23.06.2021

Uygarlık nedir?

Her nesil kendinden sonraki nesil için kaygılanır ama bu kaygılar sürekli değişir. Anlam arayışı sürecindeki insanın kaygılarıyla güç arayışı sürecindeki insanın kaygıları arasında uzaktan yakından bir ilgi yoktur.


 

İnsan hakikat arayışındadır…

Uygarlık gerçekte ne anlama gelir? Server Tanilli, “Uygarlık Tarihi” kitabına “Uygarlık, bir halkı başka halklardan ayıran, onun özgün yanını ortaya koyan, yaşayış biçimlerinin, kullanılan aletlerin, çalışma biçim ve yöntemlerinin, inançların, düşünsel ve sanatsal faaliyetlerin, siyasal ve sosyal örgütlenme biçimlerinin bütünü.” tanımıyla başlar[i]. Aslında en basit tanımıyla uygarlık; doğaya aykırı olmaktır. Doğal olan, uygar olanla zıtlaşır. İnsan elinden çıkan uygarlık ürünleri artık doğal değildir, farklı bir kategoridedir. Yaşamın modernize olmasıyla, yani uygarlaşmasıyla insan da farklılaşır. Son olarak insanın farklılaşması da evrenin düzenini kökünden sarsar. Böylelikle insan çağı, doğal insandan uygar insana ilerleyen sürecini tamamladıktan sonra yeniden geriye, başladığı yere döner ama ne insan aynı insandır artık ne de zaman aynı zaman. Sonuçlar, başlangıç noktasının çok dışında veriler yansıtır.

İnsanlığın arayışları

Modern- uygar insan, her şeyden önce azla yetinmeyi bilme konusunda eksikleri olan insandır. Çağımızın en büyük sorunu da zaten gözü bir türlü doymak bilmeyen uygar insandır. Oysa insan ahlakta, siyasette ve hatta inançta da azla yetinebilmelidir. “Her şeyi anladık da inançta azla yetinmek ne anlama geliyor?” dediğinizi duyar gibiyim. İnanç olgusunun insan hayatına daha az etki ettiği ve toplum dinamikleri arasında yer almadığı bir durumdan söz ediyorum. İnanan ve inanmayan ayrımının keskinleşmediği ve toplum içinde inancın bir ayrıcalık sebebi olmadığı bir inanç, azla yetinilen bir inançtır.

Çoğunluğun düşüncesinin aksine bir şeyin az olması kesinlikle onun değerini düşürmez. Değeri sabit kalır ve belki de artar ancak asla azalmaz. Daima “daha fazlası” arzusunun tetiklediği insan; doyumsuz, saldırgan, hastalık derecesinde şüpheci ve bencil bir varlığa dönüştüğü için insanoğlu bir an evvel azla yetinmeyi öğrenmek zorundadır. Yoksa hızla yükselen “gayriinsanileşme”nin önüne kimse geçemez. Bu gayriinsanileşmeyi durdurmanın yolu, evrimleşen insanlığın yönünü gerçek ve akla dayalı hayata döndürmektir. Gerçekten kasıt, doğala ve doğaya yönelmek, yapay ve kışkırtıcı olan her şeyden uzaklaşmaktır.

Anlam arayışı

İnsanlar tarihin en başında bir “anlam arayışı” içindeydi. İnsan, kendinin ve doğanın ne olduğunu gündelik deneyimleriyle belli oranda bir anlama kavuşturdu. Artık farklı bir insan vardı. Hayatta kalma çabasının yerini neslini devam ettirme ve yaşam alanını belirleme güdüsü aldı. İnsan, hayvanlardan kaçmak yerine onları evcilleştirmekte ya da onları avlamakta ustalaştı. Geceyi, gündüzü, mevsim farklarını artık biliyordu. Doğayla uzlaşmanın yolunu doğayı keşfederek öğrendi. Belirsizliklerin yerine deneyimlenen gerçeklikler koyan insan, önünü görmeye başladı.

Hakikat arayışı

Dünyayı ve kendini anlamlandırmayı başardıktan sonra bu defa da bir “hakikat arayışı” içine girdi. Hakikat arayışı içindeki insan, bu evrede din, felsefe, siyaset, hukuk, sosyoloji gibi alanları önce acemice inşa etti sonra da bunlarda uzmanlaştı. Kültür oluşturmaya başladı. Ardından da insan, kültür sayesinde doğayı aşıp farklı bir insan oldu ve insanın kendine has doğası ile evrendeki doğanın farkına vardı. Uçsuz bucaksız evrenin sonsuz kudretteki yaratıcısını keşfetti. Gök gürlemesinin Tanrı’nın sinirlenmesiyle ortaya çıkmadığını öğrendi. Grup olmanın temel koşulunun liderlik edecek güçlü birinin varlığıyla mümkün olduğunu gördü.

Teknoloji arayışı

Hakikate erdiğine kanaat getiren insanda bu defa da “teknoloji arayışı” başladı. Gündelik deneyimlerden edindiği bilgiler artık ona yetmiyordu. Öğrendiklerinden yola çıkarak öğrenecek daha fazla şey olduğu sonucuna vardı. Teknolojinin tek yönlü olmadığının ve gücü beslediğinin ayrımına vardı. Bu defa insan, teknoloji sayesinde kültürü de aşıp daha farklı bir insan oldu. Kendini korumak üzerine kurulu hayatında artık ötekini köleleştirmek ya da yok etmek gibi kapılar aralandı. Paylaşmaa mecbur olmadığını anladı. Küçük gruplara lider olmanın ötesinde herkese lider olma hırsını kuşandı. Teknolojinin açtığı kapılarla giderek güce, bencilliğe, kolaycılığa ve aç gözlülüğe evrilen insan, bugünlerde yepyeni bir arayışın telaşına düştü.

Güç arayışı

Anlam ve hakikat arayışıyla din ve felsefe ihtiyacı geride kalan insan her alanda bir “güç arayışı” içine girdi. Teknoloji arayışıyla gözle görülür ölçüde başlayan “gayriinsanileşme” süreci güç arayışıyla daha da körüklendi, adeta şahlandı. İnsan bundan sonra anlam, hakikat, din ya da felsefenin peşini bıraktı ve sadece güç ister hale geldi. Güç hayaliyle ve hırsıyla yaşar oldu. Bugün dünya, büyük bir güçler çatışmasının etkisi altına girdi. Güç dediğin öyle herkesin sahip olabileceği bir şey olmadığından büyük güç sahiplerinin güçleri altında ezilip yok olan milyonlarca insan kimsenin umurunda değil. Bu güçler çatışması insan hayatını durmaksızın zehirlerken anlam ve hakikat önemsizleşti ve işlevsiz hale geldi. Dünyanın sonu, güç arayışının doyuma ulaşmasıyla ya da güç arayışının bilinen her türlü düzeni alt üst etmesiyle gelecek olsa da insan henüz bunun farkında değil. Teknolojiyi silah gibi kuşanıp güç peşine düşen bu yeni insan, evrimin son halkası.

Bu son halkadan sonrası yok. Açılabilir onlarca kapıdan seçimlerini yaparak ilerleyen insan, ardında kapısı olmayan son kapıdan girdi. Bundan sonrası artık tamamen geri dönüp yeniden başlamak ya da burada nihai sonu yaşamak. Bu biçimiyle bir güç arayışı gerek tercih edilen yol gerekse geçirilen evrim dolayısıyla insanlığın sonuna işaret ediyor. Tükenme ve tüketme yolculuğu, tükenecek ya da tüketilecek bir şey kalmadığında ne oluyorsa o olacak insana da.

Arayışların sonu

Her nesil kendinden sonraki nesil için kaygılanır ama bu kaygılar sürekli değişir. Anlam arayışı sürecindeki insanın kaygılarıyla güç arayışı sürecindeki insanın kaygıları arasında uzaktan yakından bir ilgi yoktur. İnsanın kesin ve net sonuçlarla aynı derecede kesin ve net cevaplar peşine düştüğü bu insani evrimleşme sürecinin belki de en büyük yanılgısı; hayatın her alanını “1+1=2”dir biçiminde formüle etme imkânını olduğunu sanmasıdır. Dünyanın kaotik yanları reddedilemez. En ilkel haliyle bilginin, gündelik deneyimlere dayandığı ve zaman içinde değiştiği asla unutulmamalıdır ki teknolojinin de temeli bu gündelik deneyimlerdir. İnsanın kat ettiği yol yadsınamaz ancak doğru-yanlış terazisiyle oynandığı için yaşanan çöküş de reddedilemez boyuttadır. İnsan azla yetinmeyi öğrenmediği sürece uygarlığın çöküşü durdurulamaz.

Uygarlıklar kuran insanlar, doğal yönlerini göz ardı ederek giriştikleri güç arayışına son vermedikleri sürece, doğal olana aykırı olmanın sonu dinozorlara ya da mamutlara benzeyecek.

Bir zamanlar bir insan ırkı geçti dünyadan…

 

[i] Server TANİLLİ, Uygarlık Tarihi, Alkım Yayınevi, İstanbul, 2008.

Yazar

Demet Yener

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.