20.01.2022

Uçuş

İnsanoğlunun ne zamandan beri uçmayı hayal ettiğini bilmiyorum. İlk medeniyetlerden beri uçma hayallerinin var olduğunu düşünebiliriz. 40-50 yıl sonra. Şehir içindeki sokak ve caddelerin, karayollarının işlevi kalmayacak. Raylı sistem ve deniz yolları dışındaki bütün ulaşım havadan sağlanacak


2015’ten birkaç yıl önce yazdığım bu yazı bilgisayarımın bir köşesinde kalıvermiş. Yazının sonlarında sözünü ettiğim değişikliklerin tarihlerinde aceleci davranmış olabilirim. Ama o değişiklikler günün birinde olacak herhâlde. Düşünmenin ve hayal etmenin ne zararı var? Bence herkes hayal etmeli. Gerçeklerden kopmadan.

İnsanoğlunun ne zamandan beri uçmayı hayal ettiğini bilmiyorum. İlk medeniyetlerden beri uçma hayallerinin var olduğunu düşünebiliriz. Sümerlerin zigguratları, eski Mısır’ın ve Mayaların piramitleri, insanlığın daha o dönemlerde göklere yükselme arzusu taşıdıklarını gösteriyor. Şaman inançlarında mevcut gökteki tanrılarla buluşma, Müslümanlıktaki miraç da yine yükselme, uçma arzu ve düşüncelerinin tezahürleri gibi görünüyor. Havada süzülen kuşları bazen hayranlıkla, bazen korkuyla seyreden insanoğlu hiç şüphesiz başlangıçtan beri onlara özenmiştir. Eski Türklerin ölüm için “uçmak, uçup gitmek” kelimelerini kullanmaları ve ruhun uçtuğunu düşünmeleri de bu bakımdan dikkate değer.

Buraya kadar eski  insanların beynindeki hayal ve düşünceleri yazdım. Fakat bütün buluşlar ve ilerlemeler hayallerden doğmuyor mu? Hayallerin gerçekleşmesinde insanlık cesur ve yürekli kişilere çok şey borçlu. Uçma konusunda ilk cesur adam bir meslektaşımız, bir sözlükçü. Sıhâh (Vankulu Lügati) adlı sözlüğün yazarı İsmail Cevherî. Fârablı ve muhtemelen Türk asıllı. Binli yılların hemen başında, bundan 1010 yıl kadar önce, Nişabur’da caminin damına çıkıyor ve kendi imal ettiği tahtadan kanatlarla bedenini boşluğa bırakıyor. Bir süre uçuyor da. Ama o kadar. Sonra düşüp ölüyor. Onu ilk bilim şehidi kabul etsek yanlış mı olur?

1480’ler ve 1490’larda Milano Dükü Sforza’nın hizmetinde çalışan Leonardo da Vinci’nin yolu Cem Sultan’la hiç kesişti mi bilmiyorum. 1500’lü yılların başlarında devamlı koltuğunun altında gezdirdiği Mona Lisa’nın 500 yıldır insanları, dudaklarındaki esrarlı gülüşle izlediğini hayal etmiş midir, onu da bilmiyorum. Fakat 2014’ün sonbaharında bu ünlü tablonun, Türkiye’den birileriyle özçekimlere gireceğini hayal etmediğinden eminim. On parmağında on marifet bulunan bu sanatçı ve bilim adamının uçan makinelerin ilk tasarımcısı olduğu ise bilim tarihinin kutsal sayfalarına çoktan kaydedilmiş bulunuyor.

Evliya Çelebi’ye inanmak zorundayız. “Galata Kulesi’nin ta zirve-i bâlâsından lodos rüzgârı ile uçarak Üsküdar’da Doğancılar Meydanı’na inmiştir.” diyor. Bahsettiği adam Hezarfen Ahmed Çelebi. 1632 yılında kendi imali olan takma kanatlarla tam 3358 metre uçmuş ve Boğaz’ı geçerek Doğancılar’a konmuş. Sultan Murad Han da Sarayburnu’nda Sinan Paşa Köşkü’den bu uçuşu temaşa ediyormuş. Ah Koca Murad Han ah! Adam tehlikeliymiş. “Böyle kimselerin bekası caiz değil.” deyip sür Cezayir’e. Hezarfen Cezayir’de sürünmüş, biz de buralarda sürünüp duruyoruz.

Yine Evliya yazıyor. “Lâgarî Hasan elli okka barut macunundan yedi kollu bir fişeng icat etti. Sarayburnu’nda, hünkâr huzurunda fişenge bindi ve şakirdleri fişengi ateşlediler. Lâgarî … evc-i âsumâna urûc eyledi… Fişeng-i kebîrinin barutu kalmayıp da zemine doğru nüzul ederken ellerinde olan kartal kanatlarını açıp Sinan Paşa Kasrı önünde deryaya indi.” Heyhat! Murad Han’ın kızı Kaya Sultan’ın doğum günü şenlikleri imiş ve 1633 yılındaki bu muhteşem roketli fırlatılış ile muhteşem kanatlı iniş sadece bir eğlence, sadece bir oyun imiş. Padişahtan 70 akça ihsan alıp sipahi yazılmış o kadar…

Osmanlı roketlerle oyun oynarken Batı, Aydınlanma devrine giriyordu. 4. Murad, roketle havalanan Lâgarî’ye  1600’lerde 70 akça ve sipahilik ihsan ederken ABD Savaş Bakanlığı, 1890’lardaki ilk insansız model uçaklar için 50 000 dolar destek vermişti. Smithsonian Enstitüsü de 20 000 dolar. Bu ciddi desteklerle kısa zamanda insanlı uçuşlar başlayacaktı. 1903 Aralık’ında Wright Kardeşler ile başlayan insanlığın uçuş macerasının bugün hangi noktalara geldiği hepimizin malumu.

İnsanoğlunun uçma hayalleri elbette bitmiş değil. Şimdi arabaları uçurmaya çalışıyor. ABD’deki  Terrafugia firmasının, kanatlarını açıp kapatabilen arabaları uçmaya başladı bile. Düğmeye basıyorsunuz, kanatlar açılıyor. Uçmak için sadece 50 metrelik yol gerekiyor. 220 km hızla uçuyorsunuz. Park etmek için 4-5 metrelik bir alan yeterli. Şimdiki fiyatları 280 000 dolar civarında. 2015 yılında satışlar başlıyor.

ABD’de daha pek çok firma farklı modeller  üzerinde çalışıyor. Bunlar arasında, açılıp kapanabilen pervaneleriyle helikopter tipi uçaklar da var. Bunlar dikey olarak kalkıp inebilecek. Önümüzdeki  5-10 yıl içinde yatay veya dikey havalanan arabalar, en azından ABD ve bazı gelişmiş ülkelerde kullanımda olacak.

Bütün bunların dışında bana en çok heyecan veren proje ise Yeni Zelanda’da gerçekleştirildi: Jetpack. Bu bir roket. İnsan dik olarak, önden rokete bağlanıyor ve kumanda ellerinde. İki yanda roketler var. Dik olarak havalanıyor ve inebiliyor. 1.70 m yüksekliği, 1.68 m genişliği ve 114 kg ağırlığı var. Maliyeti 150 000 Yeni Zelanda doları. Şimdilik 60-70 km hız yapıyor ve 50 km kadar menzili var. İlk planda arama kurtarma çalışmalarında ve askerî alanda kullanılacak ve elbette kullanım alanı, hızı, menzili gittikçe gelişecek. Şimdiden siparişler alınmış durumda. Aleti görmek isteyen herkes Martin Jetpack yazarak youtube’a girebilir.

Buraya kadar olan biteni yazdım. Bundan sonra neler olacak? Beynimin hayal loblarını, bu loblar içindeki nöron ve aksonları serbest bırakıyor ve yazıyorum.

Jetpacklerin genişlik ve ağırlıkları azalacak; fiyatları ucuzlayacak; hız ve menzilleri artacak. İnsanlar sırtlarındaki bu roketlerle, yüzlerini kapatan kasklarla dikey olarak havalanacaklar; 100-150 km hızla yüzlerce kilometre mesafelere uçacaklar ve dikey olarak inecekler. Anne, baba ve iki genç çocuk. Her biri sırtına jetpackini geçirmiş. Ankara’daki evlerinin bahçesinden ailece havalanıyorlar; iki saat sonra dikey olarak iniyorlar; Bolu civarındaki bir ovada, açık hava restoranında yemeklerini yiyorlar. Canları restoran yemeği istemiyorsa bir dağın yamacına inip yeşilliklere uzanarak yanlarındaki dürümleri atıştırıyorlar. Tekrar havalanıp iki saat sonra İstanbul’da gidecekleri yerin bahçesine veya yakınındaki bir alana iniyorlar. Gelişmiş ülkelerde 10 yıl sonra bu manzaralarla karşılaşabiliriz. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise 20 belki de 30 yıl sonra. Yani bugünün gençleri  yarının jetpack sürücüleri olacak.

Arabayı tercih ediyorsanız kanatlı otomobiliniz kapının önünde sizi bekliyor. Eşinizle veya kızınızla koltuklara oturabilirsiniz. Az sonra otoyola çıktınız. Havalanmak için hızınızı 200 km’ye çıkarmanız ve 50 m kadar caddede gitmeniz yeterli. Üç saat, belki de iki saat sonra İstanbul’dasınız. Geniş bir caddeye indiniz, kanatları kapattınız. Bir küçük araba görünümündesiniz artık. İstediğiniz yere gidip park edin. Bu manzaralar da 10, 20, 30 yıl içinde çoğalacak.

Karada gitmek istemiyorsunuz. Geniş bir bahçeniz varsa orada duran, yoksa, yakındaki bir park yerinde bulunan, belki de apartmanınızın tepesine park etmiş olan küçük bir araba görünümündeki helikopterinize bineceksiniz. Bir düğmeye basıp pervaneleri açacak ve aracı çalıştırıp dikey olarak havalanacaksınız. Üç dört saat içinde İstanbul’dasınız. Bir binanın tepesine veya bir alana inebilirsiniz.

Şehirlerin üstünde hızlı ve yoğun bir hava trafiği. Uçan arabalar, helikopterler ve jetpackler. Yeni trafik nizamnameleri, araçların sinyalleri, havada birbirine el sallamalar…

Muhtemelen 40-50 yıl sonra. Şehir içindeki sokak ve caddelerin, karayollarının işlevi kalmayacak. Raylı sistem ve deniz yolları dışındaki bütün ulaşım havadan sağlanacak. Şehir içinde cadde ve sokaklar yerine yeşillikler, ağaçlar ve çiçeklerle süslenmiş parke taşlı yollar sadece gezinti ve spor için kullanılacak. Şehir içinde yürüyen şerit yollar da yaygınlaşacak. Evler ve binalar arasında sık aralıklı büyük parklar ve bahçeler olacak. Yine sık aralıklarla iniş pistleri bulunacak. Binaların üstleri de iniş ve kalkışlar için kullanılacak. Şehirler arası yollar ve otoyollar ise yeşilliklerle, ağaçlarla örtülüp arazi hâline gelecek. Yol kenarlarındaki benzinci, restoran ve otellerin yerini ovalara, yamaçlara, yaylalara, nehir, göl ve deniz kıyılarına yapılanlar alacak. Bunlardan birine havadan süzülerek ineceksiniz. Ve hepsinin havadan görülebilen ışıklı, hologramlı rengârenk reklamları olacak.

20. yüzyıldan önce yayaların, evcil hayvanların, at ve öküz arabalarının patikaları, dar yolları vardı. 20. yüzyıl cadde ve otoyollar yüzyılı oldu. Bu bildik manzara 21. yüzyılın ilk yarısında da sürebilir. Ama 21. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şehirlerin ve karayollarının manzarası tamamen değişmiş olacak. Gençler! Yeni manzaralara ve yeni hayata şimdiden hazırlanın!

 

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar