01.12.2022

Kırsal kalkınmanın neresindeyiz?

Bugün kırsal ekonomi; gıda güvenliği, iklim değişikliği, büyüme ve kırsal alanlardaki işler ile ilgili önemli zorluklarla karşı karşıyadır.


Kırsal nüfus ile çiftçi; çoğunlukla, dünyada olduğu gibi, ülkemizde de aynı kitleler olarak düşünülür. Kırsalda çiftçilik dışında farklı faaliyetler kırsal hayatın bir parçasıdır. Dünyada da ülkemizde de küçük aile işletmelerinin egemenliği hâlen devam ediyor. Kırsaldan özellikle tarımsal faaliyetlerden sosyal ve ekonomik bir refah göremeyenler kente göç ediyor. Bu bir parça da “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” anlayışının da bir parçasıdır. Özellikle gençler tarımdan ve kırsaldan kopmuş, kente gitmiş; kırsalda-köyde oldukça yaşlı nüfus kalmıştır. Salgın ile birlikte, başta emekliler olmak üzere, kent hayatından kaçma isteğinin artması ve kırsalda hobi çiftçilik ve el işlerine ilginin artması, köye-kırsala dönüşe bir ivme kazandırabilir belki!

Tarımsal ve kırsal kalkınmanın yeniden ele alınması

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yapılan tartışmalı değerlendirmede, küçük ölçekli aile çiftliklerinin kalkınmadaki rolü uzun süredir tartışılan bir konudur. Küçük çiftliklerin olası evrimine ilişkin tahminlere rağmen, gelişmekte olan ülkelerdeki tarımsal manzara, aile tarafından işletilen küçük işletmelerin egemenliğinde olmaya devam ediyor. Ancak küçük toprak sahiplerinin karşılaştığı piyasa başarısızlıklarının üstesinden ne ölçüde gelinebileceği, kabul edilebilir kamu maliyetiyle devam etmek ve bir dizi kurumsal yenilik tartışmaları yapılmaktadır.

Çoğu uluslararası kuruluş ve bağışçı kuruluşlar, genellikle küçük toprak sahiplerinin pazar başarısızlıklarına hitap etmek için, uygun yenilikler kullanılırsa gıda üretimini artırmada rol oynayabileceğini savunurlar. Ancak hükümetlerin tutumu daha çetrefildir. Asya hükümetleri genel olarak, tarımsal yayın, girdiler ve finansa erişimi kolaylaştıran elverişli kamu politikasıyla küçük toprak sahiplerini destekler. Latin Amerika’da küçük toprak sahiplerine yapılan katkıya duyulan güven ve destek, genellikle refah kaygılarıyla bağlantılı olduğundan, o kadar güçlü değildir. Sahra altı Afrika’da, diğer bölgelerden daha fazla olarak, hükümetler, üretkenliği artırmak için yoğun sermaye ile daha büyük ölçekli çiftlikleri cezbetmeye eğilimlidir.[1]

Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası, kırsal kalkınmayı destekleyen finansman ve eylemler yoluyla kırsal alanların canlılığını ve ekonomik canlılığını destekler

AB’de Kırsal kalkınma, Ortak Tarım Politikasının (OTP) ikinci ayağıdır. Kırsal alanların sosyal, çevresel ve ekonomik sürdürülebilirliğini güçlendirerek gelir destekleri ve piyasa önlemlerinin birinci ayağını destekler.

OTP, üç uzun vadeli hedef aracılığıyla kırsal alanların sürdürülebilir kalkınmasına katkıda bulunur:

  • OTP’nin, AB’nin kırsal kalkınma hedeflerine katkısı, Avrupa Kırsal Kalkınma Tarım Fonu (EAFRD) tarafından desteklenmektedir. 2021-27 için EAFRD bütçesi, COVID-19 salgınının yol açtığı zorluklarla baş edilebilmesine yardımcı olmak için yeni nesil AB kurtarma aracından 8,1 milyar Euro’luk ilave bir kaynak da dâhil olmak üzere 95,5 milyar Euro tutarındadır.
  • AB ülkeleri, kırsal kalkınma programları Avrupa Kırsal Kalkınma Tarım Fonu aracılığıyla finansmanı uygulamaktadır. Kırsal kalkınma programları ulusal bütçeler tarafından ortak finanse edilir ve ulusal veya bölgesel temelde hazırlanabilir. Avrupa Komisyonu, kırsal kalkınma programlarını onaylar ve izler, projelerin seçimine ve ödemelerin verilmesine ilişkin kararlar ulusal ve bölgesel yönetim makamları tarafından verilir.
  • Her bir kırsal kalkınma programı, Avrupa Kırsal Kalkınma Tarım Fonu’nun altı önceliğinden en az dördüne yönelik çalışmalıdır:
  • Tarım, ormancılık ve kırsal alanlarda bilgi aktarımını ve yeniliği teşvik etmek;
  • Her türlü tarımın sürdürülebilirliğini ve rekabet gücünü artırmak ve yenilikçi çiftlik teknolojilerini ve sürdürülebilir orman yönetimini teşvik etmek;
  • Tarımda gıda zinciri organizasyonunu, hayvan refahını ve risk yönetimini teşvik etmek;
  • Tarım, gıda ve ormancılık sektörlerinde kaynak verimliliğini teşvik etmek ve düşük karbonlu ve iklime dayalı bir ekonomiye geçişi desteklemek;
  • Tarım ve ormancılıkla ilgili ekosistemleri restore etmek, korumak ve geliştirmek;
  • Kırsal alanlarda sosyal kapsamı, yoksulluğu azaltmayı ve ekonomik kalkınmayı teşvik etmek.[2]

Ülkemizde kırsal kalkınma çalışmaları ve “Kırsal Kalkınma Özel İhtisas Raporu”

On Birinci (2019-2023) Kırsal Kalkınma Özel İhtisas Raporunun “Sonuç ve Öneriler” başlığı altında aşağıdaki hususlar yer almıştır:

Milli kültürlerin, toplumsal geleneklerin, örf ve adetlerin muhafazasında, geleceğin gelenekler ile bağlantısında ve dolayısıyla toplumun sürdürülebilirliğinin sağlanmasında kırsal alanlar içerdiği çeşitlilikle sigorta işlevi görmektedir.

“Kırsal çevrenin ve doğal yaşam alanlarının korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi bir ülkenin kalkınmasında kilit önem arz etmektedir. Küreselleşme ile meydana gelen gelişmeler ve iklim değişikliği gibi dışsal faktörler kırsal alanları da etkilemektedir. Kırsal kesimdeki ihtiyaçların ve sorunların sağlıklı şekilde ortaya konulması ve bunlara sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesi noktasında kırsal kalkınma politikalarına başvurulmaktadır. Artık sadece yukarıdan aşağıya kalkınma yaklaşımlarına dayanan stratejiler yerine, yerelin kendi beklenti ve ihtiyaçlarını ortaya koyan, programlama ve uygulama aşamasında ise paydaşlar arasında iş birliği ve ortaklıkları hâkim kılan sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı esas alınmaktadır.

“Küresel gıda talebindeki artış, kentlere göç, yenilenebilir enerji ve iklim değişikliği kısıtlarından hareketle yoksulluk ve açlıkla mücadele çabalarını etkili kılacak sürdürülebilir kalkınma hedeflerini gerçekleştirmenin en önemli politika alanlarından birinin kırsal kalkınma olduğu yaygın kabul görmektedir. Kırsal kalkınmaya ilişkin yaygın kabuller ise; kırsal politikanın mali yükünün çoğunlukla kamuya ait olduğu, kırsal kalkınma çabalarının birer ahlaki yükümlülük olduğu ve kırsal kalkınmanın orta ve uzun vadede her vatandaşın menfaatine olduğu şeklindedir.

“Buradan hareketle, raporda sürdürülebilir toplum anlayışı ile oluşturulan bir kırsal kalkınma yaklaşımı benimsenmiştir. Ülkemiz için bu yönde stratejilerin ve hedeflerin belirlenmesi ve uygulanması öncelikle kırsal alanda bir toplumsal mutabakatın sağlanmış olmasını gerekli kılmaktadır. Bu mutabakat, kırsal kesimin genel niteliklerini ortaya koyan ve kırsal kalkınma için olması gerekenleri kapsayan bir bildiri niteliğindedir.

  1. Türkiye’deki kırsal alanlar farklı iklim, coğrafi yapı ve kültürleri ile çeşitlilik arz etmektedir. Bu çeşitlilik Türkiye’nin geleceği için bir fırsat ve eşsiz bir zenginlik olarak görülmelidir.
  2. Kırsal kesimdeki yaşam kalitesinin artırılması için öncelikle geçim kaynakları tatmin edici düzeyde olmalıdır. Bu imkânın sağlanamaması; başta kırsal ekonominin darlığı, tatmin edici ve adil ücret temelli iş olanaklarının yokluğu, genç insanların göçüyle birlikte kırsalda üretken işgücü kaybı ve bunun sonucu olarak demografik dengesizlikler, yeterli kamu hizmetlerine ulaşamama ile çevresel bozulma gibi çok çeşitli sorunlardan kaynaklanmaktadır.
  3. Genç nüfusun kırsal yerleşimlerde yaşama ve çalışma eğilimi düşmekte ve bu durum ülkenin geleceğini olumsuz etkilemektedir. Kadın ve erkek tüm gençlerin iyi gelirli bir iş, sosyal güvenlik imkânı, nitelikli örgün ve mesleki eğitim ile yerel koşullar doğrultusunda toprak ve krediye erişimleri sağlanmalıdır. Bu çerçevede genç çiftçilere ve girişimcilere özgü destek programları geliştirilmelidir.
  4. Kırsal alanlar Türkiye’de yoksulluğun en fazla olduğu alanlar olmaya devam etmektedir. Bu nedenle tarım sektörü dışındaki sektörleri de kapsayacak şekilde gelir getirici faaliyetlerle yerinde kalmayı teşvik edici istihdam politikalarına başvurulmalıdır.
  5. Tarım hâlen kırsal alandaki en önemli sektör olup Türkiye için vazgeçilmez öneme sahiptir. Bu nedenle tarım ve kırsal kalkınma politikaları birbirini tamamlayıcı yönde olmalı ve sağlanan destekler buna katkı sunacak şekilde programlanmalıdır.
  6. Kamu kurum ve kuruluşları kırsalda yaşayan nüfusun temel kırsal altyapı ve hizmetlere erişim hakkını tanımalı, kırsal toplumun ihtiyaçlarına ve koşullarına uygun şekilde hizmet sunumunu istikrarlı ve nitelikli bir şekilde yürütmelidir.
  7. Yüksek nitelikli bilgi ve iletişim teknolojilerine erişim kırsal nüfusun sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçları için elzem hâle gelmiştir. Uzaklıkları ve düşük nüfusları nedeniyle kırsal alanların bilişim hizmetlerine erişimi özel desteklerle güçlendirilmelidir.
  8. Türk tarımındaki küçük ve orta boy aile işletmeciliği yapısının önemli bir yoğunlukta olduğu göz önünde bulundurulduğunda, aile çiftçiliği özellikle korunmalı ve desteklenmelidir.
  9. Kasabaların sosyal, ekonomik ve kültürel merkezler olarak kırsal kesim için büyük önemi vardır. Bunlar önemli ticaret ve pazarlama, kamusal ve sosyal hizmetler ile temel eğitime ve birinci basamak sağlık kuruluşlarına erişim merkezleridir. Ayrıca turizm için yeterli olanaklar sağlamaktadır. Bu yerleşimlerin ihtiyaçları münhasıran gözetilmelidir.
  10. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı yolunda, doğal kaynakların sürdürülebilirliği konusunda tarım alanları ve doğal çevresiyle tüm kırsal alanların iklim değişikliğine uyum kabiliyeti artırılmalıdır.
  11. Kırsal kalkınmadaki en büyük engel sosyal ve insan sermayesi konusundaki eksikliklerden ileri gelmektedir. Toplum içinde güven ve dayanışma ilişkilerinin artmasına yönelik önlemler alınması gereklidir. Bu güven ve dayanışmanın hem insanlar arası hem kurumlar arası hem de insanlar ile kurumlar arasında olmasını sağlayacak şekilde strateji ve eylemler oluşturulmalıdır.
  12. Kırsal alandaki temel sorunların başında çiftçi örgütlenmesi gelmektedir. Örgütlenme eksikliği tarımsal üretimde ve ürünlerin pazarlamasında karşılaşılan verimsizliği beraberinde getirmektedir. Tarımın örgütlenme sorunları giderilerek, mevcutların teknik ve kurumsal kapasite eksikliği ivedilikle çözülmelidir.
  13. Türkiye zengin tarihî ve kültürel değerlerin yanında iklim ve coğrafyanın oluşturduğu çeşitlilikle yöreden yöreye farklı yerel ürünlere ve değerlere sahiptir. Potansiyeli olan bu ürünler, sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı temelinde kırsal alanda gelir getirici faaliyetlerin öznesi olmalıdır.
  14. Tarım ve kırsal kalkınma destekleme programlarının ve projelerinin etki analizleri düzenli olarak yapılmalı ve sonuçları kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

“Sonuç olarak; kırsal alanların ve kırsal alanda yaşayan toplumun ihtiyaç, beklenti ve koşullarının yeknesak olmadığı dikkate alındığında, tek bir politika aracının yeterli olmayacağının bilinmesi gerekir. Dolayısıyla homojen bir politika uygulama sathı olmadığı için yeknesak kırsal kalkınma desteklerine başvurulması uygun bulunmamaktadır. Farklı kırsal alanların koşullarına cevap verebilecek tarım ve kırsal kalkınma destekleme sistemi oluşturulmalıdır. Kırsal kalkınma alanında belirlenen strateji ve hedeflerin gerçekleşmesi sadece kırsal kesime değil aynı zamanda ülke kalkınmasına da katkı sunmaktadır. Kırsal kalkınma politikaları bağlamında, ülke genelinde güven duygusunda ve yaşam standardında artış sağlayabilecek temel katkı alanlarının aşağıdaki başlıklarda gerçekleşmesi öngörülmektedir;

  • Tarımsal üretimde verimliliğin ve rekabet gücünün artması,
  • Kırsal işgücünün nitelik düzeyinin yükselmesi ve işsizliğin azalması,
  • Kırsal desteklerin ve hizmetlerin sunumunda yönetişimin güçlenmesi,
  • Eğitim ve sağlık hizmetleri başta olmak üzere herkes için kamu hizmetlerine erişimin artması,
  • Kırsal nüfusun yerinde kalkınması suretiyle kentler üzerindeki baskının azalması,
  • Kapsayıcılık ve toplumsal cinsiyet ilkelerinin tüm stratejilerde gözetilmesi,
  • Katılımcı demokrasinin güçlenmesi,
  • Ekonomik, sosyal ve çevresel risklere karşı dayanıklı bir toplumun oluşması,
  • Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının her uygulamada ölçüt alınması[3]

Türkiye’de kırsal kalkınma uygulamaları

Bugün kırsal ekonomi; gıda güvenliği, iklim değişikliği, büyüme ve kırsal alanlardaki işler ile ilgili önemli zorluklarla karşı karşıyadır. AB içinde kırsal kalkınma, akıllı, sürdürülebilir ve kırsal topluluklarda kapsayıcı büyümeyi teşvik etme genel hedefine ulaşmada kilit bir rol oynamaktadır.

AB tarafından, Kırsal Kalkınmada Katılım Öncesi Araç (IPARD) olarak adlandırılan Katılım Öncesi Yardım Aracının (IPA) kırsal kalkınma bileşeni aracılığıyla tarım ve kırsal kalkınma alanında önemli mali destek sağlanmıştır. IPARD, Türkiye’nin OTP topluluk müktesebatını uygulamasına ve çok yıllı bir kırsal kalkınma programı kapsamında mali yardım yoluyla AB yapılarına uyum sağlamasına yardımcı olmaktadır. IPARD, mali yardımda AB-Türkiye iş birliğinin çok sağlam bir örneğini temsil etmektedir. 11.000’den fazla proje ve yaklaşık 2 milyar Euro’luk toplam yatırım desteği vermiştir.

AB, önümüzdeki altı yıl için yeni bir “IPARD II” destek paketini onayladı ve bu, Türkiye’ye ek 800 milyon € getirecektir.[4]

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu

Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Komisyonu arasında Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik AB mali yardımına ilişkin IPARD programı kapsamındaki yardımın uygulanması hususunda kuralları ortaya koyan ve 19 Kasım 2015 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan IPARD II Sektörel Antlaşma’da Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TPDK), IPARD Ajansı olarak belirtilmekte ve 9. maddede görevleri sıralanmaktadır.

TKDK’nın uygulamakta olduğu hibe programı altında “Tarım-Çevre İklim ve Organik Tarım Tedbiri” yer almaktadır. Söz konusu tedbirler, Yeni Ekonomik Program (2019-2021) ile Birleşmiş Milletler 2030 sürdürülebilir kalkınma hedefleri arasında sayılan “Çölleşmeyle mücadele etmek ve arazi bozulmasını durdurmak ve tersine çevirmek” amacına hizmet etmektedir.[5]

 

Küresel politika değişimleri ve Türkiye’de kırsal kalkınma

Niğde Üniversitesi’nden Mina Fırat’ın ülkemizde yürütülen kırsal kalkınma çalışmalarını değerlendirdiği bilimsel makalesinde: “Türkiye’nin hem tarihsel hem de günümüz kırsal kalkınma politikaları incelendiğinde, bu politikaların, dünyada o dönemdeki etkin kalkınma ve kırsal kalkınma paradigması ve yaklaşımlarıyla ve azgelişmiş ülkelerin genel olarak uyguladığı ulusal makroekonomik politikalarla paralel olarak oluşturulduğu görülmektedir. Buna ek olarak, Türkiye’nin uyguladığı makro ekonomik politikaların ve kırsal kalkınma politikalarının, DTÖ, IMF ve AB gibi uluslararası antlaşmalarda verdiği taahhütlerle ilişkili olarak oluşturulduğu da söylenebilir.

“Türkiye’nin önceki kırsal kalkınma ve tarım politikalarından farklı olarak, bu dönemki (2003 sonrası) kırsal kalkınma politikalarının kırsal haneleri destekleme biçiminin değiştiğini söylemek gerekir. Genel desteklerin (ürünlere verilen girdi destekleri, ürün alım destekleri gibi) sınırlandırılarak bunun yerine bazı ürünlerde (öncellikle süt, et, sebze ve meyve, balıkçılık), bu ürünlerin ticarileştirilmesine yönelik destekler verilmesi ve kırsal alanda tarımla beraber tarım dışı ekonomik faaliyetlerin desteklenmesi programda görülüyor. Programın ana amaçlarından biri olarak, çoğunlukla yarı geçimlik olan küçük ve parçalı arazilerde yapılan tarımsal üretimin yerine tarımsal üretimin işletmeler biçiminde ve gıda sektörüyle daha yoğun olarak bütünleştiği bir tarımsal üretim benimsenmiştir. Ancak Türkiye’deki tarımsal üretimin çoğunluğunun yarı geçimlik küçük üreticilik olduğu ve hâlen Türkiye’deki tarımsal üretim yapan nüfusun fazlalığı (toplam istihdamın yaklaşık %30’u) düşünülürse, işletme biçimine dönüşebilecek tarımsal üretici hanesinin sınırlı olduğu açıktır.

“Ayrıca, sayıca fazla destek olmasına rağmen bu desteklerden, AB üyesi olan ülkelerdeki gibi çiftçilerin yararlanabilmeleri için başvuru için gerekli donanıma sahip olup olmadıkları (bu sistemde bireysel başvuru yoluyla destekler sağlanabiliyor) ve sonrasında işletme olarak varlıklarını sürdürebilecek donanıma sahip olup olmadıkları (işletmenin yönetim ve muhasebesini ve diğer işleri) belirsizdir.

“Bunlara ek olarak, genel ana akım kırsal kalkınma paradigması ve AB kırsal kalkınma politikalarıyla uyumlu olarak, Türkiye’deki kırsal kalkınma politikaları ve programı hem bölgesel ve yerel özelliklere hem de katılımcı ve demokratik kırsal kalkınma prensiplerine; yerel kalkınma komiteleri, bölgesel ve il bazlı kalkınma ajansları ve yerel eylem grupları yoluyla önem verileceğini taahhüt etmiştir. Getirilen uygulama prensiplerin hayata geçirilmesi ve bununla ilgili kanunların uygulanması amacıyla getirilen hukuki düzenlemeler gerçekleşse de bürokratik kültür, toplumsal ve kültürel önyargılar, bu prensiplerin etkili bir şekilde uygulanmasına engel olabilir. Son olarak, bu programın, program çerçevesinde istendiği gibi işletmeye dönüşecek tarımsal üretici sayısı sınırlı olduğu için, kırsal yoksulluğu ve köyden kente göçü arttırabileceği düşünülebilir. Ayrıca, Türkiye’deki kırsal kalkınma planının, AB uyum ve ana akım kırsal kalkınma paradigması ile uyumlu bir şekilde yürütülmesinde, bu planın daha nitelikli bir şekilde uygulanabilmesi için; bu programın ve projelerin yararlanıcısı olan tarımsal üreticiler ve üretici grupları/kooperatifleri/işletmeleri için eğitim programları yürütülmesi gerekir. Bu eğitim programlarının; kırsal kalkınma program ve projeleri, kendi ürettikleri ürün ve hizmetlerin üretilmesi ve pazarlanması ve işletmelerinin yönetilmesi ile eğitimler vermesi bu program ve projelerden yararlanma imkânlarını arttıracaktır.” şeklinde değerlendirmeler yapmıştır.[6]

Serhat Kalkınma Ajansından Oktay Güven’in “Türkiye Kırsal Kalkınma Politikalarının Analizi” raporunda aşağıdaki durum tespitleri ve öneriler yer almaktadır:

“Türkiye 2023 hedeflerine ulaşmak için her ferdini ve her karış toprağını etkin bir şekilde sosyo-ekonomik hayatın içerisine çekmek durumundadır.  Kırsalın demografik özellikleri, coğrafi koşulların çeşitliliği, yörelere özgü koşullar, kırsaldaki sosyolojinin ve kültürlerin farklılığı tek merkezden tasarlanan politikaların başarıya ulaşma ihtimalini son derece düşürmektedir. Türkiye’de tasarlanan politika ve uygulamaların amaç ve hedeflerinin evrensel nitelikte olmasına karşın bölgesel koşulların ve önceliklerin politikalara yansımaması, günümüz koşullarında kırsaldaki ihtiyaçların farklılaşması ve çeşitliliği, uygulayıcı kuruluşların kurumsal ve beşeri sermaye kapasitesindeki yetersizlik bu amaç ve hedeflere ulaşılması önündeki en önemli engellerdir. Bu nedenle Türkiye merkez ile yerelin koordineli bir şekilde çalışmasını sağlayan, tasarlanacak plan ve programlarda yerel koşulların gözetilmesine ve farklı modellerin eş zamanlı kullanılabilmesine imkân tanıyan bir entegre kalkınma sistemi geliştirmek durumundadır. Kalkınma politikalarının oluşturulması sürecinde yukarıdan aşağıya (top down) yaklaşımı yerine aşağıdan yukarıya (bottom up) yaklaşımına geçilmesi elzemdir. Bölge Kalkınma İdareleri, Kalkınma Ajansları gibi yerelde hizmet sunan yeni yapıların beşerî ve kurumsal kapasitelerinin güçlendirilmesi, yetkilerinin ve bütçelerinin artırılması ve doğrudan kırsal kalkınma konusunda yetkili ve sorumlu kılınmaları bölgesel ve kırsal kalkınmaya önemli katkılar sunacaktır.  Özellikle kadın ve genç nüfusun ihtiyaçlarına yönelik sosyal ve kültürel yatırımların ivedilikle gerçekleştirilmesi yüksek düzeyde önem arz etmektedir.

“Aynı zamanda kırsal nüfusun yoğun olduğu illerin kalkınmada öncelikli yerleşim yerleri sayılmaları ve bu illerde faaliyet gösteren mahalli idarelere merkezî bütçeden aktarılan payların personel gideri olarak harcanamayacak şekilde artırılması ya da yeni bir yöresel kalkınma fonu kurularak proje bazında mahalli idarelere kaynak aktarımının sağlanması önemli düzeyde ilerleme ve gelişme kaydedilmesini beraberinde getirecektir.[7]

Tarım alanlarının tarım dışı kalması, geniş tarım alanlarının örtülü bir şekilde yabancılara satılmasının olumsuzluklarını yaşamaktayız. Bu durum da göz önünde bulundurularak; kırsal kalkınmayı özendirmek ve kırsalı canlı tutabilmek için “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” anlayışından uzak, hedef ve stratejileri coğrafi ve insani yapısına göre belirlenmiş ve Türk insanına değer veren, erenler kültürüne uygun hedef ve stratejilerin var olanlarının uygun desteklerle ve organizasyonlarla uygulanması; gerekli olursa yeni hedefler, stratejiler ve etkinliklerin günün koşullarına göre belirlenip uygulanmaya aktarılması daha da önemli görülmelidir.

Kırsal hayatı cazip hâle getirecek tedbirler almak, insanlara köyünde yaşamaya, emekli olup köyüne dönerek kırsalda kısmen hobi kısmen geçimlik tarımsal ve kırsal el sanatları ile uğraşmalarını sağlamaya teşvik ederek; üretimde çeşitliliğe, kaliteli üretime ve aile refahının artmasına yol açabilecektir.

Kaynaklar

[1] https://www.fao.org/family-farming/detail/es/c/428246/

[2]https://ec.europa.eu/info/food-farming-fisheries/key-policies/common-agricultural-policy/rural-development_en

[3] https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/KirsalKalkinmaOzelIhtisasKomisyonuRaporu.pdf,

[4] https://www.avrupa.info.tr/en/agriculture-and-rural-development-6835

[5] https://www.tkdk.gov.tr/Content/File2019-2023%20Stratejik%20Plan%C4%B1.pdf

[6] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/223245

[7] https://www.researchgate.net/publication/322293620_TURKIYE_KIRSAL_KALKINMA_POLITIKALARININ_ANALIZI

 

Yazar

Süleyman Karahan

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

2 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar