Uzman Vatandaş

Vatandaş ne mi ister? Artık bu kâbustan uyanmak ister. Temiz bir nefes almak ister. Kalanlarının yarasını hızlıca sarıp, bağrına basmak ister. Annesiz, babasız, köksüz, bağsız kalmış çocuklar bundan sonrasında olabildiğince iyi bir hayat sürsün ister.


Paylaşın:

Herkesin, her şey konusunda uzman olduğu bir dönemde -mesleğimi ayrı tutarak- “Acaba ben neyin uzmanı olabilirim?” diye düşünürken aklıma geldi. Ben de vatandaşlık uzmanı ya da uzman vatandaş olabilirim belki dedim. Bunun için ilkokulda aldığımız hayat bilgisi dersi ve ortaokulda aldığımız vatandaşlık dersleri yeterlidir kanaatimce. Ne de olsa memlekette bir şeyin uzmanı ya da yöneticisi olmak için ahım şahım bir eğitime ihtiyaç duyulmuyor.

Bendeniz, Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı ile ilgili sadece cenaze törenini hatırlayan; Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit’in Başbakanlığında büyümüş, koalisyon hükûmetini görmüş; ömrünün yarısından çoğunu da AKP hükûmetlerinin debdebesi içinde geçirmiş, ortalama bir Türk vatandaşıyım.

Her ay doğalgaz fiyatını görünce şaşıran; harala gürele çalışırken, ayın sonunun geldiğini kredi kartı ekstresinden, ayın başının geldiğini maaş bildiriminden anlayan; vergisini veren, hız kuralı dışındaki tüm kurallara itina ile uymaya çalışan, bunu bir vatandaşlık görevi olarak gören; çevresine saygılı olmaya çalışan milyonlarca vatandaştan sadece biriyim. Şimdi sizlere, üzerime giydiğim uzmanlık(!) gömleğinin verdiği sorumlulukla bulunduğum konumdan, baktığım pencereden gördüğüm kadarıyla, vatandaş ne ister anlatmaya çalışacağım. Ola ki bir yerlerde bir siyasetçinin, bir yöneticinin önüne düşer de “Vay be demek vatandaşım benden bunları bekliyormuş!” der. (Hayal tabiî.)

Vatandaş ne ister?

Vatandaş ne ister? Müreffeh bir ülkede yaşasaydık bu soruya çok farklı cevaplar verebilirdik. Gündemimiz tatlı suda bir rüzgâr gibi ılık ılık eser geçer, en fazla içimizi ürpertirdi. Fakat öyle çetin fırtınalardan geçiyoruz ki, değil içimizin ürpermesi, ayakta durmakta zorlanıyoruz kimi zaman.

Cepleri, hayal edemeyeceğimiz paralarla dolu bir kısım kaymak tabaka, refah içinde yaşadığımızı, kıskanıldığımızı iddia ededursun biz gerçeğimize dönelim. Türkiye’de vatandaş, yönetenlerden ya da yönetmeye aday olanlardan neler ister, bunun cevaplarına bakalım.

Malumunuz üzere büyük depremin üzerinden sadece bir ay geçti. Silsile hâlinde devam eden depremlerde on binlerce insanımızı kaybettik. Koskoca bir bölgemizde insanlar ailelerini, evlerini, dostlarını kaybetti. Ülke nüfusunun yarısı belki hiçbir şey olmamış gibi yaşantısına devam edebilecek. Fakat büyük çoğunluğu için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Buradan başlamak istedim çünkü yaralarımız henüz çok taze. Geriye dönüp bol seçenekli kader planlarına(!) şöylece baktığımızda ne çok ölmüşüz diyorum. İşte bunu dediğim noktada, ihtiyaçlar hiyerarşisinin en başına bir madde daha eklemek gerekiyor diye düşünüyorum: Hayatta kalmak! Sonrasında bir şekilde yaşıyoruz işte…

Vatandaşın birinci isteği böylece ortaya çıktı. Ömrüme sığan felaketlerde yüzbinlerce insanımızı kaybettik. Bunlardan birçoğunun kök sebebine indiğimizde bilim dışı, akıl dışı, yasa dışı kararlar; yolsuzluklar, usulsüzlükler karşımıza çıkıyor. Ve her felaket sonrasında “kader planı”, “alınyazısı”, “tecelli”, “fıtrat” kelimelerini içeren birçok cümle havada uçuşuyor. Sorumluların hepsi bütün günahı kadere yükleyip, suçlarından bir şekilde arınıyor. Eğer beceriksizlik boylarını aşarsa da milletten af dileyip, helallik istiyor sonra yola aynı şekilde devam ediyorlar. Yağmur Tunalı Hocam “Kader planında yaşadığımız kadersizlik” ve Feyzullah Eroğlu Hocam Kadercilik ve otoriterlik sarmalı” başlıklı yazılarında çok güzel ifade ettiler. Onların üzerine laf söylemem gereksiz, anlattıkları yeterince açık ve net.

Madem yaşam standartlarımız sadece hayatta kalmayı dileyecek ve buna şükredecek kadar düştü, şu noktada vatandaş başka ne ister? Taşına, toprağına, ırmağına türkü yakıp, şiir yazdığı memlekette güvenle yaşamak ister. Acılar içinde kıvranırken, gerim gerim gerilmiş suratlarıyla siyasetçi nutuğu dinlemek istemez mesela. Nutuk dedim ama onun bir vasfı var. Azarlanmak istemez desem daha doğru olur. Her fırsatta Osmanlının torunu olmakla övünenlerin Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e verdiği söylenen nasihati* hatırlasın ve yaşatsın ister. Neydi o nasihat, madem ben bu sorumluluğu üzerime aldım hatırlatayım öyleyse:

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana… Suçlamak bize; katlanmak sana… Âcizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana… Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adâlet sana… Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana…”

Aklederek vardığı sonuçta, yanlışa yanlış dediği için “hain”, “uğursuz”, “FETÖcü”, “terörist” ilan edilen ne ister? Yanlışa yanlış, doğruya doğru denilsin ister. Kime göre neye göre doğru ya da yanlış demeyin. Unutmayın standartlarımızı en aşağıya çektik. Bu noktada insanlık için temel değerlerden bahsediyoruz. Karmaşık düşünmeye gerek yok. Hırsızlık yapana hırsız, arsızlık yapana arsız, aptallık edene aptal demek gibi…

Bataklık

Uzun zamandır nefes almakta zorlanıyorduk. Son bir ayda utanır hale geldik. Sanki bir kâbusun içinde tıkılı kaldık da bir türlü uyanamıyoruz. Sürekli bir çıkış yolu, bir kapı, bir ışık arıyoruz ama yok… Her yer karanlık, her yer toz duman.

Bu yıkıntıların üzerinde kulaklarımız duyduğuna, gözlerimiz gördüğüne, dilimiz söylediğine bin pişman… Bir ayın her gününe yetecek kadar rezalet yaşandı ve birini hazmedemeden öteki ardından geldi.

Vatandaş başka ne mi ister? Artık bu kâbustan uyanmak ister. Temiz bir nefes almak ister. Kalanlarının yarasını hızlıca sarıp, bağrına basmak ister. Annesiz, babasız, köksüz, bağsız kalmış çocuklar bundan sonrasında olabildiğince iyi bir hayat sürsün ister. Kundaktaki bebekleri, annelerinin kucağında mezara koyan binaları yapanlardan, o binaları ayakta tutacak kolonları kesenlerden, milyon dolarlara geleceğimizi satanlardan, her türlü yolsuzluğu yol bellemişlerden hesap sorulsun ister. Vatandaş artık hayatta kalmaktan fazlasını ister. Yaşamak ister. Bir çocuğun gözlerine bakınca keder değil, ışıl ışıl umut görmek ister.

Ve sizler baylar, bayanlar! Sizler! Milletin derdiyle gerçekten dertlenenleri hariç tutarak, iktidar, muhalefet fark etmeksizin diyorum: Bilcümle siyaset erbabı! Her fırsatta “İşte bunlar var ya bunlar!” diyerek parmak salladığınız bu millet; canını beton yığınının altından çıkarıp, acısını bağrına basıp, “Devletimiz sağ olsun, milletimiz var olsun!” diyen, ummadığınız yerden ummadığınız biçimde gelip birbirinin yarasını sarmaya çalışan bu insanların hiç birini hak etmiyorsunuz.

İnsan olan her bir zerremiz can çekişirken; çamura dönmüş siyasetin içinde, iktidarda kalmaya çabalayan ya da iktidara gelmeye çalışan ve bu bataklıkta debelenen siyasetçiler bir tarafta, her şeye rağmen hayatta kalmaya çalışan vatandaş bir tarafta… Daha ne diyeyim bilmiyorum.

Bir vatandaşlık uzmanı (!)  olarak vatandaşa da son bir sitemim var elbet! Kader deyip yaşadıklarını sineye çekme. Allah’ın sana bağışladığı aklını kullan ne olur, bu kolaycılığı seçme! Ve canım kardeşim artık ipleri eline al. Yoksa hep beraber ahirete kalmadan efseli sâfilîni boylayacağız.

Sağ kal, sağlıcakla kal, akılla ve bilimle kal…


*Bahsi geçen nasihat Tarık Buğra’nın Osmancık kitabında yer almaktadır fakat birçok alanda siyasetçi ve yönetici davranışları için kullanılagelmiştir. Tarık Buğra’ya bu güzel nasihati bize kazandırdığı için teşekkürü bir borç bilirim. Rahmet olsun. 

 

Yazar

Şadiye Okur

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar