Yükleniyor...
İnsanların, çeşitli uyarımlar ve olaylar karşısındaki vaziyet alışları, sadece biyolojik refleksler ile kültürel öğrenmelerden edinilen davranışlardan ibaret değildir. İnsanlar, akıl ve zihnin ‘soyut düşünme’ yetisinin kullanımı ile çeşitli durumlar karşısında birtakım tavırlar gösterebilir.
Soyut düşünme, insan zihnindeki bilgiler ve kavramlar gibi simgeler arasında karmaşık ve çok yönlü bağlantılar kurma işlemidir. Bilimsel araştırma yöntemleri aracılığıyla yeni sentezler ve çıkarımlar yapma sürecidir (Kahveci, 2019,150).
İnsan zihni, başta bilimsel bilgiler olmak üzere, felsefe, sanat, etik, edebiyat vb. bilgi alanlarıyla ilgili kavramların kullanımı sayesinde son derece nitelikli düşünceler üretebilir. Bu özgün düşünceler, insanlara birçok konuda özgün hareket imkânı verebilir. Düşünen insanların, tümden içinde yer aldıkları topluluğun beklentilerine ve dayatmalarına göre davranmaları yerine, bizzat kendilerinin hareketlerini özgürce seçme imkânları olur.
Düşünen bir varlık olan insanın soyut düşünceye ulaşması, nitelikli bilgi setlerinden çıkarılan akılcı ve bilimsel kavramlar üzerinden gerçekleşir. İnsanlar aynı kültür çevresinde yetişseler ve ortak eğitim süreçlerinden geçseler bile, her birinin zihninde yerleşen bilgi ve kavramlar farklı bilgi bileşimlerine ve simgelerine sahiptir. Kendilerine öğretilen ya da öğrendikleri bilgi ve kültür öğelerinin farklılığı, onlarda farklı düşünce setlerine ve davranışlarına yol açar.
Çoğu insan, biyolojik ve doğal davranışları ile içinde yaşadıkları toplumsal süreçlerde kendilerine öğretilen genel rol davranışlarıyla sıradan bir hayat sürmeyi yeterli görür. Kimi insan da bu temel ve genel rol davranışlarının ötesinde, hiç olmazsa belirli konularda kendi bireysel iradesiyle özgür hareket etme tavrını seçer.
İnsanların toplam davranış setleri içinde, özellikle doğu toplumlarında, toplumsal davranışların payı bireysel hareketlerden nispeten daha fazladır. Ayrıca, toplumsal süreçlere popüler kültürün daha fazla egemen olmasıyla birlikte, bireyselleşme ve özgür hareket etme imkânı oldukça kısıtlanır. Popüler kültürün, kişiliğin bütünlüğünü bozucu etkisi sonucunda, insan davranışlarının “tutarlılık” ve “mantıkilik” dokusu sürekli parçalanır. Bu yüzden, popüler siyaset ve inanç anlayışlarında kişilerin eylemleri üzerindeki bireysel iradeleri giderek kaybolur. Bu kişiler, kendi iradeleriyle hareket etmek yerine, çeşitli siyasi ve dini toplulukların çoğunlukla akılcı düşünce ve bilimsel zihniyetten uzak yöneticilerin peşlerine takılırlar.
Bu durum, bir anlamda insanların tutum ve tavırlarında, kendi akıl ve iradelerini yeterince kullanmamaları anlamına gelir. Kişi, kendi yaşam biçimini, bireysel yetenek, bilgi, beceri ve diğer öznel niteliklerine göre değil de popüler kültür çevresinin egemen özelliklerine göre biçimlendirir. Bu şekilde, kendi bireysel tercihlerine göre yapabilecekleri davranışlardan vazgeçerek, kendilerini kitlenin çekim alanına bırakırlar. Bir anlamda, özgür ve özgün bir birey olmaktan uzaklaşırlar.
‘Özgürlük’, toplumsal bir varlık olan insanın, toplum içinde yaşamasını sürdürmeye yetecek kadar toplumsal davranışlara sahip olurken, birçok hareketini kendi akıl ve iradesinin etkisiyle belirlemesidir. Özgür bir insan, içinde bir şekilde yer aldığı toplulukta erimeden, ama kendisini toplumun dışına da çıkarmadan var olmayı başaracaktır. Böylece, birey, ‘birey-toplum’ dengesi çerçevesinde, kendi farklılığı ile toplumsal beklentiler arasında bir denge yaratarak, toplum içinde özgür hareket etme imkanına kavuşacaktır.
İnsan zihni, biyolojik varlığın içgüdüsel davranış itilimleri ile içten, mensubu olduğu toplulukların çevre baskısı ile dıştan çok sayıda davranışa zorlanır. Bu iki davranış etken grubu karşısında insanlar, çoğunlukla kendi özgür hareketlerini seçmede kısıtlı davranırlar. Popüler kültür ortamında ise çevrenin kültürel baskısı ve yönlendirmesi, çok daha fazla yoğunlaşır. Böylece, kişilerin hayatı, çoğunlukla iç ve çok sayıdaki dış davranış belirleyici etkenlerin zorlamasıyla giderek sıradanlaşır. Oysa, ‘birey-toplum’ dengesi çerçevesinde, insanın bilgi, düşünce ve iradesinin yardımıyla üçüncü bir yol, yani özgür hareket etme seçeneği bulunmaktadır. İnsanlar için Kur’an’a göre yer yüzünün ‘halifesi’, sosyolojiye göre milletin ‘bireyi’ ve millî devlete göre ‘vatandaş’ olma sıfatını hak etmiş olmak, ancak bilgi, düşünce ve irade sahibi olmak, yani ‘özgür bireyler’ olmakla mümkündür. İnsanlar için daha insani ve seçkin bir hayat yaşamak, özgür seçimleri ve tavırları sayesinde gerçekleşir.
Siyaset ve dinî simgeli popüler kültür, kişilerin duygu ve heyecanlarını, sürekli olarak sürüleşmeye indirgemektedir. Sürü kişileri, sırf bencil çıkarları elde etmek uğruna ve bilinçsizce bir topluluğa ‘itaat’ ve ‘biat’ etme temelli aidiyetler peşine düşmektedir. Mevcut egemen ve yaygın gidişata düşünmeden katılmak, bir anlamda özgürlükten kaçıştır.
“Direnme”, bilinçsiz davranış sürüklenmelerine karşı, kendi akıl ve iradesiyle bir tavır geliştirme hareketidir. Direnen insan, ‘yer yüzü halifesi’, ‘birey’ ve ‘vatandaş’ olma iradesi ile kendi hayatını yönetme imkânı bulacaktır. Direnen insan, içgüdülerine ve dış sosyo-kültürel şartlara göre biyolojik yapının sevk ettiği bir canlı olmaktan çıkar, hareketlerini kendisi seçer ve kararlaştırır (Özakpınar, 1999, 15-16).
Direnme tavrı, insanın, içgüdü ve popüler kültür temelli davranışların yerine, bireysel iradeye dayalı hareketler içinde olmasını temsil etmektedir. ‘İsyan’ kavramını, ‘Allah’ın bizdeki hareketidir.’ şeklinde tanımlayan Nureddin Topçu, ‘İnsanın isyanı, her şeyden önce bizzat kendi tabiatına karşı, kendi iç kuvvetlerine, dar ve bencil arzularına karşı isyanıdır.’ ifadesini kullanmaktadır. Kendi içgüdülerinin zorbalığından kurtulan insanın, çevredeki zorbaların egemenlik ve baskılarına da isyan edeceğini savunur (Topçu, 2021, 210). İnsan iradesinin, içinde bulunduğu alışılmış şartlara boyun eğmeyip yeni bir dünya görüşü, yeni bir toplum düzeni kurma yönündeki hareketlere “İsyan Ahlakı” adını veren Nurettin Topçu’dan esinlenerek, her türlü bencilliğe, ikiyüzlülüğe, ahlaksızlığa ve zorbalığa tavır koymaya “direnme ahlakı” adını vermek mümkün olmalıdır.
Direnme ahlâkı, insanın asıl ve temel referansları ile akıl ve vicdan eksenli bir hayat yaşamaya ilişkin iradesini temsil eder. Bu yönüyle direnme ahlâkı, toplum içindeki tavır ve hareketlerin, kitlenin arzu ve heveslerine göre değil, insanın kendi özgür iradesine göre şekillenmesidir. Söz gelimi, sıradan biri yerine özgün bir şahsiyet olmak; duygular yerine akılcı düşünceyi ön plana çıkarmak; davranışlarda bencillik ve ikiyüzlülük yapmak yerine görev ahlâkına sahip olmak gibi.
Popüler kültür etkisi altında yaşayan insanların davranışlarında, ‘bencillikler’, ‘tutarsızlıklar’, ‘çelişkiler’ ve ‘ikiyüzlülükler’ çok sık görülmektedir. Hayatın birçok alanında, incitici, aldatıcı, yalancı, kışkırtıcı ve baştan çıkarıcı bir eylem tarzı egemen olmaktadır.
Sonuç olarak, insanların bireysel iradeleri, bir yandan bilimsel düşünme yöntemleriyle diğer yandan da insan ve töre değerleri eğitimiyle güçlendirilmelidir. Günümüzde, popüler kültürün her türlü ayartıcı ve baştan çıkarıcı sürüleşmesine karşı en etkili çözüm direnme ahlâkıdır.
Kahveci, N. (2019): Sistematik Düşünce, Doğu Kitabevi, 3.Baskı, İstanbul
Topçu, N. (2021): İsyan Ahlakı, Türkçesi: Mustafa KÖK-Musa DOĞAN, Dergah Yayınları:153, İstanbul
Özakpınar, Y. (1999): İnsan İnanan Bir Varlık, Ötüken Neşriyat:426, İstanbul