Yükleniyor...
Köyüme her gittiğimde muhakkak mezarlığa uğrarım. Yıllardır mezarlıkta üç ayrı şehidimizin baş ucunda Şanlı Bayrağımız yıllardır dalgalanır. Bunlardan biri de bizim aile mezarlığı yanında yeğenime (Şener Gündem) aittir. Babası Ahmet abimin nasıl hayata küstüğünü ve eridiğini gördükçe insan bazı şeyleri daha iyi anlıyor. Mücadele dolu hayatımda onların aziz hatıralarını incitecek bir davranış ve fikir beyanında bulunursam yarın öldüğümde oraya defnedildiğimde yeğenimin ve diğer şehitlerimizin bana ters davranmalarından “Yanımıza ne yüzle geldin?” demelerinden korkarım. Elbette “Terörsüz Türkiye” lafı çok güzel. Bu mezarlıkta başka bayrakların olmaması demek. Bunu bizden daha iyi anlayan olamaz zaten. Okuduğunuz bu yazıyı da belirttiğim duygular içinde yazıyorum. Şehitlerimizin ve yakınlarının varlığını düşünerek, onlardan helallik ve rıza alarak konularımızı çözüme kavuşturmalıyız.
PKK’nın kendini feshettiğini ve silah bıraktığını açıklaması, eğer böyle bir gelişme gerçekten yaşanmışsa, bu son derece önemli ve çok katmanlı bir gelişmedir. Bu tür bir kararı doğrudan PKK’nın sadece kendi iradesiyle alması mümkün değildir; zira örgütün iç yapısı, ideolojik bağlılıkları, maddi kaynakları, silah temin merkezleri ve bölgesel bağlantıları çok daha karmaşık bir ağın parçasıdır. Bu bağlamda, böyle bir davranışın arkasındaki aktörler ve olası maksatlar şu şekilde analiz edilebilir:
PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi, görünürde barışçıl bir adım gibi dursa da arka planda çok sayıda jeopolitik, stratejik ve istihbârî dengeyi barındırır. Bu tür bir adım tek taraflı değil, büyük ihtimalle çoklu aktörlerin etkisi ve mutabakatı ile atılmıştır. Nihai hedef ise ya örgütün yeni bir evreye geçmesi ya da bölgesel denklemde rol değişikliğine gitmesidir.
ABD ve İsrail son gelişmelerden sonra planlarında önemli nüans değişiklikleri yaptı ve uygulamaya koydu. Burada PKK’nın kendini fesih ve silah bırakma görüntüsü vermesi gerekiyordu. Bu aynen yapıldı. ABD’nin binlerce TIR dolusu silahı PKK ve PYD’ye verdiği bilinen bir gerçektir. Bunlar Türk makamlarına teslim edilecek mi, göreceğiz. Silahlar yakılmaz, teslim edilir. Yakmakla deliller de karartılmıştır.
Türk Silahlı Kuvvetleri ve MİT’in son yıllardaki operasyonları PKK’ya çok ciddi darbeler vurmuştur. PKK terör örgütü dağılma noktasında iken böyle bir plan işletilmiştir. Ancak silah yakma (keleş mangal partisi) töreni ve ortaya konulan bildirilerde PKK bütün bu dağılma sürecini kapatmaya ve gözlerden uzak tutmaya çalışmıştır. Bizim merkez medya da buna yardımcı olmuştur.
İktidar her zamanki gibi elindeki Devlet gücünü, merkez medyanın tamamını ve trol ordularını seferber ederek kendisine puan kazandırmaya çalışmıştır. 2023 seçimlerinde Sayın Kılıçdaroğlu’nun arkasına terörist Murat Karayılan’ın görüntüleri montajlanarak meydanlarda gösterilmiş, oy devşirilmiştir. Daha düne kadar “Anayasa Mahkemesi derhal HDP’yi (şimdi DEM oldu) kapatsın. Milletvekilleri TBMM’den atılsın, bunu yapmazsa Anayasa Mahkemesi kapatılsın” diye demeç verenler, 180 derece dönüş yaparak “Kurucu Önder” sözleri sarf etmektedirler. Diğer taraftan PKK’nın kendini feshetme ve görünürde silah bırakma eylemlerine karşı kendilerine verilecek hukuki ve yasal hakları belirleme (kılıfına uydurma) komisyonu kurulmaktadır. Böylece, gelecekte oluşacak muhtemel büyük tepkilere karşı kendilerine suç ortağı oluşturmaktadırlar.
Türk-Kürt ve Arap kardeşliği sözleri her yöne çekilecek laflardır. En başta ümmetçilik anlayışının millet anlayışının önüne geçirilmesidir. Türkiye’nin ulus devlet yapısından uzaklaşmasıdır. Bunun sonunda Anayasa’dan Türk lafzının çıkarılması getirilecektir. Buna zemin hazırlanıyor. Kürtleri anladık da Arap nereden çıktı diye düşünmeden edemiyor insan. Suriye rejimi değiştiğinde merkez medya Suriyeli göçmenlerin geri dönüş kuyruklarını veriyordu. Ne oldu? Kimsenin ağzından bir kelime çıkmıyor. Bütün göçmenler gitti mi? Ne kadarı gitti? Demek ki, Suriyeli göçmenlerin gitmeyeceklerini anladılar, nüfusumuzun içinde önemli bir paya sahip ve yakın tarihte sayıları hızla artacak olan yeni bir Arap topluluğumuz olacaktır.
“Beyaz Renolar (Renault), köylerin yakılması ve insanların sürgün edilmesi büyük hataydı” sözünü eden önemli bir yetkili makamda ise işte asıl büyük hata budur. Bu düşünmeden söylenen sözler gelecekte birçok uluslararası platformda ülkemizi ciddi sıkıntılara sokacaktır. Bu sözlerin muhakkak ilgililer tarafından düzeltilmesi şarttır.
23 yıldır yönetimde olan iktidar, bir açılım sürecinin başarısız mimarı olmuşken birdenbire bu fesih ve silah bırakma konusu nasıl gündeme geldi? Bunun gerekçelerini açıklayarak vatandaşı ikna etmelidir. Bu iş bu kadar basit ve kolaydı ise niye 23 yıl beklendi? Bazı görüşmelerin ve varsa pazarlıkların neler olduğunu halkımızın bilme hakkı vardır. Sanki çok şeyler gizleniyormuş gibi bir algı var ortada.
Bölgemizdeki bütün olayları ve bu gelişmelerin içinde yer alan, elini, ayağını ve burnunu sokanları çok sağlıklı takip etmeli ve planlarımızı, ülke davranışlarımızı buna göre ayarlamalıyız. Her şeyden önce bölge ile ilgili toplumun bütün bileşenlerinin onayladığı tutarlı ve millî bir dış politikamızın olması gerekir. Var ise de ben bilmiyorum.