25.06.2021

Kapıdaki tehlike!

Son günlerde uzman isimlerden hep aynı uyarıyı duyuyoruz;iklim krizi ve kuraklık kapıda!Uğraşmamız gereken birçok kriz varken bir de kuraklık ve iklim krizi ortaya çıktı.O zaman birey olarak yapabileceğimiz en basit şeyi yapalım;muslukları kısalım.


 

Felaketlerle dolu bir yılı geride bırakırken, son günlerde uzman isimlerden hep aynı uyarıyı duyuyoruz; iklim krizi ve kuraklık kapıda! Mevsimlerin değişmesi, baharları göremeden kış ya da yaza geçişimiz, yaz ve kış aylarında yaşanan sıra dışı sıcaklık değişimleri… Uğraşmamız gereken birçok kriz varken bir de iklim krizi ortaya çıktı. Aslında uzun bir sürecin sonucuydu bu. Bu iklim değişikliğinin sonucu olarak yağış miktarları geçen yıllara oranla düştü, barajlarda yeterli su tutulamamasına sebep oldu. Birçok sulak alanda suların çekilmeye başladığı haberleri peş peşe gelmeye başladı.

Seyfe Gölü alarm veriyor!

Fotoğraf: http://www.kirsehir.gov.tr/seyfe-golu-ve-kus-cennetimiz

Fotoğraf: http://www.kirsehir.gov.tr/seyfe-golu-ve-kus-cennetimiz

Yağışların yetersiz olması ve hatalı su kullanımları hem içme suyu kaynaklarımızı hem de birçok türün yaşam alanı olan göllerimizi olumsuz etkiledi. Bunlardan biri de Kırşehir’in Mucur ilçesinde bulunan Seyfe Gölü. Seyfe Gölü’nün geçmişteki fotoğraflarına baktığınızda flamingoları ile eşsiz bir manzaraya sahip olduğunu görebilirsiniz. Manzarası bir yana, 187 kuş türüne ev sahipliği yapan bu önemli sulak alan 1. derece doğal sit alanı ve Tabiat Koruma Alanı olmakla birlikte Ramsar Sözleşmesi’nde, korunacak alanlar listesinde yer almaktadır.  Yani çok önemli bir koruma statüsü var. 1

Peki, koruyabilmiş miyiz? Maalesef hayır! Son zamanlarda Seyfe Gölü ile ilgili çıkan haberler durumun vahametini gözler önüne seriyor. Seyfe Gölü Ekoloji Derneği Başkanı Ömer Çetiner, Anadolu Ajansı muhabirine şunları aktarıyor: “3 ve üzeri koruma sınıfı”na sahip Türkiye’deki, 4 sulak alandan biri olan Seyfe Gölü’nün durumu; havzadan içme suyu alınması, tarım alanlarının bilinçsizce sulanması, yağışların azalması, kuraklık ve buharlaşmanın etkisiyle giderek daha kötü hale gelmeye başladı.”2

 

Fotoğraf: https://www.aa.com.tr/tr/yasam/seyfe-golu-kus-cenneti-kurakligin-etkisiyle-sessizlige-burundu/2074476

Fotoğraf: https://www.aa.com.tr/tr/yasam/seyfe-golu-kus-cenneti-kurakligin-etkisiyle-sessizlige-burundu/2074476

 

Göldeki kuraklığın 10 yıldır devam ettiğini belirten Çetiner, önlem olarak havzadan içme suyu alımının durdurulması ve kuyulardan çekilen suların kontrol edilerek göldeki su seviyesine göre verilmesi gerektiğini söylüyor. Aynı zamanda havzadaki tarımsal sulamanın yanlış yapılmasına da değinen Çetiner, damlama sulama sisteminin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor. Valiliğin sitesinde, Seyfe Gölü hakkında verilen bilgilerde de gölü besleyen su kaynakları ile ilgili hatalı uygulamaların gölün büyük çapta kurumasına neden olduğu belirtiliyor.3 Hal böyle iken ve herkes her şeyi bilirken 10 yıllık bir süreçte, 3 ten fazla koruma statüsüne sahip bu eşsiz gölü nasıl oldu da koruyamadık diye sormayalım mı? Soralım tabi. Umarım bu yanlış uygulamalar bir an önce durdurulur da tek sebep yağışsızlık olur. Zira insan eliyle doğrudan yapılan yanlış uygulamalar buna sebep olunca canımız daha çok yanıyor.

Foşur foşur yıkamak

Yağışların azalması kuraklığın temel sebeplerinden biri elbette ama zamanla değişen tüketim alışkanlıklarımıza bağlı olarak su tüketimimizin artmış olmasının da kuraklık üzerinde çok büyük bir etkisi var şüphesiz.

Dünyayı etkisi altına alan salgın hastalık temizliğe olan düşkünlüğümüzün biraz daha artmasına sebep oldu. Şimdilerde duruma biraz alışmış olsak da salgının başlangıç döneminde, ellerimizi yıkamak için musluk başında epeyce vakit geçirmiş olabiliriz. Zaten genel anlamda temizliği seven bir toplum olduğumuzdan işi birazcık abarttık belki de. Evde kaldığımız süre boyunca kim bilir kaç kez “bol su, bol köpükle” temizlik yaptık, araba, halı vs. yıkadık. Belediyelerimiz de bu temizlik anlayışından geri durmadı tabi… Kendi deyimleriyle “foşur foşur yıkadılar sokaklarımızı”. Bir zaman sonra bu temizlik hareketi bir şova dönüştü. Uzmanlar virüsün hava yoluyla bulaştığı, sokak yıkamanın gerekli ve yararlı olmadığı, aksine kuraklığa doğru gidilirken zararlı bir eylem olduğunu defalarca anlattı. Uyarılar görmezden gelinerek yapılan bu uygulamalarda; aşırı su tüketiminin yanı sıra, kullanılan dezenfektan, sabun, deterjan vb. kimyasalların, taşların altında kalmış olsa da hala canlı bir ekosisteme sahip olan, torağa zarar verdiği gerçeği de umursanmadı pek.

Buradan uzman görüşlerini tekrarlayalım belki bir duyan olur: “Virüs yüzeyden değil havadan bulaşıyor. Sokak yıkamak salgını önlemeye etki etmediği gibi gereksiz su kullanımına yol açıyor.” Lütfen bu uygulamalara artık bir son verin! Boşa harcayacağımız bir damla suyumuz yok.

https://www.ntv.com.tr/galeri/turkiye/corona-virus-temizlik-timi-amasyayi-fosur-fosur-yikiyor,ogjEGr4ai0C116vTMVimzA

https://www.ntv.com.tr/galeri/turkiye/corona-virus-temizlik-timi-amasyayi-fosur-fosur-yikiyor,ogjEGr4ai0C116vTMVimzA

Damlaya damlaya çöl olur!

“Bir el yıkamaktan ne çıkar canım” diyebilirsiniz, ama demeyin. Atasözümüz bile değişti artık malum: damlaya damlaya göl değil çöl olur! El yıkamak işin esprisi tabi. Basit bir matematiksel hesapla kişisel su kullanımlarımızdan ne çıkar hep birlikte bakalım:

Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi internet sitesinden alınan 1. Tabloda 2014, 2016 ve 2018 yıllarına ait nüfus verileri, 2. Tabloda ise kişi başı su tüketim verileri yer almakta.4 Görüldüğü üzere 2014 yılından 2018 yılına kadar nüfusumuz ile birlikte kişi başı günlük su tüketim miktarımız da artmış.

Tablo 1: 2014, 2016 ve 2018 yılları Türkiye nüfusu

Tablo 1: 2014, 2016 ve 2018 yılları Türkiye nüfusu

 

Tablo 2: 2014, 2016 ve 2018 yılları kişi başı çekilen su miktarı

Tablo 2: 2014, 2016 ve 2018 yılları kişi başı çekilen su miktarı

Gelin bir varsayım yapalım. Bugünden düne gidelim ve “böyle değil de şöyle olsaydı nasıl olurdu?” sorusunu soralım. Diğer tüm etmenleri göz ardı edip sadece günlük ihtiyaçlarımız için kullandığımız suyu ele alalım. Yukarıdaki tabloda gördüğümüz verilere göre 2014 yılından 2018 yılına kadar kişi başı tüketimimizde 21 L artış gerçekleşmiş. 4 yılda fazladan harcadığımız kişi başı 21 L suyu harcamamış olsaydık, ne kadar su tasarrufu edecektik ona bakalım. Yani 2014 yılının verisi ile 2016 ve 2018 yılı için bir hesap yapalım.

3.tabloda TÜİK’ten alınan veriler ışığında 2014, 2016 ve 2018 yıllarında Türkiye’deki günlük su tüketim miktarları yer alıyor. 4. tabloda ise eğer 2014 yılında olduğu gibi 2016 ve 2018 yıllarında kişi başı günlük 203 L su tüketmiş olsaydık bunun ülke genelinde yansıması ne olacaktı onu görüyoruz.

Tablo 3: 2014, 2016 ve 2018 yıllarında Türkiye’deki günlük su tüketim miktarları:

Tablo 3: 2014, 2016 ve 2018 yıllarında Türkiye’deki günlük su tüketim miktarları

Tablo 3: 2014, 2016 ve 2018 yıllarında Türkiye’deki günlük su tüketim miktarları

 

Tablo 4:  2016 ve 2018 yıllarında 203 L su tüketmiş olsaydık ne kadar su tasarruf edecektik?

Tablo 4:  2016 ve 2018 yıllarında 203 L su tüketmiş olsaydık ne kadar su tasarruf edecektik?

Bu iki tablodan açıkça görülebiliyor ki yıllar içindeki kişi başı günlük tüketimimizi 200 L/gün civarında tutabilseydik günlük tüketimimizde 1 milyon m3’ten daha fazla su tasarrufu sağlamış olacaktık. Bu yolla hesapladığımız veriden, tasarruf ettiğimiz suyun kaç kişinin günlük ihtiyacını karşılayabileceğine bakarsak ne demek istediğim daha net anlaşılabilir. Yaptığımız hesapta 2016 yılı için 1.117.408 m3/gün ( 17.319.827-16.202.418), 2018 yılı için 1.722.081 m3/gün (18.368.869-16.646.788) tasarruf sağlayabileceğimizi gördük. Bir kişi için günlük 203 L su yeterli oluyorsa 2016 yılında yapılabilecek tasarrufla 5.504.473 kişinin, 2018 yılında yapılabilecek tasarrufla 8.483.160 kişinin günlük ihtiyacının karşılanabileceği sonucuna ulaşabiliriz.

Sayısal verilerin bilinen bir büyüklükle kıyaslanması, olayın büyüklüğünü anlamamın en iyi yolu belki de. Örnek verecek olursak bir orman yangını çıktığında haberlerde duyacağınız “300 hektar ormanlık alan kül oldu” ifadesi, “400 futbol sahası büyüklüğünde ormanlık alan kül oldu” ifadesi kadar etki uyandırmıyor kimsede. Çünkü herkesin bir futbol sahasının büyüklüğü hakkında fikri varken, 300 hektarlık bir ormanlık alanı hayal etmesi zor olabilir. Bu yüzden biz de algılara hitap edelim ve konuyu bir de bu şekilde ifade edelim. Yukarıdaki hesapların hepsini bir anlığına unutup sadece şunu söyleyelim: 2018 yılındaki kişi başı günlük su tüketimimiz 2014’teki gibi olsaydı, yapılabilecek tasarrufla günlük su ihtiyacı karşılanabilecek insan sayısı, İstanbul nüfusunun yaklaşık %54’üne denk gelirdi.(2019 yılı TÜİK verisine göre İstanbul nüfusu: 15.519.267)! Günde sadece 21 L ile ulaştığımız bu sonuç ürkütücü değil mi?

Yukarıda kabaca yaptığımız hesap sadece vatandaş olarak kullanımlarımızı kapsıyor. Yani su tüketimimizin sadece %16’lık bir kısmı5. Birey olarak müdahil olabileceğimiz, tasarrufunda çok büyük bir devlet politikası gerektirmeyen kısım bu. Vatandaş olarak iklim krizine, küresel ısınmaya kısa vadede bir çözüm bulamayacağımıza göre, yapabileceğimiz en basit şeyi yapalım öyleyse. Muslukları biraz kısalım ve kendimizden başlayarak çevremizdekilerin bu konudaki bilinç düzeyini arttıralım.

Barajların doluluk oranı azaldı!

Çanakkale Belediyesi içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan 54 milyon 115 bin metreküp kapasiteli Atikhisar Barajı’nda, 12 milyon metreküp su kaldığını açıkladı ve bir dizi kısıtlama tedbirleri uygulanacağını belirtti. Bu kapsamda şehir şebeke suyu kullanılarak hortumla araç, halı ve kilim yıkanmasını yasaklarken, sanayi tesislerinde kullanımları göz önüne alınarak kısıtlamaya gidilmesi, bahçe sulamalarının da mümkünse kuyu suyu kullanılarak ve damlama sistemi ile yapılması kararı aldı. Yaptığımız hesapta kişi başı kullanımların azaltılması ile ne kadar tasarruf edilebileceğini görünce tedbirlerin faydalı olacağını düşünüyorum. En azından etkili kullanım alışkanlığı geliştirmek için başlangıç olabilir.6

Neler yapılabilir?

Su kullanımımızın sektörel olarak dağılımına baktığımıza %73’lük kısmının tarım, %16’lık kısmının evsel kullanım ve %11’lik kısmının ise sanayi kullanımında olduğunu görüyoruz. Seyfe Gölü örneğinde olduğu gibi en büyük paya sahip olan tarımsal sulamamız etkin yönetilmediği, yer altı suları kaçak veya kontrolsüz kullanıldığı için sulak alanlarımız bir bir yok oluyor. Sadece bilinçsiz su kullanımı değil yüzey sularına karışan kirleticiler de su kaynaklarımız için büyük bir tehdit. Ciddi tedbirler alınmazsa bu tarz haberleri daha fazla duyabiliriz. Bu yüzden yer altı suyu takibi çok iyi yapılmalı ve yanlış tarım alışkanlıkları bir an önce değiştirilmelidir.

Evsel kullanımımızın çarpıcı etkisini de değerlendirdik. Bu noktada kısıtlamanın yanı sıra, gri su olarak nitelendirilen lavabo ve banyo gibi diğerlerine nispetle daha temiz, atık suların geri kazanım uygulamalarının arttırılması çok önemli.

Atık su kullanımının geriye kalan %11’lik kısmı ise sanayiye ait. Gönül ister ki her sanayi kuruluşu gönüllü bir çevre(su, atık, atık su vb.) politikası benimsesin ve faaliyetlerini bu politika çerçevesinde gerçekleştirsin. Fakat maalesef ki kurumsal kimliği olmayan, yerli ya da yabancı marka temsilcileri tarafından denetlenmeyen ve resmi kurumlarca denetlenme kaygısı gütmeyen sanayi kuruluşları, çevresel konularda hiç de gönüllü davranmıyor. Diğerlerinin belirli bir çevre politikası benimsemesi ise çoğunlukla kurumsal kimliklerinden dolayı. O halde ulusal standartların geliştirilmesi, teşviklerin arttırılması,en önemlisi de yürürlükteki mevzuatın tam manasıyla uygulanması gerekiyor.

Son olarak su tüketimine bakış açınızı etkileyebileceğini düşündüğüm bir belgesel önereyim naçizane. Adı ile çok uyumlu bir belgesel: Su Savaşları. TRT Belgesel kanalında yayımlanan programda, Çağlar Demirkapı ve Hakan Girginer her bölümde Afrika’da temiz suya ulaşılamayan bölgelerde su arıyor. Tespit ettikleri noktalarda yerel imkânlarla sondaj çalışmaları yürütüyorlar. Her bölüm mutlu sonla bitmiyor ama suyu bulabildikleri anki coşku muazzam. Bir varlığın kıymetini yokluğunda anlar ya insan, işte bu belgeselde de suyun gerçekten yokluğunu yaşayan insanların suyu bulduğu anki sıcak ve samimi duygusunu görebilirsiniz. Bu duyguyu yakalayabilirseniz, su, gözünüzde bambaşka bir değer kazanabilir. O sevinçte hiçbir şekilde kurgu yok. Sadece hasreti çekilene vuslat var. Öyle insani bir durum. Biz ise henüz yokluğu ile sınanmadık tam manasıyla ama varlığından yokluğuna doğru sürükleniyoruz. Geç olmadan anlayabilirsek ne mutlu.

Yine aynı dilekle noktayı koyayım: Su gibi aziz olunuz, sağlıcakla kalınız.

 

 

Kaynaklar

  1. https://bolge9.tarimorman.gov.tr/Sayfalar/Detay.aspx?TermStoreId=368e785b-af33-487d-a98d-c11d5495130b&TermSetId=4bccef55-db3d-48c2-8881-429fa45ff999&TermId=dcbda54d-586f-4170-8f13-9bd6f4df4eed&UrlSuffix=85/Kirsehir-Seyfe-Golu-_-Ramsar-Alani
  2. https://www.aa.com.tr/tr/yasam/seyfe-golu-kus-cenneti-kurakligin-etkisiyle-sessizlige-burundu/2074476
  3. http://www.kirsehir.gov.tr/seyfe-golu-ve-kus-cennetimiz
  4. https://biruni.tuik.gov.tr/medas/?kn=121&locale=tr
  5. https://sutema.org/kirilgan-dongu/suyun-sektorlere-gore-kullanim-oranlari.9.aspx
  6. https://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-haberleri-canakkalede-barajlarda-su-azaldi-belediye-su-kullanimiyla-ilgili-yasaklar-getirdi-41684273

 

Yazar

Şadiye Okur

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.