Yükleniyor...
Milliyetçi partiler toplamda aldıkları yüksek oy oranına bağlı olarak ileride bir ittifak kurabilirler mi veya ortak bir dil ve söylem geliştirebilirler mi? Milliyetçiler kendi aralarında -moda ifade ile- bir helalleşme gerçekleştirebilir mi? Bu soruların olumlu cevapları çoğu milliyetçi için temenniyi ifade etmesi bir yana zaten dilinin, söyleminin, sorunlara yaklaşımlarındaki farklılıklarından dolayı ayrı parti olduklarını da akıldan çıkarmamak gerekir.
İyi Parti, vitrinindeki milliyetçileri yavaş yavaş tasfiye etti. Ülkücülerden arındırılmış bir İyi Partinin “merkez parti” olacağı tasavvur edildi. Milliyetçi vurgular, liberal akıl verenlerin akıllarına uyulduğu için olsa gerek azaltıldı ve hele ülkücü kimlikten eser kalmadı. Burada görülen büyük hata toplumun ana eğilimine göre partinin ideolojik duruşunu belirlemek yerine bir grup AKP’den gelme vekil ve liberal aydınlarla “merkeze yakınlaştıracağı” inancını taşımaları oldu.
Oysa “merkez partisi” olmak gibi bir siyaset yapma biçimi çoktan geride kaldı. Toplum yirmi yılda aşırı kutuplaştırıldı ve kimlik merkezli bir siyasete oturtuldu. Yani “normal bir toplum” değiliz. Yaşamımıza yön veren ekonomik ilkeler “ama” siyasetimize yön veren duygusal kimlik ilkeleridir. Adam aç ama AKP’ye oy veriyor. Böyle bir toplum dönüşümünün yaşandığı ülkede “anlama”yı devre dışı bırakarak halktan kopuk yüksek entelektüel siyasi ilkeleri belirleyip buna göre düşünce ve davranışlarımızı belirlemek yapılacak en ciddi yanlıştı.
Tam burada milliyetçiliğin tanımlanması noktasında da önemli bir hata yapılıyor. Marksist literatürden kavram aktarırsak “yanlış bilinç” söz konusu. AKP ve MHP bilinçli bir şekilde toplumda milliyetçiliği devletin kutsanması konumuna çektiler. Ve bunun üzerinden katı bir biat sisteminin yaratılması, güçlü bir lider kültü inşa edilmesi ve en kötüsü de güvenlikçiliğin bir milliyetçilik olarak tasavvur edilmesine indirgediler. Bu yanlış bilinç temeline oturtulan milliyetçiliğin kişileri yönlendirme kapasitesi manipüle edilerek hayati konuların önemsizleşmesi pahasına araç hâline getirildi. Bu yanlış bilinç sayesinde, gerçekte olanla, milliyetçi hamasetle anlatılan arasında ayrım yapılamaz hâle gelindi. Mesela 10 milyondan fazla Suriyeli, Afgan vs. büyük tehlike arz etmesine rağmen milliyetçilerin zihin dünyaları ve davranış örüntülerinde bir karşılığı yok.
Türkiye’de milliyetçilik hakkında düşünmek kolay, bu düşüncenin ifade edilmesi yani yazılması ve konuşması ise çok zordur. Milliyetçilik öyle bir olgu ki, hakkındaki tahayyüller sınırsız ve sonsuz. Her kişi, grup, yapı milliyetçiliği bir perspektif olarak geliştirir. Bu geliştirme olumlu veya olumsuz olabilir. Bu sebeple düşünmek kolay, yazmak ve söylemek ise zordur. Söyleyeceğiniz herhangi bir şey herkeste birbirine zıt duygular uyandırmakta ve davranışlar yaratmaktadır. Pek çok kavramla ifade edilen, her biri bir siyasi söylemi temsil eden düşünceler söz konusu. Kendisi bir düşman üreten sistem olmasa da bugünkü siyasi atmosfere hâkim tarz, keskin bir öteki yaratmak üzerine kurulu. Özellikle Cumhur İttifakının kullandığı söylem tam bir düşmanlaştırma ve hatta daha ötesi lanetleme üzerine kuruldu. Ötekileştirilen ve lanetlenen sadece “sol” değil, aynı zamanda diğer ittifak içinde yer alan milliyetçiler de.
Bu açıdan bakınca Türk milliyetçilerinin sandığa yansıyan yüksek oy oranları sonrası, gelecekte bu partilerin kendi ittifakını oluşturup oluşturmayacakları sorgulanabilir. Oysa, bu ayrılığın kaynağının MHP ve liderlik anlayışında bulunduğunu mevcut statükonun devam ettiği sürece de bir ittifakın söz konusu olamayacağını iddia edebiliriz.
İkbal VURUCU

14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri dolayısıyla “Milliyetçiliğin yükselişi” tartışmaları gündeme damgasını vurdu. Sizce de milliyetçilik yükselişte midir? Öyle düşünüyorsanız gerekçeleriniz/kriterleriniz nedir?
OKUR: AKP iktidarının son dönemlerdeki politikaları milliyetçiliğin yükseldiği gibi bir algı uyandırsa da milliyetçiliğin ne demek olduğunu bilmeyenler ve anlamayanlar tarafından sloganlar üzerinden bir propaganda malzemesi olarak kullanıldığını düşünüyorum. Fikirlerin değersizleştiği, insan kalitesinin düştüğü, herkesin birbirini kolayca vatan haini ilan edebildiği bir ortamda bu durumu “yükselen biz değiliz, alçalan değerlerimiz” diye yorumluyorum.
AKP iktidarının MHP tabanını kaybetme kaygısı ile milliyetçi söylem geliştirdiğini, bu söylemin Anadolu insanında kabul gördüğünü gözlemliyorum. İktidarın da bu kabul üzerine yeni bir algı yaratarak tabiri caizse fakirliğe şükretmeyi, vatanını sevmekle eşdeğer gösterip ekonomik buhranı bile bu yolla maskeleyebildiğini düşünüyorum.
Tüm bunların yanı sıra özellikle şimdilerinde orta yaş grubuna geçme eşiğinde olan kesimde sağ, sol ayrımı olmaksızın tüm yaşanan gelişmeler karşısında millî bir refleks gösterildiğini görüyorum. Bu bakımdan iktidarın güç gösterisi ile gösterdiği sözde milliyetçiliğin değil, vatanın bölünmez bütünlüğüne ve milletin birliğine karşı tehdit oluşturan tüm eylemlere karşı gösterilen refleksin yükselişe geçtiğini düşünüyorum. Yükselen tepkiyi, milliyetçi aydınların milliyetçiliği doğru bir şekilde topluma anlatarak tepkiyi doğru yere kanalize etmesi gerektiği kanaatindeyim.
Bugün milliyetçilik tek çatı altında mı birleşmeli yoksa birden fazla tesir ve güç odaklarına mı ayrılmalı?
OKUR: Elbette karşımızda boğuşmamız gereken bir çok çetrefilli konu varken camianın bu derece bölük pörçük olması mücadeleye zarar veriyor. Buna rağmen milliyetçi fikri savunduğu iddiasında olan partilerin ya da sivil toplum kuruluşlarının biat kültürü ile hareket etmesi, liderlerinden farklı düşünenlerin aforoz edilmesi ayrılıkları derinleştiriyor.
Sadece biat kültürü değil, binbir kılığa girebilen FETÖ elemanlarından, mafyatik tiplerden, çıkar çatışmalarından arındırılmayan hiçbir hareketin mücadelede güçlü olabileceğini düşünmüyorum. Saydığım konular olduğu müddetçe buluşabileceğimiz azami sayıda müştereğimiz varken, asgari müşterekte bile buluşacak gibi de durmuyoruz. Bu da zaten çok zor geçen mücadelemizi daha da zor hâle getiriyor.
Tüm bu sebeplerden ötürü milliyetçilik iddiasında bulunan her kim varsa demokratik bir tavır içinde asgarî müştereklerini ve ilkelerini yeniden hatırlayıp birleşmek için ne gerekiyorsa zaman kaybetmeden yapmalıdır.
Türk milliyetçilerinin çok partili olarak seçimlere katılmasını Türk Milliyetçiliği açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum milliyetçiliğin etkisinin artması olarak görülebilir mi?
OKUR: Türk milliyetçilerinin tek bir çatı altında olmasını mücadelenin etkinliği açısından önemli görüyorum. Fikir ayrılıklarının demokrasi içinde tek bir çatı altında zenginliğe dönüştürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çıkar çatışmalarının değil, fikir çalışmalarının yaşanması hareketi geliştirebilecek ve yükseltebilecek bir durum. Toplumda refleks olarak uyanan tavrı doğru değerlendirmek ve tepkiyi doğru yönlendirmek gerekiyor.
Çok parti ile seçime girmek demokratik bir ortam sağlıyor diyebilmemiz için refah seviyemizin ileri düzeyde olması gerekiyor diye düşünüyorum. Hâlbuki bizim yoksulluk gibi, yolsuzluk gibi, terör gibi, bölücülük gibi daha somut ve tehlikeli konularımız var. Hâl böyle olunca bu bir var olma mücadelesine dönüyor. Bu yüzden temel ilkelerde birleşip kırmızı çizgiler içerisinde tüm bunlara karşı topyekûn mücadele etmek gerekir. Aksi takdirde etki alanımız daralıyor ve sürekli kendi yankı odalarımızdan birbirimize karşı savaşıp, birbirimizi yıpratacağız.
Sizce bu seçimlerde milliyetçilik gerçekten anahtar bir rol mü oynadı yoksa siyasi bloklar arasındaki kavga milliyetçilik maskesiyle mi yürütüldü?
OKUR: Seçimlerde siyasi bloklar arasındaki kavganın bu kez milliyetçilik maskesiyle yürütüldüğünü düşünüyorum. Son 20 yıldır siyaset kendini sürekli tepkilere karşı yönlendiriyor. Bazen bakıyorsunuz siyasal İslâm maskesiyle, bazen bakıyorsunuz sosyalist maskesiyle. O yüzden uzun süredir CHP’nin 6 okundan biri olan milliyetçiliği unutmuş olan bazı CHP’li siyasetçilerin 7 göbekte milliyetçilik arayışına şahit olduk. Hatta bazen en büyük ülkücü biziz gibi akla mantığa yatmayan cümleler bile duyduk. Bu yüzden bu davranışlar bana hiçbir zaman samimi gelmedi.
İktidar bunu yapmak için özel bir maskeye ihtiyaç duymuyordu fakat MHP’den aldığı desteği kaybetmemek için söylemini bu yönde geliştirdi. MHP’den aforoz edilmiş, küskün ve kızgın milliyetçilerin hem partisiz hem de kararsız olması da kayda değer görülmeye başlandı. CHP bunu çok geç anladı ve sonunda bu reflekse karşı seçimin 2. turunda daha milliyetçi bir söylem geliştirmeye başladı.
Türk milliyetçileri kendilerinin etki alanlarının dar olduğunu düşünerek özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde bazı konularda çoğunluğa koşulsuz destek verme yolunu seçti. Hâlbuki refleks gösteren vatandaşın tepkisi ile aynı tepkiyi gösterip yol gösterici olabilirdi. “Rüzgârı yakalamak deyimi bu nokta için çok uygun. Türk milliyetçileri bu rüzgârı yakaladı ama doğru değerlendiremedi.
AKP’nin yeniden iktidar olması Türk milliyetçiliği açısından ne anlam taşıyor? Ne gibi sonuçlar doğurabilir? Neden?
OKUR: AKP kurulduğu günden bu güne her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık deyip, etnik unsurlar üzerinden bölücülüğü kışkırtan bir çok somut eylemde bulundu. Milliyetçiler Oslo görüşmelerini, Habur rezaletini, Türk bayrağının statlardan toplatılmasını, Ergenekon, Balyoz vb. davalar yoluyla ordunun yıpratılmasını tabiri caizse saç baş yolup kahrolarak izledi. Her partinin içine sızmış FETÖ gibi üst düzey bir terör yapılanmasının kurumlarda, özellikle Adalet Bakanlığı’nda etkin rol oynaması bizi bu noktada güçsüz bıraktı.
Devletin tüm kurumlarının cemaate teslim edilmesi karşısında maalesef ki milliyetçilerin gösterdiği çaba yetersiz kaldı. Sesleri çok duyulmadı.
Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda AKP iktidarının 21 yılda ülkeyi getirdiği hâl ortada iken, yolsuzluk ve rüşvet olayları üst düzeyden yürütülürken bu iktidar ve şürekasının ülke yönetiminde olması her gün için zarar diye düşünüyorum.
Bunun yanı sıra ülkeye sığınmacı olarak gelip vatandaşlık verilerek bazı bölgelerde bilinçli bir şekilde demografik düzenleme yapılması, bir sonraki seçimlere kadar çok büyük bir soruna dönüşecek. Bugün seçmen olamayıp, Türkiye’de doğmuş ve bu ülkenin vatandaşı olmuş bu insanlar 5 yıl sonra ülkenin kaderini etkilemede bugünden daha fazla etkili olacaklar. Vatandaşlık verilen Suriyeli sayısı, geçici korunma statüsündeki sığınmacı sayısı, oy kullanan sığınmacı sayısı hâlâ net bir şekilde açıklanmazken bunu büyük bir tehdit olarak görüyorum.
Ekonomik buhranı yol açtığı güvensizlik ortamı da ülke içindeki en belirgin huzursuzluk kaynaklarından biri. Seçim sonuçlarına bakıldığında siyasette “istikrarın sürdürülmesi” sözünü yapılan yanlışlara devam edilmesi, bazılarının üstünün kapatılmasındaki istikrar olarak değerlendiriyorum. Eğer iktidar değişse idi yeni gelecek hükümet belki de bu enkazı kaldırmada başarısız olacaktı. Bu yüzden istikrar lafına sıkı sıkıya sarıldıklarını düşünüyorum.
Milliyetçiler seçim sonrası durumu iyi değerlendirip verilen sözlerin takipçisi olmak zorunda. Meclis içinde ya da dışında parti fark etmeksizin kamuoyunu bu konuda uyanık tutmak zorunda. O yüzden bizi daha zorlu bir sürecin beklediğini düşünüyorum.
Önümüzdeki yıllarda siyasetin şekillenmesinde milliyetçilik nasıl bir rol oynayacak?
OKUR: Milliyetçilik bugün siyasi partilerin taktığı bir maske olsa da, gün geçtikçe toplumda yükselen bir refleks, bir dip dalgası olacağı kanaatindeyim. Çevreme baktığımda en apolitik insanların bile olayları kendi akıl süzgecinden geçirdiğinde bu tepkiyi verebildiğini görüyorum. Bu yüzden milliyetçiliğin önemli bir rol oynayacağını düşünüyorum. Burada da çözümü ilkelerde birlik ve bu birliği kamuoyuna aktarabilmekte görüyorum. Milliyetçilik iddiasında olan herkesin siyaset üstünde bu baskıyı kurarak milletin aleyhine adımlar atılmasını önleyebileceğini düşünüyorum.

14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri dolayısıyla “Milliyetçiliğin yükselişi” tartışmaları gündeme damgasını vurdu. Sizce de milliyetçilik yükselişte midir? Öyle düşünüyorsanız gerekçeleriniz/kriterleriniz nedir?
YASDIMAN: Sanırım önce milliyetçilik kavramı üzerinde bir şeyler söylemek gerekiyor. Acaba Türk toplumunda herkesin ortak olduğu bir tanım var mı?
Örneğin ben milliyetçiliği tanımlarken basitçe; ortak tarih, ortak dil, ortak kültür ve ırk olarak tanımlarım ama başkaları bu tanıma mutlaka ortak dini de ilave eder. N. Fazıl ve Arvasi milliyetçiliği benim Türk Milliyetçiliği tanımımın tamamen dışındadır.
Kendi tanımım ışığında 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde alınan oylara bakarak ülkemizde milliyetçiliğin yükselişi olarak değerlendirmek pek doğru gelmiyor. Belki Sn. Oğan’ın Milliyetçi Aday slogan ve reklamıyla ortaya çıkması, karşıt iki gruba oy vermek istemeyen milliyetçi oyların bir kısmının o tarafa yönlenmesiyle sonuçlanmış olabilir ancak seçim sonrası Oğan’ın taraf seçimi, oy verenleri hayal kırıklığına uğratmıştır. Çünkü her iki gruba da oy vermek istemeyen göreceli olarak nitelikli milliyetçiler kendilerini aldatılmış hissetmişlerdir.
Sonuç olarak, hem iktidarın uygulamalarına ve söylevlerine hem de diğer bloğun içinde olan lider ve parti yetkililerinin, yeni anayasa ve de eski açıklamalarında kullanılan Türklükle ilgili sorunlu sözlerine tepki olarak kullanılan oylardır ve günün şartlarının ortaya çıkardığı bu durumu yükselen milliyetçilik olarak kabul etmek biraz da hayalperesliktir.
Bugün milliyetçilik tek çatı altında mı birleşmeli yoksa birden fazla tesir ve güç odaklarına mı ayrılmalı?
YASDIMAN: Milliyetçi olduklarını söyleyen camiada öyle çok fikir ayrılıkları var ki, gelinen bu noktada ve bu şartlar altında bir araya gelmek zor görünüyor.
Laik, demokratik, üniter, sosyal hukuk düzeni ve Cumhuriyet sistemi ile yönetilen bir ulus devlet olmak gibi-Türk milliyetçilerinin ortak bir hedefi kalmış mıdır?
Türk milliyetçileri önce bu konuyu halletmelidir. Eğer bu konuda ortak bir payda geliştirebilirlerse ciddi bir güç oluştururlar. İşte o zaman hem yükselen milliyetçilikten de bahsedilebilir hem de tek çatı altında birleşilebilir.
Günümüz şartlarında sadece milliyetçilerin değil Türkiye’de varlığını sürdüren ve toplumda görünürlüğü olan tüm partilerde homojen bir yapı mevcut değil. Partilerin çoğunda heterojen bir yapı mevcuttur. Ancak birkaç parti kendi içinde bütünlüğü – din gibi, sosyal demokrasi gibi- belli başlı bazı sistemleri diri tutarak bütünlüğünü korurken, milliyetçiler maalesef ana eksenin etrafında toparlanamamaktadır. Ülkemizdeki partiler lider eksenlidir. Milliyetçi camia vizyonu ve misyonu olan, karizmatik bir lider eksikliği yaşamaktadır. O nedenle bu sorunun bugünkü cevabı ben de yok!
Türk milliyetçilerinin çok partili olarak seçimlere katılmasını Türk Milliyetçiliği açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum milliyetçiliğin etkisinin artması olarak görülebilir mi?
YASDIMAN:
–Hüseyin Mümtaz’ ın “Duvarın Hangi Tarafındasın Ey Millet?” başlıklı bir yazısı vardı. Bu yazının ilk paragrafında şöyle diyordu; “Bir duvarın, kaçınılmaz olarak bir tarafındaysan ve her gün, her saat çekilen taşlar yüzünden duvar yıkılma tehlikesindeyse o duvarın hangi tarafında olduğun son derece önemlidir. Ey okuyucu…Çünkü duvar ya senin üzerine yıkılacaktır yahut duvarı sen bilerek öteki tarafa itmektesindir. ‘’
Türk milliyetçileri gerçekten duvarın hangi tarafında?
Bir kısmı; milliyetçiliği ayakları altına almış bir parti lideri, sen hayvanlarla geziyorsun ben insanla diyen bir parti lideri, bana Türklükle gelmeyin diyen ve Ensar seviciliği yapan bir parti lideri ve açılım ve çözüm diyerek burnumuzun dibinde bir terör devleti kurulmasına vesile olmuş günümüzün Cumhurbaşkanı tarafında -ki elbette örnekler çoğaltılabilir- diğer kısmı; yine büyük parçalardan bölünerek tek çatı altında toplanan ve “Ulus devletle hesaplaşma zamanı geldi.” diyen, Atatürk ve devrimleriyle sorunlu, derinlikli dış politikalarıyla, sıfır sorun diyerek sorunlar yumağını kapımın önüne koyan ve ayrıldığı kütlenin tüm özelliklerini taşıyan Ahmet Davutoğlu ve yandaşı Babacan’la mı milliyetçiliğin etkisi artacaktı?
Türk milliyetçileri kendi duvarlarını kendileri yapmak ve korumak zorundadır.
Sizce bu seçimlerde milliyetçilik gerçekten anahtar bir rol mü oynadı yoksa siyasi bloklar arasındaki kavga milliyetçilik maskesiyle mi yürütüldü?
YASDIMAN: Milliyetçiler kendi aralarında ortak bir çatı kuramadıkları için uzun zamandır partili ya da partisiz, dağınık ve de hedefsizdir. Karizmatik bir lider eksikliği ile elli yıl öncesinin slogan milliyetçiliğiyle milliyetçilik yaptıklarını sanmaktadır. Hedef olmayınca siyasi bloklar arasındaki kavga elbette milliyetçilik maskesiyle yürütülmüştür!
Bunları yazmak bir Türk Milliyetçisi olarak ciddi bir sıkıntı ancak aynaya bakmadan, kendimizi sorgulamadan bu konuyu çözmemiz mümkün değil.
AKP’nin yeniden iktidar olması Türk milliyetçiliği açısından ne anlam taşıyor? Ne gibi sonuçlar doğurabilir? Neden?
YASDIMAN: AKP’nin yeniden iktidar olması, her zaman ki gibi ‘’ iktidar değiliz ama fikirlerimiz iktidar’’ avutusundan başka bir şey değildir.
Özellikle benim kuşak; yetiştikleri çevre, okuma, öğrenme, sorgulama, eleştirme ve kendilerini yenileme konusunda hiçbir çaba göstermedikleri için din sosuna batırılmış, Türklükten uzak bir partinin ekseninde yıllardır dönüp duruyorlar. Kendi idealleri, kendi duruşları, kendi şerefleri bir parti başkanının şerefiyle eş değer olunca, ortada sağa sola savrulan, hiçbir değeri kalmamış ama sloganlarla devam eden ve adına Türk- İslam Sentezi denen bir garip sistemin uydusu olarak yaşamlarını sürdüren bir kuşaktır.
Yeni yetişen ve kendilerine milliyetçi olarak tanımlayan gençlik ise; maalesef asıl işi Türk’ün politik, sosyal, kültürel birliğini yükseltmek ve bu konuda tüm dünya Türklüğü ile ortak amaçlar doğrultusunda çalışmalar yapmak olan Ülkü Ocakları Eğitim Ve Kültür Vakfının neredeyse bir tarikat ve cemaate dönüşen yapısı içinde siyasi iktidarın maşa gibi kullandığı kolluk kuvvetine dönüşmüştür.
Bütün öğretileri Osmanlıcılık ve Kur’an tilaveti ile ‘’Ilımlı İslam’a hizmet eden, yapay bir Turancılık iddiasıyla sadece İslam olan Türk’leri kendilerinden sayan ve de “ensar” muhabbetiyle gittikçe Araplaşan bir gençlik hareketine Türk Milliyetçileri demek mümkün görünmüyor.
Sonuç olarak; AKP’nin iktidar olması ile Türk Milliyetçiliği, AKP’nin sorumluluğunda giderek Arap Milliyetçiliğine dönüşmektedir.