Türkiye’nin müzminleşen Suriye sorunu: Suriye ile görüşme

Konu ile ilgili sadece uluslararası belge niteliğindeki metinleri toplasak şimdiden yüzlerce sayfayı bulur. Her bir hususun her bir alt başlığını ele alsak kitaplar doldurur. Tamamından sorumlu olmadığımız, kucağımızda bulduğumuz ancak öngörüsüzlüklerle yaptığımız büyük hatalar sebebiyle giderek ağırlaşan bu sorunla on yıllar boyunca yaşamaya devam edeceğiz.


Paylaşın:

“Türkiye’nin müzminleşen Suriye sorunu” yazısının son bölümüdür.

‘Suriye ile görüşme’  sorunun hangi boyutunu ne kadar çözebilir?

Gerek resmî olarak, gerek ulusal ve uluslararası basın aracılığıyla Esat’a gönderilen mesajlara Suriye makamlarının ve bizzat Esat’ın cevabı Türkiye’de hem iktidarın hem muhalefetin dillendirdiği umut havasını birden soğuttu. Kısaca, Suriye bir ön şart olarak ‘Türkiye topraklarımızdan çıksın’ ve ‘Türkiye ile görüşmenin bir yararı yok’ diyor. Bu ifadeler aslında hem uluslararası tıkanmışlık hem Esat tarafının tıkanmışlığının gerçekçi bir ifadesi. Çünkü Esat kendi ülkesinin geleceğiyle ilgili olarak bile bir ‘karar verici’ ve diğer ‘ilgili güçleri etkileyici lider’ durumunda değil. Tüm Suriye’nin değil mensup olduğu Nusayrilerin mecburi ve mahkûm lideri.

Suriye ile görüşme zemini bu durumda ancak istihbarat, diplomasi, BM ve ilgili kuruluşları, bazı ülkelerin sınırlı arabuluculuğu şeklinde kurulabilir. Ya da Dışişleri Bakanlıkları arasında doğrudan olmasa da bazı ortamlarda bir fırsat değerlendirme ve yoklama çerçevesinde olabilir. Ya da her iki ülke bakımından saygın ve güvenilir bulunan özel kişiler veya kurumlar tarafından sağlanabilir. Geçmiş bilgi ve tecrübelerimize binaen tarafları ortak platformda buluşturma ve bunun için mekân oluşturma konularında aklımıza İsviçre, Norveç, İsveç ve Finlandiya geliyor ama artık bu ülkelerin hiç biri güvenilir, dürüst aracı (honest broker) durumunda değil.

Esat’ın yaslandığı Rusya, Ukrayna ile sıcak savaşta ve bu konuya ayıracak diplomatik ve siyasi enerjisi yok; ancak prensip olarak Türkiye’nin Suriye ile diyalog kurmasını, görüşmeye başlamasını öneriyor. İran’ın başı halkının başkaldırısıyla dertte ve Esat’ı Türkiye ile görüşmeye teşvik etmesi, bu hususta aktif rol oynaması olası değil ayrıca böyle bir süreci de istemez. İran, Türkiye’nin başında olan her sorunu kendisini doğrudan rahatsız etmiyorsa alevlendirmek ister.

ABD’nin zaten Suriye’nin toprak bütünlüğü, Türkiye’nin güvenlik kaygıları, yaşanan insani dram gibi dertleri yok ve daha küresel stratejileri yanında bu konuyu önemsemiyor ve hatta mevcut durumun sürmesi ve Kürt oluşumunun daha da görünür olması için çalışıyor. ABD, Dünyanın her yerindeki çıkarlarına doğrudan zarar vermeyen her türlü karışıklığı, anlaşmazlığı, iç çatışmayı ve savaşı değil önlemek sürmesini ister. Bu cümlemiz kuru ve sıradan bir ABD karşıtlığı olarak algılanmasın. Sadece son 40-50 yılda Dünyada olan biteni ve ABD’nin rolünü hatırdan geçirin.

Sorunla yaşamaya alışmak

Türkiye’de birçok aydın, düşünce kuruluşu ve muhalefet birkaç yıldır Suriye ile görüşmeyi öneriyorlar. Önceki yazımızı da görüşmenin olabilirliği, zamanlaması ve mahiyetinin ne olacağına ayırmıştık. Birkaç aydır da Türkiye’nin Esat’la görüşmesi yönünde hem iktidarın hem muhalefetin sıcak söylemleri ve girişimlerini takip ediyoruz. Türkiye’nin en üst kademeden gönderdiği sıcak mesajlara Suriye tarafının tepkisi bunun o kadar da kolay, uygun, zamanlı ve gerçekçi olmadığını tekrar hatırlattı.

Konu ile ilgili sadece uluslararası belge niteliğindeki metinleri toplasak şimdiden yüzlerce sayfayı bulur. Her bir hususun her bir alt başlığını ele alsak kitaplar doldurur. Tamamından sorumlu olmadığımız, kucağımızda bulduğumuz ancak öngörüsüzlüklerle yaptığımız büyük hatalar sebebiyle giderek ağırlaşan bu sorunla on yıllar boyunca yaşamaya devam edeceğiz.

Suriye ile görüşme zemini ve ortamı oluşturmak çok yönlü hazırlıkları ve aşama aşama pozisyonlar belirlemeyi gerektiriyor. Ancak müzakere masasından hiçbir taraf başlangıç pozisyonuna uygun bir sonuçla kalkamaz. Süreç bir al-ver pazarlığı, asgari tatmin ve el sıkışmadır. Sonunda uluslararası hukuk, ilgili taraf ülkeler ve BM tarafından da kabul ve tescil edilmesi gerekir.

Türkiye gibi bir devletin bütün bunları düşünmüş ve planlamış olması gayet tabiidir. Amacımız devlete ve kurumlara akıl vermek değildir. Bizimki ‘sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesi’ refleksi ve düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşma arzusudur.

Yazımızı önceki yazımızın son paragrafıyla tamamlayalım:

Türkiye, tüm kurum ve kuruluşları ile ve tüm potansiyeli ile Suriye ve Türkiye’deki Suriyelilerle ilgili her türlü seçeneği ayrıntılarıyla gözden geçirip, hangi durumda hangi adımları atacağını ve muhtemel karşı oyunların da neler olabileceğini çalışarak kapsamlı bir Suriye siyaset belgesi hazırlamalı. Bu belge sonraki iktidarlar ve muhalefet için de yol gösterici devlet stratejisi olmalıdır. Bu süreçte diplomasinin ayrı bir yeri ve önemi var. Siyaset, diplomasi üzerinde baskı kurmak yerine, siyasetinin diplomasisini yapmasını isteyebilir. Diplomasi uygulamadır; hem bilim hem sanattır.

Yazar

Mustafa İmir

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar