16.09.2021

Türk dünyası; bilimle güçlü, bir ve var olacaktır

Özbekistan Kültür Bakanı Danışmanı Prof. Dr. Marufjon Yuldashev, Özbekistan'ın 30.bağımsızlık yılında duygularını ve düşüncelerini ifade ediyor; bağımsızlık sonrası Özbekistan'ın iç ve dış politikasını, Türk dili konusunda gündem başlıklarını değerlendiriyor.


Özbekistan Kültür Bakanı Danışmanı Prof. Dr. Marufjon Yuldashev, Özbekistan’ın 30. bağımsızlık yılında duygularını ve düşüncelerini ifade ediyor; bağımsızlık sonrası Özbekistan’ın iç ve dış politikasını, Türk dili konusunda gündem başlıklarını, Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in Türkiye’yle ve Türk dünyasıyla ilgili düşüncelerini değerlendiriyor. Prof. Dr. Marufjon Yuldashev, Türk dünyasının bilimle güçlü, bir ve var olacağına inanıyor.

Yeliz Şenyerli: Bugün 1 Eylül 2021, Özbekistan Cumhuriyeti’nin 30’uncu bağımsızlık yılı… Özbek Türkü bir akademisyen olarak bugün size neler düşündürüyor ve hissettiriyor?

Prof. Dr. Marufjon Yuldashev: Evet, bugün bizim için çok önemli bir gün. Orta Asya’nın hızla gelişen ülkelerinden ve dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasına girmeyi hedefleyen Özbekistan, bugün bağımsızlığının 30. yılını kutluyor.

Özbekistan, bundan 30 sene önce, 31 Ağustos 1991 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin(SSCB) dağılmasının ardından bağımsızlığına kavuşmuştur. Ben o zaman üniversite öğrencisiydim. Olayların nasıl geliştiğini çok iyi hatırlıyorum. Özbekistan’ın bağımsızlığına uzanan yolunun kolay olmadığını da bağımsızlık ilan edilmesiyle başlayan zorlu bir sürecin nasıl ilerlediğini de daha dün olmuş gibi hatırlıyorum. Ülke bir yandan sosyal, siyasi sorunlarla, bir yandan ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştı; ama halk sabırla, umutla bekledi. Eskiden daha iyiydi, diye umutsuzluğa kapılmadı. Kendi devletimizin kurulduğuna sevindi. Yarın daha iyi olacağına inandı. Çünkü devlet bizim için milli kimliğimizin koruyucusu, kendi değerlerimizi geri kazanmanın güvencesiydi. Devlet bağımsız olmadan ne dilimizi ne dinimizi ne de milli geleneklerimizi özgürce yaşayamıyorduk. Bağımsız devlet olunca bunları geri kazanacağımızın bilinciyle hayaller kuruyorduk. Her sene Bağımsızlık Günü yaklaştığında, o günler gözümün önünden film şeridi gibi geçiyor.

Özbekistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülke Türkiye oldu. Ardından dünya devletleriyle siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirmeye başladı. 2 Mart 1992’de Birleşmiş Milletler’e üye oldu. Bağımsızlık sonrasında Özbekistan, ilk önce kendi milli kimliğini ve kültürünü tekrar kazanmaya gayret göstermiştir. Bununla birlikte demokratik değerlere uyum sağlamaya ve bu konuda gelişmiş ülkelerle entegre olmaya çalışmıştır. 30 sene sonra gelinen noktada hayallerimizin gerçekleştiğini görüyor ve mutlu oluyoruz.

Yeliz Şenyerli: Köklü bir tarihe sahip büyük Türk ailesine mensup olmak sizin için ne ifade ediyor?

Prof. Dr. Marufjon Yuldashev: Özbekistan, son yıllarda gerçekleştirdiği ekonomik reformlarla Orta Asya’nın en önemli ülkesi olmayı hedefliyor. 2020 kayıtlarına göre; 34 milyonu aşkın nüfusuyla bölgenin en kalabalık ülkesi sayılmaktadır. Bilindiği üzere her köşesi tarih kokan ülke Harzemşahlar, Timurlular, Şaybaniler, Babürlüler devletleri ile Çar Rusyası tarafından devrilen Buhara Emirliği, Hokand ve Hive Hanlıklarına ev sahipliği yapmıştır. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tabiriyle söylersek: “Türkistan medeniyetinin doğduğu ve geliştiği bu topraklar; Biruni, Mirza Ulugbek, İbn-i Sina, Hârezmî, Ali Kuşçu gibi dünyayı aydınlatan, insanlığın ufkunu genişleten bilim insanlarını yetiştirmiştir. İmam Buhari, İmam Mâtürîdî, İmam Tirmizî, Bahâeddîn Nakşibendi gibi manevi önderlerimiz buranın, bu toprakların armağanıdır.” Bu listeyi daha uzatmak mümkün. Bunu idrak ederek yaşamak, tabii ki insana büyük bir iftihar ve sorumluluk yükler.

Zor zamanlarda biz köklü tarihimizden güç aldık, çocuklarımıza o zat-ı muhteremlere uygun bir evlat olması gerektiğini aşılamaya çalıştık. O manevi değerlerimizi; çocuklarımıza masal mı olur, destan mı, şarkı veya türkü mü olur, bir yol bulup anlattık. Çünkü varlığımız için onlara minnettarız. Biruni’yi, Hârezmî’yi, İbn-i Sina’yı, Nevâî ‘yi bilmeyen bir çocuk, Özbek olamaz diye öğrettik. Özbekistan Halk Şairi Halime Hudayberdiyeva’nın bir şiiri var. İzninizle yazmak isterim:

Anne bana ne verdiysen

Hepsini naklettim.

Atalarımın ahlakını

Şivelerini.

 

Ben de sizin gibi durmadan

Sabır ağacını yetiştirdim.

Takatle topladım,

Takatin meyvesini.

 

Hepsini verdim, neleri verdiğimi

Hatırlayamıyorum…

Ne yazık ki hiç bir şeyim yok,

Fasfakir, özgürüm.

Sizden emanet upuzun boyu,

Cılız endamımı

Kızıma vermeye mecburum.

Şiirde söylendiği gibi atalardan aldığımız her şey bize emanettir ve onları dökmeden, kırmadan, eksiksiz bir şekilde gelecek nesillere iletmek zorundayız.

Yeliz Şenyerli: Özbekistan’ın bağımsızlık sonrası iç ve dış politikasını değerlendirir misiniz?

Prof. Dr. Marufjon Yuldashev: Geçen 30 sene zarfında Özbekistan, bağımsızlığını pekiştirip ekonomik kalkınma yolunda önemli adımlar atmıştır. Bilindiği gibi bağımsızlık sonrasında yapılması gereken en önemli iş, yeni bir devlet inşası üzerinde yoğunlaşmaktı. Eski sistemin tüm kurumlarının değişmesi, yönetim biçiminin tamamen yenilenmesi, çağdaş demokrasiye uygun yasalar geliştirilmesi gerekirdi. Bunlar başarıyla yapıldı. Hatta yeni devlete, yeni alfabe ile başlama kararı alındığını da söylemek gerekir.

1993’te okullarda eğitim, yeni Özbek-Latin alfabesiyle verilmeye başlamıştı. Günümüzde de aynı durum devam ediyor. 1995’te ıslah edilen ve 2021 sonuna kadar yine bir defa ıslah edilmesi öngörülen Latin alfabesine geçiş süreci 2023’te sona erecek. Özbek-Latin alfabesine geçmemiz, Türk dünyası için de büyük bir önem arz etmektedir. Okuyup anlama konusundaki sıkıntıları gidereceği kanaatindeyiz. 30 sene içinde ülkede, anayasa başta olmak üzere tüm temel yasalar yenilendi, geliştirildi ve hayata geçirildi. Devletin üç bağımsız erki olan yasamanın, yürütmenin ve yargının temelleri oluşturuldu. Böylece anayasaya dayalı bir yönetim sistemi kuruldu.

Yeliz Şenyerli: Bazı Türk devletlerinin ve topluluklarının uzunca bir dönem Sovyet Rusya’nın hakimiyetinde varlığını sürdürmesi, Türk kültürünü ve milli bağlarımızı nasıl etkiledi?

Prof. Dr. Marufjon Yuldashev: Bağımsızlık öncesi her sorunun çözümü Moskova’da idi. Herhangi bir sorunu bile çözüme kavuşturmak için Moskova’dan izin istenirdi. Biz çocuktuk; ama birileri şikayet etmek isterse “Moskova’ya şikayet edeceğim.” diye söylenenleri hatırlıyoruz. Hatta “Moskova’ya yazmış, sorunu çözülmüş.” gibi konuşmaları da duyuyorduk tabii olarak.

Bilimsel çalışmalarda tezler Rusça yazılır ve Moskova’da ya da Petersburg’ta savunulurdu. Bağımsızlıktan sonra bu durum hemen değişti. Milli gelenekler, örf ve adetlere bağlılık, “gericilik” olarak nitelendirilirdi. Mesela ben hatırlıyorum, ilkbaharda Nevruz kutlaması bile yasaklanmıştı. Nevruz’un evlerde bile kutlanmaması tembihlenirdi. Bahar tatlısı olan sümelek yapmayı bile yasaklayan bir zihniyet vardı. İnancı yaşamak konusunda söylemesem de olur zaten.

Sovyet propagandasına göre; milli diller, elbette kaybolacak ve tek dil, Sovyet dili kalacaktı. Türk halkları da birbirleriyle Rusça konuşmaya mecburdu. Oysa ki sokakta, pazarda Kazak, Tatar, Özbek bir araya gelirse herkes kendi şivesiyle konuşarak anlaşabiliyordu. Zaten yekpare olan Türkistan toprakları, 20. yüzyılın başında parçalandı, ayrı devletler oluşturuldu, tek milletten farklı milletler ortaya çıkarıldı. Bir ve aynı olan hususlar yerine farklılıklar sürekli konuşuldu, gündemde tutuldu. Bu nedenle tek olan Türk kültürü ve milli bağlarımız zayıfladı. Bu konuyu daha da genişletmek mümkün.

Yeliz Şenyerli: Günümüzde Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in ve Özbek Türklerinin, Türkiye ve Türk dünyası hakkındaki düşüncelerini değerlendirir misiniz?

Prof. Dr. Marufjon Yuldashev: Bu konuyla ilgili görüşlerimi birkaç başlık altında dile getirebilirim:

1. “Yeni Özbekistan” vizyonunu getirdi. “Yeni Özbekistan” veya “Üçüncü Rönesans” diye adlandırılan vizyonunun temelinde, milli değerlere sahip çıkarak çağdaşlaşma konusu ele alınmıştır. Günümüz Özbekistan’ının bulunduğu topraklarda, eskiden iki büyük uyanış süreci yaşanmıştır. Birincisi; IX-XII yüzyıllarda, ikincisi; Timurlular saltanatının zirvede olduğu dönem olan XIV-XV yüzyıllarda Doğu Rönesansı yaşanmıştır.

Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in ileri sürdüğü projeler, hayata geçirilmesi planlanan büyük hedefler, üçüncü bir uyanışın haberini veriyor. Bu vizyon, topluma bir umut oldu. Tüm alanlarda “Yeni Özbekistan”a uygun projeler üretiliyor,  yeniden yapılanma süreci gerçekleşiyor. Bu konuda ne kadar başarılı olacağımızı zaman gösterir; ama bunların tamamı milleti, bir olmaya ve bir olarak var olmaya inandırıyor.

2. İnancımızı yaşama konusunda yasaklar ortadan kalktı. Her bir vatandaş, özgürce dinini yaşamakta. 2021 yılında, yani 1 senede 13 büyük cami açıldı. Son üç senede 256 yeni cami yapıldı, kapalı olan 308 tanesi ise tamirden sonra ibadete açıldı. Baş örtü yasağı ortadan kalktı. Dinini yaşadığı için hapse atılan vatandaşlara af getirildi.

3. Basın özgürlüğü getirildi. Şeffaflık ve adalet başlığı altındaki çalışmalar hızlandırıldı. Bloger ve medya mensuplarının özgürlüğü yasalarla geliştirildi.

4. Özbek-Latin alfabesine geçiş süresi hızlandırıldı. Özbek Türkçesinin devlet dili olarak tüm kurum ve kuruluşlarda kullanılması yasalaştırıldı. Cumhurbaşkanı, uluslararası toplantılarda devlet dilinde konuşarak topluma örnek oluyor. Örneğin; Cumhurbaşkanı Mirziyoyev, BM Genel Kurulu’nda ilk kez Özbekçe konuşma yaptı ve bu konuşmayı, toplum büyük bir coşkuyla karşı aldı.

5. İnsan hakları konusunda büyük reformlar hayata geçirildi. İnsanların devlete, adalete, yasalara güveni arttı.

6. Türk dünyasına ve tüm dünyaya açılım gerçekleştirildi. Sayın Mirziyoyev’in güzel atılımlarıyla Özbekistan, Türk dünyasının kültürel merkezi haline geliyor. Her alanda iş birliği günbegün artıyor. Zaten böyle olması gerekiyor. Özbekistan’sız Türk dünyasından bahsetmek mümkün müdür? Türkistan’ın ve Türk dünyasının manevi üssü, eşsiz turizm merkezidir Özbekistan.

Yeliz Şenyerli: Özbekistan Cumhuriyeti’nin Türk dili konusunda gündem başlıkları neler? Örneğin; Rusya’nın etkisinden bağımsız olarak Özbekçe tüm kurum ve kuruluşlarda özgürce konuşulabiliyor mu, Türk devlet ve topluluklarıyla alfabe birliğini sağlama konusunda somut adımlar atıyor mu?

Prof. Dr. Marufjon Yuldashev: 2020’de Özbekistan’ın Bakanlar Kurulu nezdinde Devlet Dilini Geliştirme Departmanı oluşturuldu. Tüm bakanlık ve devlet kuruluşlarında başkanın danışmanı kadrosuna bir dil bilimci veya Özbekçe uzman istihdam etme şartı getirildi. Ben de Özbekistan Kültür Bakanı Danışmanı olarak devletin dil siyasetinin bakanlık ve ona bağlı kurumlarda kullanılmasından sorumluyum.

1 Ağustos 2021 itibariyle tüm yazışmalar, Özbek Türkçesiyle ve Özbek-Latin alfabesiyle yapılıyor. Bununla birlikte şunu da söylemek gerekir ki Özbekistan’ın dil siyesetinde herhangi bir dilin yasaklanması söz konusu değil. Tüm çalışmalar, Özbekçenin kullanım alanını genişletmek ve yönetimde önemini arttırmaya yöneliktir.

Yeliz Şenyerli: Son olarak Türk dünyasına mesajınız nedir?

Prof. Dr. Marufjon Yuldashev: Türk dünyası, bilime önem verdiği zamanlarda dünyayı şaşırmıştı. Ferganali bir bilim insanı, Mısır halkının en büyük sıkıntısını, Mikyas-ı Nil’i keşfederek çözmüştü. El-Hârezmî, bugünkü bilgisayar biliminin ve dijital elektroniğin temeli olan 2’lik sayı sistemini ve sıfır sayısını bulmuştu. İbn-i Sina, tıpta bugünün bilim insanlarını bile şaşırtan keşifler yapmıştı. Birûni, aritmetik, geometri, fizik, kimya, mineraloji gibi birçok bilim dalında, Mâtüridî itikat ilminde, Buhârî hadis ilminde, Mirza Uluğbek astronomide fevkalade eserlere imza atmıştı. Bu listeyi daha devam ettirmek mümkün.

Kısaca söylemek gerekirse, zamanında bilimle neler yapabileceğini dünyaya kanıtlayan Türkler, yine bilimle dünyanın sorunlarına çözüm getirebilirler. Ben buna inanıyorum. Corona virüsü salgınına karşı aşı geliştiren iki Türk bilim insanına, dünyanın minnettar olduğunu görüyoruz. Özbekistan’da yenilebilir “domates-aşı”ları geliştiren bilim insanları da İbni Sina’nın mirasçılarıdır. O yüzden de Türk dünyası; bilimle güçlü, bir ve var olacaktır. Ülkelerimiz arasındaki dostluk ilişkilerinin ve iş birliğinin her alanda daha da güçleneceğine inanıyorum.

Marufjon Yuldashev kimdir?

1973 yılında Özbekistan’ın Fergana şehrinde doğdu. 1996 yılında Fergana Devlet Üniversitesi’nin Özbek Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 1996-2010 yılları arasında Taşkent Devlet Pedagoji Üniversitesi’nde araştırma görevlisi, doçent ve profesör olarak çalıştı.
Özbek dil biliminin lengüapoetik alanındaki çalışmalarıyla 2000 yılında Doctor of Philosophy(Ph. D.) derecesini, 2008 yılında doçent payesini, 2009 yılında Doctor of Sciences (Philology) derecesini kazandı.
Araştırmalarını Özbek dili, dil bilimi, lengüapoetik, üslûp bilimi, metin bilimi üzerinde yoğunlaştırdı. Bu alanda Özbek, Türk, Rus ve İngiliz dillerinde yayımlanmış yüzden fazla bilimsel makalesi ve yirmi kitabı bulunmaktadır.
Çevirmen olarak Çağdaş Türk Lehçelerinden ve Rusçadan Özbekçeye birçok edebi ve televizyon eserini aktarmıştır. Bununla birlikte Özbekçeden Türkiye Türkçesine şiir ve hikâyeler aktarmaktadır.
2010-2017 yılları arasında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri Ana Bilim Dalı’nda çalışmıştır.
2017 yılından itibaren Özbekistan Devlet Sanat ve Medeniyet Enstitüsü, Özbek Dili ve Edebiyatı Ana Bilim dalında öğretim üyesidir.
Hâlen Özbekistan Kültür Bakanı Danışmanı olarak çalışmaktadır.
Yazar

Yeliz Şenyerli

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.