yeni İmparatorluk[un] ise eskiler gibi ‘böl ve yönet’ değil ‘entegre et ve yönet’ politikasını tercih ettiğini, (..) herkesin içinde yer aldığı  ve bunun için yeni kurallar oluşturulduğu, düzen içinde hareket eden her gücün dahil olduğu düzenin kurallarını bilerek oyunu sürdürdüğünü, düzenin ev ödevleri ürettiğini”,

İkincisinde: “  Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) dâhilindeki halklar için kritik sorunun bu projenin yöntemlerinin Irak gibi mi? [Askeri müdahale] yoksa evrimci mi?” olacağıdır. “Demokrasi talep eden topluluklar için yöntemin içerikten önemli olduğu” vurgulanıyor.[Biz demokrasi isteyenlerdeniz ha(!)]. “Demokrasi ve özgürlük talebiyle ortaya çıkan yerli dinamiklerin Büyük Ortadoğu Bölgesinde teşvik edilmesi, bu ülkelerin ekonomik olarak merkeze çekilmesinin sağlanması [ekonomik destek]”,

Üçüncüsünde: “ İçerik kadar siyasi algının da önemi” vurgulanarak, “Değişim dile getirilirken halkın başkalarının nüfuzu altına giriyormuş algısına dikkat edilmesi” gerektiği, “Buna dikkat edilerek hareket edilirse ‘küresel siyasi düzen’in [Yeni İmparatorluk’un] geleceği açısından [yani BOP’un başarısı], barış temelinde çok önemli açılımların gerçekleştirilmesi mümkündür. Bu denkleme ‘rağmen’ hareket etmek ise değişim dinamiklerini zayıflatabileceği gibi bir dizi siyasal krizi de tetikleyecektir.(…) Başarmak için Büyük Ortadoğu Bölgesine dönük siyasi yaklaşımlardan önce ekonomik yaklaşımlar üretmek gerekiyor. [ekonomik destek]

Siyasi noktada ise, işin dönüm noktası Filistin sorununun çözümüne dönük ciddi ve objektif adımların atılmasıdır. Bağımsız Filistin Devleti’nin var olmasının, dünyanın sorunlu bölgelerindeki değişim karşıtı siyasi algıyı pozitife çevirmek için, işin esası olduğu görmezden gelinemez. Filistin sorununda atılacak adil adımlar, dünyanın diğer bölgeleri için değişimin getireceği kaygıların azalmasına büyük katkı sağlayacaktır. Böylece değişimin ‘karşılıklı olarak kazanmanın yöntemi’ olduğu yönünde bir siyasi algı üretilmesi mümkün olacaktır[ii]”.[ One minute ve Mavi Marmara olayları?]

Hususları belirtilmektedir.

Bu cümlelerin anlamı: “Biz sizin projenize sizin istediğiniz şartlarda dahil olacağız ama bir takım şeyleri yaparsanız daha iyi olur”dur.

***

2006 yılında başlayan pazarlıkların ilk sonuç denemesi, 2009 Eylül’ünde yapılmış fakat Habur’da Türk Milletinin homurdanmasıyla karşılaşılınca tekrar kapalı kapılar ardına çekilinmiştir.

Türk milletini bu homurdanması proje sahiplerine daha “şartların olgunlaşması” gerektiğini göstermiş ve şartların olgunlaştırılması çalışmalarına derhal başlanmıştır.

12 Eylül Referandumu olgunlaştırma çalışmalarında mükemmel bir eşiktir.

***

Bugün artık aşikâr hale gelen her seçim öncesi bölücübaşından eylemsizlik ricaları (!) 2010 referandumu öncesinde de yapılmış ve karşılık bulmuştur. Bir takım gazete haberleri ve bazı mahfillerin açıklamalarını arka arkaya koyduğumuzda olaylar daha açık hale gelecektir.

27 Ağustos 2010 Bölücübaşı

Ne hikmetse içeriden terörü yönetebilen(!) bölücübaşının; “ benimle devlet sıfatıyla görüşüldü.(…) demokratik anayasa olmadan demokratik çözüm gerçekleşmez. Bu olmazsa ne olur? (…) Orta yoğunluklu bir iç savaş çıkar. (…) demokratik çözüm ve barışı sağlamak için çabalıyorum.[iii]” (27 Ağustos 2010 Hürriyet Gazetesi) dediği çıkar ortaya. Bu bir şeylerin işaret fişeği gibidir.

01 Eylül 2010 Her Şeyi Bilen Adam(?)

Ardından Türkiye’de olanı biteni çok önceden bilen adam* Henri Barkey ortaya çıkar: “ Büyük şehirlerde yaşayan Kürt çocukların patlamaya hazır bir bomba” halinde olduğunu hatırlatarak “İç savaş yaşayan bir Türkiye aynı zamanda AB üyeliği için gereken reformları hayata geçirme konusunda da gönülsüz olacak, bu da NATO’da gerginlik yaratacaktır.[iv]” diyecektir.(01.09.2010 Hürriyet Gazetesi) Yani Türkiye’nin iç savaş yaşayacağı tehdidini savururken bu bizim için çok da önemli değil gibi bir mesajı da beraberinde vermektedir.

19 Eylül 2010 Bölücübaşı

(Hakkâri Geçitli Köyü yakınlarında 16 Eylül 2010 günü bir minibüste bomba patlar ve on kişi ölür.)

“Patlamaya ilşkin Başbakanın hızlı bir şekilde PKK’yı hedef göstermesi ilginç. (…) Bu PKK içine sızmış, Jitem-Kontra tarzı bir ekibin işi olabilir.

Benim buradaki görüşmelerim devam ediyor. (…) Devlet içerisinde belli birimlerin birbirleriyle çelişki ve çatışmalarının sonucu da bu tarz eylemler olabiliyor. (…) Sayın Başbakan’ın bu konuda haberi olmayabilir. (…) Önümüzdeki dönemde gelişmeler, Hükümetin bu konudaki iradesine bağlıdır.[v]”(19.09.2010, Online Gündem)

15 Ekim 2010 Bölücübaşı

“31 Ekim tarihine kadar eğer çözüm amaçlı gelmezlerse kellem de gitse bundan sonra karışmayacağım. ‘Çözüm amaçlı’ gelmeleri durumunda ise ‘iki protokol’ görüşünü tekrarlayacağını bunun birincisinin güvenlik ikincisinin demokratik haklar protokolü ve anayasanın bunun içinde olduğunu” söyler. “Devlete ve Kandile yazdığım mektupların cevabını henüz alamadım.[vi]”(15.10.2010 Vatan Gazetesi)  yani mektuplaşma ta o günlerden beri devam etmektedir.

01 Kasım 2010 Fırat Haber Ajansı[vii]

Bölücü Örgütün haber ajansı olan Fırat Haber “ KCK eylemsizliği 2011 seçimlerine kadar uzattı” başlığıyla bölücübaşının pazarlıklarının sonucunu duyurur.

Bu duyuru ile kendi şartlarını ortaya koyarken aslında pazarlık sonucunda elde edilenler oldukça büyük bir ustalıkla duyurulmaktadır. “Kalıcı Barış için beş adım ara başlığı altında:

  1. Askeri [Terörle mücadele] ve siyasi [KCK] alanlara yönelik operasyonların durdurulması,
  2. Haksız yere tutuklanan Kürt siyasetçilerin serbest bırakılması[KCK’lılar],
  3. Önder  [!] Apo’nun sürece aktif olarak katılmasının önünün açılması ve yürütülen diyaloğun müzakere düzeyine çıkarılması[Artık bugün itibariyle İmralı’ya heyetlerin biri gidip diğeri gelmekte, heyet üyeleri bölücübaşından çocukları için imza bile almaktadırlar.],
  4. Sürecin ilerlemesi için Anayasa ve Hakikatleri Araştırma Komisyonları kurulması,
  5. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan seçim barajının kaldırılması,”

açıklanır.

01 Kasım 2010 Henri Barkey yeniden devrede…

Vatan Gazetesinin Henri Barkey ile yaptığı röportajda[viii];

“Türkiye’de artık Kürtlerin ayrılıktan bahsetmediklerini, özerklik istediklerini, (…) bağımsızlık, ayrı devlet filen demediklerini” söyleyecektir. Pazarlığın nerelere geldiğinin göstergesi olan bu sözler tehditle devam eder “Kürt gençleri kontrol edilemiyor, intifada yaşanabilir.(…) Aşırılık birçok yerde var. Ateşkes biterse olayların patlaması çok kolay.” demektedir. [Şartların olgunlaşması böyle bir şey galiba]

Aynı röportajdan Barkey’in incilerine devamla:

  • Demokratik özerklik söyleminin başka çok önemli bir sonucu daha var o da: Kürtler açısından artık silahlı mücadele yerini politik mücadeleye bırakıyor.
  • Demokratik özerklik belli bir bölge için önerilen bir sistem değil mi? sorusuna:  Yoğun olarak yaşadıkları bölge Güneydoğu. İstanbul onların toprağı değil. İstanbul onların yaşadıkları yer. Onun için özerkliği orada (Güneydoğu’da) kuracaklar.[Artık toprakların sahipliliği de farklılaşmaya başladı.]
  • Türkiye’de birçok kesim ‘bu işin ucu nereye gider, sınırları nerededir?’ diye sorguluyor ve ürküyor.

Bunlar muallak mefhumlar BDP’nin yaptığı akıllı bir şey var: devamlı bundan bahsetmek.(…) Mecburen böyle yapıyorlar. Böylece İstanbul [sermaye] ve Ankara’nın [siyaset] bu konuyla ilgilenmesini sağlıyorlar.

  • Bu anayasayla Kürt sorunu çözülemez. Anayasanın tamamıyla değişmesi lazım. Referandumla yama yapıldı biraz. [Yetmez ama evetçilere]
  • Çözüm aşamasına nasıl gelineceği ile ilgili bir soruya: Yeni bir anayasayla beraber af’la,
  • Öcalan’ı sürece dâhil etmek akıllı bir politikadır.

02 Kasım 2010 Fırat Haber Ajansı[ix] “İmralı’da kritik dört saat”

Bu kararın perde arkasının bölücübaşının avukatı (!) sıfatıyla Aysel Tuğluk şöyle anlatır: [özetle] “Öcalan’ın ‘Diyalogdan müzakereye geçiş süreci’ olarak tanımladığı bu tarihi görüşme 25 Ekim [2010] günü üç saat on beş dakika sürdü. Görüşmenin temel gündemi eylemsizlikti. Öcalan Devlete ve PKK’ya gönderdiği mektuba yanıt arıyordu.

İkinci görüşme 01 Kasım [2010] sabahı yapıldı. Bu görüşme kırk beş dakika sürdü. Öcalan bu süre zarfında kendisiyle görüşen Devlet heyetine KCK yetkililerine verilmek üzere mektup verdi. Mektup aynı gün çok hızlı bir şekilde örgüte ulaştırıldı.”

Her şeyi bilen adam Henri Barkey’den birkaç inci daha…

1998 yılında hazırlanmış 2011 yılında Türkçe’ye çevrilerek kitap olarak basılmış, “Türk Siyaset Yapıcılarının sorunlarının incelenmesi için de tasarlanmış” olan “siyasi çalışma”nın sonuç bölümünden**:

  • Diyalog sürecinde Devletin Kürt milletvekillerine diledikleri kişilerle, diledikleri yerlerde görüşmelerine izin vermesi akıllıca olacaktır. Şam’daki PKK karargâhına veya Brüksel’deki sürgündeki parlamentoya telefon etmek istiyorlarsa buna ses çıkarılmamalıdır.
  • PKK’nın vereceği destek, müzakerelerim meşruiyetini artıracak ve örgütün ileride bu müzakereleri reddetme ihtimalini ortadan kaldıracaktır.
  • Şiddet içermeyen siyasi “ suçlar” yüzünden cezaevinde veya yurtdışında sürgünde bulunan Kürtlerin topluma yeniden dönmelerine ve seçimlere katılmalarına izin verilmelidir.
  • Gerilla faaliyetlerinde bulunmuş olanların dönmelerine ise barışın tesis edilmesinden birkaç yıl sonra izin verilmelidir.
  • Türkiye’deki tüm yurttaşların demokratik biçimde temsil edilmesinin sağlanması adına meclis, tüm partileri temsil eden vekillerden oluşan bir komisyon kurulabilir. Komisyona girecek kişilerin Kürtlerin talep ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek reformlar ve değişimler üzerine tavsiyeler sunabilecek nitelikte olmaları gerekecektir.
  • Özellikle ABD’nin Türkiye’yi etkileyebilecek başka kanalları da vardır. ABD Savunma Bakanlığı, Türk ordusunun pek çok kademesiyle doğrudan temas halindedir.

Yukarılarda yazılanlar hiçbir şekilde yalanlanmadı ve elbette bunlar olan bitenin tamamı da değil.

Geçmişte Oslo müzakereleri gizlice yürütülmüşken bugünlerde yapılan İmralı müzakereleri artık herkesin gözü önünde gerçekleşmektedir. O gün gizlenme ihtiyacı hissedilenler bugün açıktan yapılmaktadır.

Ne dersiniz; çok milletli devlet yapısına doğru şartlar olgunlaş(tırıl)mış mıdır, ya da uyuyan devin uyanma vakti daha gelmedi mi?

 


[i] Habertürk TV, Teke Tek, 30 Kasım 2011.

[ii] http://arsiv.sabah.com.tr/2004/02/02/yaz1000-10-120-20040201.html (1. yazı)

http://arsiv.sabah.com.tr/2004/02/04/yaz1000-10-119-20040202.html (2. yazı)

http://arsiv.sabah.com.tr/2004/02/04/celik.html (3. yazı)

[iii] http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15650023_p.asp

* http://www.millidusunce.net/index.php?option=com_content&view=article&id=650:tuerkiyede-olan-biteni-13-yl-oenceden-bilen-kahinler-morton-abromowtz-graham-fuller-henry-barkey&catid=35:hakan-paksoy&Itemid=32

[iv] http://www.hurriyet.com.tr/planet/156684672_p.asp

[v] http://www.gundem-online.net/yazdir.asp?haberid=96831

[vi] http://www.haber.gazetevatan.com/haberprint.asp?Newsid=334984

[vii] http://www.firatnews.org/index.php?rupel=nuce&nucelD=35432

[viii] http://www.haber.gazetevatan.com/haberprint.asp?Newsid=337849

[ix] http://www.firatnews.com/index.php?rupel=nuce&nucelD=35512

** Türkiye’nin Kürt Meselesi, Graham E. Fuller&,Henri J. Barkey, Önsöz Morton Abromowitz, Sayfa 302 ve 307, Profil Yayınları, Eylül 2011

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları