Tarımın yeniden iktidara gelişi mi?! – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______30.04.2020_______

Tarımın yeniden iktidara gelişi mi?!

Türkiye için tarım politikaları ve stratejilerinde koronavirüs tedbirleri kapsamında Tarım Çağına uygun öncelikli konumda bir tarım ve gıda sektörü olmalıdır. Tarım ve hayvancılığı bekleyen sorunlar ve tehditler nelerdir?

Süleyman Karahan
Koronavirüs salgını yüzünden en çok kaygı duyulan konulardan biri tarımsal üretimde ve gıda tedarikinde sıkıntılar olduğunu ve tarımın ve tarımla uğraşmanın daha önemli ve değerli bir hale geleceği yaygın bir kanaat olmuştur. FAO, bu yılın verimli geçeceğinin düşünülmesine rağmen koronavirüse karşı alınan önlemler yüzünden kimi ülkelerde gıda sıkıntısının yaşanabileceği uyarısında bulunduğunu hatırlattı.

Tarımın yeniden iktidara gelişi mi?!

Türkiye için tarım politikaları ve stratejilerinde Tarım Çağına uygun öncelikli konumda bir tarım ve gıda sektörü olmalıdır!

Küresel gıda güvenliği ve Türkiye

İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren tarım, gelişme ve ilerlemenin önemli itici güçlerinden biri konumundaydı. Kentlerin genişlemesi ve nüfus artışı sonrası daha da stratejik bir konum kazanan tarım alanları, ülkeler arasında yeni mücadeleleri de beraberinde getirdi. Sanayi devrimi ise tarım sahaları için verilen rekabetin boyutunu ve işlevini değiştirdi. Bu değişim tarımsal üretimi teknoloji ile eski dönemlere kıyasla devasa miktarlarda artırdı.

Beslenme için daha az çaba sarf edilmesi nüfusun hızlı bir şekilde artmasını sağladı. Artan nüfus ülkelerin beslenme konusuna daha fazla ilgi göstermesine sebep oldu. Gıdanın bir ulusal güvenlik meselesi haline gelmesi, devletlerin farklı alanlarda rekabet ettiği bir dönemde, toplumların sağlığı üzerinde yeni güvenlik yaklaşımlarının geliştirilmesini beraberinde getirdi.

SETAV için Deniz İstikbal tarafından 25 Mart 2020 tarihinde yayınlanan “Küresel Gıda Güvenliği ve Türkiye” başlıklı raporda;

“Kovid-19 olarak adlandırılan Vuhan virüsünün 21. yüzyılda sadece gıda güvenliğinde değil, daha birçok alanda yeni yaklaşımların benimsenmesine neden olacağı ve peşinden değişimi getireceği açık.  2019 yılının son günlerinde ortaya çıkan yeni salgın hastalık, gıda güvenliğini her açıdan tehdit eden bir konumda. Ticari tedarik zincirinde yaşanan mevcut kırılmanın gıda sektörüne yansımasıysa aşırı talep artışını beraberinde getirdi. Ülkelerin karantina uygulamalarına başvurması insanların temel tüketim ürünlerini stoklamasına neden olurken, gerekli ticari tedarik zincirinden yoksun olan firmalar fiyatları artırmak zorunda kaldı. Özellikle gıda ürünlerinde yaşanan talep artışı beraberinde fiyat artışlarını getirirken, devletler gıda piyasasına müdahale ettiler. Kovid-19 olarak adlandırılan Vuhan virüsünün 21. yüzyılda sadece gıda güvenliğinde değil, daha birçok alanda yeni yaklaşımların benimsenmesine neden olacağı ve peşinden değişimi getireceği açıktır.” denmektedir.

2019-2028 tarım görünüm raporu

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)’nün, “2019-2028 Tarım Görünüm Raporu” Roma’da düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuna tanıtıldı. Raporda; bir takım belirsizliklere rağmen dünyada gelecek 10 yılda tarımsal üretimdeki artışın, fiyatların düşük seviyede seyretmesine yol açacağı tahmininde bulundu.

Tarım, et ve balık ürünleriyle ilgili üretim, talep ve fiyat beklentilerinin ayrıntılı bir şekilde masaya yatırılan raporda, tarım ürünlerine küresel talebin gelecek 10 yıl içinde yüzde 15 oranında artacağı öngörüldü.

Teknolojik buluşlar sayesinde tarımsal üretkenliğinin artacak olması sonucu, başlıca tarım ürünlerindeki fiyatlarının çok artamayacağı tahmini yapılan raporda, tarım üretimi yüzünden doğrudan sera gaz salınımının yılda yüzde 0,5 artacağı uyarısı yapıldı. Tarım üretimi, son 10 yılda doğrudan sera gazı salınımını yılda yüzde 0,7 artırıyordu.

Ticaret savaşları tehlikesine dikkat

Tarım fiyatlarının düşük seyredeceği tahmin edilmesine rağmen, ülkeler arası ticari gerginliklerin yol açacağı beklenmedik gelişmelerin, tarım ve hayvancılıkta ortaya çıkacak bulaşıcı hastalıklar ile küresel ısınmanın getireceği sıkıntıların bu tahminleri boşa çıkartabileceği uyarısı yapıldı.

Dünya genelinde gıda için tahıl kullanımının 10 yıl içinde 150 milyon ton artacağı tahmini yapılan raporda pirinç ve buğday üretimin yüzde 13 yükseleceği hesaplandı.

İşlenmiş ve gıdaya yönelik taleplere uygun bitkisel yağ ve şeker tüketiminin artacağı kaydedilen raporda, bunun da en fazla hızla şehirleşen az ve orta gelirli ülkelerde gözleneceği bildirildi.

Koronavirüs salgını, Türkiye’de gıda ve tarım sektörü için risk barındırıyor mu?

7 Nisan 2020 tarihli BBC Türkçe servisinden Özge Özdemir’in yukarıdaki başlıklı yazısında; koronavirüs salgını yüzünden en çok kaygı duyulan konulardan biri tarımsal üretimde ve gıda tedarik zincirinde yaşanması muhtemel sıkıntılar olduğunu dile getirildi.

Özdemir’in yazısında aşağıdaki değerlendirmeler yer almıştır:

FAO’ya göre hükümetlerin kimi tarım ürünlerine ihracat yasakları getirmesi, gümrük uygulamalarının sıkılaştırılması ve tarım işçilerinin lojistiğinde muhtemel sorunlar birkaç hafta içinde dünyanın kimi yerlerinde gıda temininde sıkıntıların yaşanmasına yol açabilir.

Türkiye’de de uzmanlar salgın patlak verdiğinden beri tarım sektörüne yönelik alınması gereken önlemler ve ortaya çıkabilecek sorunlar hakkında uyarılarda bulunuyor. Sektör temsilcileri, stok tarafında bir sıkıntı yaşanmadığını dile getirse de kimi ürünler için üretim ve hasat zamanının gelmesi, bu krizin sektörü nasıl etkileyeceğine dair soru işaretlerinin oluşmasına neden oluyor. Şu an çoğu ülkede gıda temininde bir sıkıntı yaşanmasa da önümüzdeki birkaç hafta içinde sorunların ortaya çıkması halinde çoğu meyve ve sebzenin toplanacağı önümüzdeki iki ay içinde kritik durumların oluşabileceği ve gıda israfının ortaya çıkabileceği belirtiliyor.

FAO, 29 Mart’ta yayımladığı raporunda, Covid-19 salgınının gıda tedarik zincirinde sorun yaratmaması için özellikle küçük çaptaki çiftçilere üretime devam etmeleri için mali destek verilmesi ve e-ticaret kanallarına erişimlerini sağlanması gerektiğini belirtti. Acil durumlarda ise hükümetlerin küçük üreticilerden ürünlerini satın alması önerildi.

Tarım sektörüne verilen finansal destek yeterli mi?

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye’de vatandaşların gıda arz güvenliği konusunda endişelerinin olmaması gerektiğini söylüyor. Pakdemirli, Mart ayının ortasında yaptığı açıklamada Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) stoklarında besici, yetiştirici, sanayici ve tüketicinin ihtiyacını karşılayacak yeterli miktarda ürün bulunduğunu ifade etti:

“Tarım ve Orman Bakanlığı olarak dünyada Covid-19 vakalarının görülmeye başlandığı tarihten itibaren olası senaryolar üzerinde çalışarak gerekli tedbirleri haftalar öncesinden almaya başladık. Temel gıda ürünlerinin üretim, stok ve tedarik zincirinde şu an için bir sıkıntı bulunmamaktadır. Önümüzdeki dönemde de herhangi bir olumsuz durum beklenmemektedir.”

Pakdemirli, daha sonra yaptığı açıklamalarında da, bu süreçte tarım sektörüne destek olmak için düşük faizli kredi desteği verileceğini, çiftçilerin kullandığı kredilerin bir kısmının sübvanse edileceğini ve hazineye ait tarım arazilerini kiralayan çiftçilerin bazı kira ödemelerinin erteleneceğini duyurdu.

Ancak uzmanlar, tarım sektörü için koronavirüs krizi kapsamında ayrıca destek ve teşvik paketinin açıklanmamış olmasını eleştiriyor.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, hükümetin koronavirüs krizine karşı açıkladığı 100 milyar TL büyüklüğündeki Ekonomik İstikrar Kalkanı adındaki pakette tarım sektörü için önlemlerin yer almamasını eleştirdi.

Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım da Dünya Gazetesi için kaleme aldığı makalelerinde koronavirüs önlemleri kapsamında tarıma verilen veya verilmesi planlanan hiçbir yeni desteğin olmadığını özellikle vurguladı.

Gayrı Safi Milli Hasıla’da tarımın payı

Tarım yazarı Ergin Kahveci, Haber Gazetesi sitesinde “Özetin Özeti” başlıklı yazısında tarımın gidişatının son on yılının resmini aşağıdaki rakamlarla ve yorumlarla ortaya koydu:

GSYH’de 2009=100 kabul edilerek zincirlenmiş hacim olarak (orman ve balıkçılık dâhil) tarımın payı:

2011’de 90,473 milyar TL; Oranı: % 7,5 – 2019’da 111,934 milyar TL; Oranı: % 6,4.

Cari fiyatlarla GSMH’de Tarımın payı:

2011’de 114,8 milyar TL; 68,492 milyar $; Oranı: % 8,2 – 2019’da 275 milyar TL; 48,4 milyar $; Oranı: % 6,4.
2020 Şubat çekirdek enflasyon oranı: % 13,08, tarım ÜFE % 20,04.

Özeti her iki kategoriye göre: tarımın sektörel payı sürekli düşüyor; TL üzerinden artışlar olsa da, dolar üzerinden sürekli düşüyor, hatta sert bir şekilde düşüyor. Üstelik son iki yılda sektör hesaplarına, ormancılık ve balıkçılık gelirleri de eklendiği halde.

Son bir yılda cari fiyatlara yansıyan artış, üretici fiyat enflasyonunu ancak doğruluyor ve önemli bir büyüme göstermiyor. Dolar bazında en yüksek değer, 2011’de 68,492 milyar $ olarak pik yapıyor. Cumhuriyet tarihinin en yüksek miktarına ulaşıyor. Ancak daha sonra çakılmaya başlıyor.

Dolar bazında düşüş, 2011-2019 arasında yaklaşık % 30 oluyor. Yani, tarım sektörü döviz bazında yaklaşık üçte bir kadar kaybediyor. Salt değeri: Yaklaşık olarak – 20 milyar $. Sektöre borcumuz 20 milyar $.
Başka bir anlatımla, sektörün ülke GSMH’na katkısı, artmak yerine, 20 milyar $ azalıyor.

Özeti: Tarım sektörünün ana girdileri tohum, gübre ve mazot, yem, canlı hayvan büyük oranda dışa bağımlı ve dövizden doğrudan etkileniyor. Girdi kullanımı zorlaşıyor.

Sonuç olarak: Sektörün bizden alacağı, sadece 2006 Tarihli Tarım Kanununun 21. Maddesinin amir hükmü olan GSMH’nın % 1’inden az olamaz hükmünden kaynaklanan alacakları değil. Bu borca, ülke GSMH’nin paylaşımdan ve adil dağılımdan kaynaklanan alacağını da eklemek lazım.

Tarım ürünlerinde kendimize yeterlilik durumu

2018-2019 sezonunda hububat genelinde kendimize yeterlik oranı % 92,4 ile yetersiz olup, yalnızca buğdayda %105,  çavdarda %100 oranı ile kendimize yeterliyiz. Yeterlik oranı yulafta %99,9; arpada %94,7; mısırda %70,3’tür. Türkiye ayçiçeği yağında % 80, soyada net ithalata bağımlı bir ülkedir. Nohut hariç bakliyatlarda kendimize yeterli değiliz. Meyve ve sebzelerde ise yeterlilik oranımız genel itibarıyla iyidir.

2018-2019 döneminde buğday dışalım miktarı bir önceki yıla göre %70’e yakın artarak 10 milyon tona yaklaştı. (Gerçi buradaki rakamda önemli miktarda un ve makarna ihracatının payı büyüktür.) Genellikle 500 bin ton ile 1,5 milyon ton aralığında dışalım yaptığımız mısırda bu miktar 3,6 milyon tona ulaştı. Temel yağ bitkimiz olan ayçiçeği dışalımı da bir önceki yıla göre yaklaşık %60 artışla 1,1 milyon ton oldu. Soya dışalımı 2,6 milyon ton ile önemli bir düzeyde gerçekleştirildi. Pamuk dışalımımız %24,4 oranında artış gösterdi.

Tarıma 2019 yılında verilen desteğin çok daha fazlası sadece bu 5 bitkisel ürünün dışalımına verilerek, yurtdışına 6,4 milyar dolar ödeme yapıldı.

Geleneksel tarım değer kazanacak: Tarımdan kopuş kısa sürede önlenmeli

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, koronavirüs ile birlikte gıdanın önemi daha da arttığını, salgın dünya genelinde gıdanın stratejik önemi öne çıkarırken, geleceğe ilişkin projeksiyonlar da çizilmeye başlandığını ifade etti.

Gülçubuk, “Hiçbir tarla boş kalmamalı ve devletin bunu desteklemesi gerekir” çağrısında bulundu. Koronavirüs’ün gelecek tarım politikaları üzerindeki etkisini ve gıda güvenliğini Yeni Şafak’a anlatan Gülçubuk, salgınla birlikte ülkelerin tarımda kendi kendine yetebilme planları yapacaklarına dikkat çekti.

Türkiye’nin, tarımdan kopuşu önleyecek önlem alması gerektiğine vurgu yapan Gülçubuk, “Şu anda çiftçi yaş ortalaması 55. Kırsalda genç durmuyor. Tarım ve kırsal kalkınmayı entegre edecek politikalara ihtiyacımız var.” diye konuştu.

Gülçubuk, “Bütün ülkeler kapalı ekonomiye geçiyor. Sınırları kapatıyor. Her ülke kendi iç dinamiklerini kullanacak.”

 Tarım ve Orman Bakanlığı ekilebilir tüm arazileri üretime katmak için harekete geçti

Bakanlık olarak ekilebilir tüm arazileri üretime kazandırmak için “Bitkisel Üretimin Geliştirilmesi Programı” nı başlattıklarını belirten Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, “Yazlık ekim yapılabilecek alanlarda ekilişlerin kesintiye uğramaması ve tüm ekilebilir arazilerin üretime katılması için, bu proje kapsamında belirlenen 21 ilde üreticilerimize tohumların yüzde 75’ini hibe ediyoruz.” diye konuştu.

COVİD-19 salgını dolayısıyla, bitkisel üretimin devamlılığı ve gıda arz güvencesini sağlamanın önümüzdeki dönem için büyük önem taşıdığının altını çizen Bakan Pakdemirli, “Bu doğrultuda gerek Bakanlığımızın tüm birimleri gerekse diğer kamu kurum ve kuruluşları nezdinde girişimlerde bulunmak suretiyle tedbirler almaya devam ediyoruz” dedi.

Büyük tanıtımla başlatılan bu kampanyanın amacını oldukça isabetli olmakla birlikte, hedef almış olduğu alan, sağlanan tohumluk miktarı ve hedef ürün rekoltesi sembolik bir değer taşımaktadır sadece. Yazlık ekimler içinde bazı ürünler için nispeten biraz gecikilmiş durumdadır.

Pansuman önlemlerle tarım sektörünün kalıcı sorunları çözülemez

Ziraat Mühendisleri Odası tarafından 7 Nisan 2020 tarihinde yapılan basın açıklamasında Tarım ve Orman Bakanı’nın 5 Nisan 2020 tarihli ulusal basında yer alan bir basın söyleşisinde; üretimde bir aksama yaşanmaması için “bazı ürünlerde stok yapacağız” diyerek yazlık arpa, buğday ve kuru fasulye üretimini artırabilmek için bazı illerde hazine arazilerinin de tarıma açılacağı müjdesini verdiğini ve açıklamada en dikkat çeken konu ise “İstiklal savaşımız sırasında bile bir gram gıda ithalatı olmadı.” vurgusu olduğunu belirterek; ZMO olarak, tarımsal faaliyette bulunan üreticilere verilen her türlü desteği olumlu karşılamakta olduklarını, bununla birlikte, tarım ve gıda sektörünün yapısal sorunlarına yönelik bütüncül önlemler alma yerine alınan parçacı güncel önlemlerle sorunların çözümüne ilişkin belli konu başlıklarında kamuoyunda ve kendilerinde ciddi kuşkular oluşmuş olduğunu ifade ettiler.

Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, “Tarıma koronavirüs kapsamında verilen yeni destek yok.” başlıklı yazısında, günlerdir koronavirüse karşı mücadelede gıda ve tarımın önemini anlatmaya çalıştığını, iktidar tarafından bazı adımlar atıldığını, kırsalda yaşayanların gerekli önlemler alınarak 65 yaş ve üzeri de olsa tarlaya, bağa, bahçeye, çiftliğe gitmesine izin veriliyor olmasının uygun olduğunu belirterek; üretimin ve hasadın devamlılığı açısından mevsimlik tarım işçilerine ihtiyaç olduğundan, gerekli önlemlerin alınması için yayınlanan iki genelge sonrasında mevsimlik tarım işçilerinin üretim ve hasatta çalışmaları için ilk adımların atıldığını ifade etti.

Sayın Yıldırım, barınma yerleri ile ilgili henüz ciddi sorunlar olduğunu, gelen işçilerin kalacağı yerler birçok yerde belli olmadığını. İl Pandemi Kurullarının “çadırlarda kalsınlar” önerisinin koronavirüs önlemlerine aykırı olduğunu, en azından Kızılay devreye sokularak daha uygun koşulları olan ve az sayıda kişinin kalabileceği çadırlar kurulabileceğin, ayrıca sağlık kontrollerinin düzenli yapılması için kırsalda ilçe bazında, belde bazında gezici sağlık ekipleri oluşturulmasının gerektiğini vurgu ile ifade etmiştir.

Koronavirüs önlemleri kapsamında tarıma yönelik bugüne kadar verilen yeni bir destek olmadığını, tarımsal üretimin devamlılığı ve gelecekte tarım ürünlerinde ve gıdada sıkıntı yaşamamak için girdi fiyatlarının düşürülmesi başta olmak üzere birçok desteğe ihtiyaç olduğunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği, “Türkiye gıdada kendi kendine yeterli” sözünün gerçekleşmesi için üretmemiz gerektiğini, ithalatla değil, üretimle kendi kendimize yetebilir olacağımızı da yazısında dile getirmiştir.

Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği olarak virüs salgını karantina önlemlerinden tarımsal üretimin fazlaca olumsuz etkilenmemesi için çiftçiler ile mevsimlik tarım işçilerinin faaliyetlerinin kontrollü bir şekilde devam edebilmeleri konusunda yapmış olduğu geniş kapsamlı istişareler sonucunda oluşan görüş ve önerileri Birlik başkanı Fehmi Kiraz, medya vasıtasıyla gündem oluşturarak hükümet ve bakanlığın gerekli genelgelerin çıkarmasına katkı sağlamıştır.

2026’ya doğru büyüme ve tarım sektörü

Ülkemizin rekabet gücünün artırılması, kalkınma odaklı sanayi politikalarının hayata geçmesi için stratejik sektörlerin genel fotoğrafını çeken Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) adına TÜRKONFED Ekonomi Danışmanı Dr. Haluk Tükel tarafından hazırlanan rapor, “2026’ya Doğru Büyüme ve Tarım Sektörü” raporunda, verimlilik ve 10 yıllık bir büyüme perspektifi içinde konuya yaklaşıyor. Tarım sektörünün Gümrük Birliği Güncellenmesi sürecinde en kritik konuların başında geldiğini vurgulayan TÜRKONFED Başkanı Orhan Turan, “Ülkemizin ‘Orta Gelir Tuzağı’ndan kurtuluşu yüksek teknolojiyi, yüksek verimlilik esaslı kullanarak, yüksek katma değerli üretim ve ihracata odaklanmaktan geçiyor. İşte bu açıdan yaklaştığımızda tarım, ülkemizin sürdürülebilir kalkınması ve rekabetçilik gücü açısından stratejik sektörlerden birisidir.” diye konuştu.

Tarımda yaşanan verimlilik sorununa işaret eden TÜRKONFED Ekonomi Danışmanı ve rapor yazarı Dr. Haluk Tükel, önümüzdeki 10 yılda sektörün hedefinin Avrupa Birliği düzeyini yakalamak olması gerektiğini belirtti. “Tarım sektöründe reform ve verimlilik artışı, Türkiye’nin topyekûn kişi başı 15 bin dolar olarak tahmin edilen ‘Orta Gelir Tuzağı’ eşiğini aşmasını ve bu tuzaktan kurtulmasını sağlayabilecektir.” diyen Tükel, önümüzdeki 10 yılda tarım sektörünün hedefi, AB-28 düzeyini yakalamak olmalıdır şeklinde vurguladı. 

“Tarım ve Gıda 2020 Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi” başlıklı rapor TÜSİAD tarafından hazırlatılmış olup; çalışma, tarım ve gıda sektöründe ekonomik, kurumsal, hukuki, çevresel ve kültürel çözüm niteliğinde ve değer zinciri boyunca üreticiden tüketiciye kadar tüm paydaşlara yönelik, entegre, bütüncül, kapsayıcı ve kalıcı politikaları gerçekleştirmek amacıyla öneriler sunmaktadır. Rapordan alıntılar yapılması yönünden TÜSİAD’ tan izin istenmesine rağmen bir cevap alınamadığı için rapordan alıntılar yapılamamıştır maalesef.

Tarım sektörünün ana girdileri tohum, gübre ve mazot, yem, canlı hayvan büyük oranda dışa bağımlı ve dövizden doğrudan etkileniyor. Girdi kullanımı zorlaşıyor.

Tarım çağı için görüş ve öneriler

TZYMB tarafından hazırlanan raporda tarımsal üretim ve pazarlama örgütlenmesi için çözüm önerileri olarak:

  • Üretici, “tek bir örgüt modelialtında bütün tarımsal faaliyetlerini gerçekleştirecek, “örgüt şaşkınlığından” kurtulacaktır.
  • Üreticinin sahiplenme ve katılım bilinci artacak, böylece “tabelâ örgütü” son bulacak ve örgütler gerçek fonksiyonlarını yerine getirecektir.
  • Üreticiler, birçok örgüte giriş ücreti ve yıllık aidat ödemekten kurtulacaklar ve tarımsal örgütlenmeye sağlanan avantajlar amacına ulaşacaktır.
  • Tarımsal istatistikler tek bir çatı altında toplanacak, üretim-ithalât-ihracat politikaları daha güvenli şekilde planlanacaktır.
  • Örgütlerin ulusal ve uluslararası piyasalarda rekabet gücü artacaktır.
  • AB uyum sürecinde örgütlerin entegrasyonu ve AB fonlarından yararlanma imkânı kolaylaşacaktır.
  • Örgütlerin denetimi daha güçlü yapılabileceğinden yönetim ve denetimde şeffaflık sağlanacaktır.
  • Ülkemizde,  İhtisas kooperatifler yerine, bütün çalışma konularını ve amacı içeren en az ilçe bazında kurulmuş, bir tek tarımsal örgüt olması önerilmektedir.
  • Tarımsal ürün ve gıda üretim sıkıntısı giderildiğinde de asıl sorun değer fiyata pazarlanması üreticinin eline mutlak değerde hak ettiğinin geçmesi tüketiciye kadar süren pazarlama zincirinin de en aza indirilmesi bu nedenle kooperatifçiliğin üçüncü sektör olarak dinamizminin sağlanması ayrıca tarım için elzemdir.

Ziraat mühendisi duyarlı arkadaşlarla konu hakkında sanal gruplarda yaptığımız tartışma ve görüş alışveriş sonucunda;

  • Çiftçiler tarafından terk edilen, ekilmeyen arazilerin çoğunun sulanamayan, kıraç, marjinal, vatandaşınpara kazanamadığı için terk ettiği araziler dikkate alınmalıdır ve bu arazilerin toprak muhafaza önlemleri de göz önüne alınarak gerekli destek ve teşviklerle ya sahipleri tarafından veya devlet marifetiyle ilgili yasa kapsamında kiraya verilerek yeniden üretime kazandırılması için gerekenin yapılması;
  • Çoğu yerde, tarla sahibinin çiftçiliği bırakmış; arazisini kiraya verip çoğu destekleri de kendisi alıp şehir hayatı yaşadığı;  zorluğu çeken ve uğraşanın kiracı ve ortaklar olduğu, onların da kazanamadığı durumlarda üretimden vazgeçip bırakıp gittikleri;
  • Kamu arazilerinin tarımsal üretim amacıyla kiraya verilmesi sürecinde mevcut meraların daha çok tahribatı ve elden çıkması yol açabilecek uygulamalardan kaçınılması;
  • Günden güne azalan, tahrip olmuş, verimsizleşmiş meraların plansız otlatmayla daha kötü hale gelmesinin önlenmesi ve meraların korunması ve iyileştirilmesi;
  • Meraların etkin kullanımı ile mevzuat ve ihlaller birlikte gündeme getirilebilir ise bu dönem çok etkili olabileceği;
  • Aslında çiftçinin ekilecek arazi sıkıntısı çekmediği, çiftçinin kendi arazisini ekmekte sıkıntısı olduğu, çiftçiye yapılacak desteklerin başında yakıt gübre tohum bedellerinde belli oranlarda destek sağlanması gerektiği, borç ödemeleri bu yıl ötelenmesi, desteklerin üretimi özendirici, teşvik edici olması gerektiği;
  • Yükselti farkını çok olduğu Doğu ve Güneydoğu’da baharda otlatma olgunluğuna erken gelen meralarda, bölgenin güvenliğinin sağlanmasını da kapsayacak şekilde ovalarda başlayıp yükseklerdeki yaylalara doğru otlatma kapasitesine uygun sayıda otlatma yapılması yönünde göçer hayvancılığı modernizasyonu ile ilgili bir projenin gündeme getirilmesi;
  • Bu virüs salgınında yaşadıklarımızdan sonra daha da iyi anlaşılacağı üzere; Ziraat Mühendisliğinin yanısıra; Veteriner Hekim ve Gıda Mühendisliğinin geleceğin meslekleri olabileceği; çünkü elinde milyarlık son teknoloji bir cihaz da olsa karnın doymadıktan sonra gerisinin hikâye olduğunun bugün anlaşıldığı;

görüş ve öneriler ortaya konulmuştur.

Küresel ve Türkiye pazarlarında hızla artmakta olan organik tarım, güvenilir ve sağlıklı gıda ve gıda dışı ürünlerin üretimi yanında doğal kaynaklar, toprak, su ve biyoçeşitliliğin hem doğal hem de tarımsal ekosistemlerde korunmasında önemli bir araç olabilir.

Özellikle mısır, ayçiçeği ve soya gibi ve sebze çeşitlerde kısmen dışarıya olan bağımlılığın azaltılması için Ar-Ge yatırımları artırılmalı ve ayrıcalıklı desteklenmelidir.

Yalnızca tohum gibi bir girdide verilen destek diğer girdilerdeki yüksek fiyat gerçeği karşında üretimi istenen düzeyde olumlu etkilemeyecektir. Mazot, gübre, tohum, ilaç, yem, sulama suyu ve elektrik gibi tüm girdilerde vergi oranları dâhil düzenlemelerle maliyetleri düşürecek önlemler ortak bir “tarımsal ekonomik destek kararnamesi” ile açıklanmalıdır.

Tarımsal girdi kapsamında kullanılan mazotta yüksek oranda uygulanan vergiler ve KDV %1’e indirilmelidir.

Salgın sürecince tarımsal su kullanım ve elektrik borçları ertelenmeli ve döneminde ödenemeyen borçlara uygulanan gecikme cezaları iptal edilmelidir.

Kendimize yeterlilik durumu dışında buğday, mısır, şeker vs. gibi stratejik ürünlerde devletin olağanüstü stok tutması gerekmektedir.

TMO 2020 yılı için şimdiden alım garantili ürün fiyatı açıklamalı, gerekli ödemeleri zamanında yapabilecek hazırlıklarını tamamlamalıdır. TİGEM arazilerinin, tohumluk üretilmesi amacı hariç, kiralanması veya satışı uygulamalarına son verilmelidir.

Salgın süresince sosyal hareketliliği ve insanlar arası teması azaltarak sosyal izolasyonun mutlak şekilde sağlanmasına dikkat edilerek tarım arazilerinde, hayvancılık işletmelerinde ve tarımsal girdi satış bayilerindeki çalışmaların zamanında yapılabilmesi ve üretimin devamlılığı için aşağıdaki konularda iller arası farklı uygulamalar olmamalı, tüm illerimizde konu merkezi yönetim genelgeleri çerçevesinde ortak yürütülmelidir.

Tarımsal danışmanlık yapanlar, üreticilere bitki ve hayvan sağlığı hizmeti sunanlar, akademik araştırmaları yürütenler ve Tarsim Eksperleri için meslektaşlarımız dâhil kamu ve özel sektör çalışanlarına mesleki kimlikleri ile il içi ve iller arası seyahatte kolaylık sağlanmalıdır. Mevsimlik tarım işçileri ve hayvancılık faaliyeti yapan göçerler ile arıcılara yönelik İçişleri Bakanlığı genelgeleri ve İl/İlçe Hıfzıssıhha Kurulları kararları doğrultusunda hareketleri ve konaklamaları sürecinin Tarım İl Müdürlükleri teknik önerileri doğrultunda AFAD ve Türk Kızılayı tarafından sağlıklı yönetilmesi sağlanmalıdır.

Tarımsal üretime gübre, zirai ilaç, tohum, yem, tarımsal sulama ve ekipmanları, çiğ süt ve diğer tarımsal ürünlerin nakli gibi girdi tedariki sağlayan özel sektör çalışanlarına seyahatte ve girdi naklinde kolaylık sağlanmalıdır.

2020 yılı destekleme tebliği ivedilikle yayınlanmalı, destekleme ödemelerinin yarısının avans olarak ödenmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalı, Bakanlık destek başvuru ve ödeme tarihlerini öne çekecek işlemlere ivedilikle başlamalıdır. Çiftçilerin borçları Tarım Kredi Kooperatifleri yanında Ziraat Bankası ve özel bankalarda uzun vadeli, kredi anapara ve faiz ödemeleri 1 yıl faizsiz ertelenmeli, çiftçilere sıfır faizli kredi verilmelidir.

Çiftçilerin BAĞKUR ve SSK borçları, 2020 yılı hasat sezonu sonuna ertelenmelidir.

Kredi Garanti Fonu (KGF) kredileri tarım işletmelerini de kapsamalıdır.

Sulama yatırımları artırılmalı, su tasarruflu sistemlere geçilmeli, sulanan alanlarda arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri eşgüdümlü bir şekilde tamamlanmalıdır.

Yaş sebze ve meyve pazarları ile hallerde kooperatifçilik yaygınlaştırılmalıdır.

Tarım ürünleri sunumunda hijyenden ödün verilmemeli, etkin denetimler yapılmalıdır.

Küçük çiftçiler ve aile işletmeciliği mutlaka desteklenmelidir.

Yüksek teknolojik pahalı mekanizasyon ürünlerinin ortak kullanımı ve işletmeciliği geliştirilmelidir.

Bunlar yapılırken, sulama altyapısı ve ortak makine kullanma ve pazarlama hizmetleri için kooperatifleşme ve birlik oluşturma, şirketleşme ile tarım işletmelerinin yapılandırılarak, verim artırıcı modern tarım teknikleri ve gelişmiş teknoloji kullanımını, üretici örgütlenmesini, farklı işletmecilik anlayışı ve sistemlerini geliştirmek stratejisi izlenmelidir.

Tarım ve gıda odaklı teknoparklar ile sektörel teknoloji platformlarının tesis edilmesi gerçekleştirilmelidir.

Ülkemiz topraklarında tüm ihtiyacımız olan tarım ürünlerinin üretiminin gerçekleştiremeyeceği gerçeğiyle; başta yağlı tohumlu bitkiler olmak üzere, gerekirse besi ve damızlık hayvanlarının yurt dışında önerilen ve belirlenen bölge ve ülkelerde Türk girişimcileri tarafından üretiminin yapılması ve ülkemizin ihtiyacının karşılanması için mekanizmalar geliştirilmeli ve bunun için destekler sağlanmalıdır.

Tarımsal biyoteknoloji için Ar-Ge yatırımlarına önem verilmeli, bu yatırımların geri dönüş sağlayamayan, nihai ürün ve sisteme odaklı olmayan, kaynakların buralara aktarılıp istenilen sonuçların elde edilemediği “Biyoteknoloji Çöplüğü”’ne dönüşmesi engellenmeli; entegre ve kamu-özel-üniversite ortak biyoteknoloji projelerinin ve çalışmalarının yapılmasına gayret edilmelidir.

Kent merkezlerinde atıl durumda olan tarım topraklarının “Kent Bahçeciliği”nde tahsis edilerek kullanılmasına çalışılmalıdır.

‘Betona İnat, Doğal Hayat’ sloganı hayata geçirilmelidir.

Özel sektör öncülüğünde, kooperatifler, birlikler, kamu kuruluşları, AR-GE yapan üniversiteler ve bireysel araştırmacı ve üreticilerle Ülkemizin “Tohumculuk Üssü” olmasına gayret gösterilmelidir.

Tohum  üretiminde  model,  bölgesinde  lider,  dünyada  marka olmak hedeflenmelidir.

Tohumculukta “kendine yeten, dünyaya satan” bir ülke olmaya çalışılmalıdır.

Ülkemizin gittikçe dünyada söz sahibi olduğu tohumculuk sektörüyle ilgi kamuoyunda oluşan olumsuz ön yargıları, şehir efsanelerini; uygulamalarla ve tanıtımlarla ortadan kaldırma, olumlu imaj yaratma çalışmaları yapılmalıdır.

Kırsal hayatı cazip hale getirecek tedbirler almak, köyünde yaşamayı, emekli olup köyüne dönüp kırsalda kısmen hobi ve kısmen geçimlik tarımsal ve kırsal el sanatları ile uğraşmaları üretimde çeşitliliğe, kaliteli üretime ve aile refahının artmasına yol açabilecektir. Özellikle yerel bitki çeşitlerinin tohum ve fidanlarını kullanarak kendi ihtiyacı için veya yerel marketlere ve belediyeler için geleneksel ve organik ürün üretimlerinin teşvik edilmesi yerel çeşitlerin kullanımını yaygınlaştırabileceği gibi, üretime de katkı sağlayabilecektir.

Kırsaldan kentlere yaşanan yoğun ve dengesiz göçün yarattığı sorunların kalıcı çözümü için üreticilerin üretimde kalmalarının ekonomik önlemlere teşviki yanında, kırsalın fiziki alt yapısının iyileştirilmesi, sosyal yapının geliştirilmesi, kadınların güçlendirilmesi, genç işgücünün üretime katılması, çevreye duyarlı yaşamın özendirilmesi ve örgütlenme bilincinin geliştirilmesi gibi temel konularda da ivedi çözüm önerileri geliştirilmelidir.

Türkiye, daha sağlıklı işleyen ve planlı üretimi teşvik eden politikaları hayata geçirmelidir.

Mevcut salgın durumundan ibret alarak Milli Tarım Platformu gibi bir yapı oluşturulması için harekete geçilmesi ve bu yapı içinde meslek oda ve birlikleri, çifti birlik ve kooperatifleri, tohumculuk kuruluşları vb. kuruluşlar yer almalıdır. Böylece bu kritik süreçte ortak akıl ve strateji oluşturulabilir ve iktidara icraat için öneri olarak iletilebilir; iktidar ve muhalefetle ortak yol haritası ve strateji geliştirilmesinde bir araya gelinebilir.

Belli ölçüde işlevsiz ve dağınık olan kamu yönetimi yerine tarım, gıda, toprak ve su yönetiminde etkin bir kamu yönetimi kurulmalı, merkezi yönetim görev ve yetkilerine sahip çıkmalı, Tarım ve Orman Bakanlığı sekretarya işlerini yürütme yerine politika belirleyen ve belirlediği politikaları uygulayabilen işlevsel bir kurumsal kimliğe dönüştürülmelidir.

Ülkemizde “tarım/ziraat” tanımı, çoğu kez, yanlış biçimde “tarım ve hayvancılık” olarak kullanılmaktadır. tarım, “bitkisel ve hayvansal üretimi” birlikte kapsayan bir faaliyet, bir çerçeve tanım olarak kullanılmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan ekonomik önlemler paketlerinde çiftçilere yer verilmemesi nedeniyle, özellikle virüs salgını sonrasında stratejik önemi artan ve adeta Tarım Çağı gibi bir döneme evrilecek olan tarım sektörüne yönelik ivedilikle kapsamlı bir “tarımsal üretim seferberliği” ilan edilmeli ve “tarımsal ek ekonomik önlemler paketi” açıklanmalı, önünü görmekte zorlanan üreticilerimizin morali yükseltilmeli, kamu yönetimine olan güveni tazelenmelidir.

Türkiye için tarım politikaları ve stratejilerinde Tarım Çağına uygun öncelikli konumda bir tarım ve gıda sektörü olmalıdır..!

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları