Tarihin ve ideolojinin meydana getirdiği bir II. Abdülhamid imajı: Nihâl Atsız’ın Gök Sultan’ı – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______17.01.2019_______

Tarihin ve ideolojinin meydana getirdiği bir II. Abdülhamid imajı: Nihâl Atsız’ın Gök Sultan’ı

Murat Yılmaz.

 

Hüseyin Nihâl Atsız- Sultan II. Abdülhamid
Hüseyin Nihâl Atsız- Sultan II. Abdülhamid

Tarihî şahsiyetler yalnız yaşadıkları zamanda değil, kendilerinden sonra da isimleri sıkça anılan ve tartışmalara konu olan kişilerdir. Bu anlamda yakın dönem Türk tarihinin kuşkusuz en tartışmalı isimlerinin başını çekenlerden birisi de II. Abdülhamid’dir. II. Abdülhamid’in kendi iktidarı döneminde başlayan ve günümüze dek süren bu tartışmalar tarihî boyutu ile birlikte siyasî ve ideolojik yaklaşımlar ekseninde devam etmiştir. Türkiye’de farklı siyasî iktidarlar döneminde birbirinden çok uzak II. Abdülhamid imajları ortaya konulmuştur. Bunun yanında aynı dönemde dile getirilen ancak birbirinin tam zıddı olan Sultan Hamid portrelerine de rastlanılmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’deki II. Abdülhamid algısı tarihsel bilginin ve ideolojik yaklaşımların bir yansıması olarak çeşitli biçimlere dönüşmekte ve seyri sürekli olarak değişmektedir.

Bu çalışmada fikir adamı ve tarihçi Nihâl Atsız’ın [1905-1975] II. Abdülhamid hakkındaki görüşlerini inceleyeceğiz. II. Abdülhamid algısı ile ilgili yapılan literatür çalışmalarında Atsız’ın görüşlerine çoğunlukla yer verilmemekte veya derinliğine inmeden geçiştirilmektedir. Oysa Atsız, Sultan Hamid imajının Türkiye’deki değişiminde bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Bu öneminden hareketle biz de çalışmamızda Atsız’ın Türkçü kimliğinin ve tarihçiliğinin Sultan Hamid algısının şekillenmesindeki rolünün sınırlarını belirleyerek bu algının beslendiği kaynakların neler olduğunu ortaya koyacağız. Bu doğrultuda Atsız’ın çalışmaları bizlere gerekli verileri sağlayacaktır. Elde edeceğimiz bu veriler ışığında Atsız’ın yarattığı Gök Sultan imajını temellendirirken bunun tarihî gerçeklik ve ideolojik yaklaşım dengesindeki yerini de çözümleyeceğiz. Böylece Türkiye’deki II. Abdülhamid imajının seyrinde Atsız’ın rolünü gündeme getireceğiz. Çalışmamızda Nihâl Atsız’ın kendi düşünsel sistematiği içerisinde ortaya koyduğu Sultan Hamid algısının da bu doğrultuda meydana getirildiği sonucuna ulaşılacaktır.

Nihâl Atsız’ın tarih anlayışı nedir?

Nihâl Atsız’ın kimilerince desteklenen kimilerince de karşı çıkılan fikrî yapısının akademik tarihçiliğinin önüne geçirilmesi sebebiyle ne yazık ki onun ilim adamlığı çoğu zaman göz ardı edilmiştir. Oysa Atsız’ın gerek Türk tarihinin metodolojik sorunlarına sistematik yaklaşımı ve Türk tarih felsefesine yaptığı katkı gerekse ortaya koyduğu tarih konulu akademik çalışmalarıyla Türk tarihçiliğinin önemli simalarından birisidir. Atsız’ın tarih metodolojisinin ve felsefesinin yapısı onun sahip olduğu Türkçü fikir sisteminin izlerini taşımaktadır. Tarihî bilgileri değerlendirip yorumlamada bunun etkisi açıkça hissedilebilmektedir.

Tarihe ve tarihî bilgiye yaklaşımda araştırmacı tarafından yansıtılan öznel etkenler ile mevcut siyasî ve toplumsal bileşenler sonucu ortaya çıkan farklılıklar sebebiyle tarihin tekdüze yorum ve bilgiler yığınından oluşmadığı âşikârdır. Bu bağlamda tarihin araştırmacı tarafından oluşturulan bir kurgu/tasarım olduğu gözden kaçırılmaması gereken bir durumdur. Bu özelliğin tarihçilikte nesnellik sorununu da tetiklemesi bu koşullarda olağan bir sonuçtur. Elbette, bunun tarih ilmi açısından bir problem teşkil edip etmediği meselesi bu çalışmanın haricinde ele alınması gereken bir konudur. Bu çalışma, belki de nesnellik sorununun en çok gündeme geldiği II. Abdülhamid imajına bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla ele alınan temel konu, II. Abdülhamid gibi Osmanlı tarihinin en çok tartışılan padişahının Atsız’ın fikrî yapısı içerisinde nasıl şekillendirilip belli bir kimliğe büründürüldüğünü değerlendirmektir. Atsız’ın algısında Sultan Hamid imajının seyri, bunun altyapısını oluşturan öznel etkenlerin yanında, siyasî ve toplumsal bileşenlerle açıklanarak bir anlamda Tek Parti Dönemi’nden itibaren başlayan ve sonraki on yıllarda farklı boyutlara evrilen gelişmelerin ve anlayışın da bir panoramasını ortaya koyacaktır.

1930’lar Türkiye’sinde Atsız’ın Sultan Hamid’e bakışı: Jön Türklerden devralınan “Kızıl Sultan” mirası

Nihâl Atsız’ın sahibi olduğu ve sonradan benimseyip soyadı olarak da alacağı Atsız Mecmûa isimli dergisinde II. Abdülhamid ile görüşlerinin ilk örneklerini bulabilmekteyiz. Bu dergideki yazılarında doğrudan konu edinmese bile bazı satır aralarında Sultan Hamid’den bahseden Atsız’ın görüşlerinin menfî olduğu görülmektedir. Türk gençliğinin Türklük ülküsünü benimsemiş bir nesil olması gerektiği yönündeki bir makalesinde sözü Cumhuriyet öncesine getiren Atsız, kendilerinden önceki nesillerin nasıl olmuş da “Abdülhamidin istibdadı ile zehirlenmiş bir vatan havasını” teneffüse razı olduklarını sormaktadır.[1] Yine benzer şekilde ülke adına büyük işler başaracak olanların Cumhuriyet’in millî ülküye bağlı gençliğinin olacağını söyleyerek “dünkü nesil mensupları”nın yalnızca iktidara bağlanarak çıkar elde etmeye çalışan kişiler olduğunu vurgulamaktadır. Zira bugün cumhuriyetçi kesilen bu kişiler dün ise “Abdülhamidin sadık köleleri” idiler.[2]

Atsız bu dönemde yaratılmaya çalışılan Resmî Tarih Tezi’ni ilmî açıdan sakat bulmakta ve bunu şiddetli bir şekilde eleştirmektedir. Eleştiri getirdiği noktalardan birisi de Osmanlı ile Cumhuriyet arasındaki tarihî bağın inkâr edilmesidir. Bu bağı inkâr edenlere hitaben sert bir tonda kaleme aldığı yazılarında “Korkmayın: Türkiye cumhuriyetinin anası Osmanlı imparatorluğudur demek vatan hainliği veya inkılâp düşmanlığı değildir” demekte ve dönemin siyasî havasına da göndermede bulunmaktadır. Osmanlı’nın Cumhuriyet ile bir alâkasının olmadığını savunanlara karşı sorularını da şu şekilde de sormaktadır: “Osmanlı imparatorluğunun Türkiye Cumhuriyeti ile hiçbir bağı yoksa cumhuriyeti gökten inenler mi kurdu? Yoksa Osmanlı imparatorluğunu yaratanlar Hotantolar mı idi? Türkiye cumhuriyetinin başı ve kurucusu olan Gazi bile imparatorluğun bir cenerali değil miydi?”[3] Bu anlayış doğrultusunda Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinin yeni yazılan tarih kitaplarında olumsuz şekilde tasvir edilip her şeyin başlangıcı olarak Cumhuriyet devrinin alınmasından rahatsız olduğunu açıkça dile getirmiştir. Türkçü tarih felsefesinin özelliği gereği Türk tarihini bütün olarak kabul eden ve Cumhuriyet öncesine sahip çıkan Atsız’ın bu tepkilerine karşın Sultan Hamid ile ilgili g[4]örüşlerinin yine olumsuz olduğu da görülmektedir. Ona göre “Abdülhamit zulüm yaptı” diye Osmanlı tarihine ve o dönemin büyüklerine küfür etmek çok yanlış bir yoldu.[5]

Yukarıda örnekler Atsız’ın 1930’lu yıllarda II. Abdülhamid’i olumlu bir şahsiyet olarak görmediğini ifade etmektedir. Sultan Hamid dönemini mevcut literatür ve tarih algısı gereği “istibdad” kendisini de “zulüm yapan” biri olarak nitelemesi ve onun dönemindeki neslin yeni kurulan Cumhuriyet’in bekçiliğini yapamayacağı görüşü olumsuz II. Abdülhamid imajının Atsız tarafından kabul edildiğini göstermektedir.

Atsız’ın bu dönemdeki II. Abdülhamid algısını anlamamıza yardımcı olacak bir diğer söylemi de 1935 yılında Nâzım Hikmet’e cevaben kaleme aldığı bir yazıda bulunmaktadır. “Putları Kırıyoruz” başlıklı yazısında, içerisinde Nâmık Kemâl’in de olduğu bazı millî şairlere ağır eleştiride bulunan Hikmet’e, Atsız daha da ağır bir karşılık vererek sonu adliyede bitecek olan bir tartışma sürecini başlatmıştır. Konumuzla alâkalı olan ise Atsız’ın Nâzım Hikmet’e cevabının Nâmık Kemâl ile ilgili bir bölümündeki şu kısımdır: “Evet, Namık Kemal arslandı, sırtlan değil… Çünkü mezarlarda yatan arslanlara değil, kanlı cellât gibi tepemizde yaşıyan kızıl sultanlara saldırıyor, ağız dolusu küfürü onların suratına haykırıyordu.”[6]

Atsız’ın burada “kızıl sultanlar” tabiri ile kimi ya da kimleri işaret ettiği net olarak belli değildir. Zira Sultan Abdülaziz döneminde 1865 yılında kurulan Genç Osmanlılar hareketine mensup olan Nâmık Kemâl, muhalefetini ziyadesiyle Âlî ve Fuad Paşalara karşı yapmıştır. 1876’da tahta geçen II. Abdülhamid ile etkin bir mücadeleye girmemiştir. Dolayısıyla burada tarihî bilgi bağlamında II. Abdülhamid’in kast edilmemesi gerekirken,  olumsuz Sultan Hamid imajının propaganda argümanı olan “kanlı cellât” ve “Kızıl Sultan” ibarelerinin kullanılması akla doğrudan Sultan Hamid’i getirmektedir. Mantıkî bir yorum yaparak Atsız’ın burada Nâmık Kemâl’i övmek ve onun değerini göstermek amacıyla dönemin resmî tarih anlatısında olumsuz bir simge olarak yer alan II. Abdülhamid figürünü kullanmıştır diyebiliriz. Nitekim II. Abdülhamid gibi “kanlı cellât” olan bir “Kızıl Sultan”a karşı mücadele etmek dönemin tarih anlayışında büyük bir paye edinmek demekti. Bu bağlamda Atsız’ın anlatım tarzı olarak Nâzım Hikmet’e karşı Nâmık Kemâl savunmasını güçlendirmek amacıyla böyle bir söylemi gündeme getirmesi uygun düşmektedir.

Görüleceği üzere Atsız’ın 1930’lardaki II. Abdülhamid algısı olumsuz bir mahiyettedir. Atsız, her ne kadar I. Türk Tarih Kongresi’nde ortaya konulan Resmî Tarih Tezi’ne karşı çıkanların önde gelenlerinden biri olmuş[7] ve Osmanlı tarihine sahip çıkmışsa da dönemin tarih anlatısındaki olumsuz II. Abdülhamid imajını kabullenmiş görülmektedir. Bu dönemdeki Sultan Abdülhamid algısı ise kaynağını 1895’te fiilî olarak başlayan Jön Türk muhalefetinden almaktadır. Sultan Hamid’i tahttan indirmek için olumsuz bir imaj yaratımı içerisine giren ve neşriyatlarında bunu sıkça propaganda olarak kullanan Jön Türklerin bu algı yönetimi Batı’daki olumsuz Sultan Hamid imajı ile de birleşmiştir. Gerek Jön Türk gerekse Batı matbuatı II. Abdülhamid’i olabildiğince ağır eleştiriye maruz bırakarak olumsuz bir figür şeklinde tarihte yer edinmesine sebebiyet vermişlerdir. II. Abdülhamid aleyhindeki bu algı yönetimi onun tahttan indirilmesinden sonra da devam etmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile de bu olumsuz imaj resmî tarih anlayışının içerisine yerleştirilmiştir. İşte Atsız’ın da bu tarih anlayışından etkilenerek Jön Türklerden kendi dönemine miras kalan olumsuz Sultan Hamid imajını benimsediği ortaya çıkmaktadır. Ancak Atsız’ın tarih anlayışında dönemin siyasî havası ile uyumlu 1930’lardaki bu olumsuz II. Abdülhamid algısı kısa bir süre sonra değişmiştir. İlerleyen süreçte Atsız’ın kaleme aldığı makaleleri incelediğimizde II. Abdülhamid’e olan bakışının farklılaşmaya başladığı anlaşılmaktadır. Dahası Atsız’ın bu konudaki görüşleri Türkiye’deki Sultan II. Abdülhamid imajının seyrinin değişiminde bir dönüm noktası olacak etkiyi yaratacaktır.

Atsız’ın Sultan Hamid algısındaki değişim: Tek Parti Dönemi’nde II. Abdülhamid’i savunmak

Nihâl Atsız’ın tarih anlayışında II. Abdülhamid’in yerinin değişmiş olduğunun ilk izleri 1942 yılına aittir. Dr. Rıza Nur’un sahibi olduğu Tanrıdağ isimli Türkçü, ilmî ve edebî derginin 10 Temmuz 1942 ve 17 Temmuz 1942 tarihlerindeki 10. ve 11. sayılarında Atsız tarafından yazılan “Osmanlı Pâdişahları” isimli makaledeki II. Abdülhamid ile ilgili bölüm bu değişimi açıkça ifade etmektedir. Osmanlı padişahlarının tek tek incelendiği bu makale bir anlamda Osmanlı hanedanlığının da bir müdafaanamesi olarak gözükmektedir. II. Abdülhamid ise padişahlar arasında kendisine en fazla yer ayrılan kişi olarak göze çarpmaktadır.

Nihâl Atsız makalede II. Abdülhamid ile ilgili görüşlerine orta yollu bir yorum ile başlamaktadır: “hem lehinde, hem aleyhinde söylenecek çok söz vardır. Onun hakkında târihî ve ilmî bir tenkid yapılmamışdır.” Bu nedenle II. Meşrutiyet’ten beri Sultan Abdülhamid aleyhinde yazmak “moda” olduğundan, onun “eşsiz derecede fena ve kan dökücü, zâlim” bir padişah olduğu kanaati yayılmıştır. Lâkin Atsız bu kanaatin yanlış olduğunu vurgulamaktadır. Makalenin devamında ise Sultan Hamid’in devletin dış borçlarının büyük bir kısmını ödemesi, açtığı mekteplerdeki ilmî neşriyatın fazlalığı, siyasî katl uygulamayıp sürgün yolunu tercih etmesi, muhaliflerini denize attırdığı yollu rivayetlerin bir iftira olması, iç ve dış olumsuzluklara karşın iktidarı boyunca devleti dağılmaktan koruduğu gibi II. Abdülhamid’e dair olumlu özellikler sıralanmaktadır. Sultan Hamid’in “en büyük kusur”u olarak nitelendirilen olumsuzluk ise orduya ve donanmaya gereken önemi vermemesi görülmektedir.

Atsız’ın makalede asıl dikkat çektiği olumlu özellik ise Sultan Hamid’in “hiç kimsenin görmediği bir hakikati çok evvelden görmüş” olarak Meclis-i Mebusan’ı kapatmasıdır. Ülkenin selameti açısından doğru bir hareket olarak nitelendirdiği bu olay Atsız’a göre gayri Türk unsurlara karşı devletin bekasını korumak için yapılmış bir hamle idi. Zira 23 Temmuz 1908 sonrası Meclis ikinci kez yeniden açıldığında gayri Türk mebusların buradaki “küstahça ve rezilce” hareketleri ve sözleri buna delildir.

Atsız, II. Abdülhamid’e karşı şimdiye dek neşriyat aracılığıyla çok haksızlık yapıldığını söyleyerek onun samimi ve doğru taraflarını da belirtmenin ilmî ve vicdanî bir vazife olduğu kanısındadır. Buna göre Sultan Hamid Türklüğünün bilincinde olan bir padişahtır. Bir halife ve padişah olarak kendisini tahttan indirmeye gelen heyette gayrimüslimlerin bulunması karşısında tepkisini gösterecek kadar onurludur. I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Boğazı’nı zorlayan düşman donanmaları tehlikesine karşın başkentin İstanbul’dan Konya’ya taşınacağı kendisine tebliğ edilince kaçmayı şiddetle reddedecek kadar da dirayet sahibidir. II. Abdülhamid’e yönelik bu kanaatlerinin arka planını ise şu şekilde ifade etmektedir: “Bir devlet reisi hakkında hüküm verilirken, onun iyi ve kötü tarafları aklın, ahlâkın ve millî menfaatlerin terazisine vurularak devlete ne faydası veya zararı olmuş mudur, buna bakılır ve buna göre hüküm verilir. Hâlbuki şimdiye kadar kat’î olarak iddia edebiliriz ki Abdülhamid o kadar fena bir pâdişah değildi. Yâni bu kadar fena gösterilmek istenen Abdülhamid bile gafil ve biçâre değildi.”[8] Bu doğrultuda II. Abdülhamid’i bahsettiği terazinin kefesine koyan Atsız, onun kusurlarına karşın olumlu yanlarının daha ağır bastığı sonucuna varmaktadır.

Bu makale ile görüleceği üzere Atsız’ın Sultan Hamid algısı 1930’lara göre farklı bir konuma gelmeye başlamıştır. Osmanlı ve Cumhuriyet arasındaki bağın tarihî ve sosyo-kültürel bir süreklilik olarak kabul edilmesi ve Osmanlı tarihine saygı duyulması gerektiği yönündeki Türkçü tarih görüşünün II. Abdülhamid’in şahsına da sirayet etmesiyle artık Atsız için Sultan Hamid saygıyla anılması gereken bir ecdattır. Zira Atsız’a göre milliyetçiliğin ve ahlakın baş şartlarından biri mazinin değerlerine saygıdır. “Osmanlı Padişahları” adlı makalesini kaleme alma nedeni de aslında Atsız’ın Osmanlı’ya duyduğu saygının ve hanedana karşı hissettiği vefânın bir numunesidir. Ali Canip Yöntem’in liseler için yazmış olduğu bir edebiyat kitabında geçen “O aralık Abdülmecid tahta geçmişti. Bu, her Osmanlı padişahı gibi gafil ve biçâre bir adamdı” cümlesi Atsız’ın tepkisini çekmiştir. Bu tepkiyi “Demek bütün Osmanlı padişahları gafil ve biçâre öyle mi? Demek Türk ordularını zaferden zafere koşduran, Türklüğü ve Müslümanlığı, bütün Doğuya Avrupaya karşı müdafaa edenlerin başında bulunan, memleketin her yerini ilim ve sanat eserleriyle dolduran bu insanların arasında bir tanecik bile değerli şahıs yok, öyle mi?”[9] diyerek gösteren Atsız, ardından tek tek Osmanlı padişahlarını gerek faziletleriyle gerekse eleştirilecek noktalarıyla birlikte incelemektedir. Yazısının son kısmında da Osmanlı hanedanının aynı ülkede tek bir koldan hüküm sürmüş en uzun hanedan olarak dünya tarihinde ilk sırada olduğunu söyleyerek, tespitini diğer ülkelerin hanedanları ile karşılaştırarak açıklamaktadır.[10]

Burada asıl dikkat çekilmesi gerekli nokta ise Atsız’ın bu nitelikteki tarih anlayışını ve Sultan Hamid algısını 1942 yılında, yani resmî tarih görüşünün ve olumsuz II. Abdülhamid imajının yürürlükte olduğu Tek Parti Dönemi’nde açıkça dile getirmesidir. Türkiye’deki II. Abdülhamid imajının siyasî dönemlere göre şekillendiği izahı ile tarihî kurgu olarak bu imajın olumsuzdan olumluya geçişinin 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ya da 1946’da partinin kurulması olarak gören dönemlendirmelerin de bu bağlamda tam yerine oturmadığı anlaşılmaktadır. Zira Atsız, olumlu Sultan Hamid imajı için siyasî dengelerin ve havanın yeterince gelişmediği çok daha erken bir yılda bu imajın değişimi için istisnaî bir durum olarak, bize göre kırılma noktası olacak bir ivmeyi meydana getirmiştir.[11] Çünkü bir kere Atsız, Devr-i Hamid’e mensup biri olmadığından ona salt bir taraftarlık/muhaliflik atfedilemez. Bunun yanında bir devlet adamı kimliği taşımadığından siyasî iktidarların değişiminden dolayı döneme uygun bir davranış şekliyle II. Abdülhamid’i kötülemek veya aklamak gibi bir amaç edinmemektedir. Onun bu konudaki görüşleri bir fikir adamı ve tarihçi bakış açısından yansımaktadır. İşte bu nedenle Atsız’ın II. Abdülhamid müdafaası Türkiye’deki algı değişimi bağlamında bir kırılmadır. Atsız’ın yarattığı bu kırılma İslâmcı-muhafazakâr çevrelerde de yankılanmıştır. Makalenin II. Abdülhamid ile ilgili kısmı sonradan Necip Fâzıl Kısakürek’in sahibi olduğu Büyük Doğu’da aynen yayınlanmıştır.[12] Böylece Atsız’ın Sultan Abdülhamid ile olumlu fikirlerini siyasî iktidar değişiminden önce birkaç kez daha gündeme getirdiği anlaşılmaktadır.

Atsız’ın 1947 yılında yazmış olduğu başka bir makalede de II. Abdülhamid imajının yine olumlu bir şekle büründüğü görülmektedir. II. Abdülhamid “ittihatçıların propagandası” sonucu şahsiyeti haksız yere küçültülerek müstebit, zalim ve hain olarak gösterilmiştir. Atsız’a göre şahsiyetinin değerini tam manası ile anlatacak bir kitap bulunmamakla birlikte son zamanlarda yapılan bazı ilmî yayınlar neticesinde Sultan Hamid’e yönelik bu ithamların gerçeği yansıtmadığı anlaşılmaya başlanmıştır.[13] Tarihî kaynakların değerlendirilmesi ile elde edilen yeni bilgiler sonucu II. Abdülhamid ve döneminin daha iyi anlaşılmasının sağlanması Atsız’ın Sultan Hamid’i yorumlamasında ilmî bakış açısını göz önünde tuttuğunu göstermektedir. Böylece Atsız’ın tarihçi kimliğinin de II. Abdülhamid algısındaki değişimine etki yaptığı ortaya çıkmaktadır.

1942 yılında Tanrıdağ’da yayınlanan “Osmanlı Pâdişahları” makalesinin tam olarak ikinci defa yayınlanması ise Atsız’ın bir kısım makalelerinin bir araya getirildiği Türk Ülküsü kitabında olmuştur. 1956 yılında ilk basımı yapılan Türk Ülküsü’nde “Osmanlı Padişahları” makalesinin sonuna şöyle bir ibare iliştirilmiştir: “Bu makaleye bazı eklentiler yapılmıştır.”[14] İşte yapılan bu eklentilerin II. Abdülhamid ile ilgili kısmı, bizim için Atsız’ın 1950’li yıllardaki Sultan Hamid algısındaki değişimi/dönüşümü ifade etmesi bakımından önemli bir ayrıntıdır. Zira onun Sultan Hamid algısı bu dönemde daha ileri bir seviyeye doğru evrilmiştir.

Atsız’ın idealize edilmiş II. Abdülhamid imajı: Gök Sultan

Yukarıda belirtildiği üzere “Osmanlı Pâdişahları” makalesinin Türk Ülküsü içerisinde ikinci kez yayınlanmasında birtakım değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerin tespiti ve yorumu bize Atsız’ın Sultan Hamid algısındaki değişiminin ulaştığı düzeyi anlamamıza yardımcı olacaktır.

1942’deki basımında makaleye II. Abdülhamid’in hem lehinde hem aleyhinde söylenecek birçok söz olduğunu belirterek başlayan Atsız, 1956’da makalenin ikinci basımında çok farklı bir giriş yapmaktadır: “İkinci Abdülhamid ise, şimdiye kadar boyuna söylendiği ve yazıldığı gibi kötü bir hükümdar değil, aksine, büyük ve dâhi bir imparatordur.” Bu değişiklikle artık Sultan Hamid aleyhinde söylenecek sözler ortadan kaldırılarak şahsiyeti daha üst bir konuma yükseltilmiştir. Yine makalenin ikinci basımında Atsız, Sultan Hamid aleyhindeki sözleri yayanların onun düşmanları İttihâdcılar olduğunu açıklamaktadır. “Yani Sultan Hamid’in 33 yıl tuttuğu imparatorluğu sersemce hareketleriyle batırıp memleketten kaçan serseriler”. Atsız, II. Abdülhamid’in kanlı bir hükümdar, bir Kızıl Sultan olduğu yönündeki sözlerin de birer iftira olduğunu vurgulamaktadır. O ancak “bu vatanı parçalamak istiyen Ermeni’ler için Kızıl Sultan’dır. Vatan düşmanları için Kızıl Sultan olan imparator bizim için olsa olsa bir Ak Sultan olabilir.” II. Abdülhamid bu söylemlere karşı kendisini müdafaa etmemişse de zaman onu haklı çıkardığından bugün bir “mazlum” haline gelmiştir.

Atsız’ın makaleye Sultan Hamid lehine daha birçok eklenti yaptığı görülmektedir. Ona göre II. Abdülhamid Avrupa’ya karşı yürüttüğü denge siyaseti ve istihbarat ağının gelişmişliği ile dünyanın güçlü devletlerini istediği gibi oynatabilmiştir. Onun döneminde paranın değerinin yüksek olduğu, ülkede açlık ve sefaletin bilinmediğini söyleyen Atsız, Sultan Hamid’in uyanık ve şuurlu bir insan olarak Yıldız tepesinden tek başına Osmanlı’yı çok iyi bir şekilde idare ettiğini savunmaktadır. Mektepler açtırması, yollar yaptırması ve bu dönemde ilmî neşriyatın aktif olması yanında başarılı subaylar yetiştirmesi, Ermenileri sindirmesi, Balkan milletlerini birbirine düşürerek Osmanlı aleyhine birleşmelerini önlemesi, para ile düşmanlarını kendine bağlı hale getirmesi, iffetli ve namuslu oluşu, kadınları devlet işlerine karıştırmaması gibi olumlu özellikler Atsız tarafından sıralanmaktadır. Ancak en dikkat çekici tespit II. Abdülhamid’in Türklük lehine yaptıklarıdır. Bunların başında ise Meclis-i Mebusan’ı kapatması gelmektedir. Zira bu kapatma Atsız’ın ifadesiyle Sultan Hamid’in “milliyetçi ve dâhiyane” kişiliğinin bir yansımasıdır. Makalenin ilk baskısında kısmen değindiği üzere Meclis’teki gayri Türklerin devlet aleyhindeki çalışmalarıyla Türklük karşıtı kanunlar çıkacak ve Osmanlı’nın parçalanması için altyapı hazırlanacaktı. Atsız böylece Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasını devletin içerisindeki gayri Türk azınlıkların kendi istek ve arzularına karşı set çekme olarak görmekte ve Sultan Hamid’in bunu yaparak Türklük lehine bir davranışta bulunduğu şeklinde yorumlamaktadır.

Yine Atsız’a göre “İttihatçıların ve yamaklarının propagandasıyla” Türklük düşmanı haline getirilen Sultan Hamid “millî şuuru kuvvetli” bir padişahtır. Türklüğü bir silah olarak kullanmış, Orta Asya Türkleriyle ilgilenmiş ve ömrü boyunca Söğüt’teki Karakeçililerden müteşekkil Hassa Ertuğrul Alayı’na güvenmiştir. Yine onun “kudreti” sayesinde İstanbul ve Rumeli’deki Hristiyanlar da Türklere karşı bir aşağılık duygusu içerisinde bulunmaktaydı. Bu şekilde II. Abdülhamid’in adeta dönemin Türkçüsüymüş gibi çalışmalarda bulunduğu Atsız tarafından özellikle vurgulanmaktadır. II. Abdülhamid’in Türklük lehine çalışmaları aynı zamanda devletin bekasını da sağlamaktaydı. Nitekim makaleye eklenen son cümleler bu düşünceyi izah etmektedir: “Tahttan indirilmeseydi ve aynı otorite ile devleti 10 yıl daha idare etseydi, Balkan Savaşı çıkmaz, Türkiye Birinci Cihan Savaşına girmez ve imparatorluk kaybedilmez, bugün eriştiğimiz medenî seviyeden de bir adım geri kalınmazdı. Hülâsa İkinci Abdülhamid, gafletin ve biçâreliğin zıddı ne ise, onun en muhteşem mümessilidir.”[15] Atsız’ın Sultan Abdülhamid’in varlığı ile tarihin akışının değişeceği noktasındaki bu son yorumları onun zihnindeki Sultan Hamid algısının ulaştığı konumu göstermesi bakımından önemlidir. İlmî çerçevenin dışına çıkılarak ideolojik kaygılar taşıyan bu yorumlar Atsız’ın Sultan Hamid’i artık idealize etmeye başladığının habercisidir. Nitekim Atsız tarafından varlığıyla tarihin akışını değiştirebilecek nitelikte görülmeye başlanan II. Abdülhamid artık onun için “Gök Sultan” olacaktır.

Gök Sultan bahsine geçmeden Atsız’ın İttihâdcılara yönelik menfi tutumundan kısaca söz etmek gerekmektedir. Atsız’ı böyle düşünmeye iten nedenlerin başında İttihâdcıların II. Abdülhamid’e düşman olması ve onu tahttan indirdikten sonra ülkeyi yönetemedikleri düşüncesi gelmekle beraber manevî babası olan ve tarihçilik noktasında üzerinde etki yapan Dr. Rıza Nur’un bir İttihâdcı karşıtı olması da etkilidir. Atsız’ın da dile getirdiği üzere Dr. Rıza Nur İttihâdcılara muhalefeti dolayısıyla Tıbbîye’deki görevinden alınmış ve rütbesi de tenzil edilmiştir. Bununla da yetinmeyen İttihâdcılar bir süre sonra onu yurtdışına sürgüne göndermiştir.[16] Dr. Rıza Nur’u büyük bir Türkçü olarak görüp ona saygı besleyen ve ayrıca onun hukukî mirasçısı olan Atsız’ın bu nedenlerle İttihâdcı karşıtı olması kaçınılmazdır.

Atsız’ın Sultan Hamid algısındaki değişimine ve İttihâdcı aleyhtarlığına sebep olan etkenlerden biri de tarihçi İsmail Hâmi Danişmend ile münasebetidir. Atsız ile Danişmend yakın iki arkadaş olmakla beraber, Danişmend’in “İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi” isimli eserinin II. Abdülhamid ile İttihâd ve Terakkî dönemlerini ihtiva eden 4. cildinde yazdıkları Atsız için bu konudaki en mühim ilmî kaynağı oluşturmuştur. 1952’de tamamlanan ve 1955’te ilk baskısı yapılan bu eserinde[17] Danişmend’in Sultan Hamid’i oldukça olumlu bir şekilde anlatması ve buna karşılık İttihâdcıların ülkeyi felakete sürükleyecek bir yönetimi inşa ettiği şeklindeki tarih anlatısı Atsız üzerinde belirgin bir etki yapmıştır. Danişmend’in kendisi gibi Türkçü anlayışa sahip oluşu da Atsız’ın bu kaynağa güvenirliğini artırmıştır.

Atsız’ın idealize ettiği II. Abdülhamid imajının doruk noktası olan Gök Sultan tabirinin ortaya çıkışı ise II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun hatıratını kaleme almaya başlaması ile oluşan tartışmanın bir neticesidir. Nisan 1956’da dönemin önemli bir süreli yayını olan “Hayat” isimli dergide Ayşe Osmanoğlu’nun babası ile ilgili hatıralarını anlattığı “Babam Sultan Abdülhamid” isimli tefrikanın başlaması basında lehte ve aleyhte birçok tepkiyi meydana getirmiştir. II. Abdülhamid döneminde Sivas’a sürgün edilen ve orada vefât eden İsmail Safa’nın oğlu Peyami Safa “Ayşe Hanıma Açık Mektup” başlığıyla 28 Nisan 1956’da Milliyet gazetesinde bu tefrikanın yayınlanmaya başlaması üzerine II. Abdülhamid’e ağır eleştirilerde bulunmuş ve Ayşe Osmanoğlu’na da “pederiniz bir kaatildir” deyip aynı şekilde ona yönelik de eleştiri oklarını fırlatmıştır.[18] Safa’ya basında destek yanında cevap bağlamında birkaç karşı ses çıkmışsa da o benzer ithamlarını yenilemiştir. Neticede tefrika bir süre devam etmiş ancak bir kısım devlet yetkililerinin araya girmesiyle yarıda kesilmek zorunda kalmıştır.[19] İşte bu tartışmaya Atsız da 11 Mayıs 1956’da Ocak gazetesinde yayınlanan “Abdülhamid Han (=Gök Sultan)” isimli makalesiyle katılmıştır.[20] Atsız’ın bu makalesi 1930’larda sahip olduğu II. Abdülhamid algısındaki değişimin en üst seviyesidir. Makalede dile getirdiği söylemler ise günümüze dek artarak devam eden olumlu Sultan Hamid imajının adeta temeli konumundadır.

Atsız makalesinin başında katil, kanlı, müstebit, Kızıl Sultan, cahil ve korkak gibi olumsuz II. Abdülhamid imajı argümanlarının propaganda tarzıyla oluşturulduğuna dikkat çekmektedir. Daha önce İttihâdcıların bu propagandayı yaptığını söyleyen Atsız bu kez İttihâdcıların yanına yeni isimler eklemektedir: Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler. Böylece Atsız’ın hedef tahtasında yalnız İttihâdcılar değil, bu Osmanlı azınlıkları da bulunmaktadır. II. Abdülhamid’i tahttan indirip kendi siyasî amaçlarına ulaşmak isteyen bu kitleler, olumsuz Sultan II. Abdülhamid algısının düzenleyici ve propagandaların uygulayıcısıdır. Bu gruplara karşı Sultan Hamid ise tek başına mücadele etmektedir.

“Osmanlı Pâdişahları” makalesinde olduğu bu makalede de II. Abdülhamid, Türklük yönü ağır basan bir hükümdardır. Atsız’ın ifadesine göre liberal ve parlamento taraftarı kesimi V. Murad, muhafazakârlığı ise II. Abdülhamid temsil etmekteydi. Liberaller parlamento ile her şeyin düzeleceğine inanırken, muhafazakâr kesim 30 milyonluk imparatorlukta 10 milyon Türk’ün hâkimiyetini sağlayabilmek için mutlakî yönetimi zorunlu görüyordu. Gayri Türk azınlıkların Meclis’te çoğunluğu oluşturması devlet için büyük bir tehlike demekti. Atsız’ın Gök Sultan imajına göre II. Abdülhamid de bu nedenle Meclis-i Mebusan’a son vererek otoriter yönetimini oluşturmuştur. Böylece devletin parçalanmasını ve Türklüğün yok olmasını önlemiştir. Atsız bu vurguyu şu şekilde yapmaktadır: “Sultan Hamid için Osmanlı İmparatorluğunu ırkımızın düşmanı Moskofa, Hilâfetin düşmanı İngiltere’ye, devletimizin düşmanı Siyonizme ve azınlıklara, rejimin düşmanı hürriyetçilere karşı müdafaa etmek meselesi vardı. Bunun için de kendisinin devlet başında kalması lâzımdı.”

Atsız’ın üzerinde önemle durduğu bu konunun dışında önceki makalelerinden olduğu gibi II. Abdülhamid’in siyasî yeteneklerini, ülkeye yaptığı imar ve eğitim hizmetlerini ve olumlu kişisel özelliklerini sıralamaktadır. İlginç bir nokta da daha önce Sultan Abdülhamid’in “en büyük kusur”u olarak gördüğü ordunun ve donanmanın ihmal edildiği söylemini terk ederek, orduyu ve donanmayı çağın şartlarına göre modernize eden bir hükümdar anlayışını kabul etmesidir. Böylece Atsız, Gök Sultan’ı ağır eleştiri gelebilecek bu “kusur”lardan da arındırarak devlet yönetimini kusursuz şekilde işleten ideal bir hükümdara dönüştürmüştür.

Makalenin son kısmında ise Atsız’ın II. Abdülhamid algısı artık doruk noktasına ulaşmıştır: “Sultan Hamid, Kızıl değil, bir ‘Gök Sultan’dır. Teferruat kabilinden herkeste bulunan kusurlarını şişirip faziletlerini inkâr etmekle ne Türk Tarihi, ne de Türk Milleti bir şey kazanır. […] Merhum ve mağfur, cennetmekân ‘Gök Sultan’ bütün hayatında bir ülkü için ‘devleti ayakta tutmak ve hazırlamak’ için yaşadı. Eşsiz siyasî dehâsıyla Avrupa’yı ve Moskofu oyalıyor, bir yandan da demiryolu ve mekteple Türk milletini kuvvetlendirmeye çalışıyordu. […] Türkiye, dört sınırında yangınlar olan bir ev, Sultan Hamid o yangınların eve bulaşmaması için hızla koşarak ateşe su serpen, kum döken ve keçe kapatan bir müdafiydi. Bu koşuşmaları sırasında yoluna çıkan bir iki çocuğa çarpıp düşürdüyse suç onda değildi. Yurdun çevresinde yangınlar göğe yükseliyor ve Gök Sultan yangınları içeri sokmamak için didiniyordu. Ve sokmadı da… Ne diyelim? Durağı cennet olsun”.[21]

Görüleceği üzere 1950’lerin ortalarında olumlu II. Abdülhamid algısı Atsız tarafından Gök Sultan imajı ile bütünleştirilmiştir. Jön Türk muhalefeti ile oluşturulan olumsuz Sultan Hamid algısı, İttihâdcı iktidarlar ve Tek Parti Dönemi’nden sonra değişen siyasî çevrelerin de etkisiyle olumlu bir niteliğe bürünmeye başlarken Atsız, Gök Sultan tabiri ile bu niteliğin sınırlarını genişleterek, belki de günümüzde daha uç bir noktaya dönüşen Sultan Hamid imajının ortaya çıkmasına bu yönüyle altyapı hazırlamıştır. Nitekim Necip Fâzıl da oluşan bu ortamdan etkilenerek 1965 yılında “Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han” isimli kitabını yayınlanmıştır.

Nihâl Atsız’ın II. Abdülhamid algısını 1950’li yıllarda Gök Sultan imajı ile ileri seviyeye getirmesinin önemli bir sebebi de yukarıda bahsettiğimiz üzere Osmanlı tarihi ile birlikte hanedana karşı duyduğu saygıydı. Atsız’ın bu saygısı öyle bir konumdaydı ki 1950’lerin başında kapısında kilit ve kısmen harabe bir hâlde bulunan Fatih Sultan Mehmed’in türbesi ile ilgilenmeyi dahi şahsî bir görev bilmiştir. 1952 yılının yazında Atsız ve o sırada İstanbul Fetih Cemiyeti başkanlığını yürüten İsmail Hami Danişmend’in de olduğu birkaç kişilik grup türbenin kilidini sökerek bakımsız durumdaki türbeyi temizlemiş ve onarmıştır.[22] Atsız’ın bu dönemde yaşayan Osmanlı hanedanı üyeleri ile de yakın bir ilişki içerisinde bulunduğu görülmektedir. Hanedanın kadın üyelerinin ülkeye giriş yasağının Demokrat Parti tarafından kaldırılmasıyla II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan 1952 yılında İstanbul’a gelmiştir. Atsız, Ayşe Osmanoğlu ve annesi olan II. Abdülhamid’in eşi Müşfika Kadınefendi ile samimi ilişkiler geliştirmiştir. Öyle ki birbirlerinin evlerine defalarca gidip gelmişlerdir.[23] Bu yakınlığın bir neticesi olarak Ayşe Osmanoğlu’nun babası II. Abdülhamid ile ilgili hatıratını kaleme alma düşüncesi doğmuştur. Ayşe Osmanoğlu’nu II. Abdülhamid algısının değişiminde önemli bir görev üstlenecek olan böyle bir hatıratı yazmaya ikna eden muhtemelen Atsız, İsmail Hâmi Danişmend ve tarihçi Yılmaz Öztuna olmuştur. Nitekim yukarıda bahsedildiği üzere Hayat dergisinde yayınlandığında büyük bir yankı uyandıran bu hatıratı Ayşe Osmanoğlu Atsız’ın ve Yılmaz Öztuna’nın yardımları ile yazmıştır. Osmanoğlu’nun notlarını Atsız tape etmiş ve hatırat bu şekilde yayınlanmaya başlamıştır.[24] Dolayısıyla hatırata gelen ağır eleştirilere Gök Sultan imajı ile cevap vermesinin bu manada kısmen sorumluluk hissi taşımasından ileri geldiği de anlaşılabilmektedir Neticede Atsız’ın Osmanlı hanedanı ile yakınlığı II. Abdülhamid hakkında önemli bir kaynağın ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Bu da Atsız’ın Sultan Hamid imajının Türkiye’deki değişiminde oynadığı rolün belirgin bir ifadesidir.

Sonuç

II. Abdülhamid 1876’da tahta çıkışından başlayarak bugüne dek gündemden düşmeyen tarihsel bir kişiliktir. Kendi iktidarına karşı en etkili siyasî muhalefeti oluşturan Jön Türkler neşriyatlarında propaganda yöntemi ile olumsuz bir Sultan Hamid imajı ortaya koymuştur. Bu imaj sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Siyasî iktidarlar ve muhalefette bulunanlar II. Abdülhamid’i olumlu ya da olumsuz şekilde kendi düşünce sistemleri içerisine yerleştirerek bir siyasî simge olarak kullanmış ve bir anlamda kendi meşruiyetlerini bu simge üzerinden ifade etmişlerdir. Bu doğrultuda olumsuz ve olumlu Sultan Hamid imajları günümüze dek varlığını büyük oranda siyasî tartışmalar ekseninde devam ettirmiştir. Bugün dahi Türkiye’de iktidar-muhalefet ilişkisinde II. Abdülhamid önemli bir simge konumundadır.

Siyasetteki gelişmelere paralel şekilde akademik ve popüler tarihçilikte de II. Abdülhamid algısı sürekli değişmektedir. Çalışmamızda ele aldığımız üzere Atsız istisna olarak siyasî iktidarların değişimine bağlı kalmadan bir II. Abdülhamid algısı ortaya koymuştur. Olumlu II. Abdülhamid imajını 1942 gibi erken bir tarihten itibaren savunmaya başlaması savunduğumuz üzere Türkiye’deki II. Abdülhamid algısının değişiminde kırılma noktasını oluşturmuştur.

Atsız’ın 1942’de başlayıp 1956’da doruk noktasına ulaşan olumlu II. Abdülhamid imajının niteliği çalışmada görüleceği üzere hem Türkçü fikriyatından hem de tarihçilikten beslenmektedir. Kendi düşünce sistemi içerisinde konumlandırdığı II. Abdülhamid figürü, ilmî çalışmaların da destekleriyle olumlu yönde ivme kazanmıştır. Sonunda ise Gök Sultan olarak idealize edilmiş bir hükümdar şekliyle tarih anlatısı içerisine yerleştirilmiştir. Atsız’ın kusursuz II. Abdülhamid imajının tarihî gerçeklerle uygunluğu, Jön Türklerin olumsuz Sultan Hamid imajı kadar akademik anlamda tartışmaya açık bir haldedir. Bununla birlikte bu çalışmada vurgulanması gereken önemli bir nokta, bugün II. Abdülhamid için yüceltici bir ifade olarak ilk akla gelen ve gerek akademik gerekse popüler tarihçilikte sıklıkla kullanılan Necip Fazıl “Ulu Hakan”ından çok önce Atsız’ın “Gök Sultan” tabirini altını doldurarak kullanması ve literatüre bu kavramı sokmasıdır. Buna karşın Atsız’ın II. Abdülhamid algısının değişimindeki rolünün neden göz ardı edildiği bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Buna verilecek en uygun cevap ise Türkiye’de II. Abdülhamid’i savunmak ve ona sahip çıkmak düşüncesinin İslâmcı ve muhafazakâr çevrelerin inhisarındaymış gibi bir algı yaratılması ve bazı dönemlerde siyasî iktidarların da bu anlayışa çanak tutmasıdır. Oysa bu çalışmada üzerinde durduğumuz üzere olumsuz II. Abdülhamid imajının olumlu yönde değişiminde Türkçü kimliğiyle Atsız önemli bir rolü üstlenmiştir. Türkçülüğü nedeniyle bazı siyasî çevrelerde ve İslâmcı dergilerde Atsız’ın bu rolü yok sayılıp gözardı edilse de akademik nitelikli çalışmalarla onun bu konudaki yerinin belirginleştirilmesi ve görüşlerinin değerlendirilmesi II. Abdülhamid algısı ve imajı eksenli çalışmalar için mühim bir eksiği tamamlayacaktır.

 

* 7-8 Aralık 2018’de gerçekleştirilen 2. Uluslararası Türk Dünyası Eğitim Bilimleri ve Sosyal Bilimler Kongresi’nde sunulmuştur.

* *Arş. Gör., KTÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, muratyilmaz@ktu.edu.tr

[1] Boz Kurt [Atsız], “Gençlik ve Mefkûre”, Atsız Mecmua, Sayı 2, 15 Haziran 1931, s. 26.

[2] *** [Atsız], “Millî Uyanıklık”, Atsız Mecmua, Sayı 13, 15 Mayıs 1932, s. 2.

[3] Atsız, “Edirne Mebusu Şeref Beye Cevap”, Orhun, Sayı 4, 20 Şubat 1934, s. 82-83.

[4]

[5] *** [Atsız], “Maziyi İnkâr Edenler, Darülfünun ve Millî Tarih Kongresi”, Atsız Mecmua, Sayı 16, 15 Ağustos 1932, s. 74-75.

[6] Atsız, Komünist Don Kişotu Proleter-Burjuva Gospodin Nâzm Hikmetof Yoldaşa, İstanbul 1997, s. 39.

[7] Atsız bu karşı çıkışın bedelini Türkiyât Ensitüsü’ndeki asistanlık görevinden ihraç edilmesiyle ödemiştir.

[8] Atsız, “Osmanlı Pâdişahları II”, Tanrıdağ, Sayı 11, 17 Temmuz 1942, s. 9.

[9] Atsız, Osmanlı Pâdişahları”, Tanrıdağ, Sayı 10, 10 Temmuz 1942, s. 6.

[10] Atsız, “Osmanlı Pâdişahları II”, Tanrıdağ, Sayı 11, 17 Temmuz 1942, s. 9-10.

[11] Ahmet Özcan Türkiye’deki popüler tarihçilik çalışmalarını bütün yönleriyle derinlemesine incelediği doktora tezinde Tek Parti Dönemi’nde II. Abdülhamid karşıtı algının değişiminde temel nokta olarak Necip Fâzıl Kısakürek’in Büyük Doğu’yu yayın hayatına soktuğu 1943 yılını almakta, ancak Atsız’ın “Osmanlı Pâdişahları” makalesini gözden kaçırmaktadır bknz. Ahmet Özcan, Türkiye’de Popüler Tarihçilik 1908-1960, Ankara 2011, s. 272. Nitekim Özcan da bu eksikliği sonradan fark ederek Türkiye’deki II. Abdülhamid algısının değişiminde Atsız’ın bu makalesinin de ilk örneklerden olduğunu söylemektedir. Bununla birlikte, Sultan Hamid aleyhtarlığına karşıt söylemin oluşmasında Büyük Doğu ekolünün etkisini daha ağır bulmaktadır bknz. Ahmet Özcan, “Tarihin Gündeminden Düşmeyen Sultan: II. Abdülhamid”, Düşünen Siyaset, Sayı 27, Aralık 2010, s. 115.

[12] Nihal Atsız, “II inci Abdülhamid”, Büyük Doğu, Sayı 12, 30 Aralık 1949, s. 12.

[13] Atsız, “Büyük Adam” Makaleler II, İstanbul 1997, s. 13.

[14] Atsız, “Osmanlı Padişahları”, Türk Ülküsü, İstanbul 1956, s. 92.

[15] Atsız, “Osmanlı Padişahları”, Türk Ülküsü, İstanbul 1956, s. 81-85. Atsız’ın makaledeki bu söylemleri özet şekilde edebî romanı Ruh Adam da geçmektedir. Atsız, romanın başkahramanı Selim Pusat’ın ağzından II. Abdülhamid’i benzer taraflardan müdafaa etmekte ve yine onun Meclis-i Mebusan’ı kapatıp meşrutî yönetime son vermesini Türklük lehine bir davranış olarak yorumlamaktadır. Eğer tahttan indirilmeseydi Balkan Savaşı’nın ve I. Dünya Savaşı’nın çıkmayacağı iddiasını da tekrarlamaktadır bknz. Atsız, Ruh Adam, İstanbul 1972, s. 92-93.

[16] Atsız, “Rıza Nur”, Çınaraltı, Sayı 52, 19 Eylül 1942, s. 12.

[17] Cevdet Küçük, “Danişmend, İsmail Hami”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 8, 1993, s. 466.

[18] Peyami Safa’nın bu yazısı için bknz. Yakub Kenan Necefzade, 1908-1918 Sultan İkinci Abdülhamid ve İttihad-ü Terakki, İstanbul 1967, s. 155-157.

[19] Bu tefrika sonradan tamamlanarak 1960 yılında “Babam Sultan Abdülhamid” adıyla kitap olarak da basılmıştır. Bugün II. Abdülhamid ve dönemi hakkında yapılan akademik araştırmalarda hatırat türünde kullanılan güvenilir birkaç kaynak arasında bulunması, o dönemde gelen tepkilere karşın bu kitabın ilmî açıdan değerini göstermektedir.

[20] Bu tartışmayı ihtiva eden yazıları kitabına koyan Necefzade bilerek veya bilmeyerek Atsız’ın Gök Sultan makalesini atlamıştır. Serkan Yazıcı da Türkiye’deki II. Abdülhamid algısının akademik ve popüler tarihçilik üzerinden değişim sürecini analiz ettiği makalesinde bu tartışmaya değinirken Atsız’ın makalesinden bahsetmemektedir bknz. Serkan Yazıcı, “Sultan II. Abdülhamid Örneğinde Tarihsel Algılamanın Değişimi”, History Studies, Volume 6, Issue 5, September 2014, s. 242-243.

[21] Atsız, “Abdülhamid Han (=Gök Sultan)”, Türk Ülküsü, 139-145.

[22] Bu olayın canlı tanıklarından biri olan Altan Deliorman bu temizleme ve onarım işlerini ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır bknz. Altan Deliorman, Tanıdığım Atsız, İstanbul 1978, s. 63-68.

[23] Yağmur Atsız, Ömrümün İlk 65 Yılı, İstanbul 2006, s. 211-212. Yağmur Atsız’ın kitabında aradaki samimiyetin önemli bir göstergesi olarak Ayşe Osmanoğlu ile Müşfika Kadınefendi’nin Nihâl Atsız’a ve eşine el yazısıyla ithaf ettikleri imzalı bir fotoğrafları da bulunmaktadır.

[24] Yılmaz Öztuna, Tarih Sohbetleri 2, İstanbul 2016, s. 56.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları