Bir iletişim aracı olarak Orhun Kitabeleri: Kitabe diktiren iradenin amaçları – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______31.07.2019_______

Bir iletişim aracı olarak Orhun Kitabeleri: Kitabe diktiren iradenin amaçları

Ahmet Kanbur

Orhun Kitabeleri’ne iletişim bilimi açısından bir bakış

Orhun Kitabeleri, Türk dili ve tarihi açısından önemli bir yere sahiptir. Kitabelerin Türklere ait en eski yazılı kaynak olmasının yanında, Göktürk yönetim ve liderlik anlayışına ilişkin bilgileri içermesi, Türklerin devlet yönetimi konusunda attıkları adımları ortaya koyduğu iradeyi göstermesi bakımından dikkatleri çekmektedir. Türklerin devlet düzeni ve yönetimi sırasında sergiledikleri becerileri bu çalışmanın ana ilgi kaynağıdır.

Kitabeler, Göktürk devrini anlatan ve yaşanan hadiseler hakkında ayrıntılı bilgi veren metinlerdir.

“630-681 arasında Gök-Türklerin bağımsızlıklarını kaybedişleri Gök-Türkçe yazılı kitabelerin en ünlüleri Tonyukuk, Kül Tegin ve Bilge Kagan abidelerinde acı bir şekilde anlatılarak milletin ders alması için dile getirilmiştir. Dile getirilirken kullanılan cümlelerle Gök-Türk devletlerinin yıkılış sebepleri üç önemli noktada toplanmaktadır. Devletin yıkılmasında birinci derecede sorumlu olarak başarılı kaganlardan sonra tahta geçen diğer kağanlar tutuluyordu, ikinci derecede sorumlu millet idi. Millet devletine karşı vazifelerini yerine getirmemişti. Üçüncü derecede tesir eden sebep Çinlilerin sürekli çevirdiği entrika ve uyguladıkları kurnaz siyaset idi.

Kaganların başarısız idarelerine işaret edilirken 1. Göktürk Devleti’nin muhteşem döneminden bahsedildikten sonra tahta geçen erkek kardeşlerin ağabeyleri gibi akıllı olmadıkları, oğullarının babaları gibi akıllı olmadıkları için kötü kağanların tahta oturduğu vurgulanmıştır. Üstelik bu sırada kumandanlarının da akılsız kimseler olduğu bildirilmiştir.

Milletin devletine karşı vazifelerini yerine getirmediği anlatılırken, beyleri ve milletin itaatkâr değil asi olduğu için devletin zaafa uğradığı açıklanmıştır.

Çin entrikaları ve uyguladıkları kurnaz siyasetine gelince onların etkili sözlerle ve ipekli kumaşlarla yabancı kavimleri kendilerine yakınlaştırdığı, daha sonra bunları aldatarak, fesat tohumları saçtığı, küçük kardeşle büyük kardeşi, milletle kağanı birbirine düşürdüğü neticede devletin yıkılışa gittiği vurgulanmıştı. Ayrıca, Türk milletinin kendi kağanını bıraktığı ve Çin’e bağlandığı için Tanrı’nın ona ölüm verdiği belirtilmiştir.

Gök-Türk kitabeleri yukarıda bahsettiğimiz bu üç ana sebebi açıklarken aslında Türk milletine Gök-Türk tarihinin bu devresini anlatmak suretiyle nasihat etmekte ve gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesini istemektedirler. Bu devrede Türk beylerinin Türk adını bırakıp, Çin ad ve unvanlarını alarak onlara boyun eğdiklerini, neticede elli yıl T’ang İmparatorluğu’na hizmet ettikleri anlatılmıştır. Türk milletinin aç iken tokluğu, tok ilken açlığı düşünmediği dolayısıyla kağanının sözlerini dinlemediği yurdundan ayrılıp, harap ve bitkin düştüğü, kutlu yurt Ötüken’ni terk edip su gibi kanını akıttığını, kemiklerinin dağlar gibi yığıldığını devletine karşı hata yaptığı açıklandı. Çin milletinin iyi bilge kişiyi yürütmediği, onun tatlı sözüne kapılan çok sayıda Türk insanının öldüğü, hilekâr ve kurnaz olduğu için küçük kardeşle büyük kardeşi birbirine düşürüp beylerle millet arasına nifak sokup Türk Devlet’nin yıkılmasına sebep olduğu, üstelik Türk milleti ona bu kadar çok hizmet ettiği halde her zaman onu öldürüp yok etmek maksadını taşıdığı anlatılmıştır.” (Taşağıl 2018: 229-230)

Bu metinlerin günümüze kadar gelmesinin, abideleri diktiren devlet adamlarının kendi çağlarını sonraki çağlara ulaştırmak, hatta abedî olmak arzusundan ileri geldiği söylenebilir. Zamanla unutulan bu metinlerin insanlar tarafından fark edilmesi, çözülmesi, okunması ve anlaşılması abideleri diktirenlerin gayelerine ulaştıklarının göstergesi olarak değerlendirilebilir.

“Bengü taş teriminde de Köktürklerin kendi kullanımlarını esas aldım. Bilge Kağan, kardeşi için diktirdiği anıta bengü taş diyordu. Yani ‘ebedi, ölümsüz taş’. Kendi verdikleri isim varken başka bir isim aramaya aslında gerek yoktur. Bu sebeple ben de kitabın adında bu kelimeleri kullandım. Çünkü bengü taş, kelime kelime ‘ebedi taş’ demektir ama terim olarak tam da ‘anıt’ kavramı içine girmektedir. Köl Tigin anılsın diye dikilmiş ve ebedî olarak kalacağı düşünülen yazılı taş.” (Ercilasun, 2016: 9)

“Anıtları diktirenler, bu yazılı taşlara bengü taş adını vermişlerdir. Bengü taş, ‘ebedi, ölümsüz taş’ demektir. Bu anlamı ile bengü taş kelime grubunun, ‘anıt / abide’ kavramı içine girdiği açıktır.” (Ercilasun, 2016: 340)

Dikilen taşlara Göktürk kağanlarının yaptıkları işler ve millete anlatmak istedikleri mesajlar kazınmıştır. Orhun Abideleri’nin dikilmesi bu gayeyi yerine getirmeye yöneliktir. Köl-Tigin, Bilge Kağan ve Tunyukuk’un kendilerine özgü devlet yönetimi anlayışı bu metinlerde ifade edilmiştir.  Türk tarihin bu devrinde bu üç büyük devlet adamını diğer büyük devlet adamlarından ayıran en önemli özellik, Türk tarihinde başka eşi benzeri bulunmayan bu kalıcı, yazılı abidelerdir.

“Tunyukuk, Köl tigin, Bilge Kağan… Türk tarihinin 8. Yüzyılın ilk yarısında yaşamış üç büyük ismi. Fakat Türk tarihinde o kadar çok büyük isim var ki! O halde bu üç ismi diğer büyüklerden ayıran özellik nedir? Bu üç isim, tarihte milyonlarca Türk’ün kullandığı, bugün de milyonlarca Türk’ün konuşup yazdığı ve hiç şüphesiz gelecekte de yine milyonlarca Türk’ün kullanmaya devam edeceği dilin bilinen ilk temsilcileridirler.” (Ercilasun 2016: 8)

Türk dili ve tarihi açısından önemi göz önüne alındığında Orhun Abideleri’nin keşfinin ne denli kıymetli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Göktürk Devleti hakanları ve vezirleri, Türk milletinin o devirde yaşadıklarından gelecek nesillerin ders almaları ve benzer hatalara düşmemeleri için bu abideleri bir öğüt nasihat ve ihtar belgesi olarak yazıp bırakma ihtiyacı hissetmişlerdir.

Köl-Tigin, Bilge Kağan ve Tunyukuk kitabelerindeki metinlerin dili incelendiğinde; olanı, biteni görüleni, duyulanı, yaşananı bilme ihtiyacı duyan kişilere bildirme amacından dolayı bu metinlerde kullanılan dil günümüzdeki haber dili ile aynı işlevi görmektedir. Bu metinlerin dili aynı zamanda ikna ve kandırmaya yönelik anlatımı bakımından günümüzdeki halkla ilişkiler ve reklamcılık metinleriyle benzeşmektedir.

Günümüzde iletişim faaliyetleri, insan-insan, insan-toplum hatta insan-makina arasındaki duygu, düşünce ve bilgilerin akla gelebilecek her şekilde aktarılma süreçlerini ifade etmektedir:

“İletişim son derece geniş bir kavramdır. Sadece insanlara özgü değildir ve evrensel bir bakış açısı ile ele alınmaktadır. Yeryüzünde yaşayan tüm canlılar iletişim konusu ile ilgili olarak doğrudan veya dolaylı yoldan etkilenmektedirler. İnsanlar, akıllarını kullanarak elde ettikleri yeteneklerini iletişim alanında da kullanmışlardır. Konuşmak iletişimin temel kavramlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak konuşma temelli başlayan bu iletişim zaman geçtikçe gelişmiş ve çeşitli hallerde kendini göstermiştir.” (Gönenç 2004: 437)

İleti­şim faaliyetleri öteden beri fert çeşitli alt başlıklarla değerlendirmek olası­dır. Bunları fert iletişimi, kitle iletişimi, ses ve görüntüye dayalı iletişim, yazı ve işaretlere dayalı iletişim olarak değişik alt başlıklar halinde sınıflandırmak mümkündür.

Bu bakımdan Orhun Kitabelerin’nin yazı ve işarete dayalı iletişim faaliyetleri dairesinde değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Buna göre günümüzde gazete, dergi ve broşür şeklinde çeşitlenen yazı ve işarete dayalı ifade zeminlerinin 8. yüzyıldaki karşılığı Orhun Kitabeleri’dir. (Divitçioğlu 2000: 19-20)

Haber ise en genel ifade ile bilginin aktarımıdır. Haber toplama ve yazma teknikleri derslerinde bizzat aldığım notlara göre, haber:

“Bilinen, öğrenilen, görülen, şahit olunan, fark edilen, gizlenen veya gizlenmek istenen; bilinmesi veya öğrenilmesi birilerince istenmeyen, bilinmesi veya öğrenilmesi birilerince istenen yahut beklenen, araştırma veya soruşturma sonucu elde edilen; olay, olgu, fiil, gerçekler ve bunların, bütün unsurlarıyla, bilmek ve öğrenmek isteyenlerce bilinmesi ve öğrenilebilmesi için değişik bildirme araç veya zeminleri ile aktarılması faaliyetidir.”(Özarslan: 2014)   

Haberde üzerine gidilmesi gereken asıl unsur olayın kendisidir. Haberin ana hatta tek malzemesi olaydır. Fakat her olay haber olamaz, haber olayların aktarılışı; olgu, meseleler ve kişilerin takdimidir. Bu takdimde belirleyici olan dildir. Haberin takdim aracı olan dille münasebeti hususunda söylenenler dikkate değerdir:

“Basın dili, konuşma dili değildir ama yazıldığı halde tam ve kâmil manada yazı dili de değildir. Çünkü yazı dili hayatı ve kâinatı, insanı ve dünyasını hem gerçek hem itibarî zeminde bütün cepheleri ve bütün çehreleriyle tasvir ve tahkiye eder. Basın dili bu kadar geniş ve bu kadar sınırsız değildir. Basın dili itibârî dünyadan uzak durur. Yazı dili gibi hayatı ve kâinatı, insanı ve dünyasını sadece gerçek zeminde ve belli cepheleriyle bildirmek, aktarmak, yansıtmak başka bir deyişle takdim eder. Basın dili konuşma ve yazı dilinin imkânlarıyla hayat bulan hususî bir ifade ve takdim dilidir.” (Özarslan 2013: 255)

Kitabe metinlerde günümüzdeki halkla ilişkiler uygulamalarına benzer hususlara da rastlanmaktadır. Halkla ilişkiler sahasının önemli unsurlarından biri de basın bültenleridir. Basın bülteni, hükmü şahsiyet veya müesseselerin kamuoyuna duyurmak veya yaymak istedikleri görüş, düşünce kanaat ve bilgileri ihtiva eden kısa ama tesirli ve çarpıcı metinlerdir.

Bu bakımdan basın bültenlerinin iletişimdeki yeri ve işlevi hakkında şu ifadeler dikkate değer:

“Basın bültenleri, kurum ve kuruluşların faaliyetleri hakkında bilgi edinebilecek en önemli ve en yaygın yöntem olarak karşımıza çıkar. Aylık veya haftalık olabileceği gibi belli aralıklara tabi olmadan sadece özel bir etkinliği veya özellikle hatırlanması için zamana bağlı olmayan bilgileri de içerebilmektedir. Basın bültenleri sayesinde basın görevlileri, kurumun etkinliklerini daha kolay izleyebilmekte ve haber değeri olan gelişmeleri değerlendirme yoluna gitmektedir. Birçok yöntem ile basına sunulan basın bültenlerinde özellikle kurum hakkında açıklayıcı bilgiler, kurumun amblemi, adresi, telefon ve belgegeçer numaraları, hangi tarihte çıkarıldığı, kaçıncı yılı olduğu ve bülten numarası yer almalıdır. Basın bültenleri resmi bir açıklama yerine geçebileceği için haber değeri taşımaktadır. Hemen her konuda yazılan basın bültenlerinin uygulamada en sık görülen örnekleri, ürün veya kuruluşla ilgili değişiklikleri aktaran duyurular, yönetimde yaşanan değişiklikler ve yapılan konuşma metinleriyle ilgili olanlarıdır.” (Paksoy 1999: 17)

Kitabelerde, kağanların karşı karşıya kaldıkları meseleleri kendi ağızlarından anlatmaları ve bu meselelerle uğraşma neticesinde ulaştıkları fikrî sonuçları idare ettikleri hatta insanlıkla paylaşma istekleri kitabelerin bir reklam ve tanıtım aracı olarak da kullanıldığını göstermektedir.

Reklam belirli bir işin, belirli bir fikrin veya belirli bir hizmetin; kitle iletişim araçları aracılığı ile hedef kitlenin tutum ve davranışlarının belirlenmesidir. Daha genel bir ifade ile reklam, hazırlanan mesajın hedef kitlelere aktarılma süreci olarak tanımlanmaktadır.

Reklam kavramları ve terimleri sözlüğüne göre ise reklam;

“İnsanı gönüllü olarak belirli bir davranışta bulunmaya ikna etmek, belirli bir düşünceye yöneltmek, dikkatlerini bir ürüne, hizmete, fikir ya da kuruluşa çekmeye çalışmak, onunla ilgili bilgi vermek, ona ilişkin görüş ve tutumlarını değiştirmelerini veya belirli bir görüşü ya da tutumu benimsemelerini sağlamak amacıyla oluşturulan; iletişim araçlarından yer ya da süre satın almak yoluyla sergilenen veya başka biçimlerde çoğaltılıp dağıtılan ve bir ücret karşılığında oluşturulduğu belli olan duyurudur.” (Gülsoy 1999: 9) şeklinde ifade edilmiştir.

“Reklam kavramı geçmişten günümüze farklı kişiler tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Kimisi reklamı tüketici perspektifinden, kimisi üretici perspektifinden, kimisi ise pazarlama perspektifinden tanımlamışlardır. “Reklam farklı kaynaklarda şu şekilde tanımlanmıştır; Amerikan Pazarlama Birliğine göre; belirli bir sponsor yoluyla, karşılığında belirli bir bedel ödenerek, fikir, ürün ve kişisel hizmetlerin kişisel olmayan tanıtımı ve tutundurma şekline reklam denilmektedir.“(Yaylacı 1999: 6)

“Pazarlama açısından bakıldığında; mal ve hizmetlerin, kurumların, fikirlerin belli bir bedel karşılığında kimliği belirli sorumlusunca kişisel olmayan bir biçimde kamuoyuna tanıtılması ve tutundurulması eylemine reklam adı verilir.” (Oluç 2006: 32)

“Tüketici açısından reklam; tüketiciye, üretilen ürün ve hizmetler hakkında yeterli ve doğru bilgiyi, farklı iletişim araçlarını kullanarak iletmek olarak ifade edilebilir.” (Yaylacı 1999: 7)

Pazarlamacıların reklam tarifine hatta anlayışına göre; herhangi bir ürünün, hizmetin veya düşüncenin bedelinin kimin tarafından ödendiği belli olacak şekilde yapılan ve perakende satış dışında kalan tanıtım eylemi olarak ifade edilmiştir.

“Fakat bu tanıma göre reklam ve reklam yapma arasında belirgin bir fark göze çarpmamaktadır. Bu iki kavramın birbirinden farklı kavramlar olduğu üzerine duran araştırmacılara göre ise reklam; bir mal veya hizmete ilişkin mesajın görüntü ile ya da sözlü olarak Pazar birimlerine sunulması için yapılan eylem olarak tanımlanmıştır. Bu açıdan bakıldığında ileti veya mesaj da reklam olarak algılanmaktadır. Bu tanımdan hareketle reklam mesajı reklamın kendisi mesajın satıcılara iletilmesi ise reklam yapma eylemini oluşturmaktadır.” (Cemalcılar 1999: 142)

Kitabelerde propaganda ve benzeri örneklerin de yer aldığı görülmektedir. Propaganda üzerine çeşitli araştırmalar yapan ve bu alanda önemli bir isim olan Kanadalı bilim adamı Qualter, propagandanın tanımını şu şekilde yapmıştır:

“Bir bireyin veya grubun, başka bireylerin veya grupların tutumlarını belirleyip biçimlendirmek, kontrol altına almak veya değiştirmek için, haberleşme araçlarından yararlanarak ve bu bireylerin veya grupların belirli bir durum veya konumdaki tepkilerinin kendi amaçlarına uygun tepkiler şeklinde olacağını umarak giriştikleri bilinçli bir faaliyettir.” (1980: 279)

Görüldüğü gibi, propaganda çalışmasının geniş kitlelere ulaşabilmesi için bir haberleşme aracından faydalanılması gerekmektedir. Orhun Kitabeleri tam da bu görevi üstlenmiş ve kendi döneminde görevini yerine getirmiştir.

Son olarak imaj kavramının tanımın yapılmasına ihtiyaç vardır. Kitabe metinlerinin bazı bölümlerinde Bilge Kağan liderlik ve yönetim özelliklerine vurgu yapan cümleler kurmuş, liderlik imajını ortaya koymuştur. Mimar Türkkahraman, Günümüzün Büyüsü İmaj ve Gerçek Hayat adlı makalesinde imaj konusu ile ilgili şu ifadelere yer vermiştir.

“İmaj kavramı Latince “imago” (resim) kökünden olup, epistemolojik açıdan insanın zihninde bir kişi, kurum, ürün, olay vb. hakkında geliştirdiği bilişsel ve psikolojik bir resmi ifade etmektedir. İmaj bir ürünün, markanın, politik kişiliğin ya da ülkenin kamudaki algılanması ya da görünümü olarak tanımlanmaktadır. İmaj, insanların gördüğü ve algıladığı bir insan, kurum veya bir organizasyon hakkında oluşturdukları izlenimdir. İmaj, bireyin zihninde bazı öğelerin etkileşimi sonucu yavaş yavaş oluşan bir imgedir. Birey, karmaşık bir nitelik taşıyan evreni, insan ilişkilerini ve dışındaki dünyayı, ancak zihninde düzenli bir biçime sokarak anlayabilir. Bu düzenlilik, kuşkusuz bireyin algılama düzeyiyle orantılı olan bir düzenliliktir. Birey toplumdaki yerini, bireysel ihtiyaç ve amaçlarını ancak böyle saptayabilmektedir. Bu nedenle hemen hemen her birey hayatı anlama ve anlamlandırmada belli tutumlar geliştirir. Bu sebeple herhangi bir olay, kişi ya da kurum hakkında belli imajların yaratılması ve bunların kalıcı tutumlar olarak kişilerin beyinlerinde kalmalarının sağlanması açısından çeşitli imaj geliştirme faaliyetlerine girişilmektedir.” (2014: 2)

Genel olarak kitabelerde yer alan metinler gazete, reklam, halkla ilişkiler ve benzeri iletişim araçları ile karşılaştırıldığında, kitabelerin kendi döneminde bir kitle iletişim aracı kimliği üstlendiği görülecektir. Ayrıca, kitabe metinlerin yer aldığı abidelerin fiziki hâlleri de günümüz reklam panolarına örnektir.

Bu çalışmada, günümüzde kabul gören birçok halkla ilişkiler ve iletişim unsurları kitabelerdeki metinlerle mukayese edilmiş, kendi çağının koşulları göz önünde bulundurularak kitabelerin bir haber verme aracı olup olmadığına ilişkin tespit ve tenkitlere yer verilmiştir. Kitabe metinleri incelenmiş ve ilgili metinler değerlendirilmiştir. Bu sayede, kitabelerin bir kitle iletişim aracı olduğu ispat edilmek istenmiştir. Çalışmanın “Bulgular” bölümünde bazı tekrarlara düşülmüştür. Bu tekrarların nedeni, metinlerde yer alan cümlelerin benzer nitelikte olmaları, bazı cümlelerin ise birebir aynı olmalarından ve birden fazla cümlenin günümüz haber dili ile benzerlik göstermesindendir. Bazı cümlelerin ise reklamcılık yahut halkla ilişkiler açısından ortaklıklar taşıdığı görülmektedir.

Hangi metot?

Kitabelerde yer alan metinler, metin incelemesi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Metinler muhtevaları bakımından günümüz iletişim araçları ile karşılaştırılmıştır. Habercilik, halkla ilişkiler ve reklamcılık konuları üzerinde durulmuş ve kitabelerin kendi döneminde bir kitle iletişim aracı işlevi gördükleri ispata çalışılmıştır. Çalışma sırasında birçok kaynaktan yararlanılmıştır. Özellikle kitabeleri günümüz Türkçesine aktarma veya uyarlama konusunda Talat Tekin, Muharrem Ergin, Osman Fikri Sertkaya, Ahmet Bican Ercilasun ve birçok önemli bilim insanının çalışmaları bulunmaktadır. Bu çalışmanın izlediği yol gereği kitabelerde yer alan metinler yapıları bakımından değerlendirilmiş, günümüz Türkçesi ile ele alınmış ve Muharrem Ergin’in çevirisi kaynak metin olarak belirlenmiştir. Şüphesiz, diğer bilim insanlarımızın da kitabelerle ilgili çevirileri bu araştırma için kaynak teşkil edecek değerde ve önemdedir. Ancak, bu çalışmada yazının sınırları esas tutulduğu için sadece bir kaynaktan yapılan çeviri metinler kullanılmıştır. Ayrıca, Muharrem Ergin tarafından çevirisi yapılan kitabe metinlerde Köl – Tigin ve Tunyukuk isimleri “Kül Tigin” ve “Tonyukuk” şeklinde yer almıştır.

Örnek Bulgular

Çalışmanın bu bölümünde kitabelerin günümüz iletişim dili açısından değerlendirilmesi yapılarak kitabelerde yer alan cümlelerin muhtevaları yönüyle yeri ve önemi tespit edilmeye çalışılmaktadır. Hangi konuyla benzerlik taşıdığı belirtilmiştir. Kitabelerde, o günün şartları ve hayat nizamı düşünüldüğünde bilgilendirme, duyurma, uyarma, hesap verme, işaret etmenin önemi ve yapılan işlerin reklamının (tanıtımının) yapıldığı ortaya konulmuştur.

Bilge Kağan, ona güvenen az sayıda takipçisi ile birlikte Köl-Tigin’in de desteğini alarak yönetimi ele geçirmiş ve kağan olmuştur. Yazıtlarda halkın, Bilge Kağan’ın tahta geçmesine olumlu tepkiler verdiği, morallerinin yükseldiği, refah seviyesinin arttığı ve kardeşi ile birlikte hiç durmadan çalışarak ülkeyi eski görkemli günlerine döndürdüğü anlatılmaktadır. Devletin devamlılığı konusunda halk çok defa uyarılmıştır. Uyarıların temel nedeni, Çin’in oyunlarına gelmeyerek özgür bir şekilde yaşam sürebilmektir.

Hangi bölgelere seferler yapıldığı ve bu seferler sırasında gerek askerî gerek siyasî açıdan ne gibi olayların yaşandığı ayrıntılı şekilde anlatılmaktadır. Düşmanlarla ilişkiler, savaşların sonunda düşmanların nasıl yenildiği, mevsim şartları ve asker sayılarına kadar ayrıntılı bir anlatım mevcuttur. Karluk ve Türgiş seferleri, Tölis ve Tarduşlar ile yaşananlar yazılmıştır. Düşman ilan edilen sadece Çin değildir. Kırgızlar, Kurıkanlar, Tatarlar, Kıtaylar, ve Tatabılar da düşman olarak nitelenmiştir. Ötüken’in kutsallığı her fırsatta dile getirilmiş ve ülke yönetilecek en güzel yerin burası olduğu vurgulanmıştır.

Yazıtların sonlarına doğru ise Bilge Kağan, kardeşinin ölümü üzerine üzüntü duyduğunu ve bu durumun kendisini oldukça etkilediğini belirten duygusal cümleler kurmuştur. Onun türbesini süslemek ve daha güzel görünmesini sağlamak için Çin’den heykeltıraşlar ve ressamlar getirttiğini anlatmıştır.

Tunyukuk Kitabesi, içerik ve anlatım bakımından diğer iki kitabeden farklıdır:

“Tonyukuk’un kendi yazdırıp diktirdiği yazıtının içeriği ise öbür yazıtlarınkinden biraz farklıdır. Tonyukuk kendi yazıtında daha çok İlteriş Kağan ile Bilge Kağan’ın amcası Kapgan Kağan’ın başarılarını ve kendi hizmetlerini anlatır.” (Tekin 1998: 14)

Sadece bu yönüyle bakıldığında bile kitabelerin; yaşanılan dönem ile ilgili haber veren, olaylarla ilgili bilgi aktaran ve sonuçları ayrıntılı şekilde paylaşan çok yönlü bir haberleşme aracı olduğu sonucuna varılabilir. İçerdiği mesaj ve ulaşmak istediği hedef bakımından iletişimin gönderici, alıcı, ileti, kanal, bağlam, şifre gibi unsurlarının tamamını bünyesinde barındırmaktadır. Ayrıca, kağanlar tarafından anlatılan olayların ve bu olaylar sonucunda yapılan uyarıların dikkate alınarak devletin yeniden görkemli günlerine dönmesi ise kitabelerin, iletişimin geri bildirim unsuruna sahip olduğunun bir göstergesidir.

Kağanlar, kitabe metinlerde elde ettikleri başarıları çokça işlemişlerdir. Düşmanlara karşı kazanılan zaferleri anlatmışlardır. Bu zaferleri kazanmaktaki en önemli unsurun kendileri olduklarının altını çizmişlerdir. Tunyukuk Kitabesi ikinci taşın kuzey cephesinde şu ifadeler bulunmaktadır:

“İlteriş Kağan Kazanmasa, yok olsa idi, ben kendim, Bilge Tonyukuk, kazanmasam, ben yok olsa idim, Kapgan Kağanın Türk Sir Milletinin yerinde boy da, millet de insan da hep yok olacaktı. İlteriş Kağan, Bilge Tonyukuk kazandığı için Kapgan Kağanın, Türk Sir milletinin yürüdüğü bu … Türk Bilge Kağanı Türk Sir Milletini, Oğuz milletini besleyip oturuyor.” (Ergin 2003: 81)

Görüldüğü gibi Tunyukuk, İlteriş Kağan ve kendisinin zafer kazandığını, bu zaferlerin kendi olmadan kazanılamayacağını, bunun sonucunda da milletin yok olacağını anlatmıştır. Bu ifadeler açık bir şekilde siyasî iletişimin konusudur. Tunyukuk, yapılan işlerin halk tarafından satın alınmasını istemiştir. Buradaki satın alma, halk tarafından kabul görmesi, benimsenmesidir. Örnekten görüleceği gibi kitabeler reklam aracı olarak da kullanılmıştır.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları