18.09.2021

Ak Parti’yi kendi değerleri üzerinden değerlendirmek

Siyasal partiler kendi aralarında hedefledikleri ve temel aldıkları değerleriyle ayrışmaktadırlar. Bu yazıda Türkiye'de egemen olan AK Parti' nin de kendine esas aldığı İslami ve milliyetçi değerlerin zaman içindeki değişimi göz önüne serilmektedir.


 

Siyasi partiler temel aldıkları değerler üzerine inşa edilmiş; siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim, sağlık,  güvenlik, bilim ve teknoloji ve diğer programlarını ve projelerini alacağı kararlar ve tedbirlerle hayata geçirme iddiasında olan demokratik düzenlerin siyaset kurumlarıdır. Bir siyasi partiyi diğerlerinden ayıran özelliklerden en önemlisi temel aldığı değerler ve onlara yüklediği anlamlardır. Seçmenlerin, ideolojik tabanlı ve kesin görüşlü olanlar dışındaki, büyük çoğunluğu değer ortaklığı olan siyasi partilerden liderliği, programı, projeleri, söylem dili ve kadrosuyla güven ve ümit vereni tercih edegelmişlerdir. Yazının konusu AK Partiyi kendi fikriyatı ve kültürel temel değerleri üzerinden değerlendirmektir.

Siyasi partiler anayasanın başlangıcında ifade edilen anlayış ve temel ilkelerle, ilk üç maddesinde sıralanan ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği temel değerler[1] yanında kendi ilke ve esaslarını da tüzüklerinde belirtirler. Siyasi partilerin hemen hepsi ‘İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi değerlerini esas alarak…’ ifadelerini özellikle belirtirler. Belirtilmeyen ancak zımnen bilinen değerler sistemi yurttaşların bir kısmının tercihinde daha da belirleyici olmaktadır.

Türkiye’de siyasi partilerin tüzük ve programlarının gözden geçirilmesinden ve kamuoyundaki genel algıdan ortaya çıkan başlıca ortak değerler[2] zamanımızda siyaset yelpazesinin hangi değerler etrafında oluştuğunu önemli ölçüde ortaya koymaktadır. Ancak, yazılı olmayan, resmi deklarasyonlara yansımayan; eylem ve söylemleriyle ortaya çıkan değerler vardır ve yazıda özellikle iktidar partisi bu değerler üzerinden incelenmektedir. Siyasi hareketlerin, ülkedeki anayasa başta olmak üzere yasaların temel aldığı değerlerin bazılarına daha da önem atfettikleri, öne çıkarabildikleri gibi, gelecek tasavvurlarında ve kendi iç dünyalarında yeşertmeye devam ettikleri değerleri de vardır.

Türkiye’de siyasi partilerin değerlerinde ayrışma alanları

Siyasi kurumlar tüzük ve programları ile resmi söylemleri üzerinden incelendiğinde sosyolojik bakışlarının ve ideolojilerinin benzerliklerinin yüksek olduğu fikrine kapılabilirler. Dışarıdan ve uzaktan çağdaş hakim değerler yelpazesine göre algılanabilecek bu durum zamanın ruhu olarak görülebilir. Tarihin belli dönemlerinde bazı değerlerin baskın olduğu bilinir. Ama, Türkiye’de ve birçok gelişme yolundaki ülkelerin yeni demokrasilerinde bazı değerlerin  toplumu ve kitleleri ayrıştırdığını, siyasallaştırdığını (politisation), kutuplaştırdığını (polarisation) ve halkın bir kısmını bir partiyle özdeşleştirdiğini de görmekteyiz.

Hiçbir devlet ve halk kendi varlığını ortadan kaldıracak, temel değerlerini tersyüz edecek siyasi hareketlere demokratik hukuk düzeninde ve yasal çerçevede izin vermez. Ancak böylesi motivasyonlar ve ideallerle dolu siyasi hareketler de hep olagelmiş veya bu içten içe korlanan düşünce hareketleri bir siyasi kurum içinde beraberce, dindar muhafazakar ve siyasal İslamcılar DP, AP, DYP, ANAP ve AK Partide, varlığını sürdürmüştür. Karşı tarafta da etnik, mezhepsel ve ideolojik odaklar ya CHP içinde gruplar olarak ya da gayrı resmi yapılar olarak ortaya çıkmışlardır.

Siyasi partilerin resmi –yazılı temel aldığı değerler ile ima ettiği ve önemsediği değerler, kesin çizgilerle olmasa da onların siyasi yelpazedeki yerlerini belirler. Bir ülkedeki farklı değerleri zımnen temel almakla birlikte siyasi partilerin ortak değerleri kabulleri o ülkede, anayasa değiştirilinceye kadar, anayasal bir zorunluluktur. Bazı siyasi hareketler ise siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik çevreyi değiştirerek, anayasayı, sosyal düzeni ve kamu düzenini de değiştirmeyi ilke olarak benimseyebilirler. Türkiye’de mevcut belli başlı siyasi partilerin tüzüklerindeki temel değerler ve ilkeler incelendiğinde farklı ifadelerle de olsa geniş oranda ortaklık olduğu anlaşılabilir.

Türkiye’deki diğer siyasi partilerden farklı olarak, HDP’ nin tüzüğü ve programındaki, özellikle partinin tanımı ve amacıyla ilgili ilk iki maddesinde kullanılan dilden ve temel aldığı değerlerden, ülkenin ve halkın tümünü kucaklamayı sınırlandıran ve kendini marjinal kesimlere özelleştiren bir yaklaşımı esas aldığı; eylem ve söylemleriyle çelişkili değerlere atıf yaptığı anlaşılmaktadır.

Aşağıdaki sorular, konuyla ilgili siyasi parti – toplum ilişkisini düşünme ve değerlendirmede yardımcı olabilecek bakış açıları verebilir;

  • Değerler sistemleri ve değerler yelpazesi
  • Siyasi partilerce temel alınan başlıca değerler nelerdir ve hangi değerler siyasi partilerce ortak değerler olarak kabul görmektedirler?
  • Değerlerin değişimi? Değerlerin kaynakları nelerdir?
  • Dini değerler sistemleri üzerinden Türkiye’de siyaset yapmak bir siyasi partiye nereye kadar alan açabilir?
  • Siyasi partinin resmi olarak tüzük ve programında yer almayan ancak davranış ve söylemlerinden izi sürülebilen değerlerin vatandaş / yurttaşlarca bu siyasi partiyi destekleme motivasyon unsurları arasında yeri nedir?
  • Yüzyılda siyasi partileri soğuk savaş öncesinin tanımları ve değerleriyle (sağ, sol, merkez, dindar-muhafazakar-demokrat, milliyetçi, dinci, etnik vd.) değerlendirmek sosyolojik olarak ne kadar gerçekçidir?

Temel siyasi değerler muhafazakarlık ile gelişim – değişim – dönüşüm – devrim arasında, çağdaşlık ve evrensellik ile de çeşnilendirilmiş geniş bir yelpazede siyasi hareketlerin tanımlanmaları ve duruşları değerlendirilebilir. Siyasi partiler kendilerini ülkenin Anayasası başta olmak üzere yasalarda belirlenen değerler yanında benimsedikleri diğer değerlerle daha fazla ifade ederler. Siyasi hareketlerin ve partilerin resmi belge ve deklarasyonlarında yer almasalar da değerleri şu alanlarda toparlanabilir:

  1. Sistemle ilgili değerler
  2. İnsan haklarıyla ilgili değerler (düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğü)
  3. Din ve dini yaşamla ilgili değerler (din, inanç ve vicdan hürriyeti ile toplum düzeninde dinin yeri)
  4. Ekonomiyle ilgili değerler
  5. Kültürel ve sosyokültürel değerler
  6. Ahlaki – etik değerler

Yukarıda belirtilen başlıklarla özetlenebilecek değerlerin kabaca neleri ifade ettiklerinin okuyucu tarafından anlaşıldığı varsayılmaktadır.

Sosyolojik gerçeklikler olarak din – devlet – siyaset ilişkileri

Tarih boyunca toplumlardaki değerler sisteminde din, devlet ve siyaset ayrılmaz bir üçlü olagelmişlerdir. Aslında bu üçlü birbirlerine meşruiyet kaynağı olup biri diğerine yaslanarak hareket etse de birbirlerini baskılamaya çalıştıkları da olmuştur. Aralarındaki bağ çoğu zaman sıkı olmuş ancak aydınlanma döneminden itibaren Avrupa’da gevşeyebilmiş ve her biri belli sınırlar içine alınabilmiştir.  Sosyal bir gerçeklik olarak halen dünyanın belli başlı ülkelerinde din başlıca referans değerlerinden biridir. Dünyadaki bölgesel savaş ve çatışmaların çoğu da din – mezhep eksenlidir ve bunların çoğu İslam ülkeleri ve Müslüman topluluklar arasındadır. Hatta ‘ümmet çatışma halindedir’ denilebilir… Bu kapsamda laikliğin anlaşılması ve sosyal hayata yansıması ile yasal çerçevesi her ülkede hala tartışmalı bir alandır.

Her topluluktaki her bir insan ayrı bir kimlik ve kişilik olsa da; bu farklı kimlik ve kişiliklerin oluşturduğu topluluğu diğer topluluklardan ayıran özgün ortaklıkları olur. Milleti oluşturan unsurlar da diğer ülkeler ve milletlerdeki dil, din, kültür, soy vd. bakımlardan akraba topluluklar veya toplumlardan daha fazla birbirlerine benzerler.

İdrak, muhakeme, sezgi, akıl yürütme, gözlem, sebep – sonuç ilişkisi, çevreyi (fiziksel, sosyal, kültürel, fikri) okuma gibi kabiliyetlerde; topluluk ortalamasının altında ve üstünde olan bireylerin oluşturduğu kitle ve hatta topluluklar toplumun genel gidişatını önemli ölçüde belirler. Altında olanlar seviyeyi aşağı çeker, boğar ve kısırlaştırır; üstünde olanlar mevcut ufku açar, genişletir, derinleştirir ve zenginleştirir. Neticede fizikteki kuvvetler bileşkesi kadar hesaplanabilir olmasa da toplumda bir denge durumu oluşur ki bu kabaca ‘gelişmişlik düzeyini‘ de gösterir. Siyasi partiler de bu denge durumunu ileri veya geri ne kadar değiştirdikleri veya değiştirebileceklerine göre siyaset müktesebatında yer alırlar.

Ancak her tabakadan bireylerin, farklı seviye ve derinlikte olmalarına rağmen aynı veya benzeri amaçla birlikte olabilme iradesi, azmi ve başarısı topluluk hedeflerine ulaşabilmenin ilk gerekli şartıdır. Buradaki ‘topluluk’ ifadesini ‘toplum’ ve ‘millet’ olarak düşünürsek de konumuz bağlamında siyaset ile halk-toplum arasındaki ilişkilerde uzun ömürlü bir sosyolojik gerçekliği ifade etmiş oluruz.  Bu durumu önemli ölçüde din, devlet ve siyaset belirler.

Türkiye’de bu ilişkiler halen tartışılmakta ve siyasi yelpazedeki değerler arasında ayırıcı özelliklerden biri durumundadır. En azından son 150 yıllık bir görüş ve anlayış birikiminin siyasi mirasını temsil ettiği düşünülen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bir asırlık tarihi boyunca ikinci en uzun kesintisiz iktidarı olan bir siyasi hareket kurumu olarak AK Parti’yi kimse ciddiye almamazlık edemez. Değerlendirmemize bu açıdan da bakılmalı ve düşünülmeli.

AK Parti’yle ilgili değerlendirmeyi kendi değerler sistemi kapsamında yapmakta olsak da Türkiye’deki seçmenin en azından yarıdan fazlasının tercihleri arasında değerler sisteminin ikinci sırada olduğunu tekrar etmek gerek. Halkın çoğunluğu iktidarlar ile siyasi partilerin ekonomi, sağlık, eğitim, sosyal yardım ve güvenlik alanlarında güvenilirliğini, yeteneğini ve becerisini daha fazla önemsemekte; refah artışı yapabileceğini düşündüğüne meyletmektedir.

AK Partinin değerlerinin iktidar seyri

AK Parti ilk yıllarda benimsediği ılımlı, uzlaşmacı, bütünleştirici, muhafazakar demokrat değerlerden son yıllarında uzaklaştı. AK Parti ilk iki iktidar  dönemi boyunca gelenekçi İslami muhafazakarlıktan pragmatik ve gelişmeci bir muhafazakarlık çıkarmaya çalışarak ve Kemalist-laikçilerin ilkesel katı tutumuna karşı laikliği kişisel ve doğal bir hak olarak eylem ve söylemlerini keskinleştirmeden kamu alanına sokarak toplumun belli kesimlerindeki direnmeyi yumuşattı. Ancak söylemlerini yumuşak tutmaya devam etse de sonraki yıllarda resmi kurumlara atamalarıyla, bütçe kaynaklarını kullanımıyla, belli kesimlere pozitif ayırımcılık yapmasıyla, kendi tabanından ‘İslami burjuvazi’ oluşturmasıyla kuruluş değerlerini erozyona uğrattı. İçindeki bazı mütefekkirlerce (!) tekrar eski değerler sistemine dönmeye davet edilse de kendi değerlerini, uzun iktidar yılları içinde kendisi aşındırdı ve güven kaybetti. Siyasal İslam anlayışı başlarda fazlaca seslendirilmese de bir dip akıntı olarak devam etti ama kendi ikinci neslinin düşünce ve yaşama tarzında fazlaca yer bulamadı.

Yurttaşları siyasallaştırma ve kutuplaştırma başlıca siyaset strateji unsurlarından biri oldu. İçte ve dışta siyasal atmosferin de değişmesiyle yeni bir kimliklendirme içine girdi. İlginç olarak, diğer ülkelerde muhafazakar demokrat bir siyasi partiden beklenmeyecek bir sistem değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı sistemini uygulamaya koydu. Siyasi istikrarsızlığa çözüm olacağı sanılan sistem değişikliğinin otoriterleşmeye evirileceği konusunda kaygılar ve tartışmalar giderek artıyor. Aslında Türkiye’de İslamcı siyasetin bilinçaltında mevcut sistemi değiştirme ile önce Menderes ve Özal’ı ve nihayet Atatürk’ü aşabilme arzusu hep olagelmiştir. ‘Yeni Türkiye’ sloganı da bunun en belirgin ifadesidir. ‘Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan…ın biz …katını yaptık’ ifadesi kendisinden önceki iktidarlarca yaratılan maddi değerleri aşmanın, öncekileri geçmenin adete zafer ilanıdır.

AK Parti, cumhuriyet tarihi boyunca içten içe korlanan bazı İslamcı, muhafazakar değerlerin hayata geçirilmesi umudu ve beklentisini yeni bir görüntüyle kucaklama refleksi olarak ortaya çıktı. AK Parti, kapalı ve kısmen bir cemaat anlayışı ile, özellikle ‘Milli Görüş’ olarak tanımlanan anti-laik, ümmetçi, siyasal İslam anlayışının hakim olduğu anlayış ve pratik atmosferinden çıkarak daha geniş kitlelere açılma hareketiydi. Kendini ‘toplumsal ve kültürel geleneklere yaslanan; uzlaşmacı, ılımlı, bütünleştirici, hoşgörülü, muhafazakar demokrat’ olarak tanımladı. Temel değerler çekirdeği etrafındaki ortak değerlerle bütünleşme stratejisiyle kendisine destek oranını en yakın siyasi harekete göre hep yüksek tutmayı başardı. Ebedi mazlumların’ hak arama sesi, ‘mağdurların’, ‘görülmemişlerin’, ‘dışlanmışların’ ortak vicdanı olduğu algısı oluşturmaya çalıştı.

Öteden beri ‘milli ve manevi değerlerinden uzaklaşmış’ varsayımıyla bir zihniyet değişimi ve dönüşümünü, demokratikleşmeyi, sivil ve askeri bürokratik vesayetten kurtulmayı ve dindar nesil yetiştirmeyi değerler sistemi olarak alan AK Partinin bu söylemleri geniş kesimlerden oy desteği buldu. İçinde yıllarca ‘İslami esaslara göre bir toplum düzeni’ fikriyatını işleyen, Batı değerlerini küçümseyen bir okumuşlar ve düşünürler kesimi de vardı. Sonrasında dini görüşlerinin etkisinin belirleyici olması tabiatıyla kendi zihniyet alanını sınırlandırdı. Ama muhalefetin ‘cumhuriyet değerlerinin kaybedildiği ve ortaçağ zihniyetiyle hareket edildiği’ abartısı da fazlaca karşılık bulmadı. Muhalif siyasetin farklı taraflarınca böylesi abartılı ve provokatif yaklaşımlara geniş kitlesel taraf bulunamadı. Sonra da belli başlı siyasi partilerin tamamınca ‘halkın iradesi ve kararı; halk irfanı ve halkın sağduyusu’ olarak kabul edilmek durumunda kalındı.

İçinden çıktığı ‘Milli Görüş’le fazla yol alamayacağını düşünen AK Parti ‘Milli Görüş gömleğini çıkardığını’ beyan ederek merkeze yöneldi. ‘Muhafazakar demokrat’ bir kimlikle ‘manevi değerleri’ önemseyen bir siyasi parti olarak AB ve ABD ile de ilişkileri sıcak tutarak siyaset yelpazesinde geniş bir yer edindi. Ancak ‘Milli Görüş’ten siyasi olarak ayrılmış olsa da ideolojik olarak fazlaca ayrışmadığı daha sonraki eylem ve söylemlerine, dış politika uygulamalarına yansıdı.

AK Parti kendi değerlerinin sınırlarını gördü ve ufku sadece 20 yıla yaklaşan iktidar tecrübesiyle değil dünya genelinde ve özellikle İslam ülkelerindeki tecrübeler bakımından da daraldı. Daha ileri seviyelere ulaşamayacağı gibi, bu değerler sisteminin ilanihaye muhafaza edilemeyeceği ve hayata geçirilemeyeceği, uygulanamayacağı da ortaya çıktı. Ne kendi çekirdek zihniyetini hayata geçirebildi ne de periferdeki zihniyet ve anlayışların (çekirdeğin dış fikriyat destek halkası) beklentilerine cevap verebildi. Kısaca onlarca yıldır içten içe korlanan, ancak test edilmemiş, denenmemiş; kendi düşünce ve inanç dünyalarında büyütülmüş değerleri gerçek dünyanın şartlarında uygulayamayacağı anlaşıldı. Diğer yandan kuruluşundaki ilkeler ve benimsediği, yasal olarak zorunlu olanlar dışındaki, değerlerden de giderek uzaklaştı.

Kurulduğu yıllarda ‘din’ temalı söylemleri fazlaca öne çıkarmasa da AK Parti şartları olgunlaştırdıkça ‘din’ temalı uygulamalar yaptı ve kendi çekirdek kesimini tatmin etmeye çalıştı. Bunu yaparken de yeni bir sistem oluşturma, yeni bir değerler sistemi kurumlaşması yapamadı. Daha sonra, uygulamaları ile uygulamayı tasarladığı değerler sistemini devlet düzeni içinde  kurumlaştırma niyetinin toplumda, özellikle de gençlerde, karşılığının olmadığını (‘İslami – dindar nesilden’ daha fazla deizm ve ateizme meyleden gençlik) gördükçe de mevcut çekirdek anlayışı sağlam tutmaya yöneldi (son örneği Ayasofya). İktidar yılları boyunca içlerindeki ukdeyi birilerinin yüksek sesle duyulabilir şekilde söylemesi adeta teşvik edildi, toplumdan karşı sesler yükselince de resmi ağızlardan ‘marjinallerce seslendirildiği ve AK Partiyi bağlamadığı’ ifade edildi. Özellikle son yıllardaki sosyal hayatta İslam dini ve kültürü anlayış ve uygulamalarında Ortadoğu ve Arap dünyasıyla neredeyse özdeşleşmiş, gelenekselleşmiş ve bazı gruplarca içselleştirilmiş anlayışlara karşı oluşan iç tepkiler ile Arap devletlerin çoğunun Türkiye karşıtlığı da AK Partinin bir diğer çıkmazı durumundadır. Toplumun bir kesiminde Arap kültürüne, Araplara; dini ve dinci görüş ve pratiklere karşı ciddi tepki giderek artmaktadır. Resmi olmayan ancak sosyal-dini kurumlar olarak faaliyet halinde olan tarikat ve cemaatlere halkın çoğunluğu şüphe ve ihtiyatla bakmaktadır. Bu durum AK Partinin çekirdek geleneksel dindar-muhafazakar çevresinin bir diğer açmazı haline gelmekte; tarikat ve cemaatları ne tatmin edebilmekte ne de onlarla irtibatını koparabilmektedir. Tarikat ve cemaatlerin hukuki durumları, idari yapıları; bazılarının son yıllarda kamuoyuna yansıyan çirkin eylemleri ve cumhuriyetin temel değerleri aleyhine söylemleri Türk halkında infial yaratmıştır.

AK Parti tarikatlar ve cemaatler konusunda ‘iki arada bir derede’ durumundadır. Kuruluşunda ve ilk iktidar yıllarında ‘her fert ve topluluk inançlarını serbestçe yaşayabilecekler’ anlayışını kurumsallaştıramadığı gibi, dini istismar eden hareketleri kendisi de bu alandan beslendiğinden kontrol edemedi. Dini bir hareket aldatmacasıyla uzun yıllar içinde büyüyüp, serpilerek devleti ele geçirmeye kalkışan Fetullahçı harekete karşı halk bilincinde bir aydınlanma ve farkındalık oluşsa da Fetullahçılardan boşalan alanı diğer bazı cemaatlerin doldurduğuna ilişkin ciddi bulgular olduğu da tartışılmaktadır. ‘Alevi’lerin talepleri ve ‘cem evleri’ nin hukuki durumu, bir başlangıç hareketinden sonra ertelenmiş durumdadır. Diyanet benzeri bir yapıya kavuşturulamadı veya Diyanete entegre edilemediği gibi Diyanetin görevleri ve yönetim tarzı da tartışma konusudur.

AK Partinin değeri değişir mi?

Bu konular sosyolojik gerçeklikler olarak önümüzde olmakla birlikte değiştirilemez, geliştirilemez değildirler. Konuya temel yaklaşım ‘din’ merkezli olunca, din dışındaki geniş insanlık müktesebatından yararlanma imkanı da daralıyor. Esasen uzun yıllar alacak bir zihniyet değişimi ve gelişimi ile kültürel yakınsama olmadan bu konuları siyaseten birkaç yılda çözmek oldukça zordur. Müşterisi oldukça mal üretilir ve satılır olduğundan; malı sürekli ihtiyaç halinde tutma ve müşteri yelpazesini genişletme, sayısını arttırma döngüsünü değiştirmek bir süreçtir.

AK Partide ‘muhafazakar – dindar –  demokrat’ söylemden son yıllarda ‘milliyetçi muhafazakar’ söylemlere yönelme yeni bir paradigma mı yoksa siyasal konjonktür içinde bir taktiksel yaklaşım mı olduğu üzerinde durulması gereken bir alandır. Kanaatim ‘milliyetçilik’ eğiliminin değerler sistemine entegre edileceği yönünde. AK Parti önceleri ‘ayaklar altına aldığı’ milliyetçiliği yaşanılan tecrübelerle adeta yeniden tanıdı ve tanımladı. Etnik milliyetçilikle mensubiyet ve sahiplenme duygusuna dayalı, ortak değerlere bağlı, özellikle dil ve birlikte olma ülküsüyle yoğurulmuş topyekûn milliyetçiliğin farklı değerler sistemi olduğunu fark etti. Bugünler itibariyle ‘milliyetçilik, yerlilik ve millilik’ AK Partinin siyasi söylemlerindeki anahtar kelimeler durumundadır. Bu kavramların son yıllardaki AK Parti siyaset söyleminde sadece sloganlar ve hamaset ifadeleri olmadığını da belirtmek gerekiyor. PKK/PYD, FETÖ, Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Libya, ABD, AB ve Rusya ile bazı Arap devletleriyle ilişkiler bağlamında bir hatırlama sürecinde fark edilecek bir fikri ve zihinsel dönüşümdür. 20 yıla yakın sürede değerler sistemi bakımından yatay geçişler içinde olduğu görülmektedir.

AK Parti değerler sistemi bakımından geniş bir vadide kıvrımlar çizerek akan bir ırmak görüntüsü vermektedir. Bu cümleden, AK Partide değerler sisteminin tedricen gözden geçirileceği, zaman zaman eski değerlerine vurgulu atıflar yapsa da kitle partilerine benzer bir doğrultu tutturacağı anlaşılmaktadır.

AK Parti son yıllarda kendi değerleriyle Türk milliyetçiliği ve Türk kültürü değerlerini bir bütünlük ve uyum içinde tutabilme arayışı içinde görünüyor. Cumhurhurbaşkanlığı sistemi ve ‘Cumhur İttifakı’ ile birlikte siyaset yelpazesinde ‘milliyetçi muhafazakar’ bir görüntü vermekte. Bu durum, Cumhur İttifakının beklenen sonucu ile ülkelerin biraz daha içe kapanma ve milliyetçiliğin yükselen değer olması biçiminde okunabilir. Bu anlayış AK Partinin söylemine ‘yerli ve milli’ ifadesiyle yansımıştır.

AK Parti Türk siyasi tarihinde önemli deneyimlerden biridir. Kafalarda, gönüllerde yüceltilerek kutsanan düşüncelerin ve soyut değerlerin gerçeklik dünyasında ne kadar uygulanabilir olduğunun da özgün örneklerinden biridir. Kendi ortaya çıkış değerlerini psikolojik, sosyolojik ve felsefi anlamda önemli oranda kendisi aşındırır veya tüketirken toplumca önemsenen değerlere daha da yaklaştı. Din merkezli iktidar olmak, devleti buna göre düzenlemek sadece dindarların değil, dinden yararlananların, dincilerin de hareket alanını daraltmıştır. Ülkedeki eski kiliselerin ve sinagogların onarımı ve ibadete açılması ile din ve vicdan özgürlüğü imasının beklenen sonuçları ortaya çıkmadı. Cami, imam, müezzin ve imam-hatip okullarının sayıları giderek artmış ama her bir camideki cemaat sayısı giderek azalmışsa; camilerin cemaati, Cuma, bayram ve cenaze namazları ve kandiller dışında cami kapasitesinin %5 kadarı bile olamıyorsa bu durumu nasıl okumak gerekmektedir? AK Partinin değerler sistemi kapsamı dışındaki Uzakdoğu dini öğreti uygulamaları toplumun özellikle dış dünyaya açık, seküler ve varlıklı kesimlerinde yaygınlaşmaktadır.

Din, kültür ve medeniyet arasındaki ilişkileri kesin ve belirgin hatlarla ayırmak mümkün değildir. Ortak sınırları adeta birbirleri içinde erimişlerdir. Anadolu Müslümanlığı diye ifade edilen fenomen diğer ülkelerle karşılaştırmada örnek olarak ifade edilirdi. Siyaset, tarih boyunca ortaya çıkardığı değerlerle, zaman içinde İslam din anlayışı ve pratiğini çok etkilemiştir. Kültürel değerlerin İslam dininin esaslarından sanılması ve sayılması siyasetle de ilişkilendirildikçe durum dini ideolojik ayrışmalara ve hatta çatışmalara yol açmıştır.

Türkiye’de de son yıllarda değerler din ve kültür ilişkisi üzerinden veya din ve kültür ilişkisi değerler üzerinden tartışılmaktadır. Bu tartışmalardan din, kültür ve değerler sistemi anlayışında önemli bir aydınlanma, olgunlaşma ve uzlaşma olacağının belirtileri konuyla ilgili düşünenlerin yazılarından anlaşılmaktadır. AK Parti siyasetinin, değerler sisteminin, uygulamalarının; eylem ve söylemlerinden takip edilebilen sürecin Türk siyasetinin geleceğinde olumlu-olumsuz önemli izleri olacağı söylenebilir.

Siyasal İslamcılığın; din – devlet – siyaset üçlüsünün tarih boyunca izlediği ilişki dışında bir insanlık değeri ortaya çıkarması umulsa da bu mümkün değildi. ‘Siyasal İslam iktidarında adil düzen’ hülyasındakiler de uyandılar ancak hülyadan önceki halet-i ruhiyelerine uyandılar, AK Partiyi hala destekleseler de düşünce ve inanç dünyalarının siyaset kurumu olmadığını anladılar.

Çağdaş insan hakları ve hukukun üstünlüğü temel değerleri üzerine sistem geliştiremeyen, yüzyıllar önceki düşünürleri ve modellerini günümüzde rehber etmeyi hayal eden, din eksenli İslam ülkeleri ile bu anlayıştaki uzantıları davalarının sınırlarını görür duruma geldiler veya gelecekler. AK Parti temel aldığı değerlerin kısıtlarını gördü, günümüzde uygulanabilirliğini test etti. Kendi çıkış değerlerini geliştiremedi, yenileyemedi ve temel fikriyat ortamından yeni paradigmalar üretemedi. Her ne kadar milliyetçi söylemlere yönelse de dönüp dolaşıp eski, geleneksel ve gerçekçi olmayan söylemlerle adresi belli kesimleri saflarında sağlam tutmaya çalışıyor.

İcra becerisi başka, aşınan değerler sistemini tahkim edebilmek başka şeyler. Yıllar içinde ‘bir toplum ve devlet düzeni’ ve hatta ‘İslami ekonomi düzeni’ olarak siyasete hazır hale getirdiğini sandığı İslami idealizmi ve değerleri de icra içinde giderek kaybetti. İdealizmin icrada kaybolması zaten neredeyse siyasanın doğasındandır. Üstelik idealist İslam toplumu ve devleti tarihin hiçbir döneminde, kişisel tasarruflar ve belli kişilere atfedilen anekdotlar dışında kurumsal yapılar olmadı. Bir devlet düzeni olarak düşünce düzeyinde olageldi ve AK Parti de bunu bir iç motivasyon olarak işledi. Çoğu mahalli idarelerdeki seçilmiş temsilcilerinin uygulamaları yine kendilerince ‘Bu kadar da olmaz!’ tavrıyla karşılandı. ‘Yoksulluk, yolsuzluk ve yasakları aşma’ bazı değerlerin ifadesi olan güzel slogan durumunda kalmış görünüyor. Uygulamalarda ‘ehliyet ve liyakat’ tan ziyade ‘vefa, itaat ve sadakat’ benimsenir olmuştur ki bunlar kapalı düşünce ve hayat tarzlarının baskın olduğu toplulukların, cemaatlerin sosyal ve kültürel özelliklerindendir.

Ehliyet ve liyakat’ ölçülebilir göstergelerle belirlenen nitelikler olmasına karşılık ‘itaat ve sadakat’ gelenekçi, muhafazakar ve kısmen kapalı topluluklarda bir değer olarak, kendi dilleriyle, ‘ihtiyari vasıflardır’.

AK Partinin değerler fikriyatında kabul görenlerin günümüzde ilahiyat, din ve mezhep tarihçileri ile din felsefesi tarihçilerinin konusu olmaktan öteye çağdaş yönü bulunmayan konuları yazılı, görsel medyada günlük hayatın içindeki vatandaşa sunmaları, belli oranda alıcıları olsa bile, donukluğun ve tekrarın bir başka göstergesidir.

AK Partiyle ilgili Türkiye’de bazı kafalarda sırasıyla  ‘muteber, iktidar, muktedir, tahakküm, mutlakıyet’ sarmalı olduğu düşünceleri yoğunlaşmakta, böylesi düşünceler AK Partiye fikri destek veren İslami muhafazakar aydınlar arasında da bulunmaktadır. Halkın önemli kısmında AK Partinin siyaseten geçilemez ve vazgeçilemez olduğunu düşünenler vardır: bazıları siyasi kimlikleriyle AK Partiyi özdeşleştirdiklerinden bazıları ise öğrenilmiş ve kabullenilmiş teslimiyetten. AK Partinin karşıtları vardır ama  yakın alternatifi yoktur (1); alternatifsizlik AK Partiyi donuklaştırıp, kendi değerlerine yabancılaştırmaktadır (2). Tıkanıklığın asıl sebeplerinden biri de AK Partinin kendi değerlerini tüketiyor olmasından ziyade yetkin bir muhalefetin olmayışıdır.

 

[1][1] MADDE 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı “İstiklal Marşı’dır.

Başkenti Ankara’dır.

MADDE 4- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’ncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Bkz.: Siyasi Partiler Kanunu (1983 Tarihi ve 2820 sayılı), Madde 3 ve 4

[2] İnsan hakları, demokrasi, adalet, eşitlik, özgür düşünce, hür irade, liyakat, bağımsız ve tarafsız yargı, denge ve denetim sistemi, bağımsızlık, yurttaşlık, laiklik, sosyal hukuk devleti, çağdaşlık, milli ve manevi değerler, bilim ve teknoloji, Misak-ı Milli, dayanışma, tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan, Milletin ve devletin bölünmez bütünlüğü, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, inkılapçılık, ahlak ve maneviyat, şeffaflık ve hesap verebilirlik, barış, huzur, kardeşlik, dayanışma, refah, güven…

Yazar

Mustafa İmir

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.