Bir iletişim aracı Orhun Kitabeleri: Köl Tigin ve Bilge Kağan Abidesi – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______12.08.2019_______

Bir iletişim aracı Orhun Kitabeleri: Köl Tigin ve Bilge Kağan Abidesi

Ahmet Kanbur

Güney Cephesi

Mermerden yapılmış ve dört yönlü olarak tasarlanan Köl-Tiğin yazıtı gelecek nesillere aktarmak istediği bilgileri oldukça net, anlaşılır ve açık bir şekilde anlatmaktadır.

Köl-Tigin Abidesi’nin güney cephesindeki birinci, ikinci ve üçüncü satırlarında hedef kitleye ulaşma özelliği bakımından siyasi iletişim örnekleri bulunmaktadır;

“Tanrı gibi gökle olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki şadpıt beyleri, kuzeydeki tarkat, buyruk beyleri. Otuz Tatar …

Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur.” (Ergin 2003: 3)

Bilge Kağan; “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbîdir” diyerek gücünü ve kudretini kamuoyuna aktarmak istemiştir. Bu yönüyle ifadeler, siyasî iletişim ile benzerlik göstermektedir. Gücünün sınırlarını belirterek, siyasî iletişim özelliklerinden geniş ifade gücünü ortaya koymaktadır. Ayrıca, geniş kitlelere ulaşma amacı da kitabeler aracılığı ile gerçekleşmiştir. Kitabeler bir reklam aracı niteliğine bürünmüştür.

Köl-Tigin Abidesi’nin güney cephesindeki üçüncü, dördüncü ve beşinci satırlarda da yine hedef kitleye ulaşma ve geniş ifade gücü ortaya koyma özellikleri bakımından siyasi iletişim örnekleri göze çarpmaktadır;

“Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersine kadar ordu sevk ettim, Tibete ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde. Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altım gümüşü, ipeği, ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor.” (Ergin 2003: 3-5)

732 yılında dikilen ve Göktürk Devleti’nin kuruluşu hakkında detaylı bilgi vermeyi amaçlayan kitabelerde Bilge Kağan, herkes tarafından bilinmesi ve öğrenilmesi gerektiğini düşündüğü ve kendince önemli kabul ettiği olayları anlatmıştır. “Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı Güneyde Dokuz Ersine kadar ordu sevk ettim, Tibet e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettim” sözleri ile hem şahsî beyanat benzeri bir açıklama yapmış hem de gücünün sınırlarını ifade ederek; kamuoyunu etkileme amacı ile kitabeleri siyasî iletişim aracı olarak kullanmıştır.

Köl-Tigin Abidesi’nin güney cephesinde yer alan beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu satırlarda basın bülteni ile benzerlikler gösteren cümleler bulunmaktadır;

“Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş.

İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültûn ovasına konayım dersen, Türk millet,.öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan, öldün!

O yere doğru gidersen, Türk milleti, öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için, beslemiş olan kağanın sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum üçün, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı?” (Ergin 2003: 5-7)

Devletin tekrar kurulması eylemi tamamen mili bilinçten kaynaklanır. Bu nedenle söylenen sözler ve yapılan tüm betimlemeler gelecek kuşaklara yol gösterici niteliktedir. “Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için, beslemiş olan kağanın m sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin” sözleri ayrıntıdan kaçınma, kısalık, açıklık, netlik, güncellik, hedef kitleye bilgi vermek ve duyuru yapmak bakımından basın bülteni ile benzerlik göstermektedir. Bugünkü basın bültenlerini anımsatan bu sözler, aynı zamanda günümüz haber örnekleri ile benzerlik göstermektedir. Günümüzde devlet yöneticilerinin ekonomik açıdan ülkelerini daha iyi noktaya taşımaları ve bunu kamuoyu ile paylaşmalarının haber niteliği vardır. Yukarıda yer alan ifadelerde de benzer bir durum söz konusudur. Bugünkü gayri safî yurtiçi hasılanın yükselmesi ve bu olumlu gelişmenin haberleştirilerek kitle iletişim araçları marifetiyle duyulması ile “Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım.” cümlesindeki ifadeler benzerdir ve bu ifadeler kitabelerinin bir gazete niteliğinde olduğunu göstermektedir. İfadenin sonunda halka yönelik, “Yoksa bu sözümde yalan var mı?” sorusu sorulmuş ve cevap bulmak istenmiştir. Bu ifade, iletişimin temel unsurlarından geri bildirimin kitabelerde yer aldığını bizlere göstermektedir.

Ayrıca, cümleler etkin bir ifade gücüne sahiptir. Bu yönüyle de siyasî iletişim konusunda benzerlik göstermektedir.

Kitabelerin etkin bir anlatım gücü olduğunu destekleyen şu ifadeler dikkat çekicidir:

“Orhon yazıtları yalnızca siyasî ve askeri olayların oluş sırasıyla hikaye edildiği kuru bir harp tarihi değildir. Tam tersine, bu yazıtların özellikle Bilge Kağan’ın beylerine ve halkına seslendiği ve onları Çinlilerin entrikalarına ve ana yurdu bırakıp uzak diyarlara gitmelerinin doğuracağı felaketlere karşı uyardığı bölümleri son derece etkili bir anlatım gücüne ve güzelliğine sahiptir.” (Tekin 2003: 15)

Köl-Tigin Abidesi’nin güney cephesinde yer alan onuncu, on birinci, on ikinci ve on üçüncü satırlarda kitabelerin bir iletişim aracı olduğunu ifade eden cümleler bulunmaktadır;

“Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağım burada vurdum. Yanılıp öleceğini yine burada vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Ben ebedi taş yontturdum … Çin kağanından resimci getirdim, resimlettim. Benim sözümü kırmadı.

Çin kağanının maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum …. On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin. Ebedi taş yontturdum … İl ise, şöyle daha erişilir yerde ise, işte öyle erişilir yerde ebedi taş yontturdum, yazdırdım. Onu görüp öyle bilin. Şu taş … dım. Bu yazıyı yazan yeğeni Yollug Tigin.” (Ergin 2003: 7)

Köl-Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarında, yazıtların dikiliş amacı tekrar tekrar anlatılmıştır. Türk halkına, birlik olmanın önemi, köle toplumken nasıl devlet sahibi olunduğu anlatılarak halk uyarılmak istenmiştir. “Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağım burada vurdum. Yanılıp öleceğini yine burada vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum” ifadeleri ile bu taşların dikiliş sebebi ve gayesi anlatılmaktadır. İletişimin aslî öğesi mesajdır. İletişimin sağlıklı gerçekleşebilmesi için mesajın doğru şekilde verilmesi önemlidir. Bu cümle ile kitabelerin birer iletişim aracı olduğu kitabeleri diktirenler tarafından dile getirilmekte, beyan edilmektedir.

Doğu Cephesi

Köl-Tigin Abidesi’nin doğu cephesinde yer alan birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci satırlarında ifadelerin günümüzdeki propaganda teknikleri ile şekil, anlam ve işlev bakımından benzerlikleri söz konusudur.

“Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutu vermiş, düzenleyivermiş.

Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Gök Türk öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bilgili imiş tabiî, cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefat etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk. Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay. Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, oğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruklu da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî.

Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, aldatıcı olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedi vermiş. Çin milletine beylik erkek evladı kul oldu, hanımlık kız evlâdı cariye oldu. Türk Beyler Türk adını bıraktı. Çinli Beyler Çin adım tutup, kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edivermiş. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk edivermiş.” (Ergin 2003: 9-11)

Türk halkına, birlik olmanın önemi üzerinde durulmuş ve birliğin ne kadar önemli olduğu tekrar anlatılmak istenmiştir. Meselâ;

“Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, ahenksiz olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin milletine beylik erkek evladı kul oldu, hanımlık kız evladı cariye oldu” (Ergin 2003: 11)

şeklindeki ifadelerle iyi ile kötü, doğru ile yanlış, dost ile düşman arasında tercih sunulmuştur. Bu ifadeler düşmana dikkat çekme, kendi fikrinin doğruluğunu iddia etmek, örnek olaylar anlatmak ve genellemeler yaparak hükme varmak bakımından propaganda teknikleri ile benzerlikler göstermektedir.

Köl-Tigin Abidesi’nin doğu cephesinde yer alan dokuzuncu, onuncu, on birinci, on ikinci, on üçüncü, on dördüncü, on beşinci ve on altıncı satırlarında da yine şekil, anlam ve işlev bakımından propaganda teknikleri ile benzerlikler göze çarpmaktadır;

“Türk halk kitlesi şöyle demiş: illi millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden yine teslim olmuş. Bunca işi gücü verdiğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok, olmaya gidiyormuş.

Yukarıda Türk tanrısı. Türk mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İltiriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmış olacak. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş, toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya, batıya asker sevk edip toplamış yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış yetiştirmiş. Tölis Tarduş milletim orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kitay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca …

Kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlığı kağansızlatmış, düşmanı tâbi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, bacıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili töreyi kazanıp, uçup gitmiş.” (Ergin 2003: 11-15)

İlk paragraftaki “Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kunkan, Otuz Tatar, Kitay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca Kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış”, “Bunca işi gücü yerdiğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok, olmaya gidiyormuş.” ifadeleri düşman yaratmak, kendi fikrinin doğruluğunu iddia ve isbat etmek, örnek olaylar anlatmak suretiyle fikrini kabul ettirmek, genelleme hükümler vererek, halkı aynı gaye etrafında toplayıp hedefe yönlendirmek bakımından propaganda teknikleri ile benzerlikler göstermektedir.

Köl-Tigin Abidesi’nin doğu cephesindeki on altıncı, on yedinci, on sekizinci, on dokuzuncu, yirminci ve yirmi birinci satırlarındaki ifadelerin, şekil ve üslup bakımından günümüzdeki basın bültenleri ile benzerlikler göstermekte olduğundan bu ifadelerin kendi çağında aynı işleve yönelik olduğunu söylemek yerinde olur.

“Babam kağan için ilkin Baz Kağanı balbal olarak dikmiş. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Amcam kağan oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı.

Amcam kağan oturduğunda kendim Tarduş milleti üzerinde şad idim. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapıca kadar ordu sevk ettik. Kögmeni aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik.

Yekûn olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş Kağanı Türkümüz, milletimiz idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği için kağanı öldü. Buyruku, Beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü. Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz olmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip …

Bars bey idi. Kağan adım burda biz verdik. Küçük kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi yanıldı, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmenin yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız kavmini düzene sokup geldik. Savaştık … ilini geri verdik.” (Ergin 2003: 15-17)

Doğu cephesindeki yazıtlar içinde “Babam kağan için ilkin Baz Kağanı balbal olarak dikmiş. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Amcam kağan oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı, Amcam kağan oturduğunda kendim Türk milleti üzerinde şad idim” sözleri; ayrıntıdan kaçınma, kısalık, açıklık, netlik, güncellik, hedef kitleye bilgi vermek ve duyuru yapmak bakımından günümüzdeki basın bülteni ile benzerlik göstermektedir. Basın bültenleri kişileri temsilen oluşturulabileceği gibi kurumları temsilen de oluşturulabilmektedir.

Köl-Tigin Abidesi’nin doğu cephesinde yer alan yirmi üçüncü, yirmi dördüncü, yirmi beşinci, yirmi altıncı ve yirmi yedinci satırlarında basın bülteni ve haber metinleri yönünden benzerlikler bulunmaktadır:

“Silahlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi. Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin. Doğuya giden, gittin. Batıya giden, gittin. Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın su gibi koştu, kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdın kul oldu, hanımlık kız evlâdın cariye oldu. Bilmediğin için, kötülüğün yüzünden amcam kağan uçup gitti.

Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükseltmiş olan Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İşte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan milletin üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül-Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül İlgin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım.” (Ergin 2003: 17-19)

Diğer metinlerde olduğu gibi bu metinlerde de basın bülteni benzeri ifadeler yer almaktadır. “Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İşte aşsız, dışta donsuz; düşkün, perişan milletin üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül-Tigin ile konuştuk Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım” sözlerinde; bilgi vermek, ifade etmek, açıklamak, hedef kitleye yönelmek, açıklık ve netlik bakımından basın bülteni ile benzerlik gösterdiği görülmektedir.

Ayrıca, “Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tabi kıldım”, “Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettik, bozduk. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi, savaştık. Kül-Tigin yaya olarak atılıp hücum etti” sözleri de “5N1K” (ne, nerede, ne zaman, neden, nasıl ve kim) kuralına uygun olarak haber metni niteliği taşımaktadır.

Köl-Tigin Abidesi’nin doğu cephesindeki otuzuncu, otuz birinci, otuz ikinci, otuz üçüncü ve otuz dördüncü satırlar muhteva ve işlev bakımından basın bülteni ile benzerlik göstermektedir;

“Babam kağan uçtuğunda küçük kardeşim Kül-Tigin yedi yaşında kaldı ….

Umay gibi annem hatunun devletine küçük kardeşim Kül-Tigin er adını aldı. On altı yaşında, amcam kağanın ilini, töresini şöyle kazandı: Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettik, bozduk. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi, savaştık.  Kül-Tigin yaya olarak atılıp hücum etti. Ong valinin kayın biraderini, silahlı, elle tuttu, silahlı olarak kağana takdim etti. O orduyu orda yok ettik. Yirmi bir yaşında iken. Çaça generale karşı savaştık. En önce Tadıgın, Çorun boz atına binip hücum etti. O at orda öldü, ikinci olarak İşbara Yamtarın boz atına binip hücum etti. O at orda öldü. Üçüncü olarak Yigen Silig beyin giyimli doru atına binip hücum etti. O at orda öldü. Zırhından kaftanından yüzden fazla ok ile vurdular, yüzüne başına bir tane değdirmedi … Hücum ettiğini, Türk beyleri, hep bilirsiniz O orduyu orda yok ettik.” (Ergin 2003: 19-21)

Şeklindeki sözler; bilgi vermek, ifade etmek, açıklamak, hedef kitleye yönelmek, açıklık ve netlik bakımından günümüzdeki basın bülteni ile şekil ve işlev bakımından benzerlik göstermektedir.

Kuzey Cephesi

Köl-Tigin Abidesi’nin kuzey cephesindeki birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü satırlarında yer alan metin ile basın bülteni arasında bilgi verme, aydınlatma, açıklama, merakı giderme ve tatmin etme bakımından benzerlikler bulunmaktadır;

“… ile, Koşu vali ile savaşmış. Askerini hep öldürmüş. Evini, malını eksiksiz hep getirdi. Kül Tigin yirmi yedi yaşına gelince Karluk kavmi hür ve müstakil iken düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştık.

Kül-Tigin o savaşta otuz yaşında idi. Alp Şalçı ata binip atılarak hücum etti. İki eri takip edip kovalayarak mızrakladı. Karluku öldürdük, yendik. Az milleti düşman oldu. Kara Gölde savaştık. Kül Tigin otuz bir yaşında idi. Alp Şalçı atına binip atılarak hücum etti. Az ilteberini tuttu. Az milleti orda yok oldu. Amcam kağanın ili sarsıldığında; millet, hükümdar ikiye ayrıldığında; izgil milleti ile savaştık. Kül Tigin Alp Şalçı atına binip atılarak hücum etti. O at orda düştü. İzgil milleti öldü.” (Ergin 2003: 25)

Bu ifadelerde devrin günlük gelişmeleri ilk ağızdan anlatılmaktadır. Bu bakımdan günümüz basın bültenleri ile tıpatıp aynılık göstermektedir.

Köl-Tigin Abidesi’nin kuzey cephesinde yer alan onuncu, on birinci, on ikinci ve on üçüncü satırlarındaki ifadeler anlam bakımından basın bülteni ile benzerlikler bulunmaktadır;

Küçük kardeşim Kül-Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölmek için türemiş.

Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım. İki şadın ve küçük kardeş yeğenimin, oğlumun, beylerimin, milletimin gözü kaşı kötü olacak diyip düşünceye daldım. Yasçı, ağlayıcı olarak Kıtay, Hitabı milletinden başta Udar general geldi. Çin kağanından İsiyi Likeng geldi. On binlik hazine, altın, gümüş fazla fazla getirdi. Tibet kağanından vezir geldi. Batıda gün batısındaki Soğd, İranlı, Buhara ülkesi halkından Enik general, Oğul Tarkan geldi On Ok oğlum Türgiş kağanından Makaraç mühürdar. Oğuz Bilge mühürdar geldi.

Kırgız kağanından Tarduş Inançu Çor geldi. Türbe yapıcı, resim yapan, kitabe taşı yapıcısı olarak Çin kağanının yeğeni Çang general geldi.” (Ergin 2003: 27-29)

Yukardaki satırlarda daha çok günlük hayat unsurları söz konusu edilmektedir. Bu bakımdan bilgi vermek, ifade etmek, açıklamak, hedef kitleye yönelmek gibi teferruat yönüyle basın bülteni ile benzerlik göstermektedir.

Bilge Kağan Abidesi

Doğu Cephesi

Bilge Kağan Abidesi’nin doğu cephesinde yer alan birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci satırlarında basın bülteni ve haberin niteliği bakımından benzerlikler bulunmaktadır;

“Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı … Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti … Türk tanrısı …

üzerine kağan oturdum. Oturduğumda ölecek gibi düşünen Türk beyleri, milleti memnun olup sevinip, yere dikilmiş gözü yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup bunca ağır töreyi dört taraftaki … .dim.  Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, iki si arasında insanoğlu kılınmış.

İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutu vermiş, düzene soku vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadir kan ormanına kadar, batıda

Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Gök Türkü düzene sokarak öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku bilgili imiş tabiî, cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefat etmiş.

Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş.” (Ergin 2003: 33-35)

İfadeleri; bilgi vermek, ifade etmek, açıklamak, hedef kitleye yönelmek, açıklık ve netlik bakımından basın bültenleri ile benzer özellikler taşımaktadır. Bunun yanında, “Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tabi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadir kan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş.” cümleleri, yaşanan olayları hedef kitleye ulaştırmayı amaç edinmiştir.

Kitabeler burada bir bildiri metni niteliğinde değerlendirilmelidir. Basın bültenleri aynı zamanda haber metinleridir. “Babam Türk Bilge Kağanı. Doğuda Kadir kan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tabi kılmış. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, iki si arasında insanoğlu kılınmış. Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı sözüm. Dört taraf hep düşman imiş.” ifadelerinin 5N1K kuralına uygun şekilde düzenlendiği ve “ne, nerede, ne zaman, neden, nasıl ve kim” sorularından her birine cevap verdiği görülmektedir.

Bilge Kağan Abidesi’nin doğu cephesindeki on ikinci, on üçüncü, yirmi ikinci, yirmi üçüncü ve yirmi dördüncü satırlarının siyasî iletişim metinleri ile benzer yönlerinin olduğu görülmektedir;

“Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca … kırk yedi defa ordu şevketmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, düşmanı tâbi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş.

Ben kendim kağan oturduğumdan her yere gitmiş olan millet yaya olarak, çıplak olarak, öle yite geri geldi. Milleti besleyeyim diye kuzeyde Oğuz kavmine doğru; doğuda Kıtay. Tatabı kavmine doğru; güneyde Çine doğru on iki defa ordu sevk ettim … savaştım. Ondan sonra Tanrı buyurduğu için, devletim, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli kıldım. Fakir milleti zengin kıldım.

Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbi kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti.” (Ergin 2003: 37-43)

sözleri; kamuoyunu etkilemek, geniş kitlelere ulaşmak ve etkin ifade gücü kullanmak, düşüncelerinin doğruluğunu iddia etmek, düşman yaratmak bakımından siyasî iletişim ile benzerlik göstermektedir. Bilge Kağan, kağan olmadan önce ve kağanken yaptıklarını anlatmaktadır.

Bilge Kağan Abidesi’nin doğu cephesinde yer alan yirmi altıncı ve yirmi yedinci, yirmi sekizinci, yirmi dokuzuncu, otuzuncu, otuz birinci ve otuz ikinci satırlarda ise anlam yönünden beyanat benzeri örnekler bulunmaktadır;

“Yirmi Altı yaşımda Çik kavmi Kırgız ile beraber düşman oldu. Kemi geçerek Çike doğru ordu sevk ettim. Örpende savaştım. Askerini mızraklardım. Az milletini aldım … tâbi kıldım. Yirmi yedi yaşımda Kırgıza doğru ordu sevk ettim. Mızrak batımı kan söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastım. Kağanı ile Songa ormanında savaştım. Kağanını öldürdüm, ilini orda aldım. O yılda Türgişe doğru Altın ormanını aşarak İrtiş nehrini geçip yürüdüm. Türgiş kavmini uykuda bastım. Türgiş kağanının ordusu ateş gibi, fırtına gibi geldi.

Bolçuda savaştık. Kağanını, yabgusunu, şadını orda öldürdüm. İlini orda aldım. Otuz yaşımda Beş Balıklara doğru ordu sevk ettim. Altı defa savaştım … askerini hep öldürdüm. Onun içindeki ne kadar insan … yok olacaktı …. çağırmak için geldi. Beş Balık onun için kurtuldu. Otuz bir yaşımda Karluk milleti sıkıntısız, hür ve serbest iken, düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştım. Karluk milletini öldürdüm, orda aldım … Basmıl kara … Karluk milleti toplanıp geldi … m, öldürdüm. Dokuz Oğuz benim milletim idi. Gök, yer bulandığı için, ödüne kıskançlık değdiği için düşman oldu. Bir yılda dört defa savaştım: En önce Togu Balıkta savaştım. Togla nehrini yüzdürerek geçip ordusu … İkinci olarak Andırguda savaştım. Askerini mızraklardım … Üçüncû olarak Çuş başında savaştım. Türk milleti ayak titretti, perişan olacaktı. İlerleyip yayarak gelen ordusunu püskürttüm. Çok ölecek orda dirildi. Orda Tongra yiğiti bir boyu Tonga Tiğin mateminde çevirip vurdum. Dördüncü olarak Ezginti Kadızda savaştım. Askerini orda mızrakladım, yıprattım …yıprat… Otuz iki yaşımda Amgı kalesinde kışladıkta kıtlık oldu. İlk baharında Oğuza doğru ordu sevk ettim. İlk ordu dışarı çıkmıştı, ikinci ordu merkezde idi. Üç Oğuz ordusu basıp geldi. Yaya, kötü oldu diyip yenmek için geldi. Bir kısım ordusu evi barkı yağma etmek için gitti, bir kısım ordusu savaşmak için geldi. Biz az idik, kötü durumda idik.” (Ergin 2003: 45-47)

Kitabenin bu bölümünde Bilge Kağan’ın kendi sözlerini devam ettirdiği ve kendi yaptığı eylemleri bir beyanat halinde sunduğu görülmektedir. “Andırguda savaştım, Çuş başında savaştım, İlkbaharında Oğuza doğru ordu sevk ettim” diyerek yaptığı işleri anlatmıştır. Bu yönüyle, bildirmek, söylemek, ifade etmek, anlatmak, açıklamak ve kişiye ya da kuruma özgü olmak bakımından metinleri şahsi beyanat olarak değerlendirmek mümkündür.

Güney Cephesi:

Bilge Kağan Abidesi’nin güney cephesindeki birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci satırlarında basın bülteni yönünden benzerlikler bulunmaktadır;

“… Çin süvarisini, on yedi bin askeri ilk gün öldürdüm. Piyadesini ikinci gün hep öldürdüm. Bi … aşıp vard … defa ordu sevk ettim.            Otuz sekiz yaşımda kışın Kıtaya doğru ordu sevk ettim … Otuz dokuz yaşımda ilk baharda Tatabıya doğru ordu sevk ettim … ben … öldürdüm. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini …| millet karısını yok kıldım … savaştım. … verdim. Kahraman erini Öldürüp balbal kılı verdim.” (Ergin 2003: 53)

Şeklindeki sözler; bilgi vermek, ifade etmek, açıklamak, hedef kitleye yönelmek, açıklık ve netlik bakımından günümüz basın bültenleri ile benzerlik göstermektedir. “Çin süvarisini, on yedi bin askeri ilk gün öldürdüm” cümleleri ile dönemin koşulları hakkında hedef kitleye yönelik net bilgi verme amacı taşıdığı görülmektedir.

Bilge Kağan Abidesi’nin güney cephesinde yer alan yedinci, sekizinci, dokuzuncu, onuncu, on birinci, on ikinci, on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci satırlarında haberin özellikleri yönünden benzerlikler bulunmaktadır;

“Elli yaşımda Tatabı milleti Kıtaydan ayrıldı. … İker dağına … Ku general kumandasında kırk bin asker geldi. Töngkes dağında hücum edip vurdum. Otuz bin askeri öldürdüm. On bin … ise ………. öktüm. Tatabı … öldürdü. Büyük oğlum hastalanıp Yok olunca Ku’yu, generali balbal olarak dikiverdim. Ben on dokuz yıl şad olarak oturdum, on dokuz yıl kağan olarak oturdum, il tuttum. Otuz bir …

Türküm için, milletim için iyisini öylece kazanı verdim. Bu kadar kazanıp babam kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı, beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım. Bukağ vali … babası Lisün Tay generalin başkanlığında beş yüz yiğit geldi. Kokuluk … altın, gümüş fazla fazla getirdi. Yas töreni kokusunu getirip diki verdi. Sandal ağacı getirip öz …

Bunca millet saçını, kulağını … kesti. İyi binek atını, kara samurunu, mavi sincabını sayısız getirip hep bıraktı.

Tann gibi tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı oturduğunda şimdiki Türk beyleri, sonra Tarduş beyleri; Kül Çor başta olarak, arkasından sadpıt beyleri; önde Tölis beyleri; Apa Tarkan başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; bu … Taman Tarkan, Tonyukuk, Boyla Baga Tarkan ve buyruk … iç buyruk; Sebig Kül İrkin başta olarak, arkasından buyruk; bunca şimdiki beyler, babam kağana fevkalade çok iltica etti … Türk beylerini, milletini fevkalade çok yüceltti, övdü … babam kağan … ağır taşı, kalın ağacı Türk beyleri, milleti …. kendime bunca …” (Ergin 2003: 53-55)

Güney cephesinin devam eden bölümlerinde haber ve haber dilinin kısa, anlaşılır, anlam karmaşasına yol açmayan, sade, olaylara tanıklık eden ve haberi ilk elden sunan özellikleri bakımından benzerlikler göze çarpmaktadır. “Bu kadar kazanıp babam kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı, beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım. Bukağ vali babası Lisün Tay generalin başkanlığında beş yüz yiğit geldi. Kokuluk alt m, gümüş fazla fazla getirdi. Yas töreni kokusunu getirip diki verdi. Sandal ağacı getirip öz Bunca millet saçını, kulağım kesti. İyi binek atını, kara samurunu, mavi sincabını sayısız getirip bıraktı” sözleri, cenaze merasiminde yaşanan bir olayın haber dilinde olaylara tanıklık eden ve haberi ilk elden sunan özellikleri bakımından benzerlik göstermektedir. Ayrıca, haber çeşitlerinden özel konulu habere verilebilecek bir örnektir.

Ahmet Bican Ercilasun, “olaylara tanıklık etmek” konusunda benzer ifadeler kullanmıştır. Ercilasun’a göre devrin hadiseleri, olup bitene bizzat şahitlik, belki de müdahale eden bir kişinin dilinden taşlara aktarılmıştır:

“Metinlerin büyük kısmı olayları bizzat yaşayanlar ve görenler tarafından yazılmıştır. Köl Tigin bengü taşının tamamı ve Bilge Kağan bengü taşının büyük kısmı Bilge Kağan tarafından yazılmıştır. Bilge 697 yılında şad, 716 yılında kağan olmuştur. Şad olduğunda 14 yaşındaydı. Şadlığından ölümüne kadar geçen olayları bizzat yaşamış, olayların şahidi, hatta çoğunun bil fiil icracısı olmuştur. Dolayısyla 697-734 arasındaki 37 yılın olayları, onları gören, yaşayan, içinde bulunan birici dereceden bir tanığın ağzından anlatılmaktadır.” (2016: 388)

Kuzey Cephesi

Bilge Kağan Abidesi’nin kuzey cephesinde yer alan birinci, altıncı, yedinci ve sekizinci satırlarında basın bülteni ve olayları gerçekleştirenlerin ağzından anlatılması bakımından şahsî beyanat ile benzerlikleri bulunmaktadır;

“Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki şadpıt beyleri, kuzeydeki tarkat, buyruk beyleri. Otuz Tatar … Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle:

Türk milleti, tokluğun kıymetim bilmezsin. Açıksan tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla, her yere zayıflayarak ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı?” (Ergin 2003: 57-59)

sözleri; bilgi vermek, ifade etmek, açıklamak, hedef kitleye yönelmek, açıklık ve netlik bakımından günümüz basın bültenleri ile benzerlik göstermektedir. Yaptığı işleri bizzat anlatması ise ifadelerin özgünlüğü ve bilgilendirme amacı taşıması yönünden şahsî beyanat ile benzerlik göstermektedir. Ayrıca, günümüzde kullanılmasa da bir devlet başkanının ulusa sesleniş programı olarak düşünmek mümkündür.

Bilge Kağan Abidesi’nin kuzey cephesinde yer alan dokuzuncu, onuncu, on birinci, on ikinci, on üçüncü, on dördüncü, on beşinci satırlarda etkilemek, ikna etmek, etkin ifade gücü kullanmak bakımından siyasi iletişim ve reklam özellikleri ile benzerlikler bulunmaktadır;

“… Türgiş kağanına kızımı … fevkalâde büyük törenle alı verdim. Türgiş kağanının kızını fevkalade büyük törenle oğluma alı verdim. … fevkalâde büyük törenle alı verdim … yaptırdım … başlıya baş eğdirdim, dizliye diz çöktürdüm. Üstte Tanrı, altta yer bahşettiği için gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen milletimi doğuda gün doğusuna, güneyde … batıda … Sarı altınını, beyaz gümüşünü, kenarlı ipeğini, ipekli kumaşını, binek atını, aygırını, kara samurunu, mavi sincabını Türküme, milletime kazanı verdim, tanzim ediverdim …. kedersiz kıldım. Üstte Tanrı kudretli … Türk beylerini, milletini … besleyin, zahmet çektirmeyin, incitmeyin! … benim Türk beylerim. Türk milletim … kazanıp … bu … bu kağanından, bu beylerinden … suyundan ayrılmazsan, Türk milleti, kendin iyilik göreceksin, evine gireceksin, dertsiz olacaksın. … Ondan sonra Çin kağanından resimciyi hep getirttim. Benim sözü mü kırmadı, maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum …

On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin! Ebedi taş yontturdum yontturdum, yazdırdım. … O taş türbesini …” (Ergin 2003: 61-63)

Türklerin tekrar ülke kurma süreci; önce Tang kontrolünden uzaklaşma, Tang Hanedanı’nın saldırılarına karşı durma, askeri anlamda doğudaki Kitanları ve kuzeydeki Dokuz Oğuzları bertaraf etme, onların desteğini alma ve çölün kuzeyinde Dokuz Oğuzların siyasi üstünlüğünü tekrar elde etme şeklindedir. Konu bu bakımdan ele alındığında “Benim sözü mü kırmadı, maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım: İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin” sözleri ile devlet adamlarının halkı bilgilendirme amacına yönelik açıklamalarına örnek verilebilir.

Günümüzde çağın ihtiyaçlarına uygun kitle iletişim araçlarının kullanımı söz konusuyken, yukarıda metinlerde kitabelerin bu görevi üstlendiği görülmektedir. Bilge Kağan anlattıkları ile halkı ikna etmek ve yönlendirmek istemiştir. “Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum.” diyerek, düşüncelerinin kalıcı hale gelmesini ve herkes tarafından farkına varılmasını arzulamıştır. Ayrıca, geniş kitlelere ulaşmak ve etkin ifade gücü kullanmak bakımından siyasî iletişim ve reklamın özelliklerini taşıdığını da söylemek gerekmektedir.

Sonuç

Orhun Kitabeleri, Türk dili ve edebiyatının en güzel örneklerinden biri olduğu gibi iletişim bilimi açısından da kıymetli bir vesika niteliğindedir. Türk devlet adamlarının halka bildirmek istedikleri mesajlar, ulaştırmak  istedikleri bilgiler ve yaptıkları görevleri anlatan ifadeler kitabelerde anlatılmış ve bu bilgiler günümüze kadar ulaşmıştır.

Türk edebiyatı için son derece önemli olan Orhun Kitabeleri, aynı zamanda dönemin koşulları hakkında bilgi verdiğinden, Türk tarihi açısından da önemlidir. Oldukça sade ve anlaşılması kolay olan bu kitabeler, Türk yazı dilinin de milâdın ilk asırlarına kadar gittiğini gösteren önemli bir delil niteliğindedir.

Kitabeler üzerinde bugüne kadar yapılan çalışmalar, dil bilimi ve tarih bilimi çerçevesinde şekillenmiştir. Metinlerin vermek istediği mesaj üzerine bazı çalışmalar yapılsa da iletişim biliminin temel unsurlarını içeren kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır.

İçerisinde basın ve halkla ilişkiler konusunda örnek teşkil edebilecek metinler barındıran Orhun Kitabeleri’nin eski Türk yaşantısı hakkında verdiği bilgiler de çok kıymetlidir. Çin tarihinden elde edilen bilgiler ile karşılaştırılan bu belgeler, Türklerin dili, tarihi, sanatı, harsı ve zihniyeti bakımından araştırılmış ve geniş ölçüde bilgi edinilmesini sağlanmıştır. Bu konuların tamamı ayrı ayrı haber niteliğine sahiptir. Metinler incelendiğinde, içlerinden birçok özel haber çıkarılabilecek hadisenin yaşandığı görülmektedir. Metinlerdeki sade dil, habercilik açısından da önemlidir. Çünkü haber dili sade, kolay ve anlaşılır olmalıdır. Bunun yanında yaşanan olaylara tanıklık etmesi bakımından da kitabelerin metinleri haber diliyle benzerlik göstermektedir. 8. yüzyılın ilk yarısında yazılan bu kitabeler, kendi döneminde yaşayanlara daha önceki dönemlerde yaşanan gelişmeler hakkında bilgi vermesi açısından değerlidir. Kitabeler, bu özellikleriyle Türk milletine bırakılmış en eski siyasî vasiyetnameler olarak nitelendirilebilirler. Halkla ilişkiler açısından değerlendirildiğinde, hedef kitlesine yönelik iletişim kurma zorunluluğundaki her kurum ya da kuruluş gibi Orhun Kitabeleri de o kurum ya da kuruluşun bir yayın organı niteliğine bürünmüştür. Bu bakımdan kitabeler, muazzam bir halkla ilişkiler aracıdır.

Orhun Kitabeleri, halka ilişkiler açısından dönemine göre oldukça ileridir. Bilge Kağan, Köl-Tigin ve Bilge Tunyukuk, söz konusu kitabelerde Türk halkını birlik ve beraberliğe davet etmişlerdir. Halkı bilgilendirerek illerinden uzaklaşmamalarını, başlarına gelebilecekleri, çevredeki düşmanları ve kağanların halka karşı görevlerini anlatmışlardır. Kitabelerde olaylar ayrıntısıyla anlatılmış ve milli bütünlüğün ne denli önemli olduğu sık sık tekrarlanmıştır. Ayrıca millî bütünlüğün ne gibi olaylarla bozulabileceği de örneklerle gözler önüne serilmiştir. Bulgular bölümünde de anlatıldığı üzere şahsî ve kurum beyanatı ve basın bülteni benzeri ifadeler çokça yer almaktadır.

Orhun Kitabeleri, Türk milleti için bugün bile geçerli hassasiyetlere temas etmektedir. Kitabeler pek çok savaşı anlatıp, savaşlardaki taktikleri öğretmektedir. Askerî açıdan önemi büyük bu taktikler, Bilge Kağan ve Tunyukuk’un tecrübelerini aktardıkları yerlerde, etkiyi arttırmak ve hassasiyeti en yüksek seviyeye çıkarmak için olayları ispatlı hâle getirmiş ve edebî sanatlar da kullanılmıştır. Kazanılan zaferler abartılı şekilde anlatılmış ve etkin ifade gücü kullanılarak bu zaferlerin kendileri sayesinde gerçekleştiği vurgulanmıştır. Bu yönüyle kitabeler siyasî bir reklam aracı benzerliği göstermektedir. Bilge Kağan ve Tunyukuk, başarılarının halk tarafından satın alınmasını istemektedirler. Buradaki satın alma, onların liderliklerinin benimsenmesidir.

Kitabelerde milli bütünlüğün önemi sık sık tekrarlanmıştır. Ayrıca, millî bütünlüğün hangi olaylarla bozulabileceği de örneklerle gözler önüne serilmiştir. Bu bakımdan son derece iyi bir halkla ilişkiler çalışması yürütüldüğü ve kitabelerin bu çalışmanın bir aracı olarak kullanıldığını bir kez daha ifade etmek gerekir.

Orhun Kitabeleri’nin, halkı birlik ve beraberliğe çağırdığı ve bunu bir beyanat tarzı ile yaptığı ortadadır. Günümüzde bir devlet başkanının “ulusa sesleniş” ya da başka bir isimle kitle iletişim araçlarını kullanarak yaptığı birlik çağrısı ile kitabelerde yer alan birlik çağrısının farkı yoktur. İkisinde de şahsî beyanata dayanılmış ve mesajın kamuoyuna aktarımı için iletişim aracı kullanılmıştır. Bu ve benzeri sebeplerle Orhun Kitabeleri’nin iletişim teknikleri ve halkla ilişkiler açısından benzerlikleri son derece önemlidir. Gerek reklamcılık gerek haber dili açısından kitabelerin dili, günümüz iletişim araçları ile benzerlikler göstermektedir. Özellikle siyasî iletişim unsuru olarak adlandırılabilecek cümleler sıklıkla yer almaktadır. Kağanların elde edilen başarıların kendilerinden kaynaklandığını ifade etmeleri ve bunu kamuoyu ile paylaşmaları, günümüzdeki siyasî iletişim çalışmaları ile birebir aynıdır. Bunun yanında, kitabe metinlerinin bulunduğu abideleri başlı başına bir reklam aracı olarak düşünmek de mümkündür. Günümüzdeki reklam panoları ve billboardlar gibi reklam araçlarına örnek teşkil etmektedir.

Kitabelerin kendine özgü alfabesi ile simge özelliği de bulunmaktadır. Şifreleme olarak adlandırılan bu durum, iletişimin temel unsurlarından bir tanesidir. Sadece bu sebepten dâhi kitabelerin bir iletişim aracı olduğu ve kitleye yönelik hedefleri bulunduğu için döneminin kitle iletişim aracı olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kitabeleri kurumsal bir yayın organı olarak da düşünmek mümkündür. Devletin kurumsal kimliği göz önünde bulundurulduğunda, devlet yöneticilerinin halka yönelik açıklamalarını içeren bir yayın organı gibi düşünülebilir. Ancak, süreli ve sürekli bir bilgi akışı olmadığı için kurum yayın organı konusu tartışmaya açıktır.

Orhun Kitabeleri; benliğin, kültürün ve manevî değerlerin korunduğu sürece halkın var olabileceğini, millî duygularla yaşamanın ne kadar önemli olduğunu, tahrik ve oyunlara gelmeyerek uzun yıllar egemenliklerini sürdürebileceklerini söyleyerek halkla ilişkiler konusunda çağının çok ilerisinde bir bakış açısına sahip olduğunu göstermiştir. Bu bakımdan, Orhun Kitabeleri’nin çağına mahsus bir nutuk metni özelliği taşıdığını da söylemek gerekir.

Ahmet Bican Ercilasun da 1990 yılında 3. Sovyet-Türk Kollokyumu’na “Köl Tigin Yazıtı Bir Nutuk Metni midir?” başlıklı bir bildiri sunmuş ve metindeki “doğrudan hitapları, hitap cümlelerini, soru cümlelerini, önceki cümlenin son kelimesi ile başlayan cümleleri, toparlama cümlelerini ve tekrarlı ifadeleri tespit etmiş Köl Tigin yazıtlarının bir nutuk metni niteliği taşıdığını ileri sürmüştür. (2007: 97-104)

Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Orhun Kitabeleri’nin çağının bir gazetesi, bir şahsî beyanat belgesi, bir hakla ilişkiler bildirisi, bir açık hava nutku veya bir reklam metni olarak kabul edilmesinde hiçbir beis yoktur. Çünkü söz konusu iletişim araçlarının işlevi ve gayesi, çağının olaylarını belgelere dayandırarak topluma anlatmak ve aktarmaktır. Orhun Kitabeleri, dikildikleri devirde günümüzde gazetelerin ve diğer iletişim araçlarının işlevini görmüş ve halkı bilgilendirme yanında kamuoyu oluşturma görevini hakkıyla ve başarılı bir şekilde gerine getirmiştir. Bu da kitabelerin, dikildikleri çağda, bugünkü kitle haberleşme vasıtalarının gördüğü işlevleri yüklendiği gerçeğini ortaya koymaktadır.

Yanlış, kötü çirkin zararlı ve tehlikeli olanı ihtar ve tembih yolu ile gösterip doğru iyi güzel faydalı ve emniyetli olanı imâ ve tekin ederek istenen ve beklenen sonu temin etme gayreti güdülmektedir.

Kaynaklar

AKSAN, Doğan, Naci, (1991), “Göktürk Anıtlarında Söz Sanatları – Güçlü Anlatım Yolları”, Ankara: Türk Dilleri Araştırmaları Dergisi, (1991), 1. Cilt, 19-29.

AYDIN, Erhan (2012), Orhon Yazıtları (Köl Tegin, Bilge Kagan, Tonyukuk, Ongi, Küli Çor), Konya, Kömen Yayınları.

AYDIN, Erhan (2004), “Vilhelm Thomsen’in Sözlüğü”, İstanbul: İlmî Araştırmalar: Dil Tarih Edebiyat Dergisi, 17 (2004) 69-82.

CEMALCILAR, İlhan (1998), Pazarlama, İstanbul: Beta Yayınları.

DİVİTÇİOĞLU, Sencer, (2000), Kök Türkler, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

ERCİLASUN, Bican, Ahmet (2016), Türk Kağanlığı ve Türk Bengü Taşları, İstanbul: Dergâh Yayınları.

ERCİLASUN, Bican, Ahmet (1990), “Köl Tigin Yazıtı Bir Nutuk Metni midir?”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten, 38 (1990), 31-39.

ERGİN, Muharrem, (2003), Orhun Abideleri, İstanbul: Boğaziçi Yayınları.

GÖMEÇ, Saadettin, (1997), Kök Türk Tarihi, Ankara: Türksoy Yayınları.

GÖNENÇ, Aslı, Yapar, 2004, “İletişim Teknolojilerinin Medya Üzerine Etkileri”, İstanbul: II. Uluslararası İletişim Sempozyumu, 437-448.

GÜLSOY, Tanses, (1999), Reklam Kavramları ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul: Adam Yayınları.

KAFESOĞLU, İbrahim, (1997), Türk Milli Kültürü, İstanbul: Ötüken Yayınevi.

KAŞIKÇI, Ercan (2002), Para-Mosyon Pazarlamanın 7 P’si, İstanbul:, Kariyer Developer.

OLUÇ, Mehmet (2006), Temel Pazarlama Kavramları”, İstanbul: Beta Yayınları.

ÖZARSLAN, Ersin, (2013), “Basın Dili Üzerine Bazı Dikkatler”, İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 37 (2013), 251-267.

ÖZARSLAN, Ersin (2014), “Haber Toplama ve Yazma Teknikleri Ders Notları”, Ankara: Gazi Üniversitesi.

ÖZERKAN, Şengül (2001), Medya, Dil ve İletişim, İstanbul: Martı Yayınları.

PAKSOY Arzu Çekirge, (1999), Türkiye’deki Halkla İlişkiler Uygulamaları, İstanbul: Rota Yayınları.

TAŞAĞIL, Ahmet (2018), Gök-Türkler I. II. III., Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

TÜRKKAHRAMAN, Mimar, (2004), “Günümüzün Büyüsü İmaj ve Gerçek Hayat”, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Konferansları, 30 (2004), 1-14.

TEKİN, Talat, (1998), Orhon Yazıtları, İstanbul: Simurg Yayınevi.

TEKİN, Talat, (2003), Orhon Yazıtları, İstanbul: Yıldız Dil ve Edebiyat Dizisi.

TENİŞEV, E. R. “Eski Türklerde Edebî Dil Var mıydı?”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten,

30-31 (1982-1983), 157-161.

TURSUN, Tuğba (2006), Orhun Yazıtlarındaki Türk Sözcüğü Üzerine Fonetik, Morfolojik ve Semantik Açıdan Bir İnceleme, Denizli, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı Türkçe Eğitimi Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 17-27.

YAYLACI, Özdemir, Gaye, (1999), Reklamda Stratejilerle Yönetim, İstanbul: Alfa Yayınevi.

QUALTER, TH (1980), “Propaganda Teorisi ve Propagandanın Gelişimi”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi 35, Ankara: 255-308

*     Gazi Üniversitesi SBE.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları