Bosna-Hersek Savaşı’na giden süreç – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______02.07.2020_______

Bosna-Hersek Savaşı’na giden süreç

Bosna’da Sırplar tarafından yapılan vahşetin, birileri tarafından, önceden bilinmiyor olması hiç de inandırıcı görünmüyor.Görüntü; uygar dünyanın bu insanlık ayıbına,bu soykırıma bilerek ve isteyerek göz yumduğudur.

Demet Yener

Yazarımız Demet Yener’in Yugoslavya’nın dağılması ile başlayıp bir soykırımla biten Bosna-Hersek Savaşı sürecinin anlatıldığı yazısının ilk bölümünde; bu sürecin nasıl başladığı ve süreç boyunca ne tür uluslararası girişimlerde bulunulduğu ele alınıyor.

Yugoslavya’yı dağılmaya götüren savaş sürecinde, çoklu etnik yapı ve çoklu din anlayışının yanında, devleti meydana getiren cumhuriyetler arasındaki ekonomik gelişim farklılıkları da oldukça etkili olmuştur. Kısacası çoklu din ve çoklu etnik yapı, ekonomik etkenler, kültürel farklılıklar ve en önemlisi de milliyetçi duygular bu savaşın temel nedenleri olarak sayılmaktadır (Tekin C. H., 2012, s. 10).

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna-Hersek’i işgal ve idare etme kararı; 1878 yılı Temmuz ayında, Berlin Kongresi’nde bir araya gelen Avrupalı büyük devletler tarafından verilmiştir (İzetbegoviç, 2003, s. 4). Bosna-Hersek’i Berlin Anlaşması’na dayanarak 1878 yılında 29 Temmuz’da başlayıp 28 Ekim’de sona erecek biçimde işgal eden Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, hukuken Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olan bu bölgeyi kendine bağlama hedefine ulaşmayı 20. yüzyılın başına kadar başaramamıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 10; Bora, 1999, s. 29; Eker, 2006, s. 73).

2.Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra, 5 Ekim 1908 tarihinde Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na ilhakı ilan edilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu bunu istemeyerek de olsa kabul etmek zorunda kalmıştır (Eliaçık, ?, s. 41; Kaptan, 2008, s. 16; Çauşeviç, 1994, s. 38). Avusturya-Macaristan işgalinin ardından Müslümanlara ağır baskı ve eziyetler uygulanmaya başlamıştır (Kaptan, 2008, s. 15). I. Dünya Savaşı’ndan sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalanmış ve 24 Kasım 1918 tarihinde Bosna-Hersek, Sırbistan Krallığı’na ilhak edilmiştir (Kaptan, 2008, s. 17). 1929 yılına gelindiğindeyse Bosna-Hersek, Yugoslavya Krallığı sınırları içinde yer almıştır. 2 Kasım 1944 tarihinde Bosna-Hersek artık Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti’nin bir parçası olmuştur (Kaptan, 2008, s. 18).

1986 yılında Komünist Parti Başkanlığı’na ve 1989 yılında da Sırbistan Devlet Başkanlığı’na gelen Slobodan Miloseviç, “Büyük Sırbistan” idealini gerçekleştirmeye yönelik politikalar izlemeye başlayınca, federasyon da hızlı bir dağılma sürecine girilmiştir (Sağlam, 2015, s. 575; Arap & Bayün, 2014, s. 83). “Tüm Sırplar bir çatı altında” sloganıyla, Yugoslav Halk Ordusu’nu da denetimi altına alan Sırplar, tüm ülkeyi ele geçirmeyi planlamıştır (Kaptan, 2008, s. 27). Miloseviç, Sırplar arasında Müslümanlara karşı sonsuz bir kin uyandırmak, Sırpları etnik temizliğe (Gümüş, 2005, s. 54), şiddete, tecavüze ve teröre teşvik etmek için sayısız propagandalar yapmıştır (İlhan, 2010, s. 38; Ülker, 2011, s. 150). Bununla da kalmamış, sonuca bir ay içinde ulaşılmadığını gördüğünde, Bosna-Hersek içinde yerel radyolar ve özel televizyonlar açmış[1], buralarda yazılı basının da desteğiyle Müslümanların Sırp köylerini basarak Sırpları acımasızca öldürdüklerini, kiliseleri yıkarak camiler inşa ettiklerini, Sırp topraklarının bu yolla İslamlaştırıldığını gün boyu kesintisiz yayın yaparak propaganda yapmıştır. Yine basında, Saraybosna Hayvanat Bahçesi’ndeki aç hayvanlara yem olarak Sırp çocukların verildiği yönünde, asılsız birçok haberler yayınlatmıştır (İlhan, 2010, s. 38; Koçak, 2010, s. 104).

Karışık etnik yapısıyla Bosna-Hersek’te 1990 yılında Bosnalı Müslümanlar, Sırplar ve Hırvatlar kendi milliyetçi partilerini kurmuş ve o yılın sonunda yapılan çok partili genel seçimler bölgedeki etnik parçalanmayı çok daha belirgin bir şekilde gözler önüne sermiştir (Gümüş, 2005, s. 49; Tekin C. H., 2012, s. 6; Erbesler, 2014, s. 136). Bu seçimleri, Müslüman Boşnakları temsil eden Aliya İzzetbegoviç önderliğindeki, Demokratik Eylem Partisi (SDA) kazanmıştır (Kaptan, 2008, s. 23; Erbesler, 2014, s. 127). Ayrıca bu seçimlerde Sırp Demokratik Partisi (SDS) ve Parti Başkanı Radovan Karadziç, Hırvat Demokratik Birliği (HDZ) ve Parti Başkanı Mate Baban da sandalye kazanmıştır (Can, 1992, s. 11; Bora, 1999, s. 63). SDA ile koalisyon oluşturan SDS Bosna-Hersek yönetimine gelmiş, cumhurbaşkanlığı görevine de Aliya İzzetbegoviç seçilmiştir. Bunun dışında iki Müslüman, iki Sırp, iki Hırvat ve Macar-Arnavut-Karadağlı azınlıkları temsil eden birer kişiyle oluşturulan, Başkanlık Kurulu’nun başına da yine Aliya İzzetbegoviç getirilmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 112; Koçak, 2010, s. 113).

Batı basınında, Bosna-Hersek’i, Sırp ve Hırvat liderlerin kendi arasında paylaştığı ve Sırp-Hırvat bölgesinin sınırında bulunan, küçük bir bölgeyi tampon İslam bölgesi yapmaya karar verdikleri yönünde haberler çıkmaya başlamıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 180). Tüm bu yaşananların üzerine Bosna-Hersek’in kendi bağımsızlığını ilan etmesinden başka bir çıkar yolu kalmamıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 180; İzetbegoviç, 2003, s. 9).

18 Kasım-2 Aralık 1990 tarihinde gerçekleşen seçimlerin sonuçları da bir anlamda nüfus sayımı sayılmıştır. Seçim, Müslümanların artışının kolayca gözlenebildiği sonuçlar vermiştir. Bu seçimlerde Müslüman Boşnakları temsil eden ve başkanlığını Aliya İzzetbegoviç’in yaptığı Demokratik Eylem Partisi ile Ortodoks Sırpları temsil eden ve başkanlığını Radovan Karadziç’in yaptığı Sırp Demokrat Partisi ve Katolik Hırvatları temsil eden, başkanlığını Franko Tudjman’ın yaptığı, Demokratik Hırvat Partisi yarışmıştır. Buna göre elde edilen veriler aşağıdaki gibidir (M. Murat Taşar, 1996, s. 219):

 

Grafik 1: Bosna-Hersek Parlamentosu Etnik Yapısı (M. Murat Taşar, 1996, s. 219)

Yugoslavya’da federasyondan kopan ilk ülke Slovenya olmuştur. Slovenya’nın 25 Haziran 1991 tarihinde federasyondan ayrılmasının ardından, asıl korkulan şey olmuş ve Almanlardan açık açık destek alan Hırvatlar da (Selver, 2003, s. 95; Ülger, 2003, s. 44) aynı gün bağımsızlıklarını ilan etmiştir (Alili, 2010, s. 52; Kaptan, 2008, s. 23). Sırbistan, bunun üzerine iç savaşı tetikleyecek askeri mücadelelere başlamıştır (Sağlam, 2015, s. 575). Artık olay, ülkenin iç meselesi olmaktan çıkarak uluslararası bir boyut kazanmıştır; çünkü Yugoslavya, artık bağımsız olan iki devlete saldırmaktadır ve bu da uluslararası kuruluşların müdahalesini söz konusu etmiştir. Böylelikle “Yugoslavya” ismi de tarih sahnesini terk etmiştir (Alili, 2010, s. 51). Bu şekilde Slovenya ve ardından da Hırvatistan’ın bağımsızlıklarını ilan etmeleri ve tanınmaları, Bosna-Hersek açısından kâbusun başlangıç aşamalarından biri olmuştur (Crampton, 2007, s. 246). Bosna-Hersek içindeki Sırplar ve Hırvatlar azınlık durumuna düşmeyi kabullenemediklerinden, saldırgan tavırlar sergilemeye başlamışlardır (Gökdağ & Karatay, 2013, s. 181). Bu gelişmelerin yanı sıra Bosna-Hersek, 1992 yılında yapılan referandumun ardından bağımsızlığını ilan ederken, Bosna-Hersek Parlamentosu da 5 Nisan 1992 tarihinde, Bosna-Hersek’in Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nden ayrıldığını ilan etmiştir (Öner & N., 2013, s. 50; Ekinci, 2014, s. 17).

Oylamada çıkan bağımsızlık kararı sonrasında, Sırpların huzursuzlaşmasıyla, adeta bir iç savaş başlamıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 256). Karadziç önderliğinde başlayan çatışmalarda Sırplar, Bosna-Hersek’in yarısından fazlasını işgal etmiş, milyonun üzerinde Boşnak ve Hırvat göç etmek zorunda kalmış, yüz bin civarında insan öldürülmüş, ayrıca toplu katliamlar ve tecavüzler yaşanmıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 180). Belgrad ve bu bölgedeki Sırplar, Bosna-Hersek’in bağımsızlık kararına karşı çıkmışlardır ve bunun sonunda Bosna-Hersek’te savaş başlamıştır. Mihailov ise bu esnada, Belgrad’da yaşayan iki milyon civarındaki Müslüman Türk’ü Avrupa’dan atarak, ‘Büyük Sırbistan’ı kurmayı planlamıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 113).

Hırvatlar donanımlı askeri birimlere ve Sırplar da Avrupa’nın en büyük dördüncü büyük ordusu olan Yugoslav Federal Ordusu’na (JNA) sahipken, Bosna-Hersek’in elinde güçlü bir askeri örgütlenme ya da ağır silahlar hiç olmamıştır (Arı & Pirinççi, 2013, s. 6). Bosna-Hersek’te, Sırp askeri gücünün en önemli kısmını Yugoslav Federal Ordusu oluşturmuştur (Ülger, 2003, s. 5; Bora, 1999, s. 97). Bosna-Hersek’te Sırpların en fazla taban bulduğu yer, Banja Luka olmuştur (Bora, 1999, s. 96). Banja Luka’daki Sırp milliyetçileri askeri çatışmalara hazırlanırken, “etnik temizliği”[2] sivil yöntemle başlatmış ve yerel yönetim, imkânların % 80’ini Sırplara, geriye kalan kısmını da Sırp olmayanlara vermiştir (Bora, 1999, s. 83). Ardından Banja Luka’daki Sırp Milli Meclisi de Bosna-Hersek Sırp Cumhuriyeti’ni ilan etmiş, Sırp nüfus silahlandırılmış, Müslümanlara karşı bir propaganda başlatılmış ve Sırplar Federal Ordu’dan koruma istemiştir (Öner & N., 2013, s. 50). Bosna-Hersek’te 1992 yılındaki referandum sonrası, tam bir Boşnak katliamı yaşanmıştır. Savunmasız Boşnaklar, Yugoslav Ordusu’ndan alınan silahlarla, Sırp çeteler tarafından, kitlesel biçimde yok edilmiştir. Bu sırada Birleşmiş Milletler (BM) ve Kuzey Atlantik Anlaşması Teşkilatı (NATO) desteğinde uygulanan ambargo bahanesiyle silahsızlandırılan Müslüman Boşnaklar, tam anlamıyla savunmasız kalmıştır (Alili, 2010, s. 56; Koçak, 2010, s. 165; Keser, 2012, s. 137).

Bütün Balkanlarda olduğu gibi Bosna-Hersek içinde de kültür, inanç ve etnik yapı bakımından çeşitlilik ve bir arada yaşayış durumu süregelmiştir. Sırplar, kozmopolit Bosna-Hersek yerine, saf bir ırka dayalı Bosna-Hersek hayaliyle, kendileri dışındakileri yok etme fikrine kilitlenmiştir. Amaçları; Güney Slavlarını, Sırp liderliği altında bir araya getirmek olmuştur (Koçak, 2010, s. 31).

Bosna-Hersek’te Müslümanlık, milli kimlik üzerine dini bir kimliğin yapılandırılması biçiminde ortaya çıkmıştır. Daha açıkça söyleyecek olursak; dini kimlikleri küçük harfle “müslüman” ve milli kimlikleri de büyük harfle “Müslüman” biçiminde iç içe geçmiştir. Öyle ki İslamiyet bir dünya görüşü olmak bakımından güçten düştüğünde bile kamusal alandan silinmemiştir; çünkü yüzlerce yıllık birliktelik sonucunda Bosnalı ve Müslüman olmak birbiriyle bütünleşmiş ve bütün Bosna’nın hem ahlaki hem de kültürel yapısında kalıcılaşmıştır (Bora, 1999, s. 52). Bosnalılar, ekonomik ve toplumsal statüleri için de İslam dinine dönüş yapmışlardır. Hıristiyanlara uygulanan cizye ve haraç vergileri elbette din değiştirmek için tek başına yeterli bir sebep değildir. Ayrıca Müslümanlar da İslamiyet’in temel şartlarına uygun olarak zekât vermek zorundaydılar (Malcolm, 1999, s. 121).

Katliam kutlaması

Osmanlı Devleti, yönetimindeki gayrimüslim halka hoşgörülü ve uzlaşım çerçevesinde yaklaşmıştır. Onların dini kurumlarına, adetlerine ve yerel kurumlarına etki etmemişlerdir (İnalcık, 2000, s. 42). Halkı, Müslüman halk (inananlar) ve zımni (Müslüman olmayan fakat Osmanlı idaresinde yaşayanlar) olarak ayırmışlardır (Küçük, 2000, s. 1007). Bosna’da güçlü bir kilise teşkilatının (Katolik-Ortodoks gibi) olmaması, burada İslamiyet’in yayılmasını kolaylaştırmıştır. Ayrıca Bosna’nın fethinden kısa zaman önce Bosna halkına yaptırımlar uygulayan Katolik Kilisesi de buna zemin hazırlamıştır (Yılmazata, 2013, s. 33). Bunun yanında, en azından 16. yüzyıl ve sonrasında, Osmanlı Devleti içinde bir meslek sahibi olabilmenin koşulu da yine Müslüman olmak şeklinde belirlenmiştir (Malcolm, 1999, s. 122).

Her ne kadar Osmanlı Devleti hoşgörüsünü korusa da Müslümanlığın yayılmasında gayrimüslim tebaaya getirilmiş olan yasaklar ve engeller de etkili olmuştur. Gayrimüslim halkın ata binmeleri yasaktı, bu insanlar yeşil giyemezlerdi, hiçbir koşulda silah taşıyamazlardı ve Müslümanlara özgü şekilde giyinemezlerdi. Yeni bir kilise inşa etmek bir yana, var olan bir kiliseyi tamir ya da restore etmeleri için bile izin almaları gerekiyordu. Kiliselerin cami minarelerinden yüksek olması da yasaklar arasındaydı. Hıristiyanlar askere alınmadıkları için de fazla vergi veriyorlardı. Müslümanlara karşı dava açamazlar, mahkemelerde bir Müslümanın şahitliği kabul edilirken,buna karşılık ancak iki Hristiyan’ın şahitliği kabul edilirdi (Malcolm, 1999, s. 123; Mazower, 2014, s. 92). Savaşlarda esir alınan gayrimüslimler, ancak Müslüman olduktan sonra özgürlüklerini kazanabilmek için başvuruda bulunma hakkı elde edebiliyordu (Malcolm, 1999, s. 124). Müslümanların yaşadığı yerlerde çan çalmaları yasak olan Hıristiyanlar, ancak tahtaya vurabiliyordu (Mazower, 2014, s. 112).

Bosna-Hersek’in Müslümanlığı benimsemesiyle ilgili, ortaya atılış şekli ve içeriği açısından taraftar bulmuş ve farklı yorumlara maruz kalmış, iki aşırı uç olarak nitelendirebileceğimiz fikirler öne sürülmüştür. İlkinde, Müslümanlaşarak geçmişine ihanet ettiği kabul edilen Boşnaklar tezi savunulmuştur. İkinci olarak da tamamen ideolojiye dayanan ve Osmanlı Devleti’nin gelmesiyle, Boşnak Bogomillerin bunu, Ortodoks ve Katolik kiliseleri tarafından uygulanan, baskılardan kurtulma fırsatı olarak değerlendirip Müslümanlığı tercih ettiğinin savunulduğu tez ortaya atılmıştır (Popovıc, 1995, s. 186).

Eski Yugoslavya üzerindeki baskıcı rejim çöktüğünde hem dini hem de etnik açıdan birbiri içine geçen, farklı farklı kimliklerden oluşan ortak kültürde kırılmalar oluşmuş, o homojen toplum ayrışmaya başlamıştır. Bundan böyle etnik ve dini kimlikler ön plana çıkmış, karşılıklı saygı bitmiş, insanların yanında kentler ve ibadethaneler bile hedef alınmıştır. Bosna-Hersek’te yaşananlar da aynen bu şekilde gelişme göstermiştir. Sırplar; sadece insanları değil, onların kültürlerini, dinlerini, dillerini, yaşam alanlarını, kısacası yaşama biçimlerini yok etme çabasına girişmiştir (Coward, 2006, s. 24). Etnik kimliklerin ön plana çıktığı ve çıkarıldığı 20. yüzyılın bu anlamdaki ilk örneği Avrupa’nın orta yerindeki Bosna-Hersek olmuştur. Bu etnik milliyetçilik, daha sonraları bulaşıcı bir hastalık gibi farklı farklı bölgelere de sıçramıştır (Çakmak, 2014, s. 68; Koçak, 2010, s. 41).

Bosna-Hersek Savaşı

Savaşların çıkış nedenlerine bakıldığında; genel anlamda iktisadi konular, ideolojiler, dini inançlar ve etnik yapı gibi ortak başlıklar ile karşılaşılmaktadır. Genel olarak Eski Yugoslavya’da yaşanan; ama en korkutucu anlarının Bosna-Hersek özelinde yaşandığı bu savaşta da bölgede yaşayan bütün etnik gruplar, kendilerinin çoğunluğunu oluşturduğu bir cumhuriyetin sınırlarında yaşamak ve diğer etnik grupların boyunduruğu altında bir hayat yaşamamak arzusunu duymuştur. (Tekin C. H., 2012, s. 9).

1992 yılının ilkbahar mevsimiyle 1995 yılının sonbaharı arasındaki süreçte en yıkıcı ve en şiddetli savaş, Avrupa’da, Hırvatistan ve Bosna-Hersek bölgelerinde yaşanmıştır. Bosna-Hersek’te süren savaş, herkesin bildiği savaş kurallarının çok ötesinde şekillenmiştir (Erbesler, 2014, s. 13; Crampton, 2007, s. 250). Üç temel etnik topluluk olan Müslüman Boşnaklar, Katolik Hırvatlar ve Ortodoks Sırplar arasında sürekli bir biçimde acımasızlığa dayanan kanlı çatışmalar yaşanmıştır (Crampton, 2007, s. 250).

1992-1995 yılları arasında gerçekleşen savaşın ideolojik anlamdaki ilk adımları, 1986 yılında Sırbistan Sanatlar ve Bilimler Akademisi’nde hazırlanmış olan ve Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin (YSFC) eleştirildiği memorandumun yayınlanmasıyla atılmaya başlamıştır. Memorandumda altı cumhuriyetten biri olan Sırbistan’ın diğer cumhuriyetler tarafından istismar edildiği (Atabay, 2012, s. 269) ve YSFC’nin yeni baştan yapılandırılmasının en uygun çözüm olacağı yer almıştır. Kosova Mitingi ile Slobodan Miloseviç önce 29 Haziran 1989 tarihinde, Osmanlı Devleti’nin Sırpları Kosova’da mağlup edişinin 600. yıl dönümünün ardından, 1974 yılında verilen Kosova’nın özerkliğini kaldırmış; böylece Yugoslavya’nın dağılma sürecini başlatmıştır (Vatansever, 2011, s. 3). Tam adı “Sırp Bilim ve Sanat Akademisi (SANU), Akademisyenler Grubu’nun A. İsakoviç Yönetiminde Ülkemizin Aktüel ve Toplumsal Sorunları Üzerine Düşünceleri” olan memorandum, 24-25 Eylül 1986 tarihinde “Veçerniye Novosti” adlı Belgrad gazetesinde önemli kısımlarıyla yayınlanmıştır. Bahsi geçen önemli konular; Tito’nun çizdiği sınırlara göre yaşanan Yugoslavya Federasyonu’nda, Sırp halkının büyük kısmının Sırbistan dışında yaşamak zorunda bırakıldığı, Voyvodina ve Kosova’nın otonomi hakkı kazanmasıyla Sırbistan’ın siyasi birliği ve bütünlüğünün zayıfladığı, Arnavut halkın Kosova’da Sırplara yönelik sistemli bir soykırım uyguladığı ve Slovenya ile Hırvatistan’ın 1945 yılından beri Sırbistan ekonomisinde sistematik biçimde zarara neden olduğu yönünde ifadelerle anlatılmıştır (M. Murat Taşar, 1996, s. 120-121).

Asıl Bosna-Hersek Savaşı, asıl katliam ve eziyetler süreci, 1 Mart 1992’de, Boşnak Ramiz Delaliç’in, Sırplara ait bir kilisede düğüne katılanlara saldırarak damadın babasını öldürüp Papazı yaralamasıyla başlamıştır. “Kanlı Düğün” olarak geçen ve çoğu kimse tarafından unutulmuş olan bu olay esasen savaşın başlamasındaki en son tetikleyici etken olmuştur. Ertesi gün Saraybosnalı Sırplar, kendilerini Boşnak saldırısından koruma bahanesiyle barikatlar kurmaya ve silaha sarılmaya başlamıştır (Alili, 2010, s. 56; Kaptan, 2008, s. 26). Federal ordunun ağır silahlarla etkisizleştirdiği kentlere giren Sırplar, insanlık dışı sayılabilecek işkencelerle sivil halkı katletmiş, büyük bir kısmını da göçe zorlamıştır. Sürekli biçimde Sırp tanklarından ve toplarından çıkan ateşin altında kalan Saraybosna halkı aynı zamanda açlıkla ve susuzlukla da uğraşmıştır. Kuşatmanın başladığı günden 1993 yılı Ocak ayına dek sekiz binden fazla insan hayatını kaybetmiş, elli binden fazlası ise yaralanmıştır. Açlık ve soğuk gibi sebepler yüzünden, dört yüz ellisi çocuk olmak üzere, sekiz yüz civarında sivil hayatını kaybetmiştir (Bora, 1999, s. 90).

Tito Dönemi’nde Yugoslavya sınırlarına uzak olduğu için cephanelik olarak kullanılan Bosna-Hersek, Yugoslav Federal Ordusu için önemli ve kaybedilemez olmuştur (Bora, 1995, s. 90). Miloseviç’in desteklediği ve Sırp asıllı subayların hâkimiyetindeki Yugoslav Ordusu tarafından da desteklenen aşırı milliyetçi Sırp Çetnikler[3]; yakıp yıkarak, bombalayarak ya da sayısız tecavüz suçları işleyerek Bosna-Hersek’in % 60’lık kısmını ele geçirmişlerdir (İlhan, 2010, s. 25; Can, 1992, s. 92; Türbedar, 2010, s. 42).

Avrupa Topluluğu (AT) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Bosna-Hersek’in bağımsızlığını, 7 Nisan 1992 tarihinde tanımış ve Yugoslavya’ya ait cumhuriyetlerin sınırlarının şiddet kullanmak suretiyle değiştirilmesinin kabul edilemez olduğunu belirten ortak bir açıklamada bulunmuşlardır (Taşar, Metin, & Ünaltay, 1996, s. 225). Her şeye rağmen uluslararası alanda tanınma ve yapılan açıklamalar bile Bosna-Hersek’i bu kanlı savaştan kurtaramamıştır (Ülger, 2003, s. 5). Sırplar üç yıl boyunca, uluslararası hiçbir çağrı ya da uyarıya kulak asmayarak, Bosna-Hersek’te Bosnalılara yönelik insanlık dışı uygulamalarını, pervasızca sergilemişlerdir. Kuşatma altındaki kentlerde ve mülteci kamplarında pek çok insan öldürülmüş, tecavüze uğramış ve işkenceyle katledilmiştir (Kaptan, 2008, s. 27).

Batılı devletler, başta Saraybosna olmak üzere, Sırpların kuşatma altında tuttuğu kentleri bombalamasına, sniper ateşiyle masum sivilleri öldürmesine, seçilmiş kişilerin toplama kamplarında öldürülmesiyle gerçekleştirilen etnik temizlik ya da arındırma hareketine çok uzun bir süre seyirci kalmıştır (Kaptan, 2008, s. 26; Çauşeviç, 1994, s. 62). Etnik temizliği plan olarak uygulayan Sırplar, bu plan dahilinde kitlesel göçe zorlama, kitlesel göç ettirme, öldürme ve tecavüz yöntemlerini acımasızca kullanmıştır (M. Murat Taşar, 1996, s. 373) . Bosna-Hersek, Sırpların ve federal ordunun artan saldırıları sonunda, ülkenin bütünlüğü ve demokrasi ile barışın korunması adına, Batılı ülkeleri ve uluslararası kuruluşları; AT, Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Konferansı (AGİK) ve BM’yi acil yardıma çağırmıştır (Kaptan, 2008, s. 27).

Saraybosna kentinde çok acı olaylar yaşanmıştır (Taşar, Metin, & Ünaltay, 1996, s. 160). Mart ayı ortasından itibaren Sırplar kentin yirmiden fazla yerine otobüslerle ve arabalarla barikatlar kurmuştur. Bosna-Hersek’in uluslararası alanda tanındığı gün gösteri yapan kırk bin kişinin üzerine ateş açılmış, olaylarda altı kişi ölmüş, onlarca insan yaralanmıştır. Bosnalı Sırpların Lideri Karadziç, oradaki otuz bin Sırp’ı kurtarmak için Saraybosna kentini kuşattıklarını söylemiştir (Taşar, Metin, & Ünaltay, 1996, s. 254). 5 Şubat 1995’te tarihe “Pazar Yeri Katliamı” olarak geçen Sırp saldırısıyla karşılaşan Saraybosna’da, havan topu saldırısı sonucunda, Markale Pazarı’nda sivil halktan altmış sekiz kişi ölmüş ve en az yüz kişi de yaralanmıştır (Karasu, 2008, s. 56; Atabay, 2013, s. 181). 28 Ağustos 1995 günü Sırp bombardımanı esnasında yine Saraybosna’da bir pazar yerinin yakınına düşen havan mermileri nedeniyle otuz yedi sivil hayatını kaybetmiş, seksen beş sivil de yaralanmıştır (Atabay, 2013, s. 182).

Saraybosna’ nın gıda ya da ilaç gibi hayati açıdan önem taşıyan ihtiyaçları, BM Barış Gücü’nün denetiminde, havaalanına gelen yardımlarla asgari derecede karşılanabilmiştir ki bu yardımlar aslında fiilen Sırp milislerinin denetimi altında gerçekleşmiştir (Bora, 1999, s. 90). Bosna-Hersek’te BM’nin Boşnak karşıtı tutumunun en açık kanıtı, 25 Eylül 1991 tarihinde konulan ambargonun Sırp ve Hırvatların yararına bozulmasına sessiz kalan ve hatta arka çıkan bir davranış biçimi sergilenmiş olmasıdır (İlhan, 2010, s. 51; Sağlam, 2015, s. 576).

Londra Konferansı

Otuz civarında ülkenin dışişleri bakanları ve Eski Yugoslavya Federal Cumhuriyeti liderlerinin katıldığı Londra Konferansı, AT dönem başkanlığı görevini yürüten İngiltere tarafından 26-27 Ağustos 1992 tarihinde, AT ve BM gözetiminde, Londra’da yapılmıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 257; Crampton, 2007, s. 252).

Londra Konferansı’nda Bosna-Hersek’in var olan sınırlarının bütünlüğünün tanınmasına, Sırpların güç kullanarak toprak kazanmasının ve yerli halkı toprağından uzaklaştırmasının önlenmesine, ağır silahların uluslararası denetim altına alınmasına, insancıl yardımların BM koruması altında arttırılmasına ve son çözüme ulaşabilmek için Cenevre’de bir mekanizma kurulmasına karar verilmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 257; Erbesler, 2014, s. 142). Alınan tüm bu kararlara rağmen Bosna-Hersek’te sular durulmamış, saldırılar kesilmemiştir. Konferans kararları etkin olarak uygulanamamış ve bunun yanında Bosna-Hersek’teki zulüm de artarak devam etmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 257). Londra Konferansı’nın en önemli sonucu, bölgede görüşmeler aracılığıyla herhangi bir barışın gerçekleşmeyeceğinin dünya kamuoyuna ilan edilmiş olmasıdır (M. Murat Taşar, 1996, s. 260).

Savaş sürüyor

Bosna-Hersek’te etnik temizlik adına dine dair ne varsa yok etmek arzusuyla Sırplar, 25 Ağustos 1992 tarihinde, Saraybosna’daki Bosna-Hersek Ulusal ve Üniversite Kütüphanesi’ni bombalamıştır (Gümüş, 2005, s. 57). Çoğu 16. yüzyıldan kalma İslam metinleri olan, yüz elli beş bin nadir kitap da dâhil olmak üzere, bir buçuk milyon cilt eseri yok etmişlerdir (İlhan, 2010, s. 38).

Sırplar, saldırıları her geçen gün daha da artıyorken üstüne bir de 27 Mayıs 1992 tarihinde, Saraybosna’da ekmek kuyruğundaki insanlar üzerine bomba yağdırmıştır (Taşar, Metin, & Ünaltay, 1996, s. 254; Çauşeviç, 1994, s. 132). Bu Sırp bombaları nedeniyle de otuz sivil hayatını kaybetmiştir. Dünyanın gözü önündeki trajedi sürmektedir (M. Murat Taşar, 1996, s. 253). Savaş, Sırpların lehine dönmüş ve sonuç neredeyse bu olayla belirlenmiştir (Erbesler, 2014, s. 138). Çatışmaları durdurmak adına önemli hiçbir şey yapmamış olan BM’nin, Yugoslavya’ya uyguladığı silah ambargosu yüzünden Bosnalı Müslümanların elinde güçlü silahlar kalmamıştır (Gökdağ & Karatay, 2013, s. 200). Bu geri alınmayan ambargo kararı, savaşın eziyet gören tarafı olan Bosnalı Müslümanların durumunu da iyiden iyiye zorlaştırmış, ambargo sonunda mecbur bırakılan çözüm gereğince Sırplar, neredeyse tamamen otonom bir cumhuriyet kazanmıştır (Sırp Cumhuriyeti – Bosna-Hersek Federasyonu ayrımı) (Çakmak, 2014, s. 69). 5 Şubat 1994 tarihinde Saraybosna’da pazar yerine attıkları bombayla küçük çapta bir katliam daha yapmış olan Bosnalı Sırplardan, NATO’dan gelen ültimatomla, ağır silahlarını on gün içinde Saraybosna’nın yirmi km dışına taşımaları istenmiş ve şehir onsekiz ay boyunca bu sayede topçu saldırısına maruz kalmamıştır (Tekin C. H., 2012, s. 26).

Sırplara ait bu vahşete dayalı politikanın dünya tarafından duyulup öğrenilmesi, Bosnalı Müslüman Boşnaklara kurtuluş umudu vermemiştir. BM ve NATO desteğiyle Sırplara yönelik bir ambargo başlatılmış; ancak Bosnalı Sırplar eski müttefikleri olan Ruslardan yardım almaları ve coğrafi bakımdan içerde bulunan Bosnalı Müslümanlara nazaran daha avantajlı olmaları nedeniyle bu ambargodan hemen hemen hiç etkilenmemiştir (Kaptan, 2008, s. 27). Sırplara silah yardımı yapan Yugoslav Federal Ordusu, bununla da yetinmeyip, bizzat çatışmalarda taraf olarak yer almıştır. Burada zarar gören taraf, silah ve lojistik anlamda çok kötü halde olan Boşnak Müslümanlar olmuştur (Çakmak, 2014, s. 71). Avrupalı devletlerin pasif davranışları nedeniyle, savaş durmak yerine daha da kanlı saldırılara sahne olmuştur ve bu durum karşısında kontrolü eline alan ABD, Sırplara yönelik ağır hava saldırıları yapma konusunda NATO müttefiklerini ikna etmeye çalışmıştır. İlkin iletişim merkezleri, hava savunma araçları ve cephane depolarını yok etmeyi amaçlayan bombardıman, 31 Ağustos 1995 tarihinde başlamış ve iki hafta sonunda hava savunmasına imkân vermeden, Sırp cephanelerini yok etmiştir. Sonrasında Mladiç ağır silahların neredeyse hepsini Saraybosna’dan çekmek zorunda kalmıştır (Malcolm, 1999, s. 410; Sürgevil & Özgün, 2012, s. 261).

Vance-Owen Barış Planı

BM temsilcisi Cyrus Vance ve AT temsilcisi David Owen’ın girişimleriyle 2 Ocak 1993 tarihinde Sırp, Hırvat ve Müslüman önderler, Cenevre Barış Konferansı’nda toplanmıştır (Crampton, 2007, s. 252; Erbesler, 2014, s. 142). Vance–Owen Barış Planı, temel olarak zayıf bir merkezi hükümet etrafında oluşturulmuş, güçlü eyaletler hedeflemiştir. Burada anayasa, askeri konular ve yarı özerk bir konfederal sistemde toprak düzenlemeleri yapılmıştır. Bu planla; Bosna-Hersek’in on adet yarı özerk bölgenin oluşturduğu bir konfederasyon haline gelmesi, her etnik gruba üçer bölge verilmesi ve Saraybosna’nın serbest kent olması öngörülmüştür. Planda geçen “çatışan üç taraf” tanımı, Bosna-Hersek’te ‘saldırgan taraf’ kabul edilmiş olan Bosnalı Sırplar ile Londra Konferansı’nda toprak bütünlüğü tanınan bağımsız Bosna-Hersek Hükümeti’ni konum olarak bir kabul etmiştir. Boşnak, Hırvat ve Sırp tarafların konferansa eşit konumda katılımlarının sağlanması sonucu, Bosna- Hersek Savaşı’nda saldıran ve saldırıya uğramış taraf ayrımı kaybedilmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 257).

Merkezî hükümet için her üç gruptan seçilecek üçer temsilcinin, barış görüşmelerinin ortak başkanlığının onayına sunulmasına karar verilmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 257). Başkanlık sisteminin uygulanması ve hükümet başkanlığının da dört ayda bir dönüşümlü olarak yapılması kararlaştırılmış, kararların görüş birliğine dayanması şartı getirilmiş, üzerinde anlaşılamayan konulardaysa, acil görüşülmek üzere, ortak başkanlığa havale edilmesi kararı alınmıştır. Ayrıca Saraybosna’nın başkent yapılmasına ve burada ortak başkanlığın daimî bir üyesinin bulunmasına karar verilmiştir (Kaptan, 2008, s. 35). Bu plana göre Bosna-Hersek’in on kantondan oluşmasına, her etnik gruba üçer kanton verilmesine ve Saraybosna’nın başkent ilan edilip tarafsız bir bölüm olarak onuncu kanton sayılmasına karar verilmiştir. Ancak bunların kendi aralarındaki ve Boşnak, Sırp, Hırvat devletleriyle olan ilişkileri belirsizliğini korumuştur (Samary, 1995, s. 100; Crampton, 2007, s. 252; İlhan, 2010, s. 189). Kantonların bir kısmı savaştan önceki etnik dağılıma göre oluşturulmuş olsa da çoğunluk kanton sivil halka yönelik savaşta işgal edilen yerlerin işgalcilere bırakılması biçiminde oluşturulmuştur. Buna göre Sırplar % 43, Boşnaklar % 32 ve Hırvatlar % 25 oranında toprağa sahip olmuştur (M. Murat Taşar, 1996, s. 267).

Sınırları etnik temele göre çizilen on ayrı bölgede, üç grubun da oluşturulan yerel yönetimlerde bulunması öngörülmüştür. Sırp temsilciler, konferanstan sonuç alınamazsa askerî bir müdahale yapılacağı tehdidiyle birlikte, planı Bosna-Hersek’teki Sırp Parlamentosu’nun onayına sunmuşlardır. Sırpların tek taraflı olarak ilan ettikleri Bosna-Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu, 21 Ocak 1993 tarihinde Cenevre Barış Planı’nı kabul ettiğini açıklamıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 258). Cenevre Barış Görüşmelerinde Bosna-Hersek’e uygulanan silah ambargosunun kaldırılması halinde dökülen kanın artacağı, uçuş yasağına rağmen uçmaya devam eden Sırp uçaklarının vurulmasının da BM Barış Gücü askerlerinin can güvenliği açısından tehlike yaratacağı, çözümün siyasi yollardan mümkün olacağı konuşulmuştur (İlhan, 2010, s. 69).

Temsilciler, toprak paylaşımlarını görüşmek için Cenevre’de tekrar bir araya gelmişlerdir. Bu sırada Hırvatistan birliklerinin Sırpların tek taraflı ilan ettiği Krajina Sırp Cumhuriyeti’ne saldırmaları sonucunda Sırp lider Radovan Karadziç konferanstan ayrılmıştır. Toprak paylaşımı ve silahsızlanma konuları üzerinde anlaşmaya varamayan taraflar, barış görüşmelerini 31 Ocak 1993 tarihinde henüz sonuç alınamadan bitirmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 258). Bu plan, bir yanıyla Bosna-Hersek için milliyetçi Hırvatların ve Sırpların hayalini kurduğu parçalanmayı tasvip eder nitelikte olmuş, diğer yanıyla da Bosna-Hersek’in bütünlüğüne vurguda bulunmuştur (Samary, 1995, s. 100; İlhan, 2010, s. 190).

Vance-Owen Barış Planı, Mart 1992 tarihinde ortaya atılmış ve kısa süre sonra Müslümanlarca sorgulanmıştır. Plan, Bosna-Hersek’in kantonlara ayrılması konusundaki ilk önerilerin farklı bir biçimi şeklindedir. Son haliyle, AB temsilcisi Lord Owen ve BM Yugoslavya özel temsilcisi Cyrus Vance tarafından hazırlanıp Ocak 1993 tarihinde sunulmuştur (Samary, 1995, s. 100; İlhan, 2010, s. 189). Cenevre görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından iki eş başkan, BM temsilcisi Cyrus Vance ve AT temsilcisi David Owen hazırladıkları planı BM desteği ile taraflara kabul ettirmek için çaba harcamışlardır  (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 258; Crampton, 2007, s. 253).

Boşnak Müslümanlar, etnik temellere göre düzenlenmiş olan eyaletlerle, güçsüz bir merkezî hükümet kurulmasını amaçlayan Vance-Owen Planı’nın kesin olarak Bosna-Hersek’i parçalayacağını düşünerek bundan rahatsızlık duymuşlarsa da Bosnalı Sırpların kazanacakları % 65 oranındaki toprak, Boşnakların planı reddetmelerini zorlaştırmıştır. Planı kabul edenler sadece Hırvatlar olmuştur. Sırplar kendi geleceklerini belirleme haklarını korumada ısrar ederken Müslüman temsilciler de Bosna-Hersek’in bağımsız bir devlet olduğu ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiği düşüncesini savunmuşlardır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 258; Crampton, 2007, s. 253).

Boşnak Müslümanların bazı isteklerinin plan içinde yer alması ve bazı değişikliklerin yapılmasıyla birlikte, 1993 yılında, İzzetbegoviç Hükümeti planı imzalamıştır. Planı, Müslüman ve Hırvat temsilciler ilke olarak kabul etmiş, Sırplar ise eyaletlerin uluslararası ilişki kurma yetkisi de almasını isteyerek reddetmiştir. Yine de Sırp Parlamentosu tarafından onaylanması şartıyla planı benimsemiştir. Cyrus Vance ve David Owen’in barış planının kabul edilmesiyle BM Güvenlik Konseyi’nden barış planını uygulamaya koymalarını istemişler; ancak bu defa da plan ABD tarafından reddedilmiş ve Avrupa ile Rusya’nın yeni bir barış planı hazırlaması önerilmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 259; Crampton, 2007, s. 254). Yugoslavya’yı parçalamak için bütün ırkçı ve milliyetçi tarafları birbirine karşı dolduran ABD ve AB bunu örtbas etmeye çalışmıştır (Alili, 2010, s. 57). AT, Haziran 1993 tarihinde halen Bosna-Hersek sorununu çözememiştir. Kopenhag’daki AT önderlik toplantısında Bosna-Hersek’e yönelik silâh ambargosunun kaldırılmasına itiraz eden AT, böylelikle Bosna-Hersek’in üç parçaya ayrılması planını reddetmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 259).

Batılıların Sırplara karşı hava saldırılarında kararlılık gösterememiş olması, Bosnalı Sırpların plana yönelik olumsuz tavırlarında etkili olmuştur ve 25 Mart 1993 tarihinde Sırp parlamentosunda yapılan oylama sonunda Vance-Owen Planı Sırplar tarafından reddedilmiştir. David Owen, 17 Haziran 1993tarihinde Vance-Owen Planı’nın artık geçersiz olduğunu açıklamıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 259).

Güvenli bölgeler planı

ABD, Rusya Federasyonu, Fransa, İngiltere ve İspanya’nın temsilcileri tarafından 22 Mayıs 1993 tarihinde açıklanan “Ortak Hareket Planı” uyarınca ve BM’nin 824 ve 836 sayılı kararlarına bağlı olarak Bosna-Hersek’in altı kenti, Saraybosna, Tuzla, Zepa, Gorazde, Bihaç ve Srebrenica, BM koruması altına alınarak “Güvenli Bölge” ilan edilmiştir. Ayrıca plan gereği bu bölgeler silahtan arındırılmıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 259; Erbesler, 2014, s. 143). Faşist olarak anılan Sırplar ve Hırvatlar tarafından yürütülen saldırılardan kaçan sivil Boşnak halk Srebrenica’ya yerleştirilmiş ve bölgenin korunması görevini de BM askerleri üstlenmiştir. Sırplar Srebrenica’yı kuşatarak top atışına başladığında bu alanı korumakla sorumlu BM askerleri, Fransız Komuta Merkezi’nden geri çekilmeyi talep etmişler ve Fransız komutanın verdiği geri çekilme emriyle birlikte Hollanda birlikleri kenti boşaltmışlardır (Alili, 2010, s. 57). BM tarafından belirlenmiş olan bu Güvenli Bölgeler, gereken şekilde korunmadığı gibi, BM’nin koyduğu uçuş yasakları da defalarca (dört yüz altmış beş defa) ihlal edilmiştir (İlhan, 2010, s. 49). Esasen “Güvenli Bölge” adıyla anılan planın, Müslümanlar için hazırlanmış bir tuzak olduğu görüşü dile getirilmiştir. Bosna-Hersek’te güvenli bölgeler oluşturma düşüncesini diline ilk alan kişi İsrail bağlantıları nedeniyle “Mossad Ajanı” olarak anılan Amerikalı Yahudi Morton Abramowitz olmuştur (Koçak, 2010, s. 166).

Böylesi bir fırsat kollayan Karadziç’in verdiği emir üzerine Sırplar, paramiliter Albay Miladiç komutasında Srebrenica kentine girmiştir. Bunun da ötesinde neredeyse tüm ağır silahlarının BM’ye ait olması ve Hollanda askerlerinin zırhlı araçlarının Sırplarda olması oldukça dikkat çekici olmuştur (Alili, 2010, s. 58). Güvenli bölge ilan edilen Srebrenica ve Zepa’nın 1995 yılının Temmuz ayında Sırpların eline geçmiş olması, Güvenli Bölgeler Planı’nın işlevini yerine getiremediğini kanıtlamıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 259; Erbesler, 2014, s. 143). Güvenli Bölgeler Planı’nın imzalanmasının ardından Bosnalı Hırvatlar, Boşnaklarla kurdukları ittifakı bitirmiş ve Bosnalı Sırplarla ittifak kurmuştur. Bu durumda Boşnaklar Bosnalı Sırpların yanında, Bosnalı Hırvatlarla da savaşmak durumunda kalmıştır. Bosna-Hersek’i ikiye bölmek isteyen yeni Sırp-Hırvat Planı oluşturulmuştur (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 260).

Owen-Stoltenberg Planı

Cyrus Vance’ın yerine gelen Stoltenberg ile David Owen’ın, 20 Ağustos 1993 tarihinde yeni hazırladıkları Owen-Stoltenberg Planı’nda, devletin biçimi ve etnik gruplar arasındaki sınırlar değiştirilmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 259). Plan, Bosna-Hersek’in % 52’sinin Bosnalı Sırplara, % 30’unun Bosnalı Müslümanlara ve % 18’inin de Bosnalı Hırvatlara bırakılmasını öngörmüştür (Samary, 1995, s. 166; Erbesler, 2014, s. 143). Bu plan dahilinde Bosna-Hersek, Sırpların, Hırvatların ve Boşnakların cumhuriyetlerinden oluşacak “Bosna-Hersek Cumhuriyetler Birliği”ne dönüştürülmesi kararlaştırılmıştır (M. Murat Taşar, 1996, s. 270). Sırplar toprak kaybedecekleri için buna uzak durmuşlar, bu nedenle AT, taraflara Cenevre’de sunulmak üzere Sırpların Müslümanlara daha fazla toprak vermeleri karşılığında, Sırbistan’a uygulanan yaptırımların aşamalı olarak kaldırılmasını içeren bir plan önermiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 260).

Owen-Stoltenberg Planı’na Bosnalı Müslümanlar sınır problemleri yaratacağı düşüncesiyle, başta sıcak bakmamakla birlikte, artan baskılar sonucu planı kabul etmek zorunda kalmıştır. Hırvatlar planı uygun bulmuşlar, Sırplar ise planın çıkarlarıyla bağdaşmayacağını düşünerek reddetmişlerdir. Nihai durumda, kendinden önceki bütün diğer planlar gibi 1994 yılında önerilen Owen-Stoltenberg Planı da Bosna-Hersek’le ile ilgili barış sürecindeki yerini ve önemini kaybetmiş ve herhangi bir sonuca götürememiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 260; Crampton, 2007, s. 253).

Washington Anlaşması

ABD’nin girişimleriyle 24 Şubat 1994 tarihinde Boşnak-Hırvat Federasyonu’nun oluşmasını sağlayan Washington Anlaşması’nın imzalanmasıyla, Bosnalı Müslümanlarla Bosnalı Hırvatlar arasında ateşkes sağlanmıştır (Crampton, 2007, s. 255; Erbesler, 2014, s. 144). Bu anlaşmaya göre, federal hükümetin sorumluluk alanları; savunma, dış siyaset ve ekonomi olarak belirlenmiştir. Federasyonda, siyasî güç Müslümanlar ve Hırvatlar arasında eşit olarak bölüştürüleceği için cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık görevlerinin Boşnaklarla Hırvatlar arasında yıllık dönüşüm şeklinde el değiştirerek yürütülmesine karar verilmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 260; İlhan, 2010, s. 192). Washington Anlaşması askerî anlamda taraflar arasında gerekli iş birliğini oluşturamamıştır ama yine de 1995 yılında Hırvatistan’ın da Bosna-Hersek’in de topraklarını Sırpların işgal etmesi, iki taraf arasında askerî iş birliğini kabul edilebilir kılmıştır. Boşnak-Hırvatistan Federasyonu’nun sürekliliğinin sağlanmasında ABD ve Almanya’nın Federasyona destek vermeleri ile birlikte Hırvat ve Müslümanların 1995 yılındaki durumda ülkelerinin geleceğine yönelik ortak çıkarları da etkili olmuştur (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 260; Erbesler, 2014, s. 144).

Batı temas grubu

Sırpların Washington Anlaşması’na (Boşnak-Hırvat Federasyonu Anlaşması) taraf olmayı reddedişinin ardından; ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya’nın katılımıyla Bosna-Hersek konusunda, 26 Nisan 1994 tarihinde, Rusya’nın etkisiyle Eski Yugoslavya’da yaşanan çatışmaları askeri yollar yerine görüşmelerle çözmek amacıyla “Batı Temas Grubu” oluşturulmuştur (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 260; Erbesler, 2014, s. 144). 26 Nisan 1994 tarihinde Batı Temas Grubu tarafından düzenlenen planda, Hırvat-Boşnak Federasyonu’na % 51 ve Sırp Cumhuriyeti’ne % 49 oranında pay verilmesini öngören bir teklif sunulmuştur (Samary, 1995, s. 166; Sürgevil & Özgün, 2012, s. 261; Crampton, 2007, s. 255). Boşnaklar, Sırpların zulüm yoluyla % 49’ luk toprak kazanımlarını meşrulaştırdığı için planı başlangıçta kabul etmemiş; ancak sonrasında Temas Grubu Ülkeleri’nin yaptığı baskılar sonucu mecburen kabul etmişlerdir. Zepa, Srebrenica ve Gorazde güvenli bölgelerinin Sırp denetimine bırakılması ve Saraybosna’nın etnik olarak ikiye bölünmesi şeklindeki istekleri karşılanmadığından, Sırplar da plana karşı çıkmıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 261; Erbesler, 2014, s. 145).

1995 yılı sonlarına kadar Sırplara baskı yaparak uygulamaya konması beklenen plan, Mayıs 1995’te Krajina Sırplarının Bosna-Hersek Sırpları ile birleşme kararı almaları sonucu, bütünüyle dışarıda bırakılmıştır. Yeniden bir barış planı hazırlama amacıyla Londra’da, “Bosna-Hersek’te Barışın Uygulanması” için 8 Aralık 1995 tarihinde aralarında Türkiye’nin de bulunduğu kırk iki ülkenin dışişleri bakanlarının katılımıyla bir konferans gerçekleştirilmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 261).

Sırplar, 7-11 Temmuz 1995 tarihlerinde, katliamdan kaçan Boşnakları barındıran Srebrenica’da güvenli bölge ilan edilmesine rağmen binlerce Boşnak’ı eziyet, zulüm, acımasızlık, tecavüz ve işkenceyle katletmiştir. Sözde güvenli bölge olan Srebrenica’da adeta bir katliam yapılmıştır (Kaptan, 2008, s. 28). Yugoslavya’da 1991-1995 yılları arasında “etnik temizlik” adıyla yapılan katliam, basit bir kin kusma davranışının çok ötesinde askeri nitelikli sivil oluşumlarla ordunun bir araya gelerek, sivil insanlara, bilerek ve planlayarak şiddet uygulaması biçiminde gerçekleşmiştir (Mazower, 2014, s. 189).

Dayton Barış Anlaşması

Sırp, Hırvat ve Boşnak grubun katıldığı Bosna-Hersek Savaşı, 1995 yılının sonuna gelindiğinde, ABD arabuluculuğu ve NATO güçlerinin müdahalesiyle sona ulaşmış ve Ohio eyaletinin Dayton şehrinde, Dayton Barış Anlaşması imzalanmıştır (Crampton, 2007, s. 259; Kaptan, 2008, s. 34; Selver, 2003, s. 41). Bu sayede 1990 yılından tam beş yıl sonra ilk defa Yugoslavya’da silahlar sessizliğe bürünmüş ve Yugoslavya tek bir devletken beş ayrı parçaya bölünmüştür (Ülger, 2003, s. 5-7; Sürgevil & Özgün, 2012, s. 262). 1 Kasım 1995 tarihinde Amerikan Dışişleri Bakanı Richard Holbrooke başkanlığında bir araya gelen Bosna-Hersek Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç, Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç ve Hırvatistan Devlet Başkanı Franjo Tudjman, ABD’nin Ohio eyaletindeki Dayton kentinde, Wright-Patterson Hava Üssü’nde görüşmelere başlamıştır. 14 Aralık 1995 tarihindeyse katılan devlet başkanlarının tümü tarafından Paris’te resmen anlaşma imzalanmıştır (Kaptan, 2008, s. 34; Erbesler, 2014, s. 15). Bu anlaşmayla Bosna-Hersek’in egemenliği ve toprak bütünlüğü tanınmıştır. Anlaşma gereğince Bosna-Hersek, iki birimli bir devlet halini almıştır. Ülkenin % 51’i Boşnak-Hırvat Federasyonu’na, % 49’u da Bosna-Hersek’teki Sırp Cumhuriyeti’ne bırakılmıştır. Başkentin de Saraybosna olarak kalmasına karar verilmiştir (Ülker, 2011, s. 76; Arı & Pirinççi, 2013, s. 9; İlhan, 2010, s. 194). Çatışan tarafların onayı olmadan imzalanan Dayton, uluslararası topluma hem geniş bir yetki alanı hem de dokunulmazlık imkânı vermiştir (Dalar, 2008, s. 103). Kısa süreli amaçları bakımından savaşı sonlandırarak daha fazla can ve mal kaybı olmasını önlemeyi hedefleyen, uzun süreli amaçları bakımından da kalıcı barış ve istikrarı sağlamak isteyen bu anlaşma Bosna-Hersek Savaşı’nda oldukça önemli olmuştur (Türbedar, 2010, s. 4). On bir bölümden oluşan barış anlaşmasının her bir bölümü Bosna-Hersek’teki sorunların çözümüne yönelik olarak hazırlanıp farklı kuruluşlara yetkiler vermiştir. Dünyada, anayasası bir anlaşmanın eki olan tek devlet olarak Bosna-Hersek tarihe geçmiştir (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 263). Ayrıca diğer ülkelere sığınan iki-üç milyon civarı kişinin de yeniden evlerine dönmesi ve bunun yanı sıra tek bir para birimi ve merkez bankası olması kararlaştırılmıştır (Kaptan, 2008, s. 35).

Dayton Barış Anlaşması’nın temel ilkeleri gereğince Bosna-Hersek’in, aynı isimle anılan ve daha önce kendisine tanınmış olan uluslararası sınırlarla aynı sınırlara sahip olan tek bir devlet olmasına, devletin anayasası ve her türlü siyasetinden sorumlu bir hükümet bulunmasına, devletin, Bosna-Hersek Federasyonu ve Bosna-Sırp Cumhuriyeti şeklindeki iki birimden oluşmasına karar verilmiştir. Son olarak da AGİK’in denetimiyle anlaşmanın imzalanmasından sonraki altı ila dokuz aylık sürede, Federasyon’da, Bosna-Hersek’te ve Bosna Sırp Cumhuriyeti’nde seçimler yapılması kararlaştırılmıştır (Sürgevil & Özgün, 2012, s. 263; Ekinci, 2014, s. 17). Bu anlaşma beklenildiği kadar iyi sonuçlanmamış, tarafları çıkar elde etmeksizin uzlaştırmıştır. Bunun yanı sıra savaşla birlikte ayyuka çıkan etnik farklılaştırmayı da kabul edilebilir hale getirmiştir. Kısaca söylemek gerekirse Dayton Anlaşması; Bosna-Hersek’te yaşayan farklı etnik grupların ve farklı inanç gruplarının ne çatışmalarını uzlaştırmış ne de çatışma nedenlerini çözerek ortadan kaldırmıştır. Tek yaptığı bu anlaşmazlıkları ertelemek olmuştur (Erbesler, 2014, s. 152). Dayton Anlaşması’nın gözle görülebilecek birtakım zayıflıkları olmuştur. Örneğin, federasyonun ve Sırp Cumhuriyeti’nin ülke egemenliğine aykırı olmayacak şekilde komşu devletlerle özel ilişkiler kurmasına izin vermesi ve hem federasyon hem de Sırpların kendi ordularını kurmalarına izin vermesi anlaşmanın en önemli zayıf noktaları olarak karşımıza çıkmıştır (Kaptan, 2008, s. 35).

Bosna-Hersek’te yaşanan katliamdan sorumlu olmakla suçlanan ve yargılanan Slobodan Miloseviç, kendi vatandaşlarını öldürmek için kullandığı silah ve teçhizatı ABD, Rusya ve İsrail şirketlerinden edinmiştir. Bu ülkelerin olaylarla ilgisi olan yetkilileri mahkemeye dahi çıkarılmamıştır. Mahkeme, devam ettiği beş yıllık süre zarfında üç yüz tanığı ve beş bin sunumu dinlemiş; ama yazık ki yargılama, Miloseviç’in 11 Mat 2006 tarihinde aniden ölmesi nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. Sanıklığı tarih boyunca süren Miloseviç, tarihe “Bosna Kasabı” olarak geçmiştir. 26 Şubat 2007 tarihinde Uluslararası Adalet Divanı’nda yapılan açıklamayla Sırbistan’ın Bosna-Hersek’te katliamda bulunmadığı, fakat aynı zamanda katliamı da engellemediği açıklanmış ve bu sebepten ötürü Sırbistan suçlu bulunmuş, Sırbistan topraklarındaki savaş suçlularının adalete teslim edilmesi emredilmiştir (Kaptan, 2008, s. 35). Bosna-Hersek’te üç buçuk yıl süren savaşın bilançosu oldukça ağır olmuştur. Bu süreçte, yani 6 Nisan 1992 ile 14 Eylül 1995 tarihleri arasında yüz-yüz on bin insan ölmüş, iki milyon insan yerinden edilmiştir. (Canda, 2013, s. 1).

[1]“… Miloseviç’in planları, ihtirasları ve yardakçıları vardı. Baş çömezi, Belgrad Televizyonu’nun başındaki Duşan Miteviç, televizyonun gücünü öylesine kötüye kullanacak, Sırpları öylesine tahrik edecek, halkı kurmaca senaryolarla öylesine dolduruşa getirecekti ki Yugoslavya’nın Miloseviç’in rehberliğinde eceline koşusunu hiç kimse durduramayacaktı.” (Sevdalinka, 2016, s. 36).

[2] Çalışmamızda ele aldığımız her iki romanda da “etnik temizlik” vurgusu özellikle dile getirilmiştir. Kulin, Sevdalinka romanında “Etnik temizlik tamamlanmıştı.” diyerek romanı bu çerçeveye oturtmuştur (Sevdalinka, 2016, s. 153). Kavaklı, İnsanlık Ayağa Kalk romanında “Etnik temizlik mükemmel işliyordu; bütün dünyanın gözü önünde!..” diyerek etnik temizliğe dikkat çekmiştir.

[3]Çetnik: 1800’lerden beri aşırı milliyetçi Sırp çetelerine verilen isim (Crampton, 2007, s. 11).

 

Kaynakça

Akman, H. (2015). Yugoslavya’nın Dağılma Sürecinde Türkiye’nin İç Siyasi Durumu ve Dağılmaya Yaklaşımı. ASOS JOURNAL The Journal of Academic Social Science(16), 139-156.

Alili, T. (2010). Yugoslavya Dersleri. Ankara: Kaynak Yayınları.

Arap, E., & Bayün, S. (2014). Josip Broz Tito. Hukuk Gündemi(2), 82-88.

Arı, T., & Pirinççi, F. (2013). Soğuk Savaş Sonrasında ABD’nin Balkan Politikası. Alternatif Politika, 3(1).

Atabay, M. (2012). 20’nci Yüzyılda Türkiye Ve Balkanlar (Savaş, Barış, Göç ve Dramın Tarihi). İstanbul: Kriter Yayınları.

Atabay, M. (2013). İmparatorluktan Ulus Devlete Türkiye ve Balkanlar. Edirne: Paradigma Yayınları.

Bekman, B. (2015, Temmuz 11). Balkanlardan Yükselen Ağıt: Srebrenitsa Katliamı. Haziran 2, 2016 tarihinde http://2023vizyon.org.tr/: http://2023vizyon.org.tr/balkanlardan-yukselen-agit-srebrenitsa-katliami/ adresinden alındı

Bora, T. (1995). Milliyetçiliğin Provokasyonu. İstanbul: Birikim Yayınları.

Bora, T. (1999). Yeni Dünya Düzeni’nin Av Sahası. İstanbul: Birikim Yayınları.

Can, İ. (1992). Yugoslavya ve Bosna-Hersek Bunalımı. Dünya ve İslam Dergisi(12).

Canda, M. Ş. (1997). Sarayevo’95. İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi.

Canda, M. Ş. (2013). Bosna Savaşı (1992-1995) Ve Barış Resimlerle Bosna Savaşı’ndan Bir Kesit Ve Günümüzden İzlenimler. İzmir: Color Ofset Matbaacılık.

Coward, M. (2006, Eylül). Etno-Milliyetçilik ve Bosna’daki Yok Etme Saldırganlığı. Mimarlar Odası Ankara Şubesi Bülteni(43), 24-31.

Crampton, R. J. (2007). II. Dünya Savaşı’ndan Sonra Balkanlar. İstanbul: Yayın Odası.

Çakmak, C. (2014). Bosna İç Savaşı: Avrupa’nın Kalbinde İnsani Trajedi. C. Çakmak, C. ÇAKMAK, F. G. ÇOLAK, & G. GÜNEYSU (Dü) içinde, 20. Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik (s. 65-94). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Çauşeviç, R. (1994). Bosna Müslümanlara Son Uyarı 1. (A. S. Nevzat Akuş, Çev.) İstanbul: Özyılmaz Matbaası.

Dalar, M. (2008). Dayton Barış Antlaşması ve Bosna-Hersek’in Geleceği. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1(16).

Değer, O. (2009). Soykırım Suçu ve Devletin Sorumluluğu: Uluslararası Adalet Divanı’nın Bosna-Hersek v. Sırbistan-Karadağ Kararı. Uluslararası İlişkileri Dergisi, 6(22), 60-95.

Dikici, A. (2004). Bosna Savaşının Unutulmayan Trajedisi: Srebrenica Katliamı. Avrasya Dosyası, 11 Eylül Sonrası Türk Dış Politikası, 10(1), 219-239.

Dikici, A. (2005). Bosna Savaşında Bir İhanetin Öyküsü: Srebrenica Katliamı. Karadeniz Araştırmaları Dergisi, 135-156.

Eker, S. (2006). Bosna’da Etno-Linguistik Yapı ve Türk Dili ve Kültürü Üzerine. Milli Folklor(72). 03 13, 2015 tarihinde alındı

Ekinci, M. U. (2014). Bosna-Hersek Siyasetini Anlama Kılavuzu. İstanbul: SETA (Siyaset Ekonomi ve Toplu Araştırmaları Vakfı).

Eliaçık, R. İ. (?). Çağa İz Bırakan Önderler Aliya İzzetbegoviç. İstanbul: İlke Yayıncılık.

Erbesler, E. E. (2014). Bosna’da Egemenlik Sorunu Dayton Anlaşması. İstanbul: Biyografi Net.

Gökdağ, B. A., & Karatay, O. (Dü). (2013). Balkanlar El Kitabı I. Cilt (Cilt 2). Ankara: Akçağ Yayınları.

Gökdağ, B. A., & Karatay, O. (Dü). (2013). Balkanlar El Kitabı II. Cilt (Cilt 1). Ankara: Akçağ Yayınları.

Gümüş, Z. (2005). Bosna-Hersek savaşı ve Uluslararası İlişkilerdeki Yeri. 2005: Cumhuriyet Üniversitesi.

İlhan, M. S. (2010). Bosna Hersek Vahşeti ve Dünya Kamuoyu. Ankara: Berikan Yayınevi.

İnalcık, H. (2000). Mirasın Anlamı: Osmanlı Örneği. L. C. Brawn içinde, İmparatorluk Mirası: Balkanlar’da ve Ortadoğu’da Osmanlı Damgası (G. Ç. Güven, Çev.). İstanbul: İletişim Yayınları.

İzetbegoviç, A. (2003). Tarihe Tanıklığım. (A. Erkilet, A. Demirhan, & H. Öz , Çev.) İstanbul: Klasik.

Kaptan, A. (2008). Geçmişten Günümüze Bosna-Hersek Tarihi ve Türkiye- Bosna- Hersek İlişkileri. Ankara: Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Daire Başkanlığı Yayınları.

Karasu, M. A. (2008, Temmuz). Bir Kentin Ölümü: Kentkırım (Bosna-Hersek Örneği). Çağdaş Yerel Yönetimler, 17(3), 51-64.

Karatay, O. (2002). Bosna-Hersek Barış Süreci. Ankara: KaraM Yayınları.

Keser, U. (2012). Manevi Miras Katliamı; Bosna-Hersek’ta Kentkırım. Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, 274-298.

Koçak, M. (2010). İnsanlık Tarihinde Kara Bir Leke Srebrenica Soykırımı!.. İstanbul: Batu Yayıncılık.

Küçük, C. (2000). Osmanlılarda Millet Sistemi ve Tanzimat. Tanzimat’tan Cumhuriyet’ Türk Ansiklopedisi (Cilt 4, s. 1007-1008). içinde İstanbul: İletişim Yayınları.

  1. Murat Taşar, B. M. (1996). Bosna-Hersek ve Postmodern Ortaçağa Giriş. İstanbul: Birleşik Yayıncılık.

Malcolm, N. (1999). Bosna. (A. Karadağlı, Çev.) İstanbul: Om Yayınevi.

Mazower, M. (2014). Bizans’ın Çöküşünden Günümüze Balkanlar. (A. Ozil, Çev.) İstanbul: Alfa.

Milli Gazete. (2010, Temmuz 11). Kana bulanan gümüş: Srebrenitsa. Kasım 5, 2015 tarihinde http://www.milligazete.com.tr: http://www.milligazete.com.tr/haber/Kana bulanan gumus Srebrenitsa/166370#.VY0eYPntmkp adresinden alındı

Öner, Ş., & N., A. (2013). Dram Sonrası Bosna/Mültecilerin Geri Dönüşü Üzerine Bir Alan Araştırması. İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık.

Popovıc, A. (1995). Balkanlarda İslam. İstanbul: İnsan Yayınları.

Sağlam, A. (2015, Ocak). Ululslararası Yargılama Faaliyetleri Bağlamında Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemelerinin Değerlendirilmesi. Türkiye Adalet Akademisi Dergisi(20), 567-594.

Samary, C. (1995). Parçalanan Yugoslavya: Bosna’da Etnik Savaş. (B. Tanatar, Çev.) İstanbul: Yazın Yayıncılık.

Sands, P. (2017). Doğu Batı Sokağı-Soykırım ve İnsanlığa Karşı İşlenen Suçların Kökenleri Üzerine. (H. Aksakal, Dü.) İstanbul: ALFA.

Selver, M. (2003). Balkanlara Stratejik Yaklaşım ve Bosna. İstanbul: IQ Kültür-Sanat Yayıncılık.

Sürgevil, S., & Özgün, C. (2012). Balkanlar-II. İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi.

Taşar, M. M., Metin, B., & Ünaltay, A. (1996). Bosna-Hersek ve Postmodern Ortaçağa Giriş. İstanbul: Birleşik Yayıncılık.

Taşkıran, C. (2010). Balkanlarda İzlerimiz. Ankara: Saraç Yayınları.

Tekin, C. H. (2012). Bosna-Hersek Devleti 1991-2011. Konya: Çizgi Kitabevi.

Türbedar, E. (2005). Uluslararası Hukuk ve Adalete Gölge Düşüren Trajedi: Srebrenitsa Soykırımı. Stratejik Analiz, 42-47.

Türbedar, E. (2010). Barışın 15. Yıldönümünde Bosna-Hersek: Dayton Barış Anlaşması’nın Neticelerinin Değerlendirilmesi. Ankara: Tepav.

Türkeş, M., Rüma, Ş. İ., & Akşit, S. (2012). Kriz Sarmalında Bosna-Hersek: “Devlet Krizi”. Uluslararası Ticaret ve Pazarlama. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi- Tüsiad Dış Politika Forumu.

UHİM. (2012, Nisan 26). Bosna-Hersek İşgali Ve Srebrenica Soykırımı. Şubat 4, 2016 tarihinde http://www.sondevir.com: http://www.sondevir.com/rapor-arastirma/68047/bosna-hersek-isgali-ve-srebrenica-soykirimi adresinden alındı

UHİM. (2013, Temmuz 11). BM ve Nato’nun Göz Yumduğu Bosna-Hersek İşgali ve Srebrenica Soykırımı. Kasım 25, 2015 tarihinde https://www.uhim.org/: www.uhim.org/images/makale/1373554976.pff adresinden alındı

Ülger, İ. K. (2003). Yugoslavya Neden Parçalandı? Ankara: Seçkin Yayınları.

Ülker, İ. (2011). Balkanlarda Sırp-Boşnak İlişkileri (1945-1995). Diyarbakır: Fırat Üniversitesi.

Vatansever, M. (2011). Zamanın Unutturamadığı Dram: Srebrenitsa. USAK analiz. Nisan 21, 2017 tarihinde https://www.academia.edu/260955/Zaman%C4%B1n_Unutturamad%C4%B1%C4%9F%C4%B1_Dram_Srebrenitsa adresinden alındı

Yahya, H. (1997). ‘Gizli El’ Bosna’da. İstanbul: Vural Yayıncılık.

Yılmazata, M. (2013). Savaşa Giden Yol. İstanbul: Doğu Kütüphanesi.

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları