İran’ı, Persleştiren süreç: 2009 ve sonrası – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

-
_______01.06.2019_______

İran’ı, Persleştiren süreç: 2009 ve sonrası

Rahim Cavadbeyli

Ülkede tansiyonun tırmanması ve 2009 olayları 

Bu süreç ülkede tansiyonun yükselmesine yol açmıştır. 2009 yılında onuncu cumhurbaşkanlığı seçiminde reformist kanadın adayı olan İngiltere eğilimli Mir Hüseyin Musavi Tebrizi ve Mehdi Kerrubi, Ahmedinejad’a karşı direnmeye başlamışlardır. Bu kez Devrim Muhafızları ve Besic zor kullanarak Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanı olmasını sağlamışlardır. Reformistler Devrim Muhafızlarının meseleye müdahil olmasını sert bir dille kınamışlar ve ülkenin iç işlerine karıştığı iddiasıyla Rusya’yı sert şekilde eleştirmişlerdir. Devrim Muhafızları ve ETTELAAT tarafından M. H. Musevi, M. Kerrubi ve taraftarları tutuklanarak hapsedilmişlerdir.

Bu kritik süreç, sistemin antagonist (iki rakip cephe hâlinde) bir biçimde ikiye bölünmesine yol açmıştır. Bu bölünme, ne Hamaney’in öncülük ettiği muhafazakârlara ne de İngiltere eksenli reformist kesime fayda getirmiştir.

2013 yılı cumhurbaşkanlığı seçimi böyle kritik bir ortamda yapılmıştır. Hasan Ruhani[1], İngiltere eksenli reformistlerin içinden gelen derin devlet adamlarındandır. “Tedbir ve Ümit” sloganlarıyla on birinci cumhurbaşkanlığı seçimine katılmıştır. Seçim sürecinde hem dinî önder Hamaney’in hem de reformistlerin desteğini alarak ülkenin on birinci cumhurbaşkanı olmuştur.

İran’da nükleer program

İran’ın “Atom Enerjisi Teşkilatı” 1973 yılında Muhammed Rıza Şah’ın kabul ettiği kararla kurulmuş ve o dönemde yürürlüğe konulmuştur.[2] Devrim sonrası atom enerjisinin elde edilmesi; İslami rejimin, özellikle Hamaney’in devlet stratejisi için su ve hava gibi hayati bir gerekliliktir. Bunun içinde SSCB dağıldıktan sonra İran, atom enerjisinin ve gereken oranda zenginleştirilmiş uranyumun elde edilmesi programını önüne hedef olarak koymuştur. Bu hedef devlet için stratejik öncelik kazanmıştır. Bu süreç, bugüne kadar İran halkı ve devleti için milyar dolarlar harcanabileceği göze alınarak yürütülmüştür. Bu nükleer programdan dolayı Batı’nın İran’a yönelik uyguladığı yaptırımlar, ambargolar ülkeyi ekonomik açıdan içinden çıkılmaz bir duruma sokmuştur. İran son 5 yılda, hiç olmadığı kadar kan kaybetmiştir. Son raporlara göre son olaylarda İran’dan İngiltere eksenli kesim tarafından dolar olarak 500 milyardan fazla para dışarı aktarılmıştır. Enflasyon dağa tırmanmıştır.

Hasan Ruhani Hükûmeti ve 5+1 Antlaşması

Hasan Ruhani, yürütmenin başı olarak bir taraftan dinî önderin Devrim Muhafızlarını kendi yumuşama siyasetine ikna etmeye, diğer taraftan Ayetullah Hamaney’in sona erdirmek istediği İngiltere eksenli siyaseti ülkede yeniden güçlendirmeye ABD ile iyi ilişkiler kurmaya çalışmaktadır. Hasan Ruhani’nin Dışişleri Bakanı Muhammed Zarif’in imzaladığı İran 5+1 Antlaşması, bu önemli adımlardan biridir. Bunun ne kadar başarılı olacağını ve ne gibi sonuçlar doğuracağını, bekleyip göreceğiz.

Sonuç

Son yüz yılda Pers coğrafyası gibi tanıtılmasına çalışılan İran, aslında yüz yıl önceye kadar kesin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu ve Türkler tarafından yönetilen bir ülke olmuştur. Tartışmalı eski tarih hariç, 6. yüzyıl Hazar Türk İmparatorluğundan (M. 468 – 1048) başlayarak ve İslam sonrası Türk-İslam devletleriyle devam ederek, ülkenin mutlak çoğunluğunu oluşturarak son 1500 yılda Hazarlar’dan Kacarlara 1925’e kadar 11 kez büyük devlet kurmuşlar ve dünyanın en parlak uygarlıklarından birini burada yaratmışlardır.

Rusya, Çin ve Avrupa üçgenindeki Hindistan dâhil eski kıtalar denilen topraklarda kendi Türk-İslam egemenliklerini kurmuş olan Türkler, bin yılı aşkın hâkimiyetten sonra belli nedenlerden dolayı üçgendeki güçlerin, özellikle Avrupa ile Rusya’nın baskıları altında kalarak üstünlüklerini kaybetmişlerdir. Türkler, birçok yerde soykırım ve kültür kırımına uğratılmışlardır; ne yazık ki hâlâ bu vahim süreç devam etmektedir.

20. yüzyılın başlarında Osmanlı ve Kacar Devletleri Türk milletinin en son ayakta kalan iki devleti olmuştur. Osmanlı yenilgiye uğratılsa da hukuki vârisliği yerde kalmamıştır. Büyük mücadeleler sonucunda kurulan bir Türkiye var olmuştur. Ama İran Türkleri Türk-İslam coğrafyasındaki jeopolitik konumlarına göre beklenmedik facialar yaşamışlardır. 1813 tarihli Gülistan ve 1828 tarihli Türkmençay Antlaşmalarıyla büyük Azerbaycan parçalanmış, kuzey kısmı Ruslar tarafından işgal edilmiştir. 1917-1920 yıllarında İran’da ve Türklerin çoğunlukta oldukları bölgelerde İngiltere tarafından planlı bir şekilde yaratılan açlık yüzünden ve yaşatılan feci katliamlarla nüfusun 8-9 milyonu hayatlarını kaybetmişlerdir.

Rusya ve İngiltere’nin 1907 ve 1921 yıllarında akdettikleri İran’ı taksim antlaşmasıyla İran Türkleri kelimenin tam manasıyla kendi topraklarında esarete uğratılmıştır. Bu antlaşmadan sonra ” İran-Pers, Pers-İran”  tefekkürü dünya siyasetine ve eğitim literatürüne dâhil edilmiştir. Böyle bir kavrama  Pers-İran kavramına,  son 200 yıl hariç, ne Osmanlı, ne Safevi, ne Afşar ne Kacar tarihiyle ilgili belgelerde ne de başka İslami kaynaklarda rastlanmıştır. Bu terim,  ilk kez İngiliz misyonerleri tarafından 19. yüzyılın başlarından itibaren kasıtlı olarak kullanılmaya başlanmıştır.[3]1921 yılından sonra İran’da kurulan Pehlevi rejimi, Türk düşmanlığı yaparak bütün devlet siyasetini ülkenin asıl sahipleri olan Türklerin kimliğine karşı yöneltmiştir.

1979 yılında İslami Devrim’den sonra da ülke nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan Türklere karşı yaklaşım hukuki açıdan Pehlevilerden o kadar da farklı olmadı.Her ne kadar şu an İran İslam Cumhuriyetinde rejimin kendi içinde ayrışmalar varsa da Türklüğe bakış açıları o kadar da farklı değildir. Muhafazakâr diye tanımlanan ve Ayetullah Hamaney tarafından desteklenen kesimin millî kimlik açıdan şu anki yaklaşımı, Fars dilli Şii İslam değerleridir. Haşimi Rafsancani, Hatemi, Kerrubi ve şimdiki Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin görünüşte yönettikleri reformist kesimin millî zemindeki bakışları ise Türk karşıtı olarak daha tehlikeli boyutlardadır.

Ama Türkler, her şeye rağmen son 90 yılda çeşitli metot ve düşüncelerle uğratıldıkları bu insanlık dışı adaletsizliğe karşı kendi itirazlarını yüksek sesle dile getirmişlerdir. Türkler; şu an Millî Hareket olarak kültürel ve siyasal mücadelelerini devam ettirmektedir. Bu hareket ilk aşamada içerik itibarıyla iki temel stratejiyi hedeflemiştir:

  1. İran’da sayıları Farsların iki katına ulaşan Türklerin dil ve kimliklerinin anayasal olarak resmîleşmesi, dolayısıyla Türkçe ile Farsçanın ülke boyunda hukuki olarak eşit haklara sahip olması ve Türkçenin devlet dili olması;
  2. Güney Azerbaycan bölgesi başta olmak üzere Türklerin yaşadığı bölgelerde 1925’lerden itibaren yürütülen ekonomik ayrımcılığın doğurmuş olduğu feci sonuçların ortadan kalkması için devlet tarafından resmen ve hukuken pozitif ayrımcılık (Positive Discrimination) siyasetinin uygulanmasıdır.

Dipnotlar

[1] asıl adı Hasan Fridun

[2]“İran Tarihsel Folklor Araştırmaları Derneği / Berlin” tarafından ‘Iran Atom Enerjisi Teşkilatı’nın Pehlevi dönemi ilk başkanı Dr. Akber Etemad’ın hatıralarına dayalı Dr. Hamid Ahmedi’nin Röportajı http://www.iranianoralhistory.de/cxy43/4662cs/40_years_Atomenergie.html

[3] Geniş bilgi için: R. Cavadbeyli,”Kürtlerin Kökeni”

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları